BESLENMEDE VE GELISMEDE KALITE

Sayfayı değiştir: < 123 > | Sayfayı gösteriyor 2 of 3, mesajlar 41 to 80 of 111
Yazar Mesaj
reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
SELENYUM - 22.08.2005 16:29:39
 
SELENYUM
1970 ve 80 yıllarında popüler olmaya başladı. Eskiden zararlı bir madde gözü ile bakılmaktaydı. Aslında çok az miktarda insan bedenine gereklidir. Bu da özellikle glutatyon peroksidaz enziminin yapısına girecektir. Antioksidanların kanser ve kalp hastalıklarını önlemekteki yararlarının anlaşılması üzerine bu enzimin de önemli bir antioksidan olması selenyumu öne çıkarmıştır. Toprakları selenyumdan fakir yörelerde diğer selenyumdan zengin yörelere kıyasla meme, akciğer ve kalın barsak kanserlerinin sık görülmesi selenyumun faydalı etkisini göz önüne sermiştir.
Selenyum ve E Vitamini antioksidan etkileri yönünden birbirlerini destekler tarzda davranırlar. Bu etkisine karşın tüm vücutta bulunan Selenyum miktarı 1 mg.dan azdır. Barsaklardan % 60 oranında emilir ve vücutta erkeklerde testiste, her iki cinste dalak, böbrek ve pankreasta bulunur. Yaşlanmaya karşı ve cinsel gücün devamı için olumlu etkileri bu elementi popüler kılmaktadır.
Selenyumun Etkileri
Üzerinde araştırmalar yapıldıkça yeni etkileri anlaşılmaktadır. Bu etkinin temeli antioksidan özelliğine dayanır.

  • Glutatyon peroksidaz enziminin yapısına girer.
  • Besin antioksidan sisteminde hücre zarlarını ve hücrelerin bir arada tutulmasını sağlayan sistemi yağ peroksidasyon etkisinin zararlarından korur.
  • Özellikle kan hücrelerinin kromozomlarının zarar görmesini önler.
  • Hücrelerin dolayısı ile dokuların yaşlanma olarak adlandırılan süreci yavaşlatıcı etkisi vardır.
  • Araştırmalar Selenyum ve E Vitamini ile birlikte aşılarla oluşturulması istenilen antikor yapımını 20 - 30 kat arttırmaktadır.
  • Kalp krizlerini önleme de antioksidan özelliğinin yanında bilinmeyen başka bir etkisi daha olduğu düşünülmektedir.
  • Kanser oluşmasını engelleyici etkisi bulunmaktadır. Bu etkisini nasıl gösterdiği üzerine teoriler vardır fakat bilimsel olarak ispatlanmış değildir.
  • Ağır metaller ve diğer zararlı maddelerden vücudu korur. Sigara, alkol, okside yağlar, civa, kadmiyum gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır.
  • Erkek spermlerin üretimine ve canlılığına olumlu etki yapar.
  • Protein sentezine, büyüme ve gelişmeye yararlıdır.

Selenyum Eksikliği
20 yıl önce insan vücuduna yaralı bir etkisi olduğu bilinmiyordu. Bu nedenle eksikliği diye bir şeyin de üzerinde durulmuyordu. Son yıllarda gelişen inceleme yöntemleri ile eksikliğinden söz edilebilir olmuştur. Eksikliği ile toprağın selenyum açısından zenginliğinin yakın ilişkisi vardır. Fakat yine de kesin olarak selenyum eksikliğine bağlı hastalık olarak nitelendirilebilecek bir durum yoktur. Bazı sorunların selenyum eksikliği ile ilişkisi olduğunun üzerinde durulmaktadır.

  • Bazı kanser türleri ile kalp damar hastalıklarının selenyum eksikliği ile yakın ilişkilisi vardır.
  • Katarakt nedeniyle ameliyat edilenlerde alınan merceğin normal merceğe oranla 6 kat daha az selenyum içerdiği ispatlanmıştır. Bunun kataraktın nedeni mi yoksa sonucu mu olduğu kesin değildir.
  • Doku esnekliği ve yaşlanma belirtileri selenyum eksikliğinde daha hızlı olmaktadır.
  • Metaller selenyum eksikliğinde daha zararlı olmaktadırlar.
  • Selenyumdan fakir topraklarda yaşayan ailelerin çocukları diğer çocuklara oranla daha yavaş büyümektedirler.

Selenyum Fazlalığı
Doğada inorganik ve organik olarak iki çeşittir. Daha yaygın bulunan inorganik formu genellikle sodyum selenit şeklindedir ve oldukça zararlı etki yapabilir. Diğer organik formu selenometiyonin şeklindedir ve daha az zararlıdır. Vücutta sürekli alım sonucu zararlı olabilmektedirler. Hangi miktarlarda ne gibi kötü etkilerin ortaya çıkacağı kesin değildir. Selenyum insan vücudunda diğer elementlerle de ilişkiye girmesi nedeniyle fazlalığı bunlara da bağlı olarak farklı belirtiler yapabilir.

  • Görme, adale ve kalp ile ilgili sorunlar ortaya çıkar. Bu selenyumdan zengin topraklarda yaşayan hayvan ve insanlarda görülmüştür.
  • Diş çürümesine yol açar. Bunu flor ile etkileşmesine bağlamak mümkündür.
  • Ağızda kötü bir tat ve sarımsak kokusuna benzer bir koku oluşur.
  • Deri, saç ve tırnak değişiklikleri ortaya çıkar.
  • Fazla alım sürdüğü takdirde ateş, iştahsızlık, sindirim sistemi arazları, karaciğer, dalak hasarı, ölüme kadar giden değişik sorunlar olabilir.

Selenyum Gereksinimi
Önerilen günlük alım 50 - 200 mikro gram olmasıdır. Çocuklar için 30 - 150 mikrogram yeterlidir. Erkeler kadınlardan biraz daha fazla gereksinim gösterebilirler.

Selenyum etkisini E Vitamini ile birlikte daha iyi göstermektedir. C Vitamini ise inorganik selenyumu etkisiz kılabilmekte iken organik olanına etki etmez.
Selenyumun Doğal Kaynakları
Toprakta bulunması nedeniyle yetişen bitkilerde ve bununla beslenen hayvanlarda vardır. İçme sularında da bulunur. Gıdaların selenyum içerikleri hakkında yeterli araştırmalar yapılmamıştır. Anne sütü inek sütünden çok daha fazla selenyum içerir. Selenyum şampuan ve cilt toniklerinde de kullanılır. Bunların içindeki selenyumun deriden de emilmesi mümkündür. Bira mayası, tahıllar, karaciğer, tereyağı, balık, kırmızı et, sebzeler, selenyumdan zengin topraklardan elde edilmişlerse yeterlidirler.

Selenyum Kullanımı
Popüler olması nedeniyle ilaç şeklinde kullanım oldukça yaygındır.

  • En yaygın kullanım nedeni kanser, kalp hastalıklardan korunmak içindir.
  • İmmun sistemi güçlendirmek, yaşlanma etkilerini yavaşlatmak, deri sağlığını arttırmak amacıyla kullanılır.
  • Keshan Hastalığı olarak tanımlanan bir kalp damar hastalığı üzerinde oldukça etkili olmaktadır. Bu hastalık belki de selenyum eksikliği ile ilgisi kanıtlanabilecek şimdilik tek hastalıktır.
  • Erkeklerde cinsel güce ve çocuk sahibi olabilme yeteneğine etkisi nedeniyle kullanılmaktadır.
  • Artrit denilen eklem iltihabına iyi geldiği üzerine araştırmalar vardır. Norveç ve Danimarka da bu amaçla kullanılmaktadır.
  • Hipotoridizm denilen Tiroid bezinin az salgı yaptığı durumda önerilir. T3 oluşumuna etkisi vardır. 

Dr.Ruhi_ÇAKIR ( [email=dr.ruhi.cakir@bebekkokusu.com]dr.ruhi.cakir@bebekkokusu.com[/email])

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Bebeğiniz 8-12 aylık - 22.08.2005 16:31:19
Bebeğiniz 8-12 aylık
Bebeğiniz, her yönüyle büyüyor, ve siz bunu nerdeyse gün gün farkediyorsunuz! Artık kendi kendine hareket ediyor, emekliyor, ayağa kalkıyor, belki de yürüyor!
Bir yandan hareketlilikteki artış, diğer yandan katı gıdaların günlük beslenme içindeki ağırlığının giderek artması, bu dönemin belirgin özelliğidir. Bir başka deyişle, büyümeyi, özellikle de kiloyu etkileyen değişkenlerin sayısı giderek artmakta.
Bebeğim ne kadar büyümeli?




8 aylık bebekler, ortalama, 7-9 kg arasındadır. Türk çocukları için belirlenmiş gerçek değerler, aşağıdaki tabloda görülebilir.* İlk doğum günü pastası kesilirken, o artık doğum tartısının yaklaşık 3 katına , boyu ise, 75 cm civarına ulaşmış olacak.
Büyüme açısından biz çocuk doktorları, tartı ve boy dışında bir de baş çevresi gelişimine dikkat ederiz. Aylık kontrollerde , 18 aya kadar mutlaka baş çevresini de ölçeriz. 6. aydan itibaren baş çevresi büyümesi yavaşlar. 8. ayda baş çevresi ortalama 44.5 cm, 12. ayda ise 46.5 cm civarındadır.

Bir önemli hatırlatma, lütfen bebeğinizin büyüme paternini başka bebeklerle karşılaştırmayın! Her bebek apayrı bir bireydir ve herşeyiyle kendine özgüdür. Onu sadece kendi beklenen gelişim çizgisinde değerlendirin ve az da olsa düzenli büyüme görülüyorsa, telaşlanmayın.
Endişe etmeli miyim?
Bizim gözlemlerimize göre, anne babaların büyüme konusundaki endişelerinin temelinde, bebeklerinin yeme alışkanlığı yatıyor.Sizin de bebeğinizin yeteri kadar yemediği kuşkusuna kapıldığınız oldu mu? Sanırız olmuştur.
Bir çok bebek, nerdeyse, sadece açlığını bastıracak kadar yer! Oysa, çoğu zaman, bu miktar, onların kendilerine gereken enerjiyi sağlamaya yeter.
Bebeğinizin büyümesi konusunda başlangıç noktanız, doğumdan itibaren düzenli olarak alınan boy, tartı ve başçevresi ölçümlerinin işlendiği grafikler olmalıdır. Bu grafikler düzenli büyüme gösterdiği sürece her şey yolunda demektir. Oysa annelerin çoğu bebeklerinin iştahlarındaki günlük oynamalara gereğinden fazla önem vermekte, yersiz kaygılara kapılmaktalar.
Bebeğinizin tartı alımında ani bir duraklama görülürse, şu soruların cevabını araştırmakta yarar var:

Bebeğiniz bugünlerde hastalandı mı? Bir kaç gün süren kusma , ishal ve yememe, bebeklerde tartı kaybına yol açar. Bu kayıp, vücut ağırlığının %5’ini bulabilir. İyileşmeden sonra, kısa sürede kaybedilen tartı geri alınacaktır.
Bugünlerde emeklemeye yada yürümeye mi başladık? Hareketlilikte artma, günlük harcanan kalorinin ve enarjinin artması anlamına gelir, bu da olağan tartı alımını duraklamasıyla birlikte gider.
Çekmeceleri karıştırıp saklambaç oynamak, bebeğinize yemek yemekten daha mı ilginç geliyor? Etrafta onun keşfedeceği o kadar çok şey var ki…Dış dünyaya her bebeğin tepkisi farklıdır ve her bebeğin düzenli olarak mama sandalyesine oturup sebze püresi yemekten aynı zevki alması beklenmemelidir.
Ona uygun gıdalar veriyor musunuz? Bu dönemde bebeklerde tad duyusu gelişmeye başlar. Artık onun yemeklerine daha fazla özen göstermek, çeşitliliği artırmak gerekir. “Bebek mamaları” artık onun pek ilgisini çekmiyorsa yiyebileceği “erişkin yemeklerine” geçmeyi denemenin zamanı geldi demektir. Bu değişiklik, iştahında belirgin artma sağlayabilir.
Bu soruların hiçbiri bebeğinizin tartı alımındaki duraklamayı açıklamıyorsa, doktorunuzu arayın. Şunu da unutmayın, bu dönem bazı bebekler için bir tür “ayarlama” dönemidir. Genetik yapısı gereği ortalama değerlerde olacak bir şişman bebek, bu dönemde yavaş yavaş olması gereken kiloya iner.
Madalyonun diğer yüzündeyese, tombul bebekler var. Çevremizde nerdeyse herkes kilo verme uğraşı içindeyken, bebeklerin kilo almaları için olmadık yollara başvurmalarını anlamak gerçekten güç. Modern tıp, obezitenin –aşırı şişmanlığın- temellerinin bebeklikte atıldığını söylüyor. Bizde, bebeklerin şişman olmasının da en az zayıflık kadar ciddi bir tıbbi sorun olduğunun anlaşılması için herhalde bir süre daha geçmesi gerekiyor. Biz yine de olması gerekeni söyleyelim; bebeğinizin aldığı kaloriyi değersiz gıdalardan değil de sağlıklı kaynaklardan almasına özen gösterin. Daha çok hareket etsin, daha çok kalori harcasın bebeğiniz. Her susadığında yüksek kalorili içecekler, meyva suları içmesin. Hala kilosu fazlaysa, doktoruyla ayrıntılı olarak konuşun bu konuyu.
Son olarak
Koskoca bir yıl geçti! Hastaneden eve getirdiğiniz 3 kiloluk yenidoğan yok artık ! Ortada koşuşturan, sağı solu kurcalayan afacan aldı onun yerini.Bu bir yıl bir daha hiç yaşanmayacak. Bir daha bu kadar hızlı bir büyüme gelişme olmayacak. Bundan sonraki yıllarda herşey yavaş yavaş olacak…




8-12 aylar arası Türk erkek çocukları tartı –boy çizelgesi





 


En az


En fazla



8 aylık bebek


6300g 63cm


10900g 77cm



9 aylık bebek


6700g 64.5cm


11300 g 78.5 cm



10 aylık bebek


6950g 66cm


11900 g 80cm



11 aylık bebek


7200g 67.5cm


12200g 81.5cm



12 aylık bebek


7450 g 68.5cm


12500 g 82.5 cm
 





8-12 aylar arası Türk kız çocukları tartı –boy çizelgesi
 





 


En az


En fazla



8 aylık bebek


6150g 61.5cm


10350g 75cm



9 aylık bebek


6500g 62.5cm


10800g 77cm



10 aylık bebek


6750g 63.5cm


11200g 78.5cm



11 aylık bebek


7000g 65cm


11700g 79.5cm



12 aylık bebek


7200g 66cm


12000g 81cm


reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
DOYMAMIS YAGLARI TERCIH EDIN... - 22.08.2005 16:32:01
DOYMAMIS YAGLARI TERCIH EDIN... (HEM KENDINIZDE HEMDE BEBEKLERINIZDE)
Yağ genellikle sofralarımızdan eksik olmaz. Oysa özellikle de doymamış olanlar sağlımız için son derece tehlikelidir. Makro besinler olarak tanımlanan ve vücudun gereksinimi olan kaloriyi sağlayan üç temel besin maddesi protein, karbonhidrat ve yağdır. Bugünkü yazımızda yağların, daha sonraki haftalarda da protein ve karbonhidratların sağlıklı beslenmedeki yerini; nasıl, ne türde ve ne miktarlarda alınmasının yararlı ya da zararlı olacağını işleyeceğiz. Besinlerdeki ve bedendeki farklı kimyasal yapıda birkaç madde, yağ başlığı altında toplanır.

1- Trigliseritler

2- Fosfolipidler

3- Kolesterol

Trigliseriitler ve fosfolipidler yağ asitlerinden oluşur. Kolesterol yağ asidi içermez ama sterol çekirdeği yağ asitlerinin yıkım ürünlerinden sentezlenir. Bu nedenle birçok fiziksel ya da kimyasal niteliği yağlarla ortaktır. Trigliseritler tıpkı karbonhidratlar gibi vücutta metabolik işlemler için enerji sağlamak üzere kullanılırlar. Kolesterol ve fosfolipidler belli yapısal amaçlarla (hücrelerin zarlarına yapısal bir bileşen olarak katılırlar) ve hücre içi başka işlevlerde kullanılmak üzere tüm vücuda dağılırlar. Kolesterolün az bir miktarı böbreküstü bezinde kortizon, yumurtalıklarda östrojen ve progesteron, testislerde testosteron yapımında kullanılır. Çeşitli vücut işlevlerinde görevli olan yağlar ancak doğru türde ve miktarda alınırsa yararlıdır.

Fazla doymuş yağ tüketimi kalp-damar hastalığı, diyabet, kanser başta olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlar. Yağlar vücudumuzda ve besinlerimizde doymuş ve doymamış yağlar olarak bulunur. Oda sıcaklığında katı olan tereyağı, kuyruk yağı, iç yağları hayvansal yağlardır ve doymuş yağ türüdür. Margarinlerin hammaddesi ayçiçeği, soya gibi doymamış bitkisel yağlar olduğu halde yapaysal olarak hidrojenle doyurulmuş ve katı, doymuş yağ haline getirilmiştir. Bu sırada sıvıyağların yapısında doğal olarak bulunan yağ asitlerinin bir kısmı "trans yağ asidi" denilen başka bir forma dönüşür. Margarinin sert ya da yumuşak olmasına göre trans yağ içeriği çok ya da daha azdır. Yumuşak margarinlerin trans yağ içeriği daha düşüktür. Zeytinyağı, ayçiçeği, mısırözü yağları gibi bitkisel yağlar ve balıkyağı, doymamış yağlardır ve oda sıcaklığında sıvıdırlar. Bitkisel yağlar hindistan cevizi ve palmiye (hurma) yağı dışında doymamış yağlardır.

Doymamış yağların içerdiği yağ asitlerinde hidrojenle dolu olmayan çift bağlar vardır. Zeytinyağının, yer fıstığının yağ asitleri tek çift bağ içerdiğinden tekli doymamış yağdır. Ayçiçeği, mısırözü, soya ve balık yağındaki yağ asitleri birden çok çift bağ içerdiklerinden çoklu doymamış yağdır. Besinlerle aldığımız yağlar olduğu gibi, değişikliğe uğramadan yağ hücrelerine taşınır. Ayrıca vücuda gerekenden fazla karbonhidrat girdiğinde fazla miktar hemen karaciğerde trigliserite (yağa) dönüştürülür ve bu biçimiyle yağ dokusunda depolanır. Karbonhidratlardan yağ yapımı çok önemlidir. Çünkü vücuttaki hücrelerin çoğunda fazla miktarda glikojen depolayabilecek yer yoktur. Bir kimse karbonhidrat olarak depolayabileceği miktardan 200 kat fazla yağ depolayabilir.

Ayrıca her gram yağ her gram glikojene oranla iki katından fazla enerji içerdiğinden, birey yağ depoladığında daha fazla enerji yedeği kazanır. Proteinlerden de trigliserit (yağ) sentezi olur. Enerji için gerekli olan miktardan fazla protein tüketildiğinde; enerji fazlasının büyük bir bölümü yağ olarak depolanır. Demek ki besinlerimizle aldığımız üç temel kalori maddesi (karbonhidrat, protein ve yağ) fazla tüketildiklerinde yağ olarak yağ hücrelerinde depolanmaktadır. Zaten yağ dokusunun temel görevi trigliseritleri gerek duyuluncaya kadar depolamaktır. Yağ asitlerinin yakılması ve oksidasyonu hücrelerin çekirdeklerindeki mitokondrilere (enerji santralleri) taşınarak gerçekleşir. Hücrelerdeki kimyasal reaksiyonlarda yakıt olarak kullanılacak enerji kaynağına gereksinim vardır. Karbonhidratlardan elde edilen glikoz, yağlardan elde edilen yağ asitleri ve proteinden elde edilen aminoasitlerin mitokondride oksijenle reaksiyona girmesi sonucunda hücreler için yakıt olan ATP (Adenozin Trifosfat) oluşur.

Doğru yağ seçimi

Çoğu insan hayvansal yağların ve işlenmiş yiyeceklerde kullanılan trans yağların yerine zeytinyağı yemekle ideal diyet uyguladıklarını sanırlar. Gerçi zeytinyağı ya da diğer bitkisel sıvıyağlar gibi doymamış yağları tüketmek, hayvansal katı yağları (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı vb.) ve trans yağları (margarinler) tüketmeye göre daha az zararlıdır. Ancak zeytinyağı bile olsa; yağ gibi kalorisi çok, şişmanlatıcı vitamin, mineral fitokimyasallar ve liften yoksun bir yiyecekle tam sağlıklı bir diyet bağdaşmaz. Çünkü zeytinyağı kalorisi tereyağından da çok olan, en şişmanlatıcı besin maddelerinden biridir. Kilo almak kolesterolü artırır. Ayrıca zeytinyağının yüzde 14 ü doymuş yağdır.

Çok zeytinyağı tüketilirse damar sertliğine yol açan zararlı doymuş yağlar da fazlaca alınır. Yağ kaynağı olarak doğal kuruyemiş, çekirdek ve zeytin gibi işlenmemiş yiyecekler tüketilirse, içerdikleri fitosterol ve diğer doğal maddelerle kolesterolü düşürürler. Akdeniz diyetinin iyiliği bol zeytinyağı kullanımına değil, çok fazla sebze ve meyve tüketimine bağlıdır. Eğer inceyseniz ve çok egzersiz yapıyorsanız günde 1 yemek kaşığı zeytinyağı kullanabilirsiniz. Ancak kilolu iseniz en iyisi hiç yağ kullanmamaktır. Gerçi sebzeler pişirildiğinde, ya da yağ ile birlikte yendiğinde bazı besin maddeleri daha iyi emilir; ancak ısıya duyarlı çoğu yok olur. Örneğin pişmiş yemeklerde vitaminlerin yüzde 80 i, minerallerin yüzde 40 ı kaybolur. Yağ asitlerinin bazıları vücutta üretilmediği için mutlaka besinlerle alınması gerekir. Bunlara temel (esansiyel) yağ asitleri denir.

Bu yağ asitleri besinlerle alınması zorunlu doymamış yağlardır. En önemli iki temel yağ asidi Omega 3 (alfa-linolenik asit) ve Omega 6 (linoleik asit) yağ asitleridir. Günümüzdeki olağan beslenme ile aşırı Omega 6 yağı ve çok az Omega 3 yağı alınır. Omega 3 yağlarının nispeten düşük olması kalp-damar hastalığı, bağışıklık sistemi bozukluğu, cilt hastalıkları ve daha birçok hastalığa yol açmaktadır. Omega 3 yağı keten tohumu, ceviz, soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzelerde vardır. Balıkta da Omega 3 yağ asitleri bulunur. Ancak balıkta cıva bulunmakta, çok tüketilmesi vücutta yüksek cıva birikmesine neden olarak kalp hastalığı ve diğer bazı hastalıkların riskini artırmaktadır. Balık diğer hayvan ürünlerine tercih edilmeli ancak haftada 2 kereden fazla yenmemelidir. Hatta kalp-damar hastalığı riski olanlar hayvansal besinleri en iyisi tümüyle kesmeli, Omega 3 yağ asitlerini bitkisel kaynaklardan sağlamalıdır.


reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
ANTİDEPRESAN YERİNE OMEGA 3 - 22.08.2005 16:33:01
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sevim Köse, balık ve diğer su ürünlerinin içerdiği protein, yağ ve vitaminlerin niteliği bakımından insan beslenmesinde önemli bir besin kaynağı olduğunu ifade etti. Balıkların kalp damar hastalıklarında yararlı etkileri olduğunun hemen hemen herkes tarafından bilindiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Köse, “Artık ‘balık ye, kalbini koru’ şeklindeki sloganlar ya da tavsiyeler hem uzmanlar, hem halk arasında hem de balık tanıtım reklamlarında sıkça gündeme gelmektedir” dedi.
       
İÇERDİĞİ YAĞDAN KAYNAKLANIYOR
       Balıktaki hangi madde ya da maddelerin sağlık için yararlı etkiyi yaptığı ve her balık aynı ölçüde mi yararlıdır sorularının cevabı herkes tarafından bilinmediğini vurgulayan Yrd. Doç. Köse, şöyle devam etti: “Balıkların insan sağlığı açısından önemi, özellikle içerdikleri yağdan kaynaklanmaktadır. Balık yağındaki omega 3 yağ asitleri insan sağlığı açısından yararlı etkiyi yapan maddelerdir. Bu etki omega 3 grubu yağ asitlerinden EPA (eikosapentaeonik asit) ve DHA (dokosaheksaenoik asit) adlı iki önemli yağ asidi çeşidinden kaynaklanmaktadır. Çeşitli yayın ya da kaynaklarda omega 3 içeren pek çok gıda türü verilmektedir. Ancak EPA ve DHA genelde balık yağlarında bulunmaktadır.”
       Yağlı balıklarda fazla bulunuyor
       Her balık ya da su ürününün yeterince omega 3 yağ asidi içermeyebileceğini belirten Yrd. Doç. Dr. Köse, bu asidin, yağlı balıklarda fazla bulunduğunu, bu balıklara, somon, uskumru, ton balığı, alabalık, hamsi, tirsi ve morina balığı gibi balıkların örnek verilebileceğini kaydetti.
       
BALIK YAĞI TABLETLERİYLE DE ALINABİLİR
       Yrd. Doç. Dr. Köse, DHA ve EPA asitlerinin, yağlı balıklardan direk olarak alınabileceği gibi, eczanelerde satılan balık yağı tabletleriyle alınabileceğini vurgulayarak, şöyle konuştu: “Eğer diyetimizde sağlık açısından sıkça balık tüketiyorsak bunun yanında E vitamini içeren gıdalar ya da E vitamini tabletleri almamız gereklidir. Balık yağı tabletleri, E vitamini eklenmiş olarak satılmaktadır. Bunu nedeni, balık yağındaki yüksek oranda çoklu doymamış yağ asitleri olan omega 3 ve diğerleri yaşlanmayı hızlandırıcı etkisi olduğu ve bunun da E vitamini takviyesiyle engellendiğidir. Yani bol balık yiyelim ancak bunu E vitamini ile yiyelim. İçeriğinde bulunan Omega 3 yağ asidi, iyi kolesterolü yükseltir ve yüksek tansiyonu düşürür, kalp damar hastalıkları riskini azaltır. Aynı zamanda kanser riskini azaltır, yaşa bağlı hastalıkları önler, büyüme ve gelişmeyi olumlu etkiler.”
       
ANTİDEPRESAN YERİNE OMEGA 3
       Omega 3 yağ asitleri yiyenlerde depresyonun azaldığı ve dolayısıyla intihar risklerinin azalttığının ortaya koyulduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Köse, “Antidepresanlar yerine belli miktarlarda omega 3 yağı alımının antidepresan ilaçlardan daha yararlı olacağı düşünülmektedir. Omega 3 yağı beyindeki uyarıcıların doğru çalışmasını sağladığından dolayı faydalı olmaktadır. Son yıllarda özellikle hamile kadınlarda depresyonu engelleyici olarak önerilmiştir” diye konuştu.

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Sağlam kemiklerle sağlıklı yarınlara - 22.08.2005 16:34:03
Sağlam kemiklerle sağlıklı yarınlara

Son yıllarda kemik hastalıklarında artış gözleniyor. Üstelik uzmanlar kadınların korkulu rüyası osteoporoz'un gelecekte en yaygın hastalık olacağını ve her yaştan insanı tehdit edeceğini vurguluyor. Kemik sağlığınız için henüz geç kalmış sayılmazsınız. Çare, kalsiyum içeren besinlerde...






İskeletimizi oluşturan kemiklerimizin bizi yaşam boyu taşıyabilmesi için bazı sağlık kurallarına dikkat etmemiz gerekiyor. Yeterli kalsiyum, fosfor ve D vitamini almak, hergün 1 saat yürümek, sigara ve alkolden uzak durmak gibi...

Bu konuda özellikle anneler çok hassas davranmalı. Çocuklarının küçük yaştan itibaren süt ve süt ürünlerini içeren bir beslenme alışkanlığı edinmelerini sağlamalı. Kemikleri geliştiren sporlara yönelmelerini teşvik etmeli. Çünkü kemik sağlığının temeli çocukluk çağında atılıyor. Latincede delikli ya da süngerimsi kemik anlamına gelen Osteoporoz, ciddi bir kemik hastalığı. Hangi yaşta olursanız olun, gene de geç kalmış sayılmazsınız. Unutmayın sağlam kemikler, sağlıklı yarınlar demektir.Aslına bakarsanız sağlık söz konusu olunca aklımıza hep kalp, beyin ve diğer organlarımız geliyor. Kemiklerimizi düşünmüyoruz bile. Onlarla ancak ağrı, kırık ya da çıkık gibi sorunlarla karşı karşıya kaldığımız zaman ilgileniyoruz. Oysa sağlıklı yarınlar için kemiklere özen göstermek gerekiyor. İşte bu nedenle güçlü kemik yapısının temeli çocukluk çağında atılmalı.

Kemik, sert bir protein olan kolajenin üzerine kalsiyum, fosfor ve diğer minerallerin birikmesi ve yerleşmesi sonucunda oluşuyor. Ergenlik döneminin sonuna kadar uzayan kemiklerimiz 20'li yaşlarda daha ağırlaşıp yoğunlaşıyor. 30'lu yaşlarda ise kemiklerde biriken kalsiyum azalmaya başlıyor. Bu azalma ilerleyen yaşlarda daha da artıyor. İskeletimiz tıpkı 30 yıl boyunca para yatırabileceğimiz bir banka hesabı gibi. 30 yıl sürekli para biriktiriyorsunuz ve 30. yılın sonunda hesaptan para çekmeye başlıyorsunuz. Bundan sonra yapabileceğimiz tek şey, bu hesaptan para çekmeyi geciktirmeye ve azaltmaya çalışmak... Kemikler tıpkı banka hesabınız gibi ilerleyen yıllarla birlikte yavaş yavaş eriyor.

Yapılan araştırmalara göre son yıllarda diş hastalıkları, raşitizm ve osteoporoz gibi kemik hastalıkları artış gösteriyor. 55 yaş üstü her üç kadından biri osteoporoza yakalanma riskini taşıyor. Bir menopoz çağı hastalığı olarak bilinen osteoporoz, artık sadece kadınları değil erkekleri ve çocukları da tehdit ediyor. Uzmanların 'geleceğin en yaygın hastalığı' olarak vurguladıkları osteoporozu ve ondan uzak kalmanın ipuçlarını araştırdık. İşte sonuçlar...


Kemik sağlığı için

Dengeli beslenin

Organizmaya doğru miktarda kalsiyum sağlayan bir beslenme programı uygulamalısınız. Yetişkin bir kadın için günlük doz, 1000 mg. Hamile ya da menopoz çağındaki kadınların ise günde 1500 mg kalsiyuma gereksinimi var.

En çok kalsiyum içeren gıdalara öncelik verin

Kalsiyum, pek çok besin ve içecekte en çok da süt ve süt ürünlerinde bulunur. Bir litre süt 1200 mg kalsiyum içerir.

Beslenme alışkanlığınızı irdeleyin

Her gün 1000 mg kalsiyumu besinlerden alıyor musunuz? Alsanız bile sigara, aşırı tuz ve kahve sayesinde ne kadar kalsiyum kaybediyorsunuz? Tüm bunları göz önünde bulunduran bir diyet uygulamanız, ilerki yaşları sağlıklı geçirmenizi sağayacaktır.

Kilo alma mazeretine sığınmayın

Süt ve süt ürünlerinde yağ olması özellikle diyet yapanları ürkütüyor. Ne peynir yiyor, ne de süt içiyorlar. Kilo almak istemiyorsanız light süt ve süt ürünlerini tercih edin. Her gün 1 bardak light süt için. Bu şekilde sütün yağı yerine içeriğindeki kalsiyumu alarak yağın damarları tıkamasına engel olabilirsiniz.

Kalsiyumlu diğer besinleri de tüketin

Süt, peynir ve yoğurt lezzetini sevmiyorsanız kalsiyum içeren diğer besinleri yiyin: Hamsi ve sardalya balıkları, mercimek ve nohut gibi kuru baklagiller, yeşil sebzeler, brokoli, tere, incir, turunçgiller, fındık ve badem gibi... 6 incirde 162 mg, 100 gr mercimekte 157 mg, 100 gr brokolide ise 97 mg kalsiyum bulunuyor. Ancak şunu aklınızdan çıkarmayın ki yeşil sebzelerdeki kalsiyum, bağırsaklar tarafından tamamen emilemiyor. Eğer süt ürünlerini sevmiyorsanız, yemeklerinizin üzerine rendelenmiş peynir ilave edebilirsiniz. Bu hem yemeğin lezzetini artırır, hem de önemli miktarda kalsiyum almanızı sağlar.

* İçtiğiniz suyu araştırın, en çok kalsiyum içeren suyu seçin. Kilo sorununuz varsa, yeterli miktarda kalsiyum içeren maden suyunu tercih edin. Bunun için maden suyunun etiketini kontrol edin. 1 litre maden suyu 300 miligramın üzerinde kalsiyum içeriyorsa doğru yoldasınız demektir.

* Beyaz ekmeği tercih edin. Çünkü kepek ekmeği lif içerdiğinden kalsiyum alımını engeller. Hele bol lif içeren meyve tüketiminde aşırıya kaçmışsanız kepek ekmeğini sofranızdan uzak tutun.

* Menopoz çağında iseniz, yemeklerden bir saat önce ya da sonra birer fincan çay için. Günde ortalama üç fincan çay, osteoporoz riskini ortadan kaldırıyor, çünkü çay yaprağında kemik sağlığı için çok önemli bir etken olan östrojen hormonu bulunuyor. Ancak çayı, yemek ve kahvaltı ile birlikte içmemeye özen gösterin. En az 1 saat önce ya da sonra içmek gerekiyor. Aksi takdirde çay, vücudun demir emilimini engelliyor.

* Kemik sağlığı için yürümek, koşmak, atlamak, tenis ve dans çok yararlı sporlar. Özellikle hergün 1 saat yürüyüş kemiklerin yenilenmesini sağlayıp kan dolaşımını düzenleyerek besin ögelerinin kemiklere yeterince gitmesini sağlıyor.


Kemikler hakkında bilmeniz gereken herşey...

Yaş
Kemik kütlesi kaybı 30'lu yaşlarda başlayıp ileriki yaşlarda kırılma ya da çatlama riskini artırıyor.


Hormonlar
Östrojen hormonu kemik yapımında son derece önemli bir etken. Ancak menopoz döneminde ya da herhangi bir nedenden dolayı azaldığı zaman osteoporoza davetiye çıkarıyor.


Irsiyet önemli
Ailenizde osteoporoz varsa sizin için risk yüksek demektir.


Çatlak veya kırılmalara dikkat
Hayatınızın herhangi bir döneminde çatlak veya kırılma gibi sorunlarla karşılaşmış olabilirsiniz. Bu konuyu irdelemenizde yarar var. Olay basit bir çarpma ya da düşme sonucunda mı gerçekleşti? Yoksa ağır bir kaza mı? Basit bir çarpma ya da düşme sözkonusu ise yaşınız kaç olursa olsun hemen bol kalsiyumlu bir beslenme programı uygulamanızda ve bunu yaşamınız boyunca belirli aralıklarla yinelemenizde yarar var.

İlaçlara dikkat
Bazı ilaçlar kalsiyum alımını engelleyip östrojen hormonunun azalmasına dolayısıyla kemik erimesine yol açıyor. Örneğin uzun kortizon tedavisi gibi...


Sigara, kahve ve alkol
Sigara seks hormonlarının kalitesini ve düzeyini düşürür, östrojen hormonu azaltır. Aşırı alkol ya da kahve alımı besinlerden aldığımız kalsiyumun vücut tarafından kullanımını engeller.


Sıkı diyetler
Dengesiz ve kalsiyum içermeyen diyet programları kemik hastalıklarına davetiye çıkarır.


Adet düzensizlikleri
Düzenli adet, östrojen hormonunun vücut tarafından doğru miktarda üretildiğinin işaretidir. Adet düzensizliklerinde östrojen yetersiz kalıyor ve osteoporoz riskini artırıyor.


Yaşam stili
Kapalı ortamlarda hareketsiz bir yaşam sürdüren kişilerin osteoporoza yakalanma riskleri yüksek. 15-30 günlük yatak istirahatı bile osteoporoz riskini artırıyor.


Kemiklerin düşmanlarını tanıyalım...

Protein
Kırmızı etten alınan protein, kemiklerin yapıtaşı olan kollajenin yapımı için son derece önemli. Ancak dikkat, protein fazlası, besinlerden alınan kalsiyumun böbreklerden atılımını hızlandırıp miktarının azalmasını sağlıyor.


Sigara
Sigara, östrojen hormonunu uyararak kemiklerin koruyucu etkisini azaltıyor. Günde 20 sigaradan fazlası iskelet için gerçek bir düşman.


Kahve
Aşırı kahve tüketimi kemiklerdeki kalsiyum miktarını azaltıyor. Bu konuda yeterince tıbbı kanıt olmasa da günde 2-3 fincanı geçmemek gerekiyor.


Tuz
Aşırı tuz tüketimi, kalsiyumun böbreklerden atılımını kolaylaştırıyor. Tuz gibi aşırı miktarda sodyum içeren besinlerden uzak durun.


Alkol
Aşırı alkol alımı, bir çok hastalıkta olduğu gibi, osteoporoz için de yüksek bir risk faktörü olabilir.


<mesaj tarafından düzenlendi reıs on 22.08.2005 16:35:10>

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Bebekler ve Çocuklar Nasil Beslenmelidir? - 22.08.2005 16:35:57



Bebekler ve Çocuklar Nasil Beslenmelidir?

Bir çocugun saglikli oldugunun en iyi göstergesi onun büyümesinin normal olmasidir. Normal büyüme için çocugun protein, yag, karbonhidratlar, vitaminler ve elementleri yeterli ve dengeli almasi gereklidir. Beslenme ve saglik arasinda karsilikli bir etkilesim vardir.



Beslenmesi yetersiz olan çocuklarin daha çok hastalandigi, her hastalik ataginin çocugun beslenmesini daha fazla bozdugu bilinmektedir. Çocuklarin gerek beden gerekse zihinsel gelisimlerinin yeterli olmasi yasamlarinin ilk günlerinden itibaren uygun beslenmeleriyle mümkün olmaktadir.
 

0-6 AYLIK SÜT ÇOCUGUNUN BESLENMESI
Bebeklerinizi ilk alti ay sadece anne sütü ile besleyiniz, çünkü anne sütü elde edilmesi en kolay, en ucuz, en güvenilir ve saglikli olan besindir. Içerigi sabit olmayip o annenin çocugunun yasina, fizyolojik durumuna uygun bir degisiklik gösterir. Besin maddelerini gereken miktar ve kalitede içeren süt, çocugu enfeksiyondan koruyan tek dogal bebek besleyicisidir. Her kosulda verilebilir. Hazirlama problemi yoktur. Uygun sekilde hazirlanmayan mamalar savunma sistemi yeterince gelismemeis bebeklerde enfeksiyon riskini arttirmaktadir. Anne sütü ile beslenme seker hastaligi, dis çürükleri, orta kulak iltihabi, allerjik hastaliklar ve ishalin önlenmesinde önemli bir faktördür. Anne sütüyle beslenen çocuklarin büyüme ve zihinsel gelisimleri, konusma ve matematiksel becerilerinin biberonla beslenen bebeklere oranla daha iyi oldugu bilinmektedir. Anne sütü sadece ideal bir besleyici degil süt çocugunu en ekonomik olarak besleme yoludur. Anne sütü yerine kullanilan mamalar anne sütünün yerini tutamadigi gibi aile ve ülkeye ekonomik yük getirmektedir.
Sevgili anneler, bebeginize dogumdan itibaren en az alti ay anne sütü veriniz. Böylece çocugunuzun saglikli ve dengeli gelisimini saglams olursunuz.



4-9 AYLIK BEBEGIN BESLENMESI

Ek gidalara altinci aydan sonra baslayiniz. Altinci aydan itibaren verdiginiz ek gidalarin anne sütünün tamamlayicisi oldugunu unutmayiniz. EK GIDALAR: Çocugu degisik tadlara alistiran, ileri yaslar için kolay yeme aliskanligi kazandiran, besleyici degeri yüksek, allerji yapma niteligi az olan besinlerdir. Besinler hazirlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller mutlaka yikanmalidir. Besinleri hazirlarken kullanilan su ve gereçler temiz olmalidir. Ek gidalar kasikla veya bardakla verilmelidir.

 

Yeni deneyeceginiz besini çocuk açken, alisik oldugu yiyeceklerden önce veriniz. Ilk kez verilecek besinler haftada bir çesit olacak sekilde verilmelidir. Böylece bebegin yeni besine alismasi için zaman taninmis olur. Verilen besinlerin allerji yapip yapmadigina dikkat ediniz. Süphelenilen gida verilmedigi zaman belirtilerin geçip geçmedigini kontrol ediniz. Çocugunuzun sevmedigi yiyecekleri vermekte israr etmeyiniz. 1-2 gün sonra tekrar deneyiniz. Ek besinler tek ögün olarak az miktarda hazirlanmalidir. Çocugunuzun durumuna göre miktar ve ögün sayisi arttirilmalidir. Verilecek yiyecekler dogal ve taze ürünler kullanilarak hazirlanmalidir. Konserveler, dondurulmus yiyecekler, katki maddeli hazir besinler verilmemelidir. Hazirlanan besinler uzun süre oda isisinda bekletilmemelidir.
MEYVE SUYU : Ilk verilecek ek gidadir. Elma, havuç, seftali gibi meyvvelerin sulari, 1-2 tatli kasigindan baslanarak verilir ve her gün bir kasik arttirilarak 50 cc’ye ulasilir. (ilk 4 ayda anne sütü almayan bebeklerde 4. ayda baslanabilir).
Hazirlanisi : Meyveler iyice yikanir, kabuklari soyulur, cam rendede rendelenir. Temiz bir süzgeç veya tülbentle süzülerek suyu elde edilir. Meyve suyuna basladiktan 1-2 hafta sonra muz ve diger meyveler püre seklinde verilmemelidir. Meyve sularina asla seker eklenmemelidir.



 
MUHALLEBI : 5. ayindan itibaren (sebze püresinden 1-2 hafta sonra) baslanir. Genellikle aksam ögünü olarak verilmelidir.
Hazirlanisi : 1 su bardagi su, 1 tatli kasigi pirinç unu, 2 tatli kasigi mama, 1 tatli kasigi seker ile yapilir. Soguk suyun bir kismi ile pirinç unu iyice ezilir. Kalan su eklenir ve karistirilarak pisirilir. Indirdikten sonra seker eklenir.

Bebeginize ilk bir yil boyunca tercihen inek sütü vermeyiniz. Bu nedenle muhallebiyi bebegin yasina uygun mamalarla (formüllerle) hazirlayiniz.
SEBZE ÇORBASI : 4-6. ayda (meyva sularina basladiktan 1-2 hafta sonra) genellikle ögle ögününde 1-2 tatli kasigindan baslanarak ve yavas yavas arttirilarak verilir. Genellikle havuç, patates, kabak, kereviz gibi sebzelerden günlük olarak hazirlanir.

Hazirlanisi : 2 bardak su, 1 küçük boy havuç, 1 küçük boy patates, yarim kabak ve bir tatli kasigi pirinçle hazirlanir. Sebzeler iyice yikanip soyulduktan sonra haslanir. Iyice pistikten sonra, süzgeçten geçirilerek bir tatli kasigi sivi yag eklenerek sulu olarak verilir. 1-2 kasikla baslanir ve giderek kivam ve miktari arttirilir. Bir ögününü aldiktan sonra yesil yaprakli sebzeler (maydonoz, kereviz yapragi) ilave ediniz. Yesil yaprakli sebze ilave ettiginiz gün sebze çorbalarini günlük olarak hazirlayiniz. Bir yasina kadar ispanak eklenmemelidir. 6. aydan sonra sebze püresine önce findik, sonra ceviz büyüklügünde beyaz tavuk eti, 7. aydan itibaren 1 yemek kasigi kiyma ( üç kez çekilmis, yagsiz) veya kirmizi mercimek eklenebilir.





 


KAHVALTI : 8. aydan itibaren çocuk yukaridaki besinlere alistiktan sonra baslanir. Hazirlanisi: Süt, peynir, pekmez, ekmek ile hazirlanir. Formül süt içinde geceden suya konularak tuzu çikarilmis peynir ve reçel ezilir ve karisima ekmek içi konulur. Önce bir iki tatli kasigi baslanir ve miktari giderek arttirilir. 1 yasindan önce allerji yapma özelligi nedeniyle bal verilmemelidir. Bir süre sonra peynir, reçel, yag ve ekmek sütten ayri olarak verilmelidir. Yumurta: Sertlesecek kadar haslanmis yumurta sarisi 8. ayda bir çay kasigi olarak kahvaltiya eklenir, yavas yavas miktari arttirilir. Bir haftanin sonunda tam bir yumurta sarisi verilebilir. Yumurta sarisi alistirma döneminde kati daha sonra kayisi kivaminda verilir. Yumurtayi çig veya çok pismis (yumurta sarisi üzerinde gri halka olusmasin) vermeyiniz. Beyazini 9. aydan sonra veriniz.


YOGURT : Genellikle ara ögünü olarak verilir. Hazirlanisi: Süt kaynatilir, elin dayanabilecegi sicakliga kadar sogutulur. 1 litre süt içine bir kasik yogurt , 1-2 kasik sütle karistirilarak eklenir ve yavasça karistirilir. Hareket ettirmeksizin sicakligini koruyabilecek sekilde 3-4 saat bekletilir.
TAHILLI ÇORBALAR : (Mercimek, yogurtlu yayla , acisiz tarhana çorbalari) çocuga degisik tadlari ögretmek açisindan verilebilir.
KÖFTE : Sebze çorbasi ile birlikte baharatsiz hazirlanmis köfte 6-7. ayda verilebilir.
TAVUK : 6. aydan itibaren verilebilir. Balik ve karaciger: 8. ayda ögle ögünlerinde püre seklinde köfte ile degistirerek 10-15 günde bir kez olmak üzere verilebilir. Özellikle karaciger verilmesi gerekmez. Hazirlanisi: Kuzu, koyun, dana cigeri kullanilir. Karaciger az tuzlu suda haslanir, zari çikarilir ve izgarada pisirilir. Rendelenir veya makineden geçirilir.
KURU BAKLAGILLER : Kuru fasulye, mercimek, nohut ezilmis olarak 9. aydan sonra verilebilir. Çorbalara eklenebilir.
ÇAY : Besleyici hiçbir degeri olmayan çayin çocuk beslenmesinde yeri yoktur.Aksine diger besinlerin besleyici degerlerini azaltarak çocugunuza zarar verebilir.
 



8 aylik bebekte günlük beslenme örnegi :
  1. Ögün (sabah) Kahvalti + anne sütü Ara ögün (kusluk) Meyva püresi(elma , seftali, muz)
     

  2. Ögün (öglen) et + sebze mamasi + anne sütü (Et olarak 1 köfte veya tavuk ezmesi veya 5 tatli kasigi ciger ezmesi verilebilir.) Ara ögün (ikindi) yogurt + meyva püresi
     

  3. Ögün (aksam) Formüla süt ile hazirlanmis muhallebi + anne sütü (Muhallebi yerine hazir unlu sütlü mamalarda verilebilir.) Gece anne sütü 1-2 kez verilebilir. Anne sütü verilemeyen durumlarda uygun hazirlanmis formula süt verilebilir. Sebze mamasi ve muhallebi ögünlerine önce az miktarda baslanir.Daha sonra bir kase (200-250 gram) olarak hazirlanir.

 


9-12 AY ARASI ÇOCUGUN BESLENMESI

Anne sütünün tamamlayicisi olan ek gidalarin, bu dönemde çocugunuz için asil besin özelligi tasidigini unutmayiniz. Çocugunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazirlamaniza gerek yoktur. Yetiskinler için pisirilen tüm ev yemekleri (az yagli ve püreler halinde) bebege verilebilir.
ÖRNEK MENÜ:
Sabah : 1 bardak süt, 1 yumurta sarisi, 1 tatli kasigi reçel veya pekmez, 1 çay kasigi yag, 1 ince dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi.
Öglen : Meyva püresi, kiymali sebze püreleri, dolma içleri, sebzeli köfteler, kurubaklagil püreleri vs. Beraberinde 1 dilim ekmek içi yemek suyu ile birlikte.
Aksam : Muhallebi veya öglenin aynisi.

Çocugunuz bir yasina basinca aile sofrasina oturtunuz. Siz de destek olarak kendi yemesine izin veriniz. Bu yasta çocugunuzun günde bir bardak süt içmesine özen gösteriniz.

1-5 YAS ARASI ÇOCUGUN BESLENMESI
9. aydan sonra çocugun temel gidasi olmaktan çikan anne sütü 12-15 ay arasinda en geç 2 yasinda anne ve çocuk için uygun olan bir zamanda kesilmelidir. Çocuk 13-14 ayliktan itibaren kasik kullanmaya alistirilmalidir. Bir yasina dogru çocuk ailenin diger bireyleriyle sofraya oturtulmaya baslanabilir. Çocugun ayri bir tabagi olmali ve neyi ne kadar tüketecegine dikkat edilmelidir. En sik yapilan hatalardan biri, çocugu yemek suyu ile beslemektir. Hiç bir besleyici degeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalidir. Bu dönemde de çocuklar günde 4 ögün beslenmeli, temel besin gruplarindan (Süt ve sütlü gidalar; etler, yumurta, baklagiller, sebze ve meyvalar, unlu ve nisastali besinler) yeterli ve dengeli tüketilmelidir. Genellikle dengeli beslenme listesi su sekilde olmalidir:



 

  1. Her gün yarim litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her sekilde verilebilir. Sütün içerdigi kalsiyum çocuklarin gelisimi için çok önemlidir. Peynir ve yogurtta kalsiyum kaynagidir.
  2. Her gün et veya baklagillerden 1-2’si listede olmalidir.
  3. Her gün (düzenli et verilen çocuklarda gün asiri) bir yumurta verilmelidir.
  4. Günde bir veya iki kez sebze verilmelidir.
  5. Günde bir iki kez meyve yenmelidir. fazladan bir ögün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve sulari da meyve yerine geçebilir.
  6. Günde 1-2 kez nisastali besinler ve üç dilim ekmek günlük beslenme listesinde bulunmalidir.

 
Çocuklara mümkün oldugu kadar erken dönemde kendi kendilerine çatal- kasik kullanarak yemek yemeleri ögretilmelidir. Her çesit sekerleme, pasta, kek, dondurma çocuklara sik verilmemesi gereken yiyeceklerdendir. Yemek aralarinda çocuga sekerleme vermek istahini kapatarak yetersiz beslenmesine yol açacagi gibi dis çürüklerine de sebep olur. Çocuklara çay, kahve verilmesi içerdikleri uyarici maddeler nedeniyle asiri sinirlilige neden olur. En iyi çözüm bu içecekleri çocuga tattirmamaktir. Bu dönemde çocuklar agiz ve dis sagligi konusunda egitilmelidirler. 1.5-2 yasindaki bir çocuk bir dis firçasina sahip olmalidir. Bu yasta henüz dis macununa gerek yoktur. Dis macunu kullanmaya 3 yasindan itibaren baslanmalidir.



 
 
Dr. Çigdem Arikan, Dr. Mustafa Bakir

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Beslenmeyle İlgili En Sık Sorulan Sorular - 22.08.2005 16:40:01
Beslenmeyle İlgili En Sık Sorulan Sorular

Soru: Mamanın evde hazırlanması bebek için daha mı yararlıdır?
Cevap: Evde yapılan ile hazır satılan bebek maması arasında besin değeri yönünden fark yoktur. Ticari mamalar en az evde hazırlanan mamalar kadar bebeğin besin gereksinimleri karşılar. Avrupa ve ABD’de çoğu aile evde pişirme yerine hazır satılan püre haline getirilmiş meyve, etli sebze mamalarıyla bebeklerini büyütürler.

Soru: Bebek maması hazırlarken ya da ısıtırken mikrodalga fırın kullanılabilir mi:
Cevap: Mikrodalga fırınbebek maması pişirilmesinde ve ısıtılmasında kullanılabilir. Sütün, mamanın kalitesini bozmaz, besin değerini azaltmaz. Ancak tek sakıncası, fırından çıkan mamamın iyice karıştırılmadan verildiğinde neden olduğu ağız yanıklarıdır. Bu fırınlar mamanın orta kısımlarını çok ısıtıp kenarlarını daha soğuk bırakır. İyice karıştırılmadan mamanın gerçek ısısı anlaşılmayabilir.

Soru: Bebek maması soğuk verilebilir mi?
Cevap: Muhallebi, sebze çorbası, hazır mama dahil olmak üzere tüm bebek mamaları ılık ya da soğuk verilebilir. Yapılan araştırmalar mamaların soğuk verilmesinin bebeklere hiçbir zararı olmadığını göstermektedir. Mama hazırlarken sıcak su kullanılmasının nedeni mamanın daha iyi eriyebilmesidir.

Soru: Bir yaşından küçük bebeklere bal verilebilir mi?
Cevap: Hayır. Bal, bir yaşından küçük bebeklerde kabızlık, emme-yutma güçlüğü, solunum durması, kas zayıflığı gibi bulgularla seyreden, ölüme yol açabilen brulizm hastalığına neden olabilir. Brulizm hastalığına, bir bakteri tarafından üretilen çok güçlü toksin (=zehir) yol açar. Toprakta, ev tozlarında ve balda bulunabilen bu bakteri, bal yiyen bebeğin bağırsaklarında toksin üreterek zehirlenmeye neden olabilir.

Soru: Bir yaşından küçük bebeklerin mamalarına tuz katılması neden sakıncalıdır?
Cevap: Bir yaşından küçük bebeklerin iböbrekleri vücuttaki fazla tuzu atabilecek olgunluğa henüz erişmemiştir. Sebzelerde, meyvelerde, ette, sütte bebeğin günlük ihtiyacını karşılayabilecek miktarda tuz bulunur. Yemeğine ilave tuz koymak böbreğini yorar. Ayrıca yüksek tansiyonun gıdalardan alınan tuz miktarıyla ilgili olduğu bilinmektedir. Çocukluk döneminde tuzsuz ya da az tuzlu yemeye alışanlar yüksek tansiyondan korunmuş olurlar.

Bir yaşından büyük çocukların hatta erişkinlerin ek tuza gereksinimi yoktur. Günlük gereksinimi karşılayabilecek tuz miktarı tüm yiyeceklerde bulunur. Günde toplam ¼ tatlı kaşığı tuz miktarı aşılmamalıdır. Yemekleri lezzetlendirmek için tuz yerine baharatlar, limon, susam, taze nane, maydanoz, fesleğen gibi çeşitli otlar kullanılmalıdır. Konserve edilmiş her çeşit sebze, salça, balık vb’de yüksek oranda tuz bulunur.
Soru: Ek besinlere erken başlamak bebeğin gece boyunca kesintisiz uyamasına yardım eder mi?
Cevap: Hayır. Halk arasında yaygın bir düşünce olmasına karşın, muhallebi, meyve suyu, sebze püresi gibi ek besinlere erken başlamak bebeğin gece boyunca kesintisiz uyumasını sağlamaz. Bu nedenle doktor tavsiyesi olmadan karışık beslenmeye zamanından önce başlanmalıdır. Doktor bebeğin gelişimine göre, ek besinlere ne zaman ve ne şekilde başlayacağı konusunda yardım eder.

Soru: Hangi süt en az alerji yapar?
Cevap: En az alerjiye anne sütü yol açar. Ayrıca anne sütü verilmesi bebeği diğeri besinsel alerjilere karşı da kısmen korur. En sık alerji ise inek sütünde gözlenir. Hazır mamaların çoğu inek sütünden üretliğinden, içerikleri oldukça değişmiş ve yeniden düzenlenmiş olmalarına karşın, alerji ve sindirim güçlüğüne yol açabilirler. İnek sütüne tahammülsüzlük ya da inek sütünden yapılmış hazır mamalara karşı alerji dukumunda soya proteininden üretilmiş mamalar verilebilir. Ancak soya proteininden yapılmış hazır mamalara karşı da yaşamın ileri dönemlerinde alerji gelişebilir. Keçi sütü inek sütüne oranla daha az alerjik olmakla keçi sütüyle beslenen çocuklara ağızdan folik asit (=B vitamini) takviyesi yapılmalıdır.

Soru: Alerji riski olan bebeklerde hangi gıdalara dikkat edilmelidir?
Cevap: İlk altı ayda alerji yapma potensiyeli yüksek olan inek sütü, balık, yumurta beyazı, fıstık-fındık ezmesi, çilek, domates, kivi, portakal gibi yiyeceklerden kaçınmak gerekir. Renkleri, şekilleriyle, çocukların ilgisini çeken şekerlemeler, çikolatalar, çeşitli cipsler, cikletler bu besinlere katılan çeşitli boyalar, tatlandırıcılar, koruyucu maddeler nedeniyle sık olarak alerjiye yol açabilir.

Soru: Çocuklarda en sık hangi besin eksikliği görülür?
Cevap: Çocukluk çağında en sık demirin yetersiz alınımı görülür. Sağlıklı çocuklarda bile demir eksikliğine % 70 gibi yüksek oranda rastlanır. Sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerde bu oran daha da yüksektir.

Dr. Şirin Göker SEÇKİN



reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı - 22.08.2005 16:40:39




Hazır gıdalar çocuklar için sakıncalı



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
Uzmanlar, büyüklere göre hazırlanan cips, meyve suyu ve hazır kek katkı maddelerinin, çocuklar için hastalık nedeni olduğunu belirtiyorlar.

Doktorlar anne ve babaları çocuklarına hazır kek, cips, ve meyve suları yönünde uyarırken, bu gıda maddelerinin çocukların vücutlarında kaşıntı, yüzde döküntü ya da hiperaktivite gibi zararlı etkiler gösterdiğini belirtiyorlar. Uzmanlar, çocuklarda böyle sıkıntılar yaşanmasındaki en büyük etkenin yiyecek ve içeceklerdeki E sayılı katkı maddelerinin olduğunu belirtirken, son yıllarda yapılan araştırmalarda, gıda katkı maddelerinin küçük çocuklardaki hiperaktivite, dikkat eksikliği, ya da allerjik reaksiyonlarda rolü olabileceğini ya da bu tür özellikler taşıyan çocuklarda katkı maddelerinin tüketilmesi sonucu sorun çıkabileceğini bildiriyorlar.

Bu gıdaların tüketiminin kesildiğinde çocuklarda görülen hiperaktivitenin de sona erdiğini belirten uzmanlar, ayrıca hazır gıdalardaki E kodlu katkı maddelerinin küçük çocuklarda davranış bozukluğunu tetiklediğini vurguluyorlar. Uzmanlar, gıdalara kırmızı rengini veren ´karmen kırmızısı´´nın alerjiye neden olduğunu; hatta devamlı tüketilmesi halinde ölüme götüren şok yaratabildiğine dikkati çekiyor. Cips, şekerleme, puding ve gazoza sarı renk veren ´Tartrazin´ katkı maddesinin astım krizine neden olduğunu belirten uzmanlar, dayanıklılık için kuru meyvelerde kullanılan sülfitlerin ise kusma, ishal ve karın ağrısına yol açtığını belirtiyorlar.






Çocuklar için etkin beslenme stratejileri



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
Çocuklarının yeterli ve dengeli beslenip beslenmedikleri anne ve babaların tükenmeyen endişe kaynağıdır. Onların sağlıklı kalmaları yanında yeterince büyüyüp gelişmeleri, öğrenimlerini başarılı bir şekilde sürdürebilmeleri ve özgüvenlerini kazanabilmeleri için gereğinden az ya da fazla beslenmelerinden hepimiz korkarız. İşte size çocuklarınızı doğru beslediğinizden emin olmanıza katkısı olabilecek bazı tüyolar

Çocuklarınızın yemek saatlerinde mutlaka sofrada olmasını sağlayın. Yemek sofraları onlar için iyi bir ruhsal beslenme zamanı, ‘aile saadeti zamanı’ ve daha dengeli beslenme ortamıdır. Bu nedenle ne kadar yoğun olursanız olun günde en az bir öğünü aile yemeği yapmaya özen gösterin. Eğer ailenizin her gün bir arada olması sorun yaratıyorsa bazı özel akşamları önceden belirleyip ‘aile yemeği akşamları’ haline getirin ve herkesin katılmasını sağlayın.

Çocuklarınıza doğru yeme alışkanlıkları edindirin. Onların evde sık tüketilen besinleri daha çok yediklerini ve en çok da sizin yediklerinizi tercih etme ve sizi taklit etme eğiliminde olduklarını unutmayın. İyi bir örnek olun. Düzenli meyve ve sebze tüketen anne ve babaların çocuklarının daha az fast-food ürünü ve hazır atıştırma, daha bol sebze ve meyve tükettikleri kanıtlanmıştır.

Çocuklarınıza zorla bazı yiyecekleri dikte ettirmeyin. Neleri tercih edecekleri konusunda onlara şans tanıyın. Kişisel zevklerine, tercihlerine saygı gösteren bir anne-baba olun.

ÇOCUKLAR NEOFOBİKTİR YENİ TATLARA ZOR ALIŞIR

Çocuklar ‘neofobik’tir. Yeni besinleri pek sevmezler. Alıştıkları, bildikleri tatları tercih ederler. Onları yeni besinler yemeye teşvik ederken zorlamacı ve kırıcı değil, öğretici olun. Denemeye teşvik edin.

Çocuklarınız açlığa karşı sizin kadar duyarlı değillerdir. Yemek saati dışında besin tüketmeleri halinde engel olmayın. Çocuklar sık sık ve az az yerler, yemek saatleri dışında abur cubur tüketmeyi severler. Onlara engel olmayın, ancak sağlıklı atıştırmalara yönelmelerini sağlayın. Öğün atlamalarına da izin vermeyin.

Daha güçlü bir kahvaltı ile başlamaları konusunda ısrarlı olun. İyi ve güçlü bir kahvaltı öğrenmelerinin, okul başarılarının, gelişme ve büyümelerinin altın anahtarıdır.

Zaman zaman ana ve ara öğünlerinin planlanmasında onların da fikrini alın, katılımcı olmalarını sağlayın. Neyi ne kadar yiyeceklerini belirlemede onlara da şans tanıyın.

Bazı besin unsurlarını az almaları halinde beslenmelerinin dengesiz, büyümelerinin ve gelişmelerinin yetersiz olacağını onlara özenle anlatın. Yetersiz kalsiyum tüketiminin (süt ve süt ürünlerinin az kullanımı) kemiklerinin güçlenip boylarının artışını azalttığını, yetersiz demir tüketiminin (et, tahıl, sebzeler) öğrenmelerini olumsuz yönde etkilediğini ve yorgunluk yaptığını, fazla miktarda yağ ve karbonhidrat tüketiminin şişmanlattığını onlara sabırla anlatın.

Onlara lezzetli ama besin öğesi bakımından yetersiz; enerji yükü bakımından güçlü ‘akılsız besinler’ den yana seçim yapmamalarında yardımcı olun. Pasta ve kurabiyeler yerine tam ve kepekli tahıl ürünlerini, kızarmış piliç veya burgerler yerine fırınlanmış tavuk ve yağsız etleri, şekerlemeler yerine meyveleri, kolalı ve tatlı hafif içecekler yerine süt, ayran veya taze meyve sularını, dondurma yerine yoğurdu, patates cipsleri yerine yağsız-tuzsuz taze patlamış mısırı önerebilirsiniz.

Çocuğunuz yeterli ve dengeli besleniyor ise vitamin veya minerallere muhtemelen hiç ihtiyacı olmayacaktır. Eğer onun yeterince beslenmediğini, ihtiyacı olan besin unsurlarını gereği kadar almadığını düşünüyorsanız doktoru ile konuşun. Besin desteklerini çocuğunuzdan uzak tutun. Sadece doktorunuz öneriyorsa kullanın.

BU İKİ SORUNUN YANITINI ARAYIN

Çocuğunuzun yeterli ve dengeli beslenip beslenmediğini merak ediyorsanız şu iki sorunun yanıtını arayın:

Çocuğunuz iyi bir şekilde büyüyor mu?

Çocuğunuzun büyüme geriliğinin doktorunuz tarafından yeterince izlendiğinden emin olun.

Çocuğunuz çeşitli besinleri yeterli miktarda tüketiyor, beslenmesini yeterince çeşitlendiriyor mu?

Bu iki soruya da verdiğiniz yanıt güçlü ve güvenli bir ‘evet’ ise rahat olun!




reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Tombul çocuk sağlıksız çocuk - 22.08.2005 16:41:20




Tombul çocuk sağlıksız çocuk



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
İlkokul döneminde şişman olanların yüzde 25’i, ergenlik döneminde şişman olanların ise yüzde 70’i erişkin yaşta şişman oluyor. Hastalıklar, genetik faktörler ve fast-food tarzı yiyeceklerle beslenme, hareketsizlik, televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen saatlerin artması çocukluk çağı şişmanlığındaki en önemli faktörler olarak kabul ediliyor.

Ülkemizde uzun yıllardan beri kabul gören tombul çocuk sağlıklı çocuk anlayışı artık tamamen değişti. Yanlış beslenen ve yaşamın ilk yıllarında kilo alan çocukların ileride hem şişman, hem diyabet, hem de yüksek tansiyon hastası olma riskleri artıyor.

Acıbadem Hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Murat Tuncer, Türkiye’de 9-17 yaş arası çocuklar üzerinde yapılan bir araştırma sonucuna göre obezite oranı erkeklerde yüzde 11.2, kızlarda ise yüzde 9.4 olduğunu belirterek, “Bu oranın yüksek sosyoekonomik gruba mensup çocuklarda daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Amerika Birleşik Devletlerinin 3. Ulusal Sağlık taraması 12-17 yaşta 10 yıl içinde obezite oranında yüzde 37’ ye varan bir artış olduğunu göstermiştir. Benzer artış ülkemiz için de geçerlidir. Ayrıca 14-18 yaş arası okul çocuklarında 2001 yılında yapılan bir çalışmada şişmanlık oranı özel okul çocuklarında yüzde 30.1 iken ,devlet okullarında yüzde 14.8 bulunmuştur” diye konuşuyor.

Neden olan faktörler

Ergenlik döneminde şişmanlığın artmasındaki etkenler; hastalıklar, genetik ve çevresel faktörler olarak üçe ayrılıyor. Şişmanlığa neden olan hastalıkların, endokrin, merkezi sinir sistemi ve genetik hastalıklar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Tuncer, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ergenlik dönemindeki şişmanlıkta, bebeğin anne karnındayken ortaya çıkan sorunlar, erken süt çocukluğu beslenmesi, ailesel alışkanlıklar, damak tadının oluşumu, hazır yiyeceklerle, gazlı ve şekerli içeceklerle beslenmeleri etkili oluyor. Ayrıca reklamların da etkisini unutmamak gerekiyor. Çocukların hareket etmesi için uygun ortamların azalması, okula servisle gidip gelmek zorunda kalmaları, evde bilgisayar ve televizyon karşısında geçirilen sürenin artması, masa başında saatlerce sınava hazırlanmaları şişmanlık oranını artırıyor.”

Şişmanlığın neden olduğu hastalıklar

Şişmanlık günümüzde başlı başına bir hastalık olarak kabul ediliyor. Ancak şişmanlık birçok hastalık açısından riski artıran bir faktör özelliği de taşıyor..

Prof. Dr. Murat Tuncer, “Örneğin endüstri toplumlarında yüksek tansiyonlu hastaların yüzde 65-75’inin aşırı kilolu olduğu biliniyor. Şişmanlığın ayrıca diyabetle çok yakın ilişkisi var” diyor.

Şişmanlık tedavisinde neler yapılmalı?

Şişmanlığın tedavisinde kalıcı bir başarı ;multidisipliner bir tutumu gerektiriyor. Bu yüzden doktor, diyetisyen, psikolog ve egzersiz danışmanının işbirliği gerekiyor. Prof. Dr. Murat Tuncer, diyetin planlanmasıyla ilgili şöyle konuşuyor:

“Ergenin diyeti beslenme alışkanlıkları düzeltilerek, gereksinimine uygun şekilde düzenlenmelidir. Enerjinin yüzde 55-60’ı karbonhidrattan, yüzde 25-30’u yağdan, yüzde 12-15’i proteinden gelecek şekilde diyet planlanmalıdır. Bunlara ilaveten diyetin daha doğrusu tedavi programının, ergenin sosyokültürel ve ekonomik durumuna uygun düzenlenmesi diyetin kabul edilme ve uzun süreli uygulanma şansını arttırır.”

Ailelere öneriler

Prof. Dr. Murat Tuncer, şişman çocukların zayıflamalarının sağlanmasıyla ilgili ailelere şu önerilerde bulunuyor:

Obez çocukların yüzde 8’inin ailelerinde de obez öyküsü olduğu için ailenin beslenme alışkanlıkları önemlidir. Bu nedenle ergende obezite riskinin önlenmesi için ailenin beslenme alışkanlıkları incelenmeli ve uygun görülmüyorsa mutlaka aileye beslenme konusunda eğitim verilmelidir.

Evdeki yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmelidir. Mümkün olduğunca dışarıda yemek yerine evde yeme ve bu sırada radyo ,TV ya da kitap okuma gibi dikkati başka yöne uyaranlardan uzaklaştırılması sağlanmalıdır.

Öğünleri düzenli verilmeli, öğünler arası atıştırma önlenmeli, ilgi çekici enerji değeri yüksek ama besin değeri olmayan yiyeceklerden uzak tutulmalıdır.

Fiziksel etkinliklerin yapılmasına yardımcı olunmalıdır.

Okul yönetimi ile konuşularak okul kantininde sağlığa ve beslenmeye uygun besinlerin satışının sağlanması için de mücadele edilmelidir.

Kilo problemi olan gençler kilo kayıpları oldukça, aile tarafından hep desteklenmeli ve uygun ödüller verilmelidir.

Şişmanlığın tedavisi için her gün değişik diyetler geliştirilerek uygulanmaktadır. Bu diyetler birçok ergen tarafından tercih edilmektedir. Bilimsel dayanağı olmayan bu diyetler insanları yanıltmakta ve sorunu çözmekten çok değişik sağlık sorunlarına ortam hazırlamakta hatta ergende davranış ve psikolojik bozuklukların yanında büyüme ve gelişmeyi de olumsuz etkilemektedir. Hızlı kilo kaybettirici ve ergenin günlük besin tüketimine uygun olmayan diyetler kısa süreli uygulandıktan sonra bırakılmakta ve bırakıldıktan sonra da daha fazla kilo alımına ve sağlık problemlerine neden olmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, bu diyetler hızlı kilo kaybına neden olmaktadır. Ancak, bu kaybın nedeni yağ dokusundan çok, yağsız vücut kitlesinin (kas kitlesi) kaybı ile ilişkilidir. Böylece başta protein olmak üzere B grubu vitaminleri, kalsiyum, çinko, demir, fosfor ve magnezyum açısından yetersizlikler oluşmaktadır.

Ergende ilaç tedavisi uygulanmamaktadır. Ergenlerde obezite tedavisinde her zaman diyet, aktivite arttırımı ve davranış tedavisi olmalıdır.

Fast-food endüstrisinin giderek yaygınlaşması sonucu diyetle alınan yağ miktarının artışı ve televizyon-bilgisayar karşısında geçirilen zamanın fazlalığı çocukluk çağı obezitesinin en önemli nedenlerindendir. Obezite ile birlikte birçok sağlık problemleri de oluşacağı için her şeyden önce fast-food un çok büyük bir risk olduğu bilinmelidir.

Kaynak: Acıbadem Hastanesi



reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Bebek ve Çocuk Menüleri - 22.08.2005 16:42:09




Bebek ve Çocuk Menüleri



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
0-1 yas çocuklara verilecek yiyeceklerin hazirlanmasi yetiskinler için
hazirlanan yiyeceklerden farklilik gösterir.

Bu farkliliklar :

* Yeni dogan bebeklerin emme ve yutma refleksi daha fazladir. Ancak altinci aydan sonra besinleri agzindan çevirerek kismen çigner.

* Esas çigneme dislerin çikmasindan sonra yani, 1 yasindan sonra baslar. Bu nedenlerle ilk bir yasina kadar besinler, sulu, ezilerek, yumusak sekilde verilir.

* 1 yasindan sonrada kemikli, büyük parçali etler, kizartma, kavurma türü ve acili besinler verilmez.

* Sindirim sistemi enzimleri bazi besinlerin sindirimi için yeterli degildir.

Özellikle unlu besinlerin sindirimi dördüncü aydan sonra baslar ve yasina kadar giderek normale ulasir. Bu nedenle unlu besinler dördüncü aydan sonra verilmelidir.

* Yag sindirimi normal olmakla birlikte fazla yagli yiyecekler çocuklarin ishal olmasina sebep olur. Ishal yagdan eriyen vitaminlerin kullanilmasini engeller.

* Fazla seker ve sekerli besinler de ishale neden oldugu gibi, dislerin sagligi için de önemlidir.

Besin Grubu Günlük Miktar

1 - 2 yas 3 - 6 yas

1- Süt ve ürünleri -Kemik gelisimi ve sagligi için gerekli kalsiyumun en iyi kaynagi 500ml 500ml süt veya yogurt 25 gr. peynir 100 gr. süt yerine geçer.

2- Et, tavuk, balik, yumurta, kurubaklagil, findik vb. - Protein, demir, çinko ve bazi B vitaminlerinden zengin. Kurubaklagil, findik, fistik gibi yiyeceklerde E vitamini ve magnezyum, yumurtada A vitamini var. 60-70 gr 90-100 gr 1 adet yumurta , 1 kasik kiyma veya küçük parça et, balik eti, tavuk, 3-4 kasik kurubaklagilli bir yemek.

3- Taze sebze ve meyveler - Havuç ve yesil yaprakli sebzeler A vitamininden, portakal, mandalina vb. meyveler ile yesil yaprakli sebzeler, çilek, domates, kivi C vitamininden zengin olup taze sebze ve meyveler E vitamini, folat ve riboflvinden de zengindir 250 gr 300 gr 4-5 kasik pismis yemek veya salata, büyüklügüne göre 2-3 adet meyve, (turunçgil, domates, seftali, elma vb.)

4- Tahillar - Ekmek, bisküvi vb. - Pirinç, bulgur, makarna, un, Enerji kaynagi, biraz protein ve bazi B vitaminleri saglar, bulgur en degerli olanidir. 40 - 50 gr 50 - 100 gr 1-2 dilim ekmek, 4-6 kasik pilav veya makarna, dolma ve yemek, kek, kurabiye içinde.

Çocuk besinlerini 3 esas 1-2 ara ögünde almalidir. 3 ana ögünde 4 gruptaki besinlerden biri yer almalidir. Her gruptan besin bulunursa çocuk iyot ve D vitamini disindaki vitamin ve mineralleri yeterince alabilir. Çocuk uygun aylarda günesten yararlandirilmali kisinda D vitamini verilmelidir. Yemeklerde iyotlu tuz kullanilmalidir.


reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Bebek ve Çocuk Menüleri -2 - 22.08.2005 16:42:50




Bebek ve Çocuk Menüleri ( 1-2 ve 3-6 Yaş Örnek Listeler )



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
1-2 Yaş

Sabah : 1 adet yumurta, yarim dilim ekmek, 1 küçük bardak süt, bir fincan portakal ve domates suyu

Ögle : 1 kepçe kiymali sebze yemegi, 2-3 kasik yogurt, 1 ince dilim ekmek

Ikindi : 1 küçük bardak süt, bir dilim kek


Aksam : 1 kepçe mercimek-bulgur karisimi koyu çorba veya pilav, 2-3 kasik yogurt, 1-2 adet meyve veya meyve suyu, 1 ince dilim ekmek


Yatarken: 1 bardak süt

3-6 yas okul öncesi

1. Gün

Sabah : Süt (bir küçük bardak), 1 adet yumurta, 1 ince dilim ekmek, 1 küçük portakal veya suyu

Ögle : Tepsi köfte, patates, havuç veya bezelye garnitürlü, ayran

Ikindi : Meyve

Aksam : Kiymali sebze yemegi, yogurt

2. Gün

Sabah : Süt, 1 kibrit kutusu kadar peynir, 1 ince dilim ekmek, 1 küçük portakal

Ögle : Yumurtali sebze yemegi, bulgur pilavi, cacik

Ikindi : Ayran

Aksam : Orman kebabi (küçük parça et, patates, havuç veya kabak), meyve

3. Gün

Sabah : Süt, tahin-pekmez, 1 dilim ekmek, 1 küçük portakal

Ögle : Yumurtali-peynirli makarna, salata veya sögüs sebze

Ikindi : Meyve

Aksam : Küçük parça etli sebze yemegi, pilav, cacik

4. Gün

Sabah : Süt, 1 adet yumurta, haslanmis patates

Ögle : Kemiksiz küçük parça tavuk-pilavli,cacik

Ikindi : Meyve

Aksam : Kirmizi mercimek çorbasi, yumurtali patates salatasi

5. Gün

Sabah : Süt, tahin-pekmez, 1 dilim ekmek, 1 adet portakal

Ögle : Kiymali soslu makarna, yogurt

Ikindi : 1 salatalik veya meyve, bir küçük pogaça

Aksam : Küçük parça etli nohut yahnisi, bulgur pilavi, cacik

6. Gün

Sabah : Süt, bir küçük ekmek üzerine peynir, 1 adet portakal

Ögle : Küçük parça etli sebze yemegi, sütlaç

Ikindi : Limonata veya ayran, bir küçük dilim börek

Aksam : Yayla çorba, zeytinyagli sebze yemegi, meyve

7. Gün

Sabah : Süt, 1 adet yumurtai haslanmis patates, domates

Ögle : Kiymali sebze, zeytinyagli dolma veya sarma, yogurt

Ikindi : Asure

Aksam : Sulu köfte, börek, salata

8. Gün

Sabah : Süt, tahin-pekmez, 1 dilim ekmek, 1 adet portakal

Ögle : Omlet, zeytinyagli taze sebze yemegi, meyve

Ikindi : Limonata, 1 küçük dilim kek

Aksam :Balik izgara veya bugulama, patates sote salata

Not:Yemeklerle birlikte 50 gram (ince bir dilim ekmek) ekmek verilir.



reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Bebekler neden ek gıdaya ihtiyaç duyarlar? - 22.08.2005 16:43:41




Bebekler neden ek gıdaya ihtiyaç duyarlar?



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
Anne sütü miktarındaki azalma;

Son yapılan çalışmalara göre eğer anne yeterince besleniyorsa, anne sütü bebeğe ilk 4-6 aya kadar yeterlidir. 6. aydan sonra bebek, anne sütünden ihtiyacı olan enerji, protein ve diğer besleyici faktörleri yeterince alamaz. 4-6. aydan sonra ek besinlere başlanmalı ve bebek 2 yaşına gelene kadar emzirilmelidir.

Bebeğin besin ihtiyacındaki artış;

Anne sütü yeterli ve bebeğin ihtiyacına cevap verebilecek seviyede olsa bile 4-6. aydan sonra ek besinler gereklidir. Ek beslenme yapılmadan sadece anne sütü verilmeye devam edildiği takdirde demir eksikliği anemisi gibi bazı problemler ortaya çıkabilir.

Bebekler artık sıvı olmayan yarı katı gıda maddelerini kabul edebilecek duruma gelir; Bebekler 6. aydan itibarenyarı katı gıdaları kabul edebilecek hale gelirler ve kaşıkla verildiğinde gıdaları geri çıkarmazlar.

Bebekler kendi bağışıklık sistemlerini geliştirmek zorundadırlar;

Bebekler yaşamlarının ilk aylarında, annelerinden aldıkları koruma faktörleriyle hastalıklara karşı korunurlar. Bu koruma 4-5. aydan itibaren kaybolur. Dış ortamdaki mikroplarla karşılaşmaları sonucu kendi bağışıklık sistemlerini geliştirirler.

Bebekler annelerinden daha bağımsız hale gelirler;

Ek gıda ile beslenme döneminde, bebekler daha bağımsız ve hareketli olurlar, bu onların çevredeki mikroorganizmalar ile temas etmelerini kolaylaştırır. Bu nedenle bebekler, özellikle 4. ve 5. aylarda daha sık enfeksiyon hastalıklarına yakalanırlar. Bu hastalıklar arasında ishal önemli bir yer tutar. Bu dönemde yetersiz beslenen bebekler daha kötüye gidebilir ve malnütrisyon (beslenme yetersizliği) görülebilir. Bu durum, bebeklerin yetersiz kilo alımı ve bazen de kilo kaybı ile birlikte büyüme ve gelişme tablolarının duraksamasıyla kendini gösterir.

Bebeklere değişik lezzetlerde ve tarzlarda yemekler sunmak, çocukluk çağındaki yemek sevmeme alışkanlığını önlemede yardımcı olur.


reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Mutlu çocuk için 12 yöntem - 22.08.2005 16:44:16




Mutlu çocuk için 12 yöntem



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
Uzmanlar, mutlu çocuk yetiştirmenin oyuncaklarla değil, hayatı boyunca ruhunu besleyeceği "pozitif bakışı açısını" aşılamakla mümkün olacağını bildirdi.

Anne babanın, çocuğun hayatı boyunca ruhunu besleyeceği pozitif bakış açısını yakalamalarına katkıda bulunabilmeleri için uygulamaları gereken yöntemlerin çok basit olduğunu söyledi. Pozitif bakış açısını yakalayan çocukların kendinden emin, optimist ve başarılı olduklarının kanıtlandığını ifade eden uzmanlar, çocuğun hayatı boyunca ruhunu besleyeceği 12 basit yolu şöyle sıraladı:

Derslere, kurslara ara verip çocuğunuzla bire bir vakit geçirin. Onunla beraber yerde oturup yap boz yapın, mutfakta beraber omlet yapın, banyo yapmadan önce beraber yüzünüzü boyayın, parkta beraber kaydıraktan kayın.

Değer yargılarını geliştirin. Ona sorumlulukları olan değerli bir vatandaş olduğunu aşılayın. Etrafındaki insanların hayatında fark yaratacak kapasitede olduğunu gösterin. Mesela kullanmadığı oyuncakları beraber biriktirip, bir derneğe bağışlayın. Eski gazeteleri biriktirmeyi, geri dönüşümü ona onun dilinde anlatın.
Aktivitelerde ona katılın, beraber bisiklete binin, beraber yüzmeye gidin, hem onu teşvik edersiniz hem de bol bol spor yapmış olursunuz.
Espri yapın, fıkralar anlatın, arada bir birbirinize takılın, bol bol gülün, gülmek daha fazla oksijen solumanızı sağlar.

Çocuğunuzu iyi bir iş yaptığında tebrik edin, ona hangi konularda başarılı olduğunu açıkça anlatın. Mesela ödevini bitirdiğinde "resminde kullandığın renkleri çok beğendim" gibi detay verin. Yaptığı proje hakkında konusun. Çocuğunuzu hediye ile değil övgülerle ödüllendirin.

Çocuğunuzun iyi yemek yemesine özen gösterin. Yemek aralarında yoğurt, meyve ve bol su verin. Yemek yemez diye öğün araları çocuğunuzu aç bırakmayın, hem psikolojisini etkiler hem de kilo kaybına neden olur.

Çocuğunuza hayal gücünü kullanabileceği oyunlar yaratın. Resim yapmak hem hayal gücünü geliştirecektir hem de yaptığı resimden dolayı tatmin hissi doğacaktır.

Günde 4 kere çocuğunuzu kucaklayın, 8 kere öpün, 16 kere ona gülümseyin. Tüm bunlar size kat kat geri dönecek.

Çocuğunuzu dinlemesini öğrenin, lafını yarıda kesmeyin, başka bir işle ilgileniyorsaniz, bırakın ve ona konsantre olun. Söylediği şeylerin önemli olduğunu onu dinleyerek gösterebilirsiniz. Bırakın aynı şeyleri tekrar etsin, siz hep aynı dikkatle dinleyin.

Mükemmeliyetçiliği bırakın. Çocuğunuzun yarıda bıraktığı bir işi bitirmeye veya düzeltmeye çalışmanız onun kendine güvenini sarsar. Masayı silerken atladığı köşeyi tekrar silmeniz veya beraber diktiğiniz saksıyı düzeltmeniz ona yaptığı işin iyi olmadığı hissini verecektir. Bir daha çocuğunuzun yaptığı işi düzeltmek için elinizi uzattığınızda düşünün. Eğer yaptığı iş tehlike yaratmıyorsa, sağlığa zararlı değilse elinizi geri çekin.

Karşılaştığı güçlükleri kendi başına aşmasını öğretin. Ayakkabı bağlarını yavaş da olsa bekleyin kendi bağlasın, çamaşırları asmanızda yardım etmek istiyor, beraber asın. Merdivenlerden kendi inmek istiyor, önünde yürümek şartıyla bırakın insin. Üstünden gelemeyeceği bir problemle karşılaştığında size problemi anlatmasını söyleyin ve çözümüne beraber karar verin.

Sevdiği seyleri yapmasına izin verin, gereksiz kısıtlama enerjisini ve heyecanını dışa atmasını engeller, bu da ona sıkıntı verir. Unutmayın; oyuncaklarını toplamayı öğrenmesi için önce dağıtabilmesi lazım.



reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Demir eksikliği zekayı etkiliyor - 22.08.2005 16:44:57




Demir eksikliği zekayı etkiliyor



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
Çocuklarda demir eksikliğinin zeka seviyesinde kalıcı geriliğe yol açtığı belirtiliyor. Uzmanlar demir eksikliği anemisinin, süt çocukluğu ve çocukluk çağında en sık görülen hematolojik hastalık olduğuna dikkat çekiyorlar. Demir eksikliği anemisinin, beslenmeyle yakından ilişkisi bulunduğunu ifade eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esef Karakuş, bu hastalığın, ileri yaşlarda ve dünyanın her yerinde görülebildiğini kaydetti. Türkiye'nin, demir eksikliğinin en sık görüldüğü ülkelerden biri olduğunu belirten Karakuş, bunda da ekonomik sorunlar kadar bilgisizlik ve yanlış beslenme alışkanlıklarının rol oynadığını söyledi.

Yenidoğan ve süt çocuğunun temel besininin süt olduğunu vurgulayan Karakuş, anne sütü veya inek sütünün içerdikleri demir miktarının 6. aya kadar çocuklar için yeterli olacağını ancak, bu aydan itibaren yetersiz kalacağını belirtti.

Anne sütündeki demirin yüzde 49'unun emildiğini kaydeden Karakuş, ''İnek sütündeki demirin ise sadece yüzde 10'u emilebilmektedir. Bu nedenle ilk 6 aya kadar çocuklar mutlaka anne sütü ile beslenmelidir'' dedi.

Demir eksikliği olan çocuklarda solukluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve çarpıntı gibi rahatsızlıkların görülebileceğini belirten Karakuş, şunları kaydetti:

''Demir eksikliği bulunan çocuklar buz, toprak ve odun kömürü gibi değişik maddeler yiyebilir. İştahsızlığın sonucu olarak çocuğun büyümesi geri kalabilir. Demir eksikliği olan çocukların boylarına göre kiloları düşük olur. Dikkatsizlik ve konsantrasyon güçlüğü çekerler, bu da okulda başarısızlığa neden olur. Çocuklarda demir eksikliği, zeka düzeyinde kalıcı geriliğe neden olmaktadır. Büyüklerde ise işgücünün azalmasına yol açmaktadır.''

Çocukları demir eksikliğine karşı dengeli beslemek gerektiğini vurgulayan Karakuş, şunları söyledi:

''Süt çocukları ilk 6 aya kadar anne sütü ile beslenmelidir. 6. aydan itibaren demir bakımından zengin meyveler, yumurta, karaciğer, et gibi ek besinler verilmelidir. Mümkün olduğu kadar demirle zenginleştirilmiş hazır unlu mamalar da verilebilir. Çocuğun diyetinde demir emilimini kolaylaştıran limon, portakal, domates gibi (C) vitamini bakımından zengin besinler de yer almalı. Demir emilimini azaltan çay gibi içecekler çocuklara verilmemeldir. Başlangıçtan itibaren anne sütü almayan, yapay besinlerle beslenen çocuklar, demir katkılı süt formülleriyle beslenmelidir."



reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
BEBEGIM NASIL ZEKI OLUR - 22.08.2005 16:45:47




Çocuklarda iyot eksikliği zekayı olumsuz etkiliyor


[font=verdana style="font-size: 9pt"]

Kayseri’de ilköğretim öğrencileri üzerinde yapılan araştırmada, öğrencilerin yüzde 85’inde idrardaki iyot oranı normalin altında çıktı. Öğrencilerin yüzde 42’sinde ağır derecede iyot yetersizliği olduğu kaydedildi. Kayseri İyot İzleme Komitesi Başkanı Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, “iyot eksikliğinin yol açtığı guatr, zeka geriliği, gelişim bozukluğu ve gebelerde düşük tehlikesi gibi sorunların engellenmesi için iyotlu tuz kullanımının yaygınlaşması gerekiyor” dedi.

Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, Kayseri Valiliği, İl Sağlık Müdürlüğü ve Erciyes Üniversitesi işbirliği ile yaklaşık 2.5 yıldır sürdürdükleri araştırmada, Kayseri’nin Türkiye’de ağır iyot yetersizliği görülen illerden biri olduğunu belirtti.

Kayseri’nin coğrafi ve sayısal verilerinin doğru yansıtılması içinher bölgeden seçtikleri örnek öğrenciler üzerinde araştırma yaptıklarını belirten Kurtoğlu, şu bilgileri verdi: “Bugüne dek 1694 ilköğretim öğrencisi üzerinde guatr ve idrarda iyot taraması yaptık. Evlerde iyotlu tuz kullanılıp kullanılmadığını sorguladık. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin idrarlarındaki iyot oranı ortalama 3.84 mikrogram/desilitre olarak çıktı. İnsan vücudunda bu oranın 10’un üzerinde olması lazım. Öğrencilerin yüzde 85’inde idrardaki iyot oranı ortalamanın altında. Bu oranın 2’nin altında olması ‘ağır iyot yetersizliği’ demektir. Öğrencilerin yüzde 42’sinde ise iyot oranı 2’nin altında. Ayrıca evlerde genellikle iyotlu tuz kullanılmadığını belirledik. Bu sonuçlar Kayseri’de iyot yetersizliğinin ciddi bir sorun olduğunu göstermektedir.”

İYOTLU TUZ KULLANMAK YETERLİ

İnsan vücudunun çok az miktarda iyota ihtiyaç duymasına rağmen, iyot eksikliğinin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çeken Kurtoğlu, vücudun ihtiyaç duyduğu iyotun büyük bölümünün içme sularından karşılandığını bildirdi.

Kayseri’de içme sularının iyot bakımından fakir olduğunu kaydeden Kurtoğlu, iyot eksikliğinin neden olduğu sağlık sorunlarını şöyle özetledi: “İyot, vücutta çok az bulunan ve troid hormonlarının salgılanmasıiçin gerekli olan bir mineraldir. Troid hormonları ise normal büyüme ve gelişmeyi, beynin normal çalışmasını, sinir sisteminin çalışmasını sağlar, vücut ısısını ve enerjisini kontrol eder. Yeterli seviyede iyot alınamadığı zaman troid bezleri işlevlerini yerine getiremez ve bunun sonucunda özellikle çocuklarda guatr, zeka geriliği, büyüme ve gelişme geriliği, sağırlık, dilsizlik, konuşma bozuklukları, cücelik, kas hastalıkları; gebelikte ise erken doğum, düşük ve ölü doğum gibi birçok ciddi sağlık sorununa yol açabilmektedir.”

Vücudun ihtiyacı olan iyot sadece iyotlu tuz kullanımı ile karşılanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Kurtoğlu, iyotlu tuzların etkili olabilmeleri için güneş görmeyecek şekilde saklanması ve yemeklere piştikten sonra katılması gerektiğini belirtti.

Anadolu’da kaya tuzundan yapılan salçalar kullanıldığı için yemeklerin tuz katılmadan yapıldığını hatırlatan Kurtoğlu, iyot eksikliğinin yol açtığı sorunların giderilmesi için eğitim çalışmalarına önem verilmesi ve iyotlu tuz kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini sözlerine ekledi.






Demir eksikliği bilişsel yetileri etkiliyor



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
Hafif demir eksikliğinin bile bilişsel yetilerin azalmasına neden olduğu belirtildi. Bilim adamları, hafif demir eksikliği bulunan kadınların bilişsel yetilerinin demir takviyesiyle iyileştiğinin ortaya çıktığını söylediler.

ABD’deki Pennsylvania Üniversitesi’nde görevli Laura Murray-Kolb ve ekibi, 18 ila 35 yaşlarında 100’den fazla kadının bilişsel yetilerini test etti. Katılımcıları demir eksikliği olmayan, hafif demir eksikliği bulunan ve ciddi kansızlık sorunu olanlar olmak üzere üç gruba ayıran bilim adamları, hafif demir eksikliği olan kadınların testleri, demir eksikliği bulunmayan kadınlar kadar hızlı çözdüğünü, fakat daha fazla hata yaptığını kaydettiler. Demir eksikliğine bağlı kansızlığı olan kadınlarınsa diğer iki gruba göre daha kötü sonuç aldığı ve testleri daha uzun sürede çözdüğü belirtildi.

Bu testten sonra bütün katılımcılara 4 ay süreyle ya günde 60 miligram demir ya da etkisi olmayan placebo veren bilim adamları, 16 hafta sonra testi tekrarladılar. Düzenli olarak demir takviyesi alan katılımcıların hafıza, dikkat ve öğrenmeyle ilgili testlerde öncekinden daha başarılı olduğunu ifade eden bilim adamları, araştırma sonucunda, hafif demir eksikliği bulunan kadınların bilişsel yetilerinin demir takviyesiyle iyileştiğinin ortaya çıktığını söylediler.






Çocuğumun zeki olması için ne yedirmeliyim?


[font=verdana style="font-size: 9pt"]

Gebeliğin son üç ayı ile doğumdan sonra 2 yaşına kadar beynin gelişimini tamamladığı belirtilerek, bu dönemde beyin gelişimini destekleyen beslenmenin son derece önemli olduğu vurgulandı.

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Banu Anlar, fazla glikoz alımının zekayı etkilemediğini, az kalori alımının faydalı olduğunu belirterek, beyin gelişiminde deniz ürünleri ve ceviz gibi gıdalarda bulunan Omega3 ve Omega6 yağlarının çok önemli olduğunu söyledi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Nöroloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Banu Anlar, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nce (OMÜ) düzenlenen “Beslenme ve Beyin” konulu konferansta, beslenmenin beyin gelişimi üzerindeki etkilerini anlattı. Beynin gelişiminde, genetiksel ve çevresel faktörlerin önemli olduğunu ifade eden Anlar, bir diğer önemli faktörün de beslenme olduğunu söyledi.

Annelerin en sık sorduğu sorunun, “çocuğumun zeki olması için ona ne yedirmeliyim” olduğunu ifade eden Anlar, şunları kaydetti: “Bebeğin zekasını etkileyen birçok faktör var. Bunların başında genetik geliyor. Annenin zekasını değiştiremeyeceğimize göre, kontrol edebileceğimiz faktör olan beslenmeye dikkat etmeliyiz. Gebeliğin son üç ayı ile doğumdan sonra 2 yaşına kadar beyin gelişimini tamamladığı için bu dönemde beyin gelişimini destekleyen beslenmeye son derece önem vermeliyiz.”

Anlar, fazla glikoz alımının zekayı etkilemediğini, az kalori alımının faydalı olduğunu belirterek, beyin gelişiminde deniz ürünleri ve ceviz gibi gıdalarda bulunan Omega3 ve Omega6 yağlarının çok önemli olduğunu söyledi.

Mineral eksikliği ve fazlalığının da zararlı olduğunu belirten Anlar, demirin önemine değinerek demir eksikliğinde ciddi sorunlar yaşanacağını kaydetti.

Anlar, yapılan araştırmaların kanda kurşunun yüksek olmasının zeka düzeyini düşürdüğüne dikkati çekerek, kandaki kurşun değerlerinin takip edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.






Bebeklerin zeka gelişiminde beslenme de önemli


[font=verdana style="font-size: 9pt"]

Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi’nce yapılan bir araştırmada, yeterli beslenemeyen bebeklerde beyin dokusunun, beslenenlere oranla yüzde 34 daha geç geliştiği ortaya çıktı. Bebeklerin zeka gelişiminde genetik ve çevresel faktörlerin yanı sıra beslenmenin de önemli yer tuttuğunu anlatan Prof. Dr. Himmet Karazeybek, “Bebeklerde zeka gelişiminin yüzde 90’ı, 0-2 yaş arasında tamamlanır. Bu yüzden anne sütü, et ve yumurta gibi proteince zengin gıdaların tüketimi önemlidir” dedi.

HRÜ, Tıp Fakültesi Pediatri Kliniği öğretim üyesi Karazeybek, Radyoloji Kliniğiyle ortaklaşa yürüttükleri çalışmayla, Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde, beslenme yetersizliği ve kilo kaybı tanısıyla tedavi gören 2 yaş altı, 35 çocuğun beyin tomografilerini incelediklerini söyledi.

Bebeklerin zeka gelişiminde genetik ve çevresel faktörlerin yanı sıra beslenmenin de önemli yer tuttuğunu anlatan Karazeybek, şunları söyledi: “Bebeklerde zeka gelişiminin yüzde 90’ı, 0-2 yaş arasında tamamlanır. Bu yüzden anne sütü, et ve yumurta gibi proteince zengin gıdaların tüketimi önemlidir. Yeterli kilo alamayan bebekler üzerinde yaptığımız araştırmada, proteinli gıdaların yetersiz tüketiminin, bebeklerde beyin dokusunun yüzde 34 geç gelişmesi ve zeka geriliğine yol açtığı sonucuna vardık. Özellikle annelerin hamilelik dönemlerinden başlayarak önce kendi beslenmelerine, ardından da bebeklerinin beslenmesine dikkat etmesi gerekir.”






Hayvansal protein zekayı arttırıyor


[font=verdana style="font-size: 9pt"]

Beynin tükettiği proteinleri içeren hayvansal gıdayı yeterli alanlar, bitkisel gıda tüketenlere oranla daha zeki oluyor. Doç. Dr. Mustafa Karakaya, 80 kilogram ağırlıktaki bir kişinin günde en az 80 gram protein tüketmesi gerektiğini belirtti. Karakaya, protein tüketiminin yüzde 60’ı bitkisel, yüzde 40 ise hayvansal gıda olarak ayarlanmasını önerdi.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Karakaya, en önemli görevi hücrelerin yenilenmesini sağlamak olan proteinlerin, vücut sağlığı ve metabolizmanın faaliyetlerini eksiksiz yerine getirebilmesi açısından vazgeçilmez öneme sahip olduğunu söyledi. Proteinlerin, bitkisel ve hayvansal olarak ikiye ayrıldığını anlatan Karakaya, vücudun tüm fonksiyonlarını istenilen şekilde yerine getirebilmesi için bu iki protein türünün mümkün olduğunca dengeli bir şekilde alınması gerektiğini kaydetti. Birbirlerinden, içerdikleri aminoasitlerle ayrılan bitkisel ve hayvansal proteinlerin vücutta çok farklı görevler üstlendiklerini ifade eden Karakaya, insanın en önemli organı olan beyninin çalışırken tükettiği proteinlerin ise hayvansal gıdalarda bulunduğunu bildirdi.

Karakaya, hayvansal proteinin aynı zamanda çocuklardaki zeka gelişimini sağlayan en önemli unsurlardan biri olduğunu, yeterli miktarda hayvansal gıda alan kişilerin bitkisel gıda tüketenlere oranla daha zeki olduklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Vücudun tüm organlarının geliştiği ve hücre bölünmesinin daha sık olduğu çocukluk çağında hayvansal protein tüketimi çok önemlidir. Ancak, protein, genç, yetişkin ve yaşlılar için de vazgeçilmezdir. Bir kişinin günde tüketmesi gereken en az protein miktarı, o kişinin kilosunun gram cinsinden değeridir. Yani 80 kilogram ağırlıktaki bir kişinin günde en az 80 gram protein tüketmesi gerekir. Metabolizmanın kusursuz çalışabilmesi için protein dengesinin iyi ayarlanması ise çok daha önemlidir. Protein tüketiminin yüzde 60’ı bitkisel, yüzde 40 ise hayvansal gıda olarak ayarlanmalıdır. Kişinin bir günde alması gereken 80 gram proteinin en az 30 gramı hayvansal protein olmalıdır.”

Bitkisel protein içeren ekmek tüketiminin çok yaygın olduğu Türkiye’de, yeterli miktarda et, süt, peynir ve yumurta gibi hayvansal gıda tüketilmediğini vurgulayan Karakaya, “Ülkemizde, geleneksel alışkanlıkların yanı sıra, hayvansal proteinlerin pahalı olması nedeniyle insanlarımızda ciddi oranda hayvansal protein eksiği vardır” dedi.

Yeterli hayvansal protein tüketen kişinin beyin fonksiyonlarının, tüketmeyenlere oranla daha hızlı çalıştığını belirten Karakaya, hayvansal protein yetersizliğinin ülkemiz için en önemli sorunlardan biri olduğunu, en azından ilköğretim çağında bulunan tüm çocukların yeterli miktarda hayvansal protein almalarının sağlanması gerektiğini söyledi. Karakaya, sağlıklı beyinler ve umut vaat eden nesiller yetiştirmek için ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan yetersiz beslenme ve hayvansal protein eksikliği konularında ulusal politikalar geliştirilmesinin şart olduğunu sözlerine ekledi.






Balık yağı bebeğin zeka gelişimini olumlu etkiliyor



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
Pedriatrics dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, 341 gebe kadının bir kısmına gebeliğin 18. haftasından emzirme döneminin ilk 3 ayının sonuna kadar günde 10 mililitre balık yağı verildi. Diğer kadınlara ise aynı miktarda mısır yağı veren bilim adamları, araştırmaya katılan kadınların çocuklarına 4 yaşına geldiklerinde zeka testi yaptılar. Bilim adamları, beslenme takviyesi olarak balık yağı alan kadınların çocuklarının test sonuçlarının, diğer çocuklara göre çok daha iyi olduğunu belirttiler.

Mısır ve zeytinyağında doymamış yağ asitlerinin bulunduğunu ifade eden bilim adamları, daha etkili olan balık yağında bulunan omega 3 yağ asitlerinin ise çoklu doymamış yağ asitleri olduğunu söylediler.

Her iki yağ asitlerinin sinir sisteminin gelişimi için çok önemli olduğuna dikkati çeken bilim adamları, özellikle gebeliğin son üç ayında ve doğumdan sonraki ilk birkaç ayda bebeğin beyninin çok miktarda doymamış yağ asitlerine ihtiyaç duyduğunu kaydettiler.






 

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Üstün Zekalı Çocuklar - 22.08.2005 16:46:35




Üstün Zekalı Çocuklar



[font=verdana style="font-size: 9pt"]
IQ düzeyi 135-140 tan yüksek çocuklar üstün zekalı sayılır. Bu tip erkek
çocuklar, kız çocuklara oranla daha fazladır. Genellikle ruhsal-devinim gelişimi, dilin öğrenilmesinde olduğu gibi çok çabuktur. Çocuk daha 4-5 yaşındayken bir öykü ya da masaldan etkilenerek okumayı öğrenir. Beceri ve mantık yürütme gerektiren oyunları yeğler. Çok yönlü, meraklı ve dikkatli, becerili ve yaratıcı, bilgili, hafızası güçlü ve çabuk kavrayışlıdır. Üstün zekalı çocuklar yıllar geçtikçe artan beceri ve güçleri sayesinde seçeceği yol her ne olursa olsun çok başarılı olacaktır.

Yüzeysel bir bakış açısıyla, böyle bir sonuca varılması kolay görünebilir. Ama üstün zekalı kişiler de yaşamları boyunca büyük güçlüklerle karşılaşabilirler. Öncelikle başarıya ulaşmak için yeteneklerini pek fazla zorlamamaları ve düş kırıklığına uğramaya karşı pek hazırlıklı olmamaları nedeniyle, çoğu kez ulaşacakları hedeften vazgeçerek ve cesaretlerini yitirerek aşırı tepki gösterirler.

Öte yandan üstün zekalı çocuklar anne baba ve öğretmenlerinin duydukları hayranlık ve arkadaşlarının kıskançlığı nedeniyle dikkat merkezi olmaya alışmışlardır. Bu bakımdan her türlü ilgi alanlarını bilgiyeyönelttikleri için, yaşam açısından gerekli ve zorunlu öbür gereksinmelerini bir yana bırakma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.

İŞTE ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUKLARLA İLGİLİ BİRKAÇ İPUCU:

1) Çok çabuk öğrenmek. Dikkatsizlik, tembellik, ayrıntıları görememe, rehberliğe direnç.

2) Soyut muhakeme yeteneği. Gerçeklerden kaçınma, bahane uydurma, bilgiçlik taslama.

3) Bağımsız çalışma yeteneği, ilginç fikirleri formülleştirme yeteneği. Seçkinci, yanlış anlaşılan ya da toplumsal uyum sağlayamayan birey haline gelme tehlikesi.

4) Keskin bir mizah anlayışına sahip olma. İğnelemeleriyle, çevresine acımasızlığını gösteren ve çevredekilere acı çektiren bir birey olabilir.

5) Eleştirel düşünme ve sorgulama becerisi. Karşısındakini acımasızca eleştirme ve tahammülsüzlük.

6) Güçlü bellek, analiz ve sentez yapmada isabetlilik. Tekdüze işlerden ve alıştırmalardan hoşlanma, görevleri yerine getirmekten kaçınma, kolay yaptığı işlerden sıkılma.

7) Amaca yönelebilme, kendini bir işe verebilme becerisi, istekli, uyanık, enerjik. Dik kafalı, genellikle çalışma biçiminin değişmesine itiraz etme. İşler istediği biçimde gelişmezse kolaylıkla düş kırıklığına uğrama.

Bedensel Özellikleri :

1) Grup olarak, beden yapıları ve sağlık durumları bakımından yaşıtlarına
oranla üstündürler.

2) Doğumda normal çocuklardan daha ağırdırlar.

3) Boy ve ağırlık bakımından normal çocuk grubunun üstündedirler.

4) Erken konuşurlar.

5) Duyu organı bozuklukları, bedensel sakatlık, diş deformasyonu vb. normal çocuklara göre daha az rastlanır.

6) Ortalama ölüm yaşı daha yüksektir.

7) Hastalıklara karşı daha dayanıklıdırlar.

8) Erken yürürler.

Zihinsel Özellikleri :

1) Çabuk ve kolay öğrenirler.

2) Kelime hazineleri çok geniştir, bildikleri kelimeleri kolaylıkla
kullanırlar.

3) Zihinsel işlemleri kolaylıkla başarırlar.

4) Genelleme yapmada, ilişkileri görmede, bilgilerin transferinde, mantıki
çağrışımlarda ileridirler.

5) Soyut fikirlere karşı ilgileri fazladır. Dikkatleri devamlıdır.

6) Akademik konularda yaşıtlarından 1 ? 2 yıl ileridirler.

7) Her alandaki okul çalışmalarında normalden 1 ? 2 yıl üstündürler.

8) Sınıf düzeylerinin 1-2 yıl üstündeki kitapları okumaktan hoşlanırlar ve
anlarlar.

9) Diğer çocukların farkında olmadığı pek çok alanda bilgi sahibidirler.

10) Fazla çalışmaya gerek duymadan, duyduklarını ve okuduklarını uzun zaman belleklerinde tutarlar ve hatırlarlar.

11) Çok soru sorarlar ve ilgi alanları geniştir.

12) Çoğunlukla okula başlamadan önce okuma ve yazma öğrenirler.

13) Pratik bilgileri çoktur.

14) Hazır cevaptırlar, uyanık ve girgindirler.

Sosyal Özellikleri :

1) Arkadaşları arasında popülerdirler.

2) Kolayca arkadaşlık kurabilirler. Arkadaşlarını kendilerinden yaşça 2-3 yaş ileri olanlardan seçerler.

3) Grup içinde lider olabilirler, başkalarına tabi olmaktan hoşlanmazlar.

4) Okula karşı isteklidirler, ders dışı uğraşılara katılmaktan zevk alırlar.

5) Ders uğraşılarının yanı sıra, sosyal uğraşılar, sportif faaliyetler, şiir,
hikaye ve resim alanlarında çalışmaktan hoşlanırlar.

6) Nüktedandırlar, yerinde hikaye ve fıkra anlatmaktan hoşlanırlar.

7) Kendilerine ait orijinal ilgileri vardır.

8) Yeni ve değişik durumlara kolay ve çabuk uyarlar.

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUKLARIN EĞİTİM VE ÖĞRETİMLERİ İLE İLGİLİ GENEL İLKELER

1) Üstün zekalı çocuklar, normal zekaya sahip çocuklardan daha süratli
öğrendiklerinden, derslerde gereksiz tekrarlardan kaçınılmalıdır.

2) Muhakeme yetenekleri normal çocuklardan daha üstündür. Fikirler arasındaki ilişkileri kolaylıkla görüp kavradıklarından sınıfta bu yeteneklerinin gelişmesi için fırsat verilmelidir.

3) Geniş bir kelime hazinesine sahiptirler; bunları kolaylıkla kullandıklarından sınıf içi çalışmalarda bu özelliğin göz önünde tutulması
gerekir.

4) Kendilerine özgü ilgileri olduğundan, grupla olduğu kadar, bireysel
çalışmalara da önem verilmelidir.

5) Bir konu hakkında bilgi edinmek için çok şey sorarlar, çok kitap
karıştırırlar. Bunun için proje çalışmalarına yer verilmelidir.

6) Ders uğraşılarında kuru ve kitaba bağlı bilgilerden çok, geniş gözlem,
deney ve araştırmalara yer verilmelidir.

7) Kendi günlük başarıları onları doyurmadığından, okul içi ve okul dışı
çeşitli uyumsuzluklar doğabilir. Çocuğu doyurmak, tatmin etmek için ders içi ve ders dışı özel uğraşılara yer verilmelidir.

8) Öğrenme yetenekleri normallere göre daha üstün olduğundan, müfredat
programındaki konular genişliğine ve derinliğine zenginleştirilmelidir.

9) Üstün zekalı öğrenciler yaratıcı yeteneklere sahiptirler. Yaratıcılığın
geliştirilmesi için aşağıdaki bilgiler göz önünde bulundurulmalıdır.

a-Bir problem çözümünde, o problemin çözüm yolları ile ilgili, çocuklar
tarafından ortaya atılan fikirler üzerinde krıtik yapılmamalıdır.

b-İleri sürdükleri fikirlerin acayipliği hoş karşılanmalıdır.

c-Ortaya ayılan fikirlerin çoğunda yarar vardır.

d-Problemlere karşı öğrencilerin duyguları etkili hale getirilmelidir.
(Örnek: Eğer tüm dünyadaki insanlar üç parmaklı olsalardı, ne olurdu? Gibi.

e-Fikir akıcılığı teşvik edilmelidir.( Örnek: Bir tuğlanın çeşitli kullanış
yerlerini açıklayın.) gibi.

f-Orijinal fikirleri teşvik edilmelidir.

g-Problemlerin değişik yollarla çözümüne fırsat verilmeli ve zemin
hazırlanmalıdır.

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUKLARIN SINIF İÇİ VE SINIF DIŞI ÇALIŞMALARINDA YARATICILIĞI ENGELLEYEN UĞRAŞILARDAN BAZILARI ŞUNLARDIR:

1) Belirli bir uğraşın belirli zaman limitleri içerisinde bitirilmesinin
zorunluluğunun belirtilmesi.

2) Ödevlerin üst üste yığılması.

3) Yanlışlarından dolayı öğrencilerin azarlanması.

4) Gözlem, araştırma ve deneylerin gereksizliğine inanılması, bu çalışmaların sınıf uğraşılarında öneme alınmaması.

5) Öğrencilerin bir şeyi olduğu gibi kopya etmeye teşvik edilmesi. (Sevilen bir model ya da yazı en meşhur bir üstadın eseri bile olsa netice değişmez.)

6) Yapılan işte ve ödevlerde gereğinden fazla şekilcilik ve özenti üzerinde
durulması.

7- Akademik konular için, resim-iş, beden eğitimi ve müzik gibi derslerin
feda edilmesi.

Bugünkü İlköğretim ve diğer okullarda uygulanan müfredat programları hazırlanırken normal çocukların öğrenme kapasitesi göz önünde tutulduğu
için, üstün zekalı çocuklara cevap verememektedir. Programın kapsadığı alanlar ve konular üstün zekalı çocuklara hafif gelmektedir. Bu nedenle;

a-Üstün zekalı çocuklar, konuları yaşıtlarına göre daha çabuk öğrendiklerinden, diğer zamanlarda çeşitli problemler yaratırlar.

b-Normal çocuklar için yapılan sınıf içi tekrarlar bu tip çocukları
doyurmaz. Onlar için can sıkıcı bir hal alır.

c-Üstün zekalı çocuklar az bir gayretle sınıf seviyesinin üstünde bir başarı
gösterdiklerinden kendi kapasiteleri oranında çalışma zorunluluğu duymaz, çaba göstermez ve tembel ( atıl ) kalırlar.

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUĞUN AİLESİNE MEKTUP!

Ana ve baba olarak, üstün zekalı çocuğa yapabileceğiniz en büyük yardım üstün zekalı çocuğun diğerlerinden farklı olmadığını kabul etmektir...Yaşından ileri zeka düzeyinde diye 1-2 yaş büyüğünün davranışlarını beklemek doğru değildir...

Üstün zekalı çocuklarda diğer bütün çocuklar gibi sevgi, güvenlik, anlayış
ve okşanmaya ihtiyaç duyarlar.

Okul öncesi üstün zekalı çocuklara evin sağlayamadığı çeşitli oyuncakları
anaokulları sağlar. Ana okullarında onların türlü yetenekleri ve fiziksel güçleri oyunlar, temsiller ve halk danslarıyla olumlu bir şekilde karşılanacaktır. Hikaye anlatma, resim çizdirme vb. etkinliklerle de çocukların yaratıcılığı ve imgeleme güçleri beslenip gelişebilecektir. Çevrenizde anaokulları bulunmayabilir. Ya da aile bütçesine uygun olmayabilir. Bu durumda alınacak kitap, sulu boya, renkli kalemler ve iş kağıtları çocuklara hem öğretici hem de yaratıcı saatler geçirtebilir.

Üstün zekalı çocuklar okula başladıktan sonrada özel etkinliklere ihtiyacı
vardır. Olanaklar el veriyorsa özel müzik, resim dersleri, kitap satın almaları günlük etkinlikler arasında yer almalıdır. Parasız ziyaret edilebilen müzeler, ucuz biletli konser ve tiyatrolar, okul ver üniversitelerin gezileri, üstün yetenekli çocukların öğrenme isteklerini besleyip geliştirebilir.

Çocuğunuzun dengeli bir yaşama ihtiyacı vardır. Tek bir oyun oynayan veya tek bir alan içinde sıkışıp kalan çocukların bütün çalışma ve boş zamanlarını değişik alanlara yöneltmelerini istemeliyiz. Çocuk kafasını çalıştırdığı zaman bedenini de çalıştırmalı, değişik çocuk oyunlarına, etkinliklere katılmalıdır.

Çocuklarımızı tek yönlü kişiler olmaktan kurtarmak için değişik ilgi
alanlarına yönlendirmeliyiz

Ailede çocuklardan bir tanesi üstün zekalı, diğerleri normal zekalı ise bu aile için özel bir problem vardır. Bu problem dikkatlice ele alınmazsa bundan hem üstün yetenekli çocuk hem de orta düzeydeki çocuk zarar görecektir.

Çocukların olumlu yönde yetişmeleri için okulla işbirliği şarttır. Öğretmenin rehberliğinden, gerekirse bu konuda çalışmalar yapan eğitim
kurumlarından da her zaman bilgi ve yardım sağlanabilir. Okuldaki etkinlikler evde de sürdürülmeli, çocuğun yetenekli olduğu alana yönelmesi sağlanmalıdır.

Bugün yaşama koşulları ve toplum idareleri yönünden dünyamız korkunç bir yarış içindedir. Üstün zekalı bilginlerimiz, buluşçularımız olmasaydı hayat sıkıntılı, güç ve anlamsız olacak, görüş alanımız oldukça sınırlı olacaktır. Her zaman ihtiyaç duyulan üstün zekaya yüzyılımızda daha büyük ihtiyaç vardır. Değerleri bulup ortaya çıkarmak, toplumun hizmetine sunmak önce siz anne ve babalara düşmektedir.

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENİNE MEKTUP!

Bu tip çocuklar için sınıf öğretmeninin öğrenim görevlerinin dışında ek öğrenim programları hazırlaması gerekir. Sınıfın seviyesi onların seviyesinden çok aşağıda kalabilir. Aşağıda belirtilen noktalar dikkate alınarak çocukların daha iyi gelişmelerine yardımcı olabilmek için

1. Çocuğun çalışma ve ödevlerini sınıfın işlemekte olduğu konularda ve aynı tempoda tutmaya çalışmamalı, onun güç ve süratine uygun ödevler vermelidir.

a. Ödevlerde tekrara ve alıştırmalara fazla yer vermemelidir.

b. Daha çok problem çözme tekniğini gerektiren ödevler vermelidir.

c. Yarı teknik malzemelerin okunması, özetlenmesi, bazı araçların
modellerinin yapımı, şemalarının çizimi ve onların çalışma kurallarını
açıklama ödevleri verilmelidir.

2. Tartışma, proje ve dramatizasyon çalışmalarına önem verilmelidir.

3. Tasnif, organize etme ve maddelendirme olanağı veren fırsatlar
hazırlanmalıdır.

4. Ders etkinliklerinde kitabi etkinliklerden çok, geniş gözlem ve deneylere
yer verilmelidir.

5. Kendilerine özgü ilgileri olduğundan grupla olduğu kadar bireysel
çalışmalara da önem verilmelidir.

6. Öğrenciyi okul içi ve dışı etkinliklere yönlendirmelidir.

7. Önderliği gerektiren ya da önderliği geliştirmeye fırsat verecek
çalışmalara katılması için teşvik edilmesi gerekir.

8. Bu tip çocuğun başarısını, sınıf arkadaşlarının başarısı seviyesi ile
değil kendi öğrenme güç ve sürati ile karşılaştırmalıdır.

9. Anne ve baba ile bu konuda işbirliği yapmalı, onlara çocuklarını ihmal
etmeden ve gurura kapılmadan yetiştirmek için gerekli anlayışı kazandırmaya çalışmalıdır.

10. İleri öğrenim için en uygun yolun seçilmesinde uzmanlarla işbirliği
yapılmalı.

11. Bu çocuklarda üstünlük duygusunu yaratmak, aynı ?aşağılık duygusu? kadar zararlı sonuçlar doğurur. Çocuk arkadaşlarını ve çevresindekileri aşağı görür ve toplumda yalnız bir kişi olarak yaşamına devam etme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Onun için üstünlük duygusunun çocuklarda
yaratılmamasına azami dikkat sarf edilmelidir.

12. Akademik konular için resim, müzik, beden eğitimi gibi dersler ihmal
edilmemelidir.

KİTAP ÖNERİSİ:

Üstün Zekalı ve Yetenekli Çocukların Eğitimi Nicholas Moseley
Norma E.Cutts Özgür Yayınları

Her geçen gün, dikkat, göreceli olarak artan bir ivme ile, çoğu kez ihmal edilen, değerli ulusal kaynaklarımızdan biri olan üstün zekâlı ve yetenekli çocuklar üzerinde odaklanmaktadır. Bu kitap, bu özel amaca hizmet edecek öğretmene, bizleri çok zorlayan bu konuda bir yardımcı olacaktır. Üstün zekâlı ve yetenekli çocuğu eğitme, uzun eğitim ve danışma yıllarının, parlak zekâlı ve yüksek yetenekli çocukları ve onların ebeveynlerini inceleme, onlarla en iyi bir şekilde iletişim kurabilen yöntemleri ve işlemleri çalışma sonucu meydana çıkmıştır.

Kitaptaki önemli konular şunları kapsamaktadır:

- Yetenekli çocuklarla, alçak gönüllülükle yapılmış her tür 'öz'
tartışmalar,

- Vaka öyküleri,

- Kaynakça, test ve yöntemlere ve gerekli araştırmaya yardım edecek
ek bilgiler,

Üstün zekâlı ve yetenekli çocukların tanımlanmaları ve eğitilmeleri
için artık zamanı gelmiş bu kitap, hayatının bu denli önemli evresinde
bulunan bir öğretmen için de yardımcı ve pratik bir sunudur.

Üstün Yetenekli Çocuklar/Aileleri ve Sorunları Füsun Akarsu
Eduser Yayınları

Çocuklar ve Oyun Leslie Hamilton
Özgür yayınevi

Okul çağı öncesi çocuklar çok yaratıcı olurlar. Renkli kalemleri, sulu ve pastel boyaları, kağıt ve yapıştırıcı malzemeleri çok büyük yaratıcılıkla kullanırlar. "Çocuklara Oyunlar: Okul çağı öncesi çocuklara yönelik basit el işleri ve boyama teknikleri" çocuğunuzla birlikte hoşca vakit geçireceğiniz basit yaratıcı fikirler, oyunlar ve yöntemlerden oluşan bir kitaptır. Daha büyük yaştaki çocuklar; kitaptaki teknikleri başlarında bir büyük olmadan kendi başlarına uygulamaktan büyük keyif alacaklardır.

Çocuğunuzun becerilerini nasıl geliştirebilirsiniz?
Raelynne P. REIN Rachel
REIN Özgür yayınevi

Ebeveynlerin temel hedefi çocuğunun özel beceri, yetenek ve kabiliyetler geliştirmesine yardımcı olmaktır. Ancak ne kadar aydın ve eğitimli olursa olsun ebeveynlerin çoğu bu en temel ve en önemli amacı nasıl başaracaklarını bilememektedirler. Geliştirilmesi mümkün pek çok beceri ve yetenek arasından bu kitapta özellikle dört tanesi incelenmektedir. Liderlik, yaratıcılık, sosyal bilinç ve mizzah. Her bir bölümde çocuğunuzla birlikte uygulayabileceğiniz çeşitli aktiviteler bulacaksınız.

Üstün Yetenekliler Ve Eğitimleri Komisyonu (1991)
I. Özel Eğitim Konseyi Raporlar Görüşmeler Kararlar
Ankara: Milli Eğitim Basımevi.



reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
ONEMLI GIDALAR - 22.08.2005 16:47:53
 
Badem, kötü kolesterolü düşürüyor
Bilim adamları, bademin kandaki kötü kolesterol oranını düşürerek, kalbi koruduğunu açıkladı.
Amerikan Kalp Kuruluşu’nun yayın organı Circulation dergisinde yayınlanan habere göre, Kanadalı bilim adamları, günlük alınması gereken kalori miktarının aşılmadığı ve bademin yağ ya da tuz ile işlenmediği takdirde, badem tüketiminin kalbi koruduğunu söylediler.
Yapılan araştırmada, kolesterol değerleri yüksek 27 erkek ve kadına badem verildi. Bir ay boyunca günde iki avuç dolusu badem yiyen kişilerin kanındaki kötü kolesterol oranının yüzde 10 düştüğü tespit edildi. Bir avuç dolusu badem yiyen kişilerin kanındaki kötü kolesterol oranı yüzde 5 oranında düştü. Bilim adamları, bademin protein ve sağlıklı yağlar bakımından zengin olduğunu kaydettiler.
%5 su, %9 protein, %54 yağ, %20 karbonhidrat ve %3 oranında külden oluşur. Ayrıca Ca, P, Fe, Na, K, Mg elementleri ve Thiamin, Ribofdavin, Niosin ve A vitamini bulunur.
 
INCIR
İNCİRİN FAYDALARI Haziran-Ekim döneminde yetişen, afrodizyak etkisi araştırmalarla saptanan incirin, demir, kalsiyum ve fosfor açısından zengin bir gıda olduğu, bu açıdan hamileler ve küçük çocuklarda ortaya çıkan vitamin eksikliğinden kaynaklanan hastalıklar ile kansızlığa iyi geldiği belirtildi.
İncirin içeriğindeki maddeler dolayısıyla bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi, şeker hastalıklarında kan şekerinin hızla yükselmesini önlediği, kemik hastalığı ile gelişim bozuklukları bulunanlara önerildiği kaydedildi.
Sinir sistemi üzerinde de yatıştırıcı özelliğiyle olumlu etki yapan incirin, çabuk bozulması nedeniyle satın alındıktan kısa süre sonra tüketilmesi gerektiği ve yenilirken çekirdeklerinin ağızda iyice çiğnendikten sonra yutulmasının faydasını artıracağı belirtildi.
Öte yandan, kurutulduğunda kalori miktarının 4 katına çıktığı ifade edilerek, bu şekliyle tüketiminin kilo almak isteyenler için tavsiye edildiği kaydedildi.
İNCİRİN FAYDALARI 
              İncir sıcak bir meyvedir. Yaşlığını kuruluğunu savunan iki görüş vardır. En  iyisi kabuğu olgun ve çok beyaz olanıdır. Böbrek ve mesanedeki taşları temizler. Zehirlenmeye karşı sigortadır. Bütün meyvelerden daha çok besleyicidir. Boğaz kurumasına, göğüs sertliğine ve akciğer bölmelerine faydalıdır. Ciğer ve dalağı yıkar, mideden balgamımsı karışımları söker. Atar ve vücuda iyi besin sağlar.   Kurusu vücudu besler ve bademle birlikte sinirlere iyi gelir.
           İncirin et kısmı en iyi yeridir. Sinirli insanları susatır, tuzlu balgamdan doğan susuzluğu giderir, müzminleşmiş öksürüğü yumuşatır.. idrarı arttırır.. ciğer ve dalaklardaki tıkanıklıkları açar. Böbrek ve mesaneye iyi gelir. Aç karnına yemenin, özellikle badem ve ceviz ile birlikte yemenin, besinlerin geçtikleri yolları açmakta görülmedik faydası vardır.    
- TAHİN

Tahin, susam tohumlarının tekniğe uygun olarak kabukları ayrıdıktan ve fırında kurutulup kavrulduktan sonra değirmende ezilmesi ile elde olunan bir gıda maddesidir. (Anonymous, 1977).

Susamdan elde edilen tahinde (seaseme -seed butter veya sweetmeat) %54 yağ. %28 yüksek değerli protein ve bu proteinin esansiyel amino asitlerinin başında %4 metinin ve B vitaminleri gelir. O nedenle tahin en az süt ve et kadar kıymetli bir gıda sayılabilir (Fciganbaum, 1965). Tahin sevilerek tüketilen salata, meze, ve unlu mamüllerde kullanıldığı gibi ülkemizde pekmez veya balla karıştırılarak tatlı olarak da yenilebilmektedir. Ancak en büyük kullanım alanı tahin helvası üretimidir. (Yurdagel ve Baysal. 1996)


PEKMEZ
siyah lezzet
Küçükken en sevdiğim şeylerden biri de karlı pekmezdi. Karın yağmasıyla beraber bütün çocuklar temiz kar toplamak üzere seferber olur, üzerine hakiki gün pekmezi döker, kar helvası denilen bu müthiş lezzeti afiyetle yerdik. Bu alışkanlığımı halen her kar yağdığında devam ettiririm. Geçmişte dağlardan getirilip aynı usulle yapılan kar helvası, aslında bugünkü anlamda dondurmanın atası niteliğindedir. İçlerine eklenen meyvelerle de meyveli dondurma haline gelir.
Son yıllarda sağlıklı beslenmeye verilen önem her geçen gün artışı göstermektedir. Bunun yanı sıra, her gün farklı birinin ortalığa çıkıp "şunu yiyeceksin, bunu içeceksin" gibi binlerce farklı öğütte bulunması, insanları ne yiyip ne içeceğine şaşırır hale getirdi. Ülkemizde yavaş yavaş baş gösteren, dünyayı etkisi altına alan obezite hastalığı sebebiyle light gıda sektörüne oldukça olumlu destekler verilmeye başlanması, obezite hastalığının artışını engelleyemedi. Hatta Amerika'nın bu soruna karşı milyarlarca dolar bütçe ayırması hiçbir olumlu sonuç vermedi. Aslında geçmişe dönüp baktığımızda atalarımız, bugün sorun olarak gördüğümüz bir çok olayı doğal ve sağlıklı yollarla beslenmeyi keşfederek çok rahat çözmüşlerdir.
Yaşadığımız toprakların sağlıklı beslenmemiz için bir çok doğal unsuru fazlasıyla barındırması karşısında neden yapay çarelere başvururuz, bir türlü anlamam... En basitinden, çocuklarımıza ve kendimize pekmez yemeyi alıştırmamız, şeker ve şekerli mamullerle ilgili bir çok problemi ortadan kaldıracaktır. Yakın zamana kadar, belli cins ve kalitenin üzerindeki üzümler sofralık yaş üzüm olarak satılır veya kurutulup kuru üzüm olarak değerlendirilirdi. Kalan üzümlerden de pekmez yapılırdı. Daha şekerin bulunmadığı dönemlerde şekerle yapılan birçok tatlı, hatta çay bile pekmezle tatlandırılırdı.
GÜNÜMÜZDE PEKMEZ
Günümüzde pekmez, özellikle üzüm yetiştiren kırsal bölgelerin vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Bir çok yemişten yapılabildiği gibi özellikle üzümden yapılanı makbuldür. Anadolu'nun bir çok bölgesinde elmadan duta, ahlattan keçiboyunuzuna, karpuzdan incire kadar bir çok pekmez çeşidi üretilir. Pekmezden ayrıca "pestil" ve "sucuk" adı verilen tatlılar da yapılır. Büyük şehirlerde ise pekmez, az da olsa özellikle soğuk günlerde tahin ile karıştırılarak yenilir. Türkiye, dünyanın önde gelen ilk beş üzüm üreticisi arasında yer almasına karşın yakın zamanlarda üzüm bağlarımızın bir çoğunun şarap yapımı için ekilmesi üzüm pekmezi üretimimizin maalesef bir hayli azalmasına neden olmaktadır. Halbuki iyi yapılan ve iyi pazarlanan pekmez, inanıyorum ki çok daha iyi paralar kazandıracaktır.
FAYDALARI
Son yıllarda pekmez kullanımına olan ilginin azalması özellikle pekmezin değerini bilenleri oldukça üzmektedir. Onlar, pekmezin tıpkı bal gibi büyük ölçüde üzüm şekeri, meyve şekeri ve sudan oluştuğunu bilirler. Zaten bu nitelikleriyle pekmez bal ile çok benzerlik gösterir.
Şeker insana sadece enerji verip şişmanlatmaya yararken, pekmez vücuda enerji sağladığı gibi kan yapıcı özellikler de içerir. Pekmez; demir ve kalsiyum açısından oldukça zengindir. Ayrıca pekmez bünyesinde bir miktar karoten ve B vitamini içerir. Her sabah çocuklarımızın önüne koyduğumuz mısır gevreklerinden çok daha ucuzdur. Özellikle çocukların beslenmesinde pekmezin önemli bir yeri vardır. Bebeklik döneminde beyin gelişmesine olumlu katkı sağlar.
PEKMEZ ÜZERİ SADEYAĞ&TEREYAĞI
Özellikle katmer ve aşure yapımında pekmez kullanımı bu tatlıların lezzetini kat kat artırmaktadır. Sabahları tahinle birlikte hafif ısıtılmak şartıyla karıştırılan pekmezin yerini bir çok lezzet dolduramaz. Sadece pekmezin üzerine hakiki sade yağ veya tereyağı döküp sıcak ekmekle yenildiğinde, daha önce bu lezzeti tatmadığınız için kendinize veya tarifi vermediğim için bana kızacaksınız. Bu lezzet, ekmek yerine marula batırılıp veya yoğurdun içine meyve parçaları eklenip karıştırmak suretiyle de yenilebilir. Örnekler buluşunuza ve damak tadınıza göre farklılıklar gösterebilir. Fakat siz ne yapın edin, özellikle şu soğuk kış günlerinde sofralarınızı bu güzelim lezzetten mahrum bırakmayın

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
ÜZÜM,SAĞLIK KAYNAĞI - 22.08.2005 16:48:35
ÜZÜM,SAĞLIK KAYNAĞI
Hem besin değeri, hem de vitamin ve mineraller açısından tam bir şifa kaynağıdır. Özellikle renkli (kırmızı, siyah) üzümlerin kabuk kısmında bulunan ve fitoaleksin grubu bileşiklerden olan Resveratrol maddesi, kanseri önlüyor ve kalp krizi riskini azaltıyor. Yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi ve şifa kaynağı olan üzümün birçok faydası vardır. İşte bazıları:
*Amino asitler, B vitaminleri (81, B2), mineraller, potasyum, magnezyum ve demir bulunduğu için bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
*Doğal fruktoz sayesinde vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede depolanmasını sağlar.
*Bünyesindeki magnezyum insanın iş verimliliğini artırır.
*İçindeki asitler (tartarik, strik, malik, süksinik, fumarik, pyruvik, oxaglutarik, gliserik, glikolik, dimetil-süksinik, shikiminik ve quinik asit) mideye zarar vermeden böbrek ve karaciğerin çalışmalarını hızlandırır.
*Yağların erimesine yardımcı olur.
*Vücudu virüslere karşı dirençli hale getirir.
*Kabuk ve çekirdekleri bağırsak metabolizmasanı hızlandırır.
*Cildin taze ve temiz bir görünüm kazanmasını sağlar.
*C vitamini aktivitesini artırır.
*Alerji ve kireçlenmelerde, iltihaplanmayı engeller.
*Bedeni ve zihni gücü artırır.
*Kan yapar. Biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.
*Yüksek tansiyonu düşürür.
*Mide ülseri, gastrit, karaciğer ve dalak hastalıkları, romatizma ve mafsal iltihabında faydalıdır.
*Kabızlığı giderir.
*Nekahet devresinin kolayca atlatılmasına yardımcı olur.
*Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.
*Düşük yoğunluktaki lipoproteinlerin (LDL) kılcal damarlarda birikmesine engel olur.
100 gr. çekirdeksiz kuru üzümün besin değeri:
305 cal Enerji
73.2 gr Şeker
2.82 gr Protein
0.4 gr Yağ
4 mg Demir
4.4 gr Diyet lifi
30mg Magnezyum
l9Omg Fosfor
53 mg Kalsiyum
0.147 mg B1 Vitamini
0.073 B2 Vitamini


reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
DIKKAT :Çocuklarda Kansızlık (Anemi) Sorununu Önemseyin! - 22.08.2005 16:49:32
DIKKAT DIKKAT DIKKAT




Çocuklarda Kansızlık (Anemi) Sorununu Önemseyin!






Bebeklik ve çocukluk döneminde demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bazı hastalıkların habercisi olabiliyor.

Bu nedenle ailelerin bebeklerde ve çocuklarda sık görülen kansızlığının belirtilerini iyi bilmesi ve zamanında uzmana başvurması gerekiyor.

Kansızlık her yaşta görülebilen bir sorun. Ancak özellikle bebeklik ve çocukluk çağında daha sık rastlanıyor. Bunun temel sebebi bebeğin anne sütü almaması ve demirden eksik gıdalarla beslenmesi. Demir eksikliğine bağlı kansızlık basit bir sorun değil. Sadece fiziksel rahatsızlıklara neden olmakla kalmayıp bebeklerde zeka düzeyini de etkiliyor. Anne ve babaların kansızlık konusunda dikkatli olması belirtilerini ve etkilerini iyi bilmesi gerekiyor. Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat anemiyi şöyle tarif ediyor: “Anemi hemoglobin konsantrasyonunun veya kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) sayısının beraber veya ayrı olarak o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Bu azalma sonucu kanın oksijen taşıma kapasitesi ve dokulara giden oksijen miktarı azalır. Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimde gösterir. Bu klinik tablo hiçbir bulgu olmamasından çok, hasta bir çocuğa kadar geniş bir yelpaze içerir.” 

Çocuklarda aneminin nedenleri

Prof. Dr. Canpolat çocuklarda aneminin oluşmasında diyetin çok büyük bir önemi olduğuna dikkati çekerek şöyle diyor: “Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay ile 2 yaş arası, ve bir de adolesan dönemdir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde demirden fakir yiyeceklerle beslenilmesi sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir. Adolesan, kızlarda adet kanamalarının düzensiz ve fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür. Kan yapımında önemli rol oynayan diğer iki besinsel faktör B12 vitamini ve folik asittir. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler çocuklarda demir eksikliğine bağlı anemi kadar sık görülmezler.” Sadece diyet değil bazı ilaçların kullanımı da çocuklarda anemiye neden oluyor. İlaçlar ya alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan toksik etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle anemi meydana getiriyor. 
Çocuklarda kronik hastalıkların ve sık geçirilen enfeksiyonların anemiye neden olduğu bilinen bir gerçek Prof. Dr. Canpolat sebebini şöyle açıklıyor: “Kronik hastalıklarda alyuvarların yaşam süresi kısalmıştır ve kemik iliği ise yetersiz çalışmaktadır. Ayrıca demir kullanılmasındaki bozukluk ve böbrek hastalıklarında kanda toksik maddelerin birikmesi de alyuvar yapımını baskılayan faktörlerdir.”

Kansızlık nasıl anlaşılır?

Süt çocuklarında huzursuzluk, davranış değişiklikleri, iştahsızlık, uykusuzluk veya normalin üzerinde uyuma gibi belirtiler görülürken daha büyük çocuklarda ve adolesanlarda yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, çabuk yorulma ve nefes darlığı gibi yakınmalar ile ortaya çıkıyor. Prof. Dr. Canpolat bu noktada bir uyarıda bulunarak şunları söylüyor: “Anemiyle birlikte lenf bezelerinin ve karaciğer ve dalağın da büyük olması durumunda çocuk hemolitik anemiler ve lösemi açısından mutlaka değerlendirilmelidir.” 

Demir eksikliği anemisine dikkat!

Çocuklarda en sık görülen anemi, demir eksikliği anemisi. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ay demir eksikliği görülmüyor. Anne sütündeki demir çok kolay emilebildiği için büyüyen süt çocuğuna miktar olarak yeterli geliyor. Ancak altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan bebek demir eksikliği tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Demir en çok kırmızı ette, yumurta sarısında, yeşil sebzelerde ve hububatta bulunuyor. Demir eksikliğinin gelişmemesi için etten ve sebzelerden gelen demirin dengeli alınması gerekiyor. Demir eksikliği anemisinin engellenmesi için diyete önem verilmeli, demirden zengin ek gıdaların zamanında ve uygun şekilde başlanmalı. Prof. Dr. Canpolat, “Prematüre bebeklere erken koruyucu demir preparatları başlanması gerektiğini hatırlatarak şöyle devam ediyor: “Anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu bebekler demir depoları tam dolmadan doğarlar ve çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır.” 

Tanı ve Tetkikler

Demir eksikliği gelişen bebekler huzursuz, iştahsız oluyor ve uyku bozuklukları yaşıyor. Büyümesi ve gelişmesi duraklama gösteriyor. Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de soluyor. Bunu anlamak zor değil. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine ve tırnak yataklarına bakıldığında anlaşılıyor. Demir eksikliğine erken tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelme şansına sahip. Prof. Dr. Canpolat tanı ve tetkikler konusunda şunları söylüyor: “Demir eksikliği anemisi saptanan çocukta dışkı ve idrar ile kan kaybı olup olmadığı araştırılmalıdır. Dışkı ile kan kaybı meydana getiren en önemli durumlar arasında peptik ülserler ve inek sütü alerjisi sayılabilir. Ayrıca bağırsakta bulunan polipler ve anüste mukoza çatlakları da kan kaybına neden olabilirler. Gaitada gizli kan testi birkaç kez tekrarlanmalıdır, zira kanama aralıklı olarak meydana geliyor olabilir.”
Tedavisi

Tedavi ise çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılıyor ve 3 ay kadar sürüyor. Tedavide ilk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3 ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanıyor.


reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
COCUGUNUZUN GELISIMINI TAKIP EDIN - 22.08.2005 16:50:35
Çocuğunuzun gelişimini takip edebilirsiniz
Bebek ve Gelişim bölümümüz ortalama olarak bir bebeğin gelişimi gözönüne alınarak hazırlanmıştır.
Her bebeğin gelişimi kendisine özel ve özgü olarak gelişir, bebekten bebeğe bu gelişim aşamaları farklılık gösterebilir. Bebeğinizin gelişiminin aşağıda anlatılan durumlara uymaması mutlaka bir sorun var anlamına gelmez.
Bebeğinizin gelişim seyrini mutlaka her kontrolde doktorunuzla paylaşmalısınız.

İki haftalık bebeğiniz neler yapabilir?
  • Bebek kollarını ve bacakları hafif bükülmüş olarak yatar.
  • Bu dönemde emme, yakalama, arama gibi yeni doğan dönemine ait refleksler (otomatik hareketler) bebeğin tek hareketleri olabilir.
  • Zaman zaman bakışınızı yakalayıp size bakabilir. Bu durumda ona bakarak, gülümseyerek, başınızı sallayarak yanıt vermeye çalışın.
  • Bulanık görür. 20-25 cm mesafeyi seçebildiği için onu tutanı çok rahat görebilir.
  • Henüz başını kaldıramaz, yatarken dönemez ve oturamaz.
  • Sakin olduğu kısa dönemler olacaktır; bu dönemlerde ona şarkı söyleyin, konuşun, evde gezinin.




Bir aylık bebeğiniz neler yapabilir?
  • Görebilir, duyabilir, tat alabilir, acıyı hisseder!
  • Başını tutabilir, karın üstü yattığında başını sağa-sola çevirebilir.
  • Emerek kendini sakinleştirebilir.
  • Agu- ıkınma sesi- kumru sesi-mırıldanma gibi sesler çıkarmayı dener.
  • Kısa süreli izleyebilir, yakın tutunca dikkatle bakabilir.
  • Sizi tanıdığını belli edebilir. Sesinizi duyunca sakinleşebilir.
  • El ve ayaklarının farkına varmaya başlar




Iki- üç aylık bebeğiniz neler yapabilir?
  • Başını daha uzun süre tutabilir, göğsünden destek alıp kalkmaya çalışabilir.
  • Ellerini bacaklarını sallamaya, basmaya çalışabilir.
  • Parmaklarını açabilir, ellerini birleştirip ağzına götürebilir ama henüz elini bütün olarak kullanır.
  • Gülmeye başlar, tanır. Tek heceli sesler çıkarmaya, cıvıldamalara başlar.
  • 90-180 derece izleyebilir.




Dört aylık bebeğiniz neler yapabilir?
  • Etrafıyla ilgilenmeye başlar, yatmak değil oturmak ya da dolaştırılmak ister. Biraz destekle 1-2 dakika oturabilir.
  • Karnının üstüne yattığında elleriyle itip minik push-up’lar yapar, hatta bir tarafa dönebilir.
  • Uzanıp cisimleri iki eliyle kavrar, biraz inceleyip sonra ağzına götürür. Salyası bollaşır.
  • Kendi kendine oynayabilir. < li>Tek heceler 4-5 aylarda çıkmaya başlayabilir, ancak anlamlı değildir.
  • Çığlık atmayı dener.
  • Bebeğinizin kişiliği belirginleşmeye başlar. Size tüm yüzü ve vücuduyla yanıt vermesi yakındır.




Altı aylık bebeğiniz neler yapabilir?
  • Artık herşeyi görüp izleyebilir.
  • Destekle oturabilir. Eğer ek gıdalara geçtiyseniz kaşıkla beslenmeyi bebek otururken yapmalısınız.
  • Her iki yöne de dönebilir. Yüzükoyun yatarken poposunu havaya kaldırmaya bile çalışabilir.
  • Bebek 3 boyutu kavrayabilir ve büyüklük ve şekillerine göre cisimleri gruplandırabilir.
  • Aynada arkasında sizi görürse arkasına bakıp sizi arayabilir.
  • Bir eliyle kavradığı cismi diğer eline geçirebilir, iki saplı bir bardaktan yardımınızla su içebilir.
  • Cisimleri birbirine vurur, ellerini birleştirir, oyuncağını tek eliyle tutabilir.
  • Sesli güler, çığlıklar atar.
  • Bebeğiniz artık eğlenmeye başlar. Sizinle saklambaç oynayabilir.
  • Yabancıları ayırmaya başlayabilir.
  • Emme, baloncuklar çıkarma, yalama konuşma öncesi hareketlerdir.




Dokuz aylık bebeğiniz neler yapabilir?
  • Bebekler ayağa kalkmak için kendilerini çekmeye başlarlar.
  • Ses çıkarmak için bir şeyleri birbirine vurmaya bayılırlar. “baba”, “mama” gibi sesler çıkarmaya başlarlar.
  • Bebeğiniz bu dönemde eşyaları, kaplara koyup çıkarabilir.
  • Bazı 9 aylıklar destekle birkaç adım bile atabilir. Bebeğiniz ayrıca, dizlerini kırarak eğilmeyi ve ayakta durduktan sonra tekrar oturabilmeyi öğrenir.
  • Bu yaştaki bir bebek hareket etmenin verdiği özgürlük duygusu ile dört ayak veya iki ayak üzerinde, hareket etmek, ulaşmaması gereken şeyleri almak ister.
  • Bu yaşta belki de merdivenleri emekleyerek çıkabilir ve eşyalara tutunarak hareket edebilir.
  • 9-10 aylık olunca bebekler bir şekilde oda içinde sürünerek, emekleyerek, eşyalara tutunup sıralayarak dolaşmaya başlarlar.
  • Bir oyuncağını uzaklaştırırsanız, gittikçe daha çok kendine güvenen bebeğiniz buna karşı çıkacaktır. Aslında artık kendi istek ve ihtiyaçlarını belirtmeyi öğrenmeye başlıyor.
  • Problem çözme yeteneği gelişir ve şimdi şeffaf bir kabın içinde gördüğü oyuncağı almak için direkt uğraşmak yerine kapağını açmayı dener.

Dil gelişimi
Kelimeleri kullanmasa da, onları anlar. “ba”, “ma” gibi heceleri tekrarlayarak gerçek kelimeleri taklit etmeye uğraşır ( sakın çok heyecanlanmayın, henüz konuşamıyor, ancak heceleri tekrarlıyor).
Kelimelerinizden çok, tonlamanızdan anlam çıkarır.
Onunla ne kadar çok konuşursanız-yemek hazırlarken, araba kullanırken, üzerini giydirirken-, o kadar çabuk iletişim yeteneklerini geliştirir.
Bir çalışm ada çocukların bir gün içinde ne kadar çok kelime duyarsa, o kadar zeki olduklarını gösterilmiş (tabi ki televizyondan veya arka plandaki sohbetlerden duyulan kelimeler değil; bebeğinizin anlamasına yardım etmek için konuşmalar interaktif olmalı).




Bir yaşında bebeğiniz neler yapabilir?
  • Kendi başına ilk adımlarını bu yaşta atabilir. (aslında bunu bundan sonraki birkaç hafta veya ay yapamayabilir, yani eğer bu ay yürüyemezse üzülmeyin).
  • Çoğu çocuk bu ilk adımları parmak ucunda, ayakları dışa dönük olarak yapar.
  • Kaşık kullanarak her ne kadar ağzını ıskalasa da kendini beslemeye başlayabilir.
  • “Mama” ve “baba” dışında birkaç kelime daha bilebilir
  • Uyduruk bir dille konuşabilir
  • Her şeyi itmek, fırlatmak ve yere çarpmanın çok eğlenceli olduğunu düşünür.
  • Oyuncağını size verir, geri alır.
  • Blokları bir kaba doldurur, boşaltır. Bu kaplar ve tavalar için de geçerlidir.
  • Küçük olanları, büyük olanların içine koyar, ayrıca onları birbirine çarparak korkunç gürültüler çıkarır.




Onbeşinci ayda çocuğunuz neler yapabilir?
  • Artık yürüyor hatta koşmaya çalışıyor olabilir. Eğilip yerden bir cismi rahatça alır.
  • Parmağıyla işaret eder, vücut kısımlarını bilebilir. Çizgi çizebilir.
  • Üst üste 2 küp koyabilir.
  • Çocuğunuz yeni şeyleri kurcalamaktan, araştırmaktan zevk alır.
  • Yeri süpürmek, silmek, çamaşır yıkamak gibi aktiviteleri taklit edecektir.
  • En az 1 anlamlı kelime söyler.




Onsekiz aylık çocuğunuz neler yapabilir?
  • Koşabilir, topa vurabilir
  • İki basamaklı bir komutu yerine getirebilir. Hafızası gelişmeye başlar.
  • Vücut kısımlarını bilir
  • 5-10 kelimesi olabilir
  • İsteklerini belirtebilir
  • 3-4 küple kule yapabilir. Anahtarları, düğmeleri çevirebilir.
  • Saçını tutmak, sallanmak, parmak emmek gibi kendini rahatlatıcı bazı alışkanlıkları oluşabilir.




İki yaşında çocuğunuz neler yapabilir?
İki yaşında fiziksel gelişim
  • Sürekli hareket halindedir
  • Kolay yorulur
  • Koşar ve tırmanır
  • Tek başına merdiven iner ve çıkar
  • Ayak ucuna basarak yürümeyi becerebilir
  • 3 – 5 küpü üst üste koyar
  • Rastgele çizgiler çizerken artık kontrollü yazmaya başlar
  • Büyük butonları açıp kapatabilir
  • Tuvalet ihtiyacında daha bağımsızdır ( hala biraz yardıma ihtiyacı olabilir )
  • Gece uykuya yatırmak zorlaşabilir

İki yaşında sosyal gelişim
  • Oldukça gerçekçi taklitler yapar
  • Kardeşleriyle daha fazla ilgilenir
  • Cinsiyetini bilir
  • Hayali bir oyun arkadaşı yaratabilir
  • Diğer çocuklarla birlikte olmak ister ama onlarla oyun oynamaz
  • Paylaşmayı sevmez
  • Her şeyi “benim” diye sahiplenir
  • Diğer çocukları tırmalayabilir, ısırabilir, vurabilir veya itebilir

İki yaşında duygusal gelişim
  • Kolay sinirlenir ve çok sabırsızdır
  • Bağırıp çağırır, yumruklar atar
  • Kendi istediklerini yapmak ister
  • Günlük düzen bozulunca sinirlenir

İki yaşında zihinsel gelişim
  • Konuşmaya ilgisi artmıştır
  • Çocuk dili kullanır
  • 3-5 kelimeli cümleler kurar
  • Konuşabildiğinden daha fazla sayıda kelimenin anlamını bilir
  • Kendi işini kendi yapar
  • İkna etmek giderek zorlaşır
  • Alternatifler arasında seçim yapamaz

Her çocuk farklıdır. Belirli tavırlar,davranışlar ve vücut gelişimi her bireyde biraz değişik olacaktır. Bizleri birbirimizden ayıran işte bu farklarımızdır. Burada sunduğumuz gelişim kategorileri çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmeniz içindir. Bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin.



Üç yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

Üç yaşında fiziksel gelişim

  • Kendi kendine yardımsız yemek yer
  • Zıplar, koşar, parmak ucuna basarak yürür
  • Üç tekerlekli bisiklet sürer
  • Merdiven inip çıkar
  • Kendi soyunabilir , giyinmek için yardıma ihtiyacı vardır
  • Büyük butonları açıp kapayabilir
  • Pastel boyaları daha iyi kullanır
  • Süt dişleri düşebilir

Üç yaşında sosyal gelişim
  • Anne –babasını idolleştirir
  • Telefona cevap verir
  • Büyüklerden onay almak ister
  • Sınırlamaları sürekli test eder
  • Sıklıkla yalnız oynamayı tercih eder
  • Hayali bi r oyun arkadaşı olabilir
  • Diğer çocuklarla oyunlar kurar
  • Oyunda sırasını bilir

Üç yaşında duygusal gelişim
  • Daha sakin ve uyumludur
  • Bazen ağlama ve tutturmaları olabilir
  • Yabancı olduğu nesne ve faaliyetlerden korkabilir
  • Bazen bebek gibi davranabilir
  • Rüyaları hakkında konuşmaya başlayabilir

Üç yaşında zihinsel gelişim
  • Yaşını, adını, soyadını, oturduğu semti bilir
  • Yaklaşık 1.000 kelime bilir
  • Bazı gramer prensiplerini kavrar
  • Bazı hikayeleri tekrar tekrar dinlemekten hoşlanır, öğrenebilir
  • Temel renkleri tanıyabilir
  • Bazı çok basit sorumluluk üstlenebilir
  • Merak edip sorular sorar
  • Dikkat süresi birkaç dakikadan uzun değildir.

Her çocuk farklıdır. Belirli tavırlar,davranışlar ve vücut gelişimi her bireyde biraz değişik olacaktır. Bizleri birbirimizden ayıran işte bu farklarımızdır. Burada sunduğumuz gelişim kategorileri çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmeniz içindir. Bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin.



Dört yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

Dört yaşında fiziksel gelişim

  • Sıçrama,koşma, tırmanma yeteneği artar
  • Kolay yorulur
  • Sakardır
  • Bağırmaktan hoşlanır, beklenmedik seslerden korkar
  • Kendi kendine tuvalet ihtiyacını karşılar
  • Kendi giyinir, soyunur, fermuarını çeker
  • Bildiği nesnelerin resmini çizer

Dört yaşında sosyal gelişim
  • 20 dakika süreyle televizyon seyreder
  • Son karar için ailesine danışır
  • Sınırlamaları test eder
  • Tepkinizi gözlemek için argo sözler kullanır
  • Grup aktivitelerine hazırdır
  • Farklı cinsiyet rollerini bilir
  • Yetişkinlerin aktivitelerini taklit eder

Dört yaşında duygusal gelişim
  • Zaman zaman bebek gibi davranır
  • Yeni korkular gösterebilir
  • Şakacı olma eğilimindedir

Dört yaşında zihinsel gelişime
  • Yaklaşık 1.500-2.000kelime bilir;4-5 kelimeli cümleler kurar
  • Eğlenceli, abartılı hikayelerden hoşlanır
  • Ona kadar sayabilir; bazı şekilleri tanır
  • Bazı zaman kavramlarını anlamaya başlar (dün,bugün,yarın)
  • Sürekli “neden” diye sorar
  • Yardımsız oyuncaklarını toplar
  • Basit işlerde yardım etmeyi sever
  • Doğru ve yanlış arasındaki farkı anlamaya başlar
  • Hayal ile gerçek hayatı ayırma yeteneği gelişir

Her çocuk farklıdır. Belirli tavırlar,davranışlar ve vücut gelişimi her bireyde biraz değişik olacaktır. Bizleri birbirimizden ayıran işte bu farklarımızdır. Burada sunduğumuz gelişim kategorileri çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmeniz içindir. Bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin.



Beş yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

5 yaşında Fiziksel gelişim

  • Süt dişleri düşmeye başlayabilir
  • Sağ veya sol el tercihi belirginleşir
  • Ayrıntılı yapıları kurar
  • Kolay yorulur
  • Kendi başına banyo yapar, yemek yer, giyinir, tuvalete gider
  • Semistructured oyunlara katılmaya başlar
  • Hareketli oyunlardan hoşlanır
  • Sesli ritim çalgılardan hoşlanır
  • Doğum ve üreme hakkında sorular sorar

Beş yaşında duygusal gelişim
  • Duygularını kelimelerle ifade etmeye başlar
  • Kolayca utanır
  • Ölüm hakkında duygular ortaya çıkar
  • Aşırı yaramazlıklar yapar
  • Bağımsızlıktan hoşlanır
  • Ağır başlı ve güvenilirdir

Beş yaşında sosyal gelişim
  • Kurallara daha fazla uyumludur
  • Bazen ispiyon (tattle), kötü söz (name-call), vurma, itme gibi davranışlar gösterebilir
  • Farklı cinsiyet rollerini bilir
  • Basit grup ödevlerine uyum gösterir
  • Büyükleri sevindirmekten hoşlanır
  • Diğer çocuklarla daha rahattır
  • Aile aktivitelerine çok ilgilidir

Beş yaşında zihinsel gelişim
  • Harf ve kelime farkını anlamaya başlar
  • Oyunları daha fazla süreyle devam ettirir
  • Gerçekleri ister
  • Temel renkleri bilir
  • Sağ ve sol kavramını anlar
  • 2.000-2.500 kelime bilir
  • Kolay ev işlerine yardım edebilir
  • Adres ve telefon numarası öğ renebilir
  • 10’a kadar sayabilir
  • Karşıtlık kavramını anlamaya başlar
  • Paraları ayırt eder
  • Sabah, öğleden sonra, akşam, dün, bugün, yarın gibi kavramları anlar
  • Gerçek hayat ile hayal ürünü arasındaki farkı daha iyi ayırt eder
  • Tek düşüncenin kendisininki olduğuna inanır

Her çocuk farklıdır. Belirli tavırlar,davranışlar ve vücut gelişimi her bireyde biraz değişik olacaktır. Bizleri birbirimizden ayıran işte bu farklarımızdır. Burada sunduğumuz gelişim kategorileri çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmeniz içindir. Bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin.



Altı yaşında çocuğunuz neler yapabilir?
Altı yaşında fiziksel gelişim:
  • Oyunlarda aktif rol almayı sever
  • Bazı motor kabiliyetleri gelişmektedir
  • Banyo yapmak istemeyebilir
  • Mum boyayla iyi boyar ancak yazı yazma ve kesmede zorlanabilir

Altı yaşında duygusal gelişim
  • Ruh hali oynaktır
  • Eleştirilmekten hoşlanmaz
  • Yanlış yapmaktan çekinir

Altı yaşında sosyal gelişim
  • Oyun oynarken kurallar koyar
  • Arkadaşlarını değerlendirebilir
  • Yaşıtlarıyla ortak oyunlar kurar
  • Özgürlüğüne düşkündür

Altı yaşında zihinsel gelişim
  • Basit ev işlerini yüklenebilir
  • 100’e kadar sayabilir
  • Şekil, zaman, renk, sayı gibi kavramları daha iyi anlar
  • Kaza ve maksatlı davranışları artık algılayabilir
  • Dikkat süresi 15 dakikayı geçmez
  • Fikir farklılıklarının olabileceğini anlar

Her çocuk farklıdır. Belirli tavırlar,davranışlar ve vücut gelişimi her bireyde biraz değişik olacaktır. Bizleri birbirimizden ayıran işte bu farklarımızdır. Burada sunduğumuz gelişim kategorileri çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmeniz içindir. Bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin.



Sekiz yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

Sekiz yaşında fiziksel gelişim:

  • Yazı ve çizgisi ince motor yeteneğinin artmasıyla hızla ilerleyecektir
  • Dış görünümü ve davranışları konusunda rahattır
  • Kilosu ve boyuyla ilgilenir
  • Sonsuz enerjisi vardır

Sekiz yaşında sosyal gelişim :
  • Tartı şır, bazen üstünlük taslar
  • Aynı zamanda sevgi dolu ve tepkilidir
  • Başkalarının fikirlerine yorumlar getirir
  • Arkadaşları arasında gruplaşmalar başlar
  • Sır saklar
  • Karşı cinse biraz hırçındır

Sekiz yaşında zihinsel gelişim :
  • İdealistir
  • Çeşitli projeler geliştirir; koleksiyon yapar
  • Verilen işi bitirmekten gurur duyar

Sekiz yaşında ruhsal gelişim :
  • Hemen utanır
  • Korku, kızgınlık, üzüntü gibi duyguların paylaşıldığını hisseder
  • Umudu kolay kırılır

Her çocuk farklıdır. Belirli tavırlar,davranışlar ve vücut gelişimi her bireyde biraz değişik olacaktır. Bizleri birbirimizden ayıran işte bu farklarımızdır. Burada sunduğumuz gelişim kategorileri çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmeniz içindir. Bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin.


Hazırlayan: V. Hilda Çerçi Özkan ( Ağustos 2003)

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER - 22.08.2005 16:51:13
BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Kalıtım ve Ailesel Faktörler
Toplumun genelinde büyümeyi etkileyen en önemli etken kalıtımdır. Kalıtım ( ırsiyet ), öncelikle boyla ilişkilidir, ancak şişmanlık ve zayıflık gibi fiziksel özellikler de etkilenir. Büyüme geriliğinden kuşkulanılan bir çocukta bu durumun kalıtımla ilgili olabileceğine karar vermede, anne babanın ve varsa kardeşlerin özelliklerini değerlendirmek büyük önem taşır. Kısa boylu ailelerin çocukları kısa, sarışın olanların çocukları açık renkli olmaya eğilimlidir.

Cinsiyet
Büyüme gelişme süreci kız ve erkek çocuklarda farklıdır. Doğumda kızların tartısı daha düşüktür. Doğum tartıları aynı olan erkek ve kız çocuklar karşılaştırıldığında kızlar daha ileri bir gelişme düzeyi gösterirler. Ergenlik dönemine erken giren kızlar hızlı büyür, ancak çabuk dururlar. Erkeklerde kas dokusu daha fazla gelişir, boy daha uzun olur.

Beslenme
Beslenme, büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli çevresel faktördür.

Çocuğun iyi büyüyebilmesi için yeterli ve dengeli beslenmesi, bu besinleri sindirmeye yeterli bir barsak etkinliği bulunması gerekir. Süt çocukluğu döneminde yetersiz beslenmeden boydan çok tartının öncelikle etkilendiği bilinmektedir.
Çoğu kez beslenme kökenli bir kansızlık geliştiğinde, iştah azalmasına yol açarak problemin artmasına neden olur. Bu durumda kansızlığın düzeltilmesi, asıl sorunun çözülmesi için uygulanan tedavilerin başarısını arttırır.
Sevgili ebeveynler, büyüme yetersizliği düşünülen bir çocukta alınan günlük besinlerin yeterli olup olmadığı mutlaka bir hekim tarafından hesaplanmalı, eksiklik söz konusu ise uygun beslenme şemalarıyla tartı alımı, olması gereken sürece oturtulmalıdır.

Hormonal Durum

Normal büyüme için bir çok hormona ihtiyaç vardır. Sağlıklı çocuklarda hormonlar uygun miktarlarda salgılanır. Hipofiz bezinin salgıladığı "büyüme hormonu" boyca büyümeyi, tiroid bezinin salgıladığı "tiroid hormonu" gelişme ve olgunlaşmayı sağlar. Ergenlikte böbrek üstü bezi, testis ve yumurtalıklardan salınan hormonlar da büyümeyi etkiler.
Büyüme hormonu yetersizliği durumunda boy kısa kalırken, konjenital hipotiroidi dediğimiz doğumsal tiroid bezi yetersizliğinde zeka da etkilenir.
Sevgili anne ve babalar, erken tanı konulursa her iki hastalığında tedavisi oldukça başarılıdır. Ayrıca, hormon bozukluklarına bağlı büyüme gelişme bozuklukları son derece nadirdir. Ancak diğer nedenler tam teşekküllü bir merkezde yapılacak tetkiklerle bertaraf edildikten sonra düşünülebilir.

Gebeliğe İlişkin Faktörler

Bebeğinizin sağlıklı doğması yanında normal tartı ve boya sahip olabilmesi için gereken koşulların kendine özgü karakteristikleri nedeniyle gebelik dönemi, yaşamın diğer evrelerine göre son derece önem arzetmektedir.
Gebeliğin ilk üç ayında annenin geçirdiği virus infeksiyonları çocuk için zararlıdır. Anne hamileyken kızamıkçık geçirdiği taktirde çocukta kalpte bozukluk, katarakt, sağırlık, küçük kafa ve zeka geriliği ortaya çıkabilir.
Gebelik süresince ve özellikle ilk haftalarda annenin aldığı ilaçlar dikkatle seçilmelidir. Bu dönemde alınan ilaçlar ve sigara içimi gibi etkenler bebeği etkiler, doğuştan bozukluklara yol açabilir.
Hamilelikte röntgen, radyum gibi ışınlar çocukta küçük kafa, bel bölgesinde yarık ya da kese, zeka geriliği ve uzuvlarda bozukluklara yol açabilir.
Hamilelikte hormon bozuklukları bebeğe zarar verebilir. Örneğin şeker hastalığı olan annelerin çocukları iri doğarlar. Tosuncuk diyebileceğimiz bu çocuklarda kalp, akciğer ve metabolizma bozuklukları görülebilir.
Sevgili anneler, doğacak bebeğinizin sağlığı için gebeliğiniz esnasında mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanının kontrolü altında olun, sigara, ve alkolden uzak durun, rastgele ilaç kesinlikle kullanmayın.

Kronik Hastalıklar

Sağlıklı olarak dünyaya gelen bir bebekte kalıtımsal olarak gelen ya da sonradan edinilen kimi hastalıklar müzminleşerek büyüme ve gelişme sürecini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu hastalıklar arasında kronik karaciğer hastalığı, kronik böbrek yetersizliği, romatizmal hastalıklar sayılabilir.
Büyüme geriliği, astım ve diğer allerjik hastalıklarda da ortaya çıkar. Bunların tümünde sebep kullanılan ilaçlar değildir. Hastalığın kendisi de gerilikte başlıbaşına önemli bir faktördür. Ağır akciğer infeksiyonları ve morarmayla seyreden kalp hastalıklarında da büyüme olumsuz yönde etkilenir.
Çocukların sonraki dönemlerde yaşıtlarını ne ölçüde yakalayacakları, hastalığın seyri ve süresi, başlangıç yaşı, iyileşme sonrası geride kalan büyüme süresi ve iyileşmenin tam olup olmaması gibi bir çok faktöre bağlıdır.

SONUÇ

Sevgili anne ve babalar,
Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların belirlenmesini, böylece hastalıkların erken tanısını ve önlenmesini olanaklı kılar. Sağlam çocuk takibinde tam bir fiziksel muayene yanında boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılır. Düzenli ve birbirlerini izleyen ölçümler tek ölçümlerden çok daha yararlıdır. Çünkü belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile, çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar belirlenebilir.
Bu nedenle, çocuğunuzun büyüme ve gelişmesini siz de izleyiniz. Elde ettiğiniz değerleri, bölüm sonunda verdiğim eğrilere işleyip, normalden sapmalar mevcutsa doktorunuza başvurarak yardım isteyiniz. Böylece sorun kısa sürede çözülecek, çocuğunuzun sağlığına yeniden kavuşması sizi mutlu edecektir.

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
KEFIR NEDIR? NEYE YARAR? - 22.08.2005 16:53:16
Kefir nedir?

Rahmi Lale
Kefir kültüre edilmiş, birçok sağlık unsuru içeren ayran benzeri bir içecektir. Kefir ekşi ve ferahlatıcı tadı ile ayrana, yoğurtta bulunan maya ve bakterilerin bağırsak siteminde tutunma özelliği olan ‘probiyotik’ yapıları ile de yoğurda benzemektedir. Kefirde doğal olarak yer alan bakteriler ve mayaların simbiyotik etkileşimi sonucu oluşan yapılar bu içeceğin düzenli tüketilmesi durumunda sağlık açısından faydalar içermektedir. Değerli vitamin ve mineraller ile yüklenmiştir, kolay sindirilebilir proteinler ve doğal antibiyotik özellikler içermektedir.
Kefirde yer alan çok miktardaki yararlı maya ve bakteriler, kültüre edilme işleminden sonra ortamda bulunan laktozun tamamına yakınını yapılarında bulunan laktaz enzimi ile tüketirler. Böylece laktozu tolere edemeyen kişiler bu şekilde kefiri rahatça tüketirler.
Kefir çok farklı sütler ile örneğin inek, keçi, koyun, hindistancevizi, pirinç ya da soya sütleri ile yapılabilir. Yapısal olan mukoz benzeri özelliği, sindirim sisteminde yararlı bakterilerin kolonizasyonunu kolaylaştırır.
Kefir, tanecik (grain) adı verilen jelatinimsi beyaz ya da sarı partiküllerden oluşmaktadır. Bu tanecikli yapı kefiri diğer süt ürünlerinden ayırmaktadır. Bu tanecikler bakteri/maya karışımı kazein (süt proteini) ve kompleks şekerler ile küme halini almaktadır. Bazı taneciklerin fermentasyon işlemleri sonucunda el avucuna sığabilecek büyüklüklere ulaştığı bilinmektedir. Tanecikler yapısında bulunan yararlı organizmalar ile sütü fermente ederek kültüre edilmiş ürüne dönüştürmektedir.
Yoğurt ve Kefir arasındaki farklar nelerdir?
Her iki üründe kültüre edilmiş süt ürünleridir ama farklı türde faydalı bakteri içermektedirler. Yoğurdun içermiş olduğu bakteriler sindirim sistemini temiz tutarak burada konakçı olan diğer faydalı organizmalar için besin sağlamaktadır. Kefir bu özelliklere artı olarak yoğurdun sahip olmadığı sindirim sistemini kolonize etme özelliğine de sahiptir.
Meraklısına
Kefir yoğurtta bulunmayan birkaç faydalı bakteriyi de içermektedir, Lactobacillus caucasus, Leuconostoc, Acetobacter türleri ve Streptococcus türleri. Aynı zamanda vücut için yıkıcı patojen özellikte olan mayaların gelişimini kontrol altına alan ve elimine eden Saccharomyces kefir ve Torula kefir gibi mayaları da içermektedir. Sindirim siteminde zararlı bakteri ve mayaların bulunduğu ortamda mukoz asta yapı oluşturarak ortamı temizler ve bağırsakların direncini artırır. Bu nedenle vücut gerek Escherichia coli gibi patojenlere gerek bağırsak parazitlerine karşı daha dirençli hale gelir.
Kefirde bulunan bakteri ve mayalar tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine yardımcı olarak besin kaybını önlemekte, bu sayede kolonu temiz ve sağlıklı tutmaktadır. Kefirin yoğurda kıyasla daha ince tanecikli yapıda olması sindiriminin kolay olmasını sağlamakta bu sayede de gerek bebekler gerek rahatsız yaşlılar ve sindirim bozukluklarına sahip olanlar için kullanımını kolaylaştırmaktadır.
Besin Değeri
Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel amino asitler bakımından zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilir yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan ve esansiyel amino asitlerden bir tanesi olan triptofanın, mineral maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sitemi üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlamaktadır.
Kefir, B12, B1 ve K vitamini bakımdan da zengindir. Bu vitaminlerin yeterli alınması durumunda gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.
Sağlık açısından Kefir
Kefirin diyetimizde düzenli olarak tüketiminin sayısız faydaları bulunmaktadır. Kolay sindirilebilir olması, bağırsakları temizlemesi, faydalı bakteriler ve mayalar, vitaminler ve mineraller, ve proteinleri içermesi. Kefir dengeleyici bir gıdadır. İçerdiği yapılar ile bağışıklık sisteme yardımcı olduğu, AIDS gibi rahatsızlıkların kötüye gitmesini yavaşlatmak, aşırı yorgunluk sendromuna, herpes ve kansere karşı olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir. Sinir sistemi üzerine olan sakinleştirici etkisi nedeni ile uyku bozuklukları, depresyon ve hiperaktivite rahatsızlıklarında kullanılmaktadır.
Neden Kefir tüketmeliyim?
Kendi kültürümüzün bir öğesidir
Pahalı olmayan ve evde kolayca yapılabilen bir gıdadır
Dünyanın farklı yerlerinde Kronik Yorgunluk Sendromu, Astım, Deri Rahatsızlıkları ve antibiyotik tedavisinden sonra iç eko-sistemin temizlenmesinde kullanılmaktadır
Çok şeker ve şekerli gıda tüketen çocuklar için faydalıdır
Doğal sakinleştirici ve antibiyotiktir
Hamile kadınlar, hemşireler, yaşlılar için kompleks bir gıdadır
Kefiri evde nasıl yaparım?
Bir kavanoza veya ağzı geniş bir şişeye yaklaşık 2 bardak taze süt konur
Öncelikle kefir taneleri bulunduğu kaptan demir olmayan bir süzgeç vasıtası ile süzülür
Süzgeçte kalan kefir taneleri sütün konduğu kaba aktarılır
Ağzı bir kapı ile sıkı olmayan bir şekilde örtülür
24 saat oda sıcaklığında bekletilir
Kefir taneleri gene demir olmayan bir süzgeç aracılığı ile süzülür
Elde olunan içecek kefirdir
Kefir taneleri eğer tekrar kefir yapılacak ise sütün içerisine yapılmayacak ise kendi kabı içerisine konulur
Kefirin saklanması
Kefirin çok ekşi olmayan tatlıya yakın bir tatta içilmesi isteniyor ise taze olarak bir iki gün içerisinde tüketilmesi önerilir. Kefir ağzı bir kapalı bir kapta hafta hatta aylarca buzdolabında saklanabilir. Özellikle laktozu tolere edemeyen kişilere önerilebilecek olan, buzdolabında saklanan kefir tüketildikçe üzerine taze olanlardan eklenmesi ve bu şekilde tüketilmesidir.
Meraklısına
Dolapta bekleyen kefir sağlık açısından bir olumsuzluk etmeni oluşturmaz. Düşük sıcaklıklarda bile, içerisinde bulunan Acetobakterler tarafından üretilen asetik asit nedeni ile ekşiliğin artmasına neden olur. Hatta bir araştırmada bir yıl boyunca bekletilen kefirin tadının biraz ekşi olduğu ve içerisinde yer alan mayalar nedeni ile alkol miktarını % 4 civarına çıktığı belirtilmiştir.
Kefir yapmaya bir süre ara vereceğim, nasıl saklarım?
Kefir tanelerini bir kaç ay kullanmayacaksanız,
Kefir tanelerini temin ettiğinizde saf su içerisinde küçük bir kapta ya da kurutulmuş halde olacaklardır. Kefiri kullanmayacağınız zaman bir kabın içerisine saf suyu koyarak ve taneleri de içerisine ilave ederek buzdolabında (+4 C) saklayabilirsiniz.
Kefir tanelerini donduracak iseniz,
Kefir tanelerini soğuk saf su ile yıkayın (suyun klorsuz olmasına dikkat edin), temiz ve beyaz bir havlu ile düzgünce üzerindeki nemi bastırmadan uzaklaştırın. Taneleri bir poşet ya da kutu içerisine koyun ve taneleri tamamen kapatacak kadar süt tozu ilave edin ve buzluğa kaldırın. Bu şekilde bir yıla yakın bir süre saklayabilirsiniz.
Kefir tanelerini Kafkasya’da yapıldığı gibi kurutacak iseniz,
Kefir tanelerini soğuk saf su ile yıkayın, temiz ve beyaz bir havlu ile düzgünce üzerindeki nemi bastırmadan uzaklaştırın. Tanecikleri beyaz kağıttan kese içerisine koyup yoğun güneş altına bırakın. Tanecikleri burada sıcaklık, nem ve tanecik boyutuna bağlı olarak bir iki gün içerisinde kuruyacaklardır. Kuruyunca renkleri sarıya dönebilir bu gayet normaldir. Kuruyan taneleri ağzı sıkıca kapatılabilen bir kaba koyup soğuk bir ortam ya da buzdolabında 1- 1.5 yıl civarında saklanabilir.

Saklanan kefir tanelerinin aktivitesini geri kazandırmak için ne yapmalı ?
Farklı nedenler ile kefir taneleri aktivitelerini kaybetmiş olabilirler. Onları tekrar aktive edebilmek için,
Kefir tanelerini dondurmuş iseniz;
Dondurulmuş olan taneleri soğuk su içerisine koyun. Bu şekilde süt tozundan ayrılabilsin. Sonrasında bir kap içerisine tanelerin üzerine 1:3 oranda olacak şekilde süt ilave edin ve 24 saat beklemeye bırakın. Eğer pıhtılaşma istenen düzeyde olmaz ise bu işleme her 24 saatte sütün miktarını her seferde artırarak devam edin. Bu işlem üç-dört gün sürebilir. İstenen aromaya ve yapıya ulaşıldığında kefir taneleri sütü işlemek için hazır demektir.
Kurutmuş iseniz;
Tanecikleri bir kaba alıp üzerine 1:3 olacak şekilde süt ilave edin. 24 saat sonra eski aromaya ulaşmış ise taneler hazırdır. Eğer değil ise, yukarıdaki gibi artan miktarlarda süt ilave ederek bu işleme devam edin. 2-7 arası tazelemeden sonra taneler hazır hale gelecektir.
Önemli not: Kefiri aktive etme aşamasında elde olunan kefiri tüketmeyiniz.
Kefiri nasıl temin edebilirim?
Kefir, Türkiye’de ticari olarak market ve benzeri yerlerde satılmamaktadır (bazı Üniversiteler küçük çapta üretim yapmaktadırlar). Lakin kefir tanelerini kimi Üniversitelerin Ziraat Fakültelerine bağlı olan Süt Ürünleri bölümlerinden temin edebilirsiniz.
Kefir su anda Carrefuere ve Metroda satiliyor...


reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Bebeklik ve Çocukluk Çağı Şişmanlığının Önlenmesi İçin Beslenme Önerileri - 22.08.2005 16:54:12
Bebeklik ve Çocukluk Çağı Şişmanlığının Önlenmesi İçin Beslenme Önerileri




Hazırlayan: Uzman Diyetisyen Şeniz Ilgaz
Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü
Bebeklik ve çocukluk çağı şişmanlığından korunmak için, yaşam boyu sürecek sağlığın temelinin atıldığı gebelik döneminden başlayarak yeterli ve dengeli beslenmek gerekir.
Bebeklik ve çocukluk çağı şişmanlığının %90’ının, fazla enerji alımı ile oluştuğu ve şişman yetişkinliklerin %30’unun bebeklilik ve çocuklukta da şişman olduğu bilinmektedir.
Bebeklik ve Çocukluk Çağında Şişmanlığın Önlenmesi İçin Neler Yapılabilir:
Anne karnından okul çağına kadar, çocuğun gereksinimleri ve beslenme şekli, büyüme ile birlikte değişir. Bu farklı dönemlere göre de şişmanlığın önlenmesi için farklı beslenme önerileri verebiliriz.
1. Doğum Öncesi Dönemde
- Gebeliğin başlangıcından itibaren annenin yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, gebelik için gerekli besin öğelerini içeren, dengeli bir diyet tüketmesi sağlanmalıdır.
- Gebelikte annenin fazla ağırlık alması önlenmeli, ağırlık alımı izlenmelidir. Annelerin gebelik süresince 9-14 kg ağırlık artışı normaldir.
- Eğer anne gebeliğin başında şişman ise fazla ağırlık artışına gerek yoktur.
- Gebeliğin son üç ayında anne şişman ise, enerji kısıtlanmamalıdır. Bu uygulama anne karnındaki bebeğin büyümesini olumsuz etkileyecektir.
- Anne diyabetik ise, kan şekerinin kontrolü şişman bebek doğumunu önlemek için gereklidir.
2. Bebeklik Döneminde (0-1 yaş)
Bu dönemde bebek için, yaşına uygun alması gereken enerji ve besin öğelerini sağlayacak en ideal besin "anne sütü"dür. Bebeğin yaşına uygun ağırlık kazanması, yeterli büyüme ve gelişmesinin sağlaması için İlk altı ay tek başına, altıncı aydan sonra da uygun ek besinlerle beraber iki yaşına kadar emzirmeye devam edilmesi gereklidir.
- Yeterli anne sütü alan bebeklerin bebeklik ve çocukluk döneminde ve yaşamının daha sonraki döneminde "şişman" olma riski azdır.
- Altıncı aydan sonra azar azar ayına uygun ek besinlere başlanmalıdır.
- İlk ek besin tatlı olmamalıdır. Bu bebeğin sürekli tatlı ve şekerli besinlere istek duymasına, dolayısıyla gereğinden fazla enerji almasına neden olabilir.
- Ek besin olarak unlu-şekerli (muhallebi, nişastalı mamalar, vb.) yiyecekler verilmemelidir.
- Muhallebi yerine yoğurt, bisküvi-süt karışımı yerine ekmek-süt karşımı seçilmelidir.
- Süte; şeker, bal, vb. katılması fazla enerji alımı ile şişmanlığa neden olacağından eklenmemelidir.
- Daha fazla yemesi için bebek zorlanmamalıdır.
- Bebek ek besinler ile beslenirken kaşık ve bardak kullanmalıdır. Biberon kullanımı anne sütü alımını olumsuz etkilediği gibi fazla besin alımına neden olabilir.
- Bebeğin yediği besinlerin miktarı, aynı aydaki başka bebeklerle kıyaslanmamalıdır.
- Bebeğin büyüme ve gelişmesi izlenmelidir. Bebeğin beslenmesinde yapılacak değişiklikler için bu izlemi yapmak gereklidir.
3. Okul Öncesi Dönemde
Çocuğun yaşına ve olması gereken ağırlığa uygun dengeli bir diyetle beslenmesi sağlanmalı, yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmelidir.
- Bu yaş grubu çocuklar için "düşük enerjili diyetler" in kullanımı sakıncalıdır.
- Ailenin diğer üyeleri doğru beslenme alışkanlıkları ile çocuğa örnek olmalıdır.
- Çocuğun yediği besin miktarı başka çocuklarla karşılaştırılmamalıdır.
- Her öğünde dört besin grubundan yiyecek bulundurulmalıdır.
Besin Grupları:
a. Süt ve Ürünleri
b. Et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagil, fındık, vb.
c. Taze sebze ve meyve
d. Tahıllar (ekmek, pirinç, bulgur, bisküvi vb.)
- Çocuk oyunla, pazarlıkla, masallarla beslenmemelidir.
- Tüm aile bireylerinin bir arada sofrada oturarak beslenmesi alışkanlık haline getirilmelidir.
- Televizyon reklamlarından etkilenerek, enerji yoğunluğu yüksek, şeker ve yağ içeriği fazla olan hazır besinler (çikolata, şeker, cips, vb.) verilmemelidir.
- Bu tür besinler yerine; ara öğünlerde hem çocuğun iştahını kesmeyecek, hem de sağlıklı beslenmesi için gerekli olan meyve, taze meyve suyu, ayran ya da süt gibi besinler seçilmelidir.
- Yaşamın ileri dönemlerindeki beslenme alışkanlığının bu dönemde yerleştiği unutulmamalıdır.
- Oyun oynarken, televizyon izlerken beslemek çocuğun farkında olmadan fazla besin tüketmesine neden olabilir.
- Yemek öncesi, gelişigüzel besin tüketimi çocuğun öğünlerde yemek yemesini engeller.
4. Okul Döneminde
Çocuk hafif şişman ise;
- Büyüme ve gelişme sürdüğü için, düşük enerjili zayıflama diyetleri kesinlikle uygulanmamalıdır.
- Yanlış beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması gereklidir.
- Çocukların öğün atlaması önlenmeli ve her öğünde dört besin grubundan da yiyecek bulunmalıdır.
- Çocuğun yaşına uygun besin gruplarından tüketmesi sağlanmalıdır.
Çocuk ileri derecede şişman ise;
- Yeterli, dengeli yaşına uygun diyet uygulanmalıdır.
- Yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, - Büyüme ve gelişme izlenmeli,
- Fiziksel aktivite arttırılmalı.
Okul dönemi, çocuklarda spor yapmak ve bunu bir yaşam biçimi olarak yerleştirmek için en uygun yaşlardır.

reıs
  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
Sorunlar ve Çözüm Önerileri (Besin Hazırlama) - 22.08.2005 16:55:01
Çocuğunuzun Beslenmesinde Karşılaşabileceğiniz
Sorunlar ve Çözüm Önerileri (Besin Hazırlama)


  • Süt İçmek İstemiyor
      Sütü bazıları soğuk, bazıları sıcak ya da ılık sever. Çocuğunuzun nasıl sevdiğini deneyerek bulun.
      Bardağına renkli kamışlar koyun onlarla içmeyi sevebilir.
      Sütlaç, muhallebi gibi tatlılar yapın.
      İçine meyve ezip koyabilirsiniz.
      Peynir ve yoğurt da süt yerine geçer.
      Yemeklerin üzerine yoğurt ya da peynir ekleyebilirsiniz.


    Et Yemek İstemiyor
      Köfte sert geliyor olabilir, dolmalara kıyma eklemeyi deneyin.
      Kırmızı et sevmiyorsa tavuk ya da balık da olabilir.
      Makarna seviyorsa üstüne kıymalı sos yapın.
      Kıymalı börek ya da poğaça sevebilir.
      Mercimek, nohut, kuru fasulyede de et gibi protein ve mineraller vardır. Seviyorsa bunlardan yemek yapın.
      Yumurta sarısının da besin değeri aynıdır, doğrudan ya da terbiye ve kek içinde yumurta verilebilir.
      Fındık, ceviz gibi kuru yemişlerde de etlerdekine benzer maddeler vardır. İki yaşından büyükse kuruyemiş olarak verin, küçükse fındıklı, cevizli kek yapın. Sütlü tatlılara dövülmüş ceviz koyun.

    Sebze Yemek İstemiyor
      Meyveler de sebze yerine geçer, istediği meyveleri ya da meyve sularını verin.
      Salatalık, havuç gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk biçiminde hazırlayın, hoşuna gidebilir.
      Evde siz de sebze yemekleri yiyin zamanla görerek alışır.
      Sevdiği yemeklere (çorbalara, köfteye, soslara) rendelenmiş olarak sebze ekleyin farketmeden yer.

    Hep Şekerli Şeyler Yemek İstiyor
      Evde fazla şekerli besin bulundurmayın, kolayca bulup yiyemesin.
      Meyve bulundurun, canı tatlı isteyince meyve yesin.
      Çikolata ve şekeri ödül olarak kullanmayın.
      Kurabiye ve kekleri meyveli yapın daha az şeker kullanmış olursunuz.



  • reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    Çocuklarda İştahsızlık - 22.08.2005 16:55:42
    Çocuklarda İştahsızlık




    Hazırlayan: Psikolog Yüksel Demirer

    İştah, bir yemeğin zevkle, neşeyle  ve arzu edilerek yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için zaman kazanmaya çalışan, tabağındaki yemeği bir türlü bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; yüksek ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı güçleştiren nezle-grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları gibi bir rahatsızlık çocuğun sofrada nazlanmasına neden olur. Böyle durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen biçimde  yiyecek verirken çocuğun isteklerini de dikkate almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek yemeye zorlamanın hiçbir yararı yoktur. İştahla ilgili olarak ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey çocukların bireysel farklılıklar gösterdikleridir. Bu nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme davranışı ile kendi çocuğunuzun  yemek yemesini kıyaslamak, çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.
    Neler Yapılabilir?
    Bazı çocukların iştahlı bazı çocukların iştahsız olmaları pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için öncelikle organik bir rahatsızlığının olup olmadığı araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup olmadığı, duygusal bir sorunun bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları için problemli olabileceklerinin yanısıra problemli oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir.
    İştahsız çocuk karşısında neler yapılabilir?
    · Herşeyden önce çocuğa  sofrada yemek yemesi için zor kullanılmamalıdır. Her çocuğun kendine özgü yemek yeme kapasitesi olduğundan çocuk daha fazlasını yiyemez. Çocuğun yemesi konusunda ısrarcı olunduğunda çocuk kendisine fazla gelen gıdayı  çıkartılabilir.
    · Her çocuğun büyüme oranıyla ilgili olarak yemek yeme miktarı vardır. Örneğin, yıllar ilerledikçe başlangıçta alınan yiyecek miktarı azalabilir. Erinlik ve ergenlik döneminde ise iştah yeniden artabilir.
    · Yemek zamanından önce çocuğa verilen şekerlemeler, çikolatalar, cips vb abur cubur gıdalar da iştahı engelleyebilir. Ancak, çocuk acıktığında yemek zamanını beklemeden ona yemeğini vermek gerekir. Acıkan çocuğa ısrarla yemek zamanını bekletmek onun iştahının kaçmasına neden olabilir. Henüz yemeği hazır olmamış çocuğa, alması gereken gıdalardan bir miktar verilerek iştahının kaçmamasına yardımcı olunabilir.
    · Sofrada çocuğu olabildiğince kendi haline bırakmak ve kendisinin yemek yemesine olanak tanımak, evi kirletmemesi ve çeşitli kurallara uyması yönünde onu zorlamamak çocuğun yemek davranışına karşı daha olumlu tutum geliştirmesini kolaylaştırabilir. Bazen iştahsızlığın altında, çocuğun yemek yeme karşısında yaşadığı zorlamalar ve baskılar geliyor olabilir ve bu müdahaleler nedeniyle çocuk yeme isteğinden uzaklaşmış olabilir.
    · Çocuğun sofrada oyalanması ve yemeğini ağır yemesi karşısında tepki göstermemek en iyisidir. Bu arada çocukla konuşmak, hikayeler anlatmak, şakalar yapmak da onun yemek yemesini zevkli hale getirebilir.
    · Küçük çocukların istediği gıdaları ve onların gereksinimleri olan gıdaları bilerek tertiplenen yemek listeleri onları sağlıklı tutacaktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın yanında alınması gereken gıdaları süsleyerek göze daha hoş hale getirmek, çeşitlendirmek onların istemedikleri gıdalara karşı da olumlu davranmalarına yardımcı olabilir. Amaç çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için gerekli olan gıdaların alınmasıdır.
    · Aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin de çocuğun iştahı üzerinde önemli etkisi vardır. Evde yaşanan gergin bir hava, tartışma ortamı çocukların iştahlarının kesilmesi için yeterli bir neden oluşturabilir. Yine bu bağlamda çocukların, çok sevdiği büyüklerinin üzüntülerinden de etkilendikleri ve iştahlarının kesildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle yaşanan sıkıntı ve üzüntüleri çocuğa hissettirmemeye çalışmak önemlidir.
    · Bazen çocukluk kıskançlıkları da iştahı olumsuz olarak etkileyebilir. İştahsızlık sorununda bu durumun var olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar sürekli olarak dikkati üzerlerine çekmek istediklerinden iştahsızlık onlar için bir kazanç halini alabilir. Diğer yandan  küçük bir kardeşin varlığı ve annenin onun beslenmesi ile ilgilenmesi de çocuğun yemek yemeye karşı tavır almasına ve yemeğinin anne tarafından verilmesini  istemesine yol açabilir.
    · Anneleri ya da babaları tarafından dövülen ve sık azarlanıp eleştirilen çocuklarda da iştahsızlık görülebilir. Çocuk yemek yemeyerek büyüklerini cezalandırmak itiyor olabilir. Yemek yemediğinde anne ya da babasını üzüldüğünü gören çocuk bundan zevk alabilir ve kızdığında ebeveynlerini üzmek için bu yola başvurabilir.
    · Yemek sırasında olumsuz, üzücü ve rahatsız edici olaylardan söz etmek, onların yaramazlıklarını ve hoşlanmadığınız yanlarını dile getirmek, eleştirmek, ayıplamak ya da suçlamak çocukların lokmalarını boğazlarına dizebilir. Yemek sırasında rahatsız edici  durum ve konuşmalardan kaçınmak gerekmektedir.
    · Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koymak, bazen de azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğin her  bitişinde çocuğu takdir etmek onun yemek yeme davranışının pekişmesine yardımcı olabilir.
    · Çocukların iştahlı olmalarını sağlamada bir yol da onların açık havada zaman geçirmelerini sağlamaktır. Temiz hava ve dışarıda yapılan gezinti ya da oyun çocukların iştahını artırılmasına yardımcı olabilir.
    · Çocuğun süt içiyor olması ve süt ile doymuş olması nedeniyle yemek yemeye fazla istekli olmadığı durumlar  iştahsızlıkla karıştırılmamalıdır. Bu durumda verilen süt miktarını biraz azaltmak sorunun çözümüne yardımcı olabilir.
    · Yemeklerin lezzetli ve iyi pişirilmiş olmalarına özen göstermenin yanında soğuk ve aşrı sıcak olmamalarına da dikkat etmek gerekir.
    · Yemek sırasında yemek yeme usul ve kurallarına ilişkin uzun konuşmalar yapmamak,ikazları müşfik ve sempatik bir biçimde yapmak  çocuğun yemek yemeye karşı daha olumlu davranmasını sağlayabilir.



    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    Yumurta ve Et - 22.08.2005 16:56:47
    Çocuk Ek Besinleri : Yumurta ve Et




    Hazırlayan: Dr. Nurten Budak
    Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü Beslenme ve Diyet Uzmanı
    Bir civcivin gelişmesi için bütün besin öğelerini içeren yumurta, örnek protein kaynağıdır. Bu da büyümekte olan bir organizma için önemli bir özelliktir. Yumurta proteini, amino asitlerin hepsini yeterli oranda içeren ve kolay sindirilen ve %100 vücut proteinlerine dönüşebilen  "üstün kaliteli" proteindir. Bir adet yumurtada  6 gram kadar protein, 5.5 gram kadar yağ ve çok az karbonhidrat vardır. Ayrıca A vitamini ve bazı B vitaminIerinden de zengindir. Yumurtanın sarısı akına oranla daha fazla yağ, protein ve demir içermektedir ve iyi bir çinko kaynağıdır.
    Yumurta sarısı yüksek kolesterol içermesine karşın yağı doymamış olduğundan kolesterolü yükseltici etkisi kırmızı etten daha düşüktür. Yumurta ülkemizdeki en ucuz  iyi kaliteli protein kaynağıdır.
    Altı aylık olana kadar sadece anne sütü ile beslenmiş bir bebeğe yoğurt, meyve suyu, sebze çorbasının ardından ek besin yumurta sarısı verilmeye başlanır. 1 çay kaşığı kadar(1/4 yumurta sarısı), iyi haşlanmış yumurta sarısı çorbalarının ya da sütünün içine katılarak verilir ve 3 günde bir miktarı arttırılabilir. Dolayısıyla bebek 15 gün sonra tam yumurta sarısı alır. Daha sonra yumurta, beyazı ile verilmeye başlanır. Yine yumurta beyazı da ¼ tam yumurtanın beyazı olarak sarısıyla beraber verilmeye ve 3 günde bir miktarı arttırılır. Sekiz aydan sonra bebek gün aşırı 1 adet yumurta yemelidir. Yumurta verildiği ilk günden itibaren bebek alerji yönünden izlenmelidir.
    Bebeğe verilen yumurta taze olmalı ve iyi pişirilmelidir. Pişirme ile yumurtanın sindirimi kolaylaşır. Çiğ yumurta B vitaminlerinden biotinin vücut tarafından kullanılmasına engel olduğundan zararlıdır. Sarısının katılaşıncaya kadar pişmesi mikrobiyolojik açıdan da önem taşımaktadır. İyi pişmemiş yumurtadan salmonella gibi mikroorganizmalar insana geçebilmektedir. Ancak, uzun süre pişirildiğinde de lezzeti azalmakta ve sarısının etrafında oluşan yeşil halka kötü görünmesine ve kötü kokmasına daha da önemlisi besin değerinin azalmasına neden olmaktadır.
    Bunları önlemek için, bebeğin tüketeceği yumurta yıkanır, hafif buharlaşmaya başlayan ancak kaynamayan suda, 8-10 dakika kaynatılır ve derhal soğuk suya tutularak soğutulur.
    Yumurta, bebeklere süt, çorba gibi yiyeceklerle karıştırılarak ya da omlet yapılarak ve ıspanak, kabak, domates, patates gibi sebzelerle pişirilerek de çocuğa yedirilebilir. Bunun için önce sebzeler yıkanır, doğranır ve pişirilir. Pişmesine yakın içine yumurta kırılır. Yumurta, çökelek ya da peynirle karıştırılarak  pişmiş makarnaya eklenir. Böylece besleyici değeri yüksek ve görece ucuz yemekler elde edilir.
    Etler de biyolojik değeri yüksek, iyi kaliteli protein kaynağıdırlar. Ayrıca yumurta gibi B grubu vitaminler, vücuda iyi kullanılabilen demir ile çinkodan zengindirler, aynı zamanda bir enerji kaynağıdırlar. Ülkemizde genellikle koyun, sığır, kümes hayvanlarının etleri ve balık tüketilmekte ve sucuk, pastırma, salam gibi et ürünleri de yapılmaktadır.
    Bu gruptan bebeğin 7 aylık olduğunda aldığı ilk ek besin tavuk etidir. Haşlanmış tavuk eti, çorbaların içine katılarak ya da ekmek, pilav ve makarna ile birlikte bebeğe yedirilir.
    Bebeğe et, kıyma şeklinde verilir. Kıyma hafif ateşte kendi verdiği suyu çekene kadar pişirilip(kavrulmaz) çorbaların ya da yemeklerin içine konarak ya da ızgara köfte yapılarak bebeğe yedirilir. Bebeğe köfte hazırlanırken; yağsız iri çekilmiş dana kıyması, ıslatılmış çok az ekmek içi ve yıkanmış, ince doğranmış çok az maydanoz ile yoğrulur, ısıtılmış fırında ya da tavada pişirilir. Ekmek yerine haşlanmış pirinç konularak sulu köfte olarak da pişirilebilir.  Bebek için etli sebze yemeği hazırlarken; ıspanak, kabak, domates, patates, biber ve semizotu gibi bir sebze yıkanır ve tencereye doğranır. Bir  köfte kadar kıyma, 1 yemek kaşığı pirinç, mercimek ya da bulgur ile 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ve az su konulup pişirilir. Sebzenin türüne göre dolma ya da kıymalı sebze yemeği olarak yedirilir. Bebeğe verilen bu besinlerin hiçbirisine tuz konulmaz. Bebek bir yaşına geldikten sonra yemekleri iyotlu tuz kullanılarak pişirilir.
    Bebeğe verilmesi gereken önemli bir besin de balıktır. Balık ve diğer su ürünleri “elzem yağ asitleri” olarak bilinen linoleik ve linolenik asitlerden zengindir. Bu yağ asitlerinin diyette yer alması koroner kalp hastalığının önlenmesi, beyin ve retinanın gelişimi ve sağlığı için gereklidir. On bir aylık olan bebek haftada bir kez taze balık tüketmeye başlar
    Bebeklere verilecek balık, ızgara ya da buğulama olarak ve kılçıkları ayıklanarak yedirilir.
    Bebeklere verilecek tek sakatat karaciğerdir. Karaciğer suda, hafif sıcaklıkta pişirilip, ezilerek verilir. Beyin, börek ve yürek gibi sakatatlar bebeğe yedirilmez.
    Kırmızı et veya kümes hayvanlarının etlerinden yapılan ve katkı maddesi içeren pastırma, sucuk, salam ve sosis bebek ve çocuk beslenmesinde hiçbir şekilde yer almaması gereken besinlerdir. Ayrıca acılı, baharatlı, tuzlu, çiğ veya iyi pişmemiş ve mangalda pişmiş et yemekleri ve köfteler bebek ve çocuklara yedirilmemesi gereken besinlerdir.



    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    Beyni çalıştıran besinler - 22.08.2005 16:57:50
    Beyni çalıştıran besinler

    Bazı yiyecekleri daha fazla yiyerek hafıza, algılama yeteneği ve dikkati artırıp, daha hızlı düşünebilmenin mümkün olduğunu belirten uzmanlar, sınavlara hazırlanan öğrencilerin beyinlerinin daha iyi çalışması için zencefil, kimyon, havuç, ceviz, fındık, fıstık, lahana, karides gibi besinleri almalarını öneriyor.
    Diyetisyen Ferin Batman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşan sınav günleri öncesinde, ilköğretim ve liselerin son sınıflarında okuyan öğrenciler için "beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olacak yiyecekler" hakkında bilgi verdi.
    Batman, öğrencilerin sınavlar için son hazırlıklarını yaptıklarını, ancak pek çoğunun, "konsantre olamamaktan, öğrendiklerini çabucak unutmaktan, dikkatini veremeyip aynı sayfayı tekrar tekrar okuduklarından" yakındıklarını söyledi.
    Vücudun küçük bir bölümünü oluşturan beynin, yiyeceklerle alınan enerjinin yüzde 20’sini harcadığını, beynin, kanın taşıdığı oksijen ve glikozla beslendiğini kaydeden Ferin Batman, "Araştırmalar, belirli yiyecekleri daha fazla yiyerek hafızanızı, algılama yeteneğinizi, dikkatinizi artırıp, daha hızlı düşünebileceğinizi gösteriyor" diye konuştu.

    ODAKLANMA İÇİN CEVİZ, FINDIK

    Batman, bir konuya "odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık, soğan ve karides gibi yiyeceklerin yenmesini önerdi. Batman, şunları söyledi:
    "Ceviz, fındık, fıstık gibi yiyecekler konferanslarda, konserlerde, uzun araba yolculuklarında, sinirleri kuvvetlendirirken, beyindeki haber alma maddelerinin oluşumunu hareketlendirirler.
    Soğan, aşırı yıpranmaya, fiziksel yorgunluğa karşı kanı sulandırır, beyin oksijeni daha iyi alır.
    Karides, beyin besinidir. Vücuda önemli omega 3 yağ asitleri sağlar. Dikkat verme süresini daha uzatır."

    STRESSİZ ÖĞRENME İÇİN LAHANA

    Öğrenmenin artırılması için çeşitli önerilerde bulunan Batman, şunları kaydetti:
    "Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar. Stresin getirdiği atıştırma krizlerinde, düşük kalorisi sayesinde bol bol çiğ olarak yenebilir.
    Limon- Portakal, C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır. Çalışma ve sınav öncesi, limonata veya portakal suyu için.
    Yaban mersini, beynin kanla daha iyi beslenmesi için, uzun süreli bir öğrenmede ideal bir meyvedir."

    EZBER İÇİN HAVUÇ

    Hafızayı güçlendirmek için de havuç, ananas, avokado, zencefil, kimyon gibi yiyecek ve baharatların tüketilmesini isteyen Ferin Batman, bu besinlerin yararlarını şöyle anlattı:
    "Havuç, beyin metabolizmasını canlandırarak, hatırlama yeteneğini arttırır, bir şey ezberlerken bir küçük tabak sıvı yağlı havuç salatası yiyin.
    Uzun bir metin ezberleyebilmek için fazla miktarda C vitaminine ihtiyaç vardır. Ananas bunu sağlar, ayrıca önemli bir element olan mangan içerir.
    Avokado, kısa süreli hafıza içindir. Fazla miktarda yağ asidi içerir. Çalışırken yarım avokado yeterlidir."

    YENİ FİKİRLER ÜRETMEK İÇİN ZENCEFİL

    Yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneren Batman, zencefilin içerdiği maddelerin beynin yeni fikirler üretmesini sağladığını söyledi. Batman, "Zencefil alındığı zaman kan sulandığı için vücutta daha serbest akar, beyin oksijenle beslenir" diye konuştu.
    Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen Ferin Batman, "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" dedi.

    MUTLULUK

    Ferin Batman, küçük bir kase çileğin, stresi gidererek mutluluk verdiğini, muzun da "serotonin" maddesi içerdiği için mutluluk verdiğini kaydetti. Batman, kırmızı biberdeki aroma maddelerinin de vücudun mutluluk hormonu salgılanmasına neden olduğunu belirterek, çiğ ve acı olan kırmızı biberin en etkilisi olduğunu bildirdi.

    SINAV ÖNCESİ STRESE KARŞI

    Batman, sınav öncesi strese karşı da öğrencileri uyararak, "Gerginken yenmek istenen çikolata, hamur işi, tatlı gibi besinler, kola, kahve gibi içecekler çok miktarda şeker ve kafein içerdikleri için sinirleri bozar. Doğru bir beslenme, stresli zamanların üstesinden gelmemizde bize yardımcı olacaktır" diye konuştu.
    Bunun için yanlış alışkanlıkların değiştirilmesini isteyen Batman, öğrencilere şu beslenme önerisinde bulundu:
    "-Kahvaltı etmeden güne başlamayın. Sabahları vücudun ve beynin enerji deposu boştur. Bu nedenle sinirli ve dikkatsiz olunabilir. Okul çocukları ile yapılan bir araştırmada iyi bir kahvaltı edenlerin daha verimli oldukları ortaya çıkmıştır. Kahvaltıda karbonhidrat ile protein doğru bir karışımdır. Örneğin, kepek veya çavdar ekmeği ile peynir veya yulaf ezmesi ile meyve veya yoğurt, süt yenebilir.

    STRESE KARŞI BALIK

    -Stres, vitaminlere ve minerallere olan ihtiyacı arttırır. Önemli anti-stres maddeleri mineral olarak kalsiyum (süt ürünlerinde, yeşil sebzelerde) ve magnezyumdur (kepek, çavdar, baklagiller, bal kabağı ve ayçiçeği çekirdeği). B vitaminleri grubu aynı zamanda sinir vitaminleri olarak adlandırılır. B vitaminleri ette, balıkta, kepek çavdar ürünlerinde ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Haftada en az 2 kez balık tüketilmelidir.
    -Çikolatayı seyrek, meyveyi sık yiyin. Arada bir az miktarlarda çikolata yenmesi stresi azaltır ama fazla yendiğinde kan şekeri önce artar, sonra hemen düşer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı istek ortaya çıkar. Buna karşılık meyve veya kepek, çavdar ürünleri organizma tarafından daha yavaş enerjiye dönüştürülür, kan şekerinin dengesi bozulmaz.
    -Yemekleri küçük porsiyonlarda, sık yiyin. Birden aşırı miktarda ve yağlı yemekler uykunuzu getirir. Enerjinizi uzun süre korumak ve aynı düzeyde tutmak için günde en az 6 öğün ve az miktarlarda yenmelidir.
    -Kahveyi ve kolayı azaltın. Sabahları bir iki fincan kahve uyku sersemliğinizi gidermede yardımcı olur. Fazlası ise kalp çarpıntısına, huzursuzluğa, geç saatlerde de uykusuzluğa, korku ve endişeye neden olur. Kolalı içeceklerde bol miktarda kafein içerir. Alkol ise ertesi sabah unutkanlığa neden olur."

    (milliyet)


    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    BALIK ETİNİN DEĞERİ - 22.08.2005 16:58:37




    BALIK ETİNİN DEĞERİ



     



    Balik eti sindirimi kolay vitamince zengin ve lezzetli bir ettir. Bünyenin kolay kabul ettiği ve güçlendirici bir etkiye sahiptir. Onarıcı bir besin türüdür. Balık eti A, D ve B vitamini bakımından zengindir. Kalsiyum ve fosfor da diğer et ürünlerine göre fazla bulunur. Yağlı balıkların Enerji değeri yağsız balıklardan daha çoktur. Kılçıkları ile yenilen türlerin (hamsi, gümüş, paparina) kalsiyum değeri daha çoktur.



    Bir porsiyon balikta 149 kolari, 19 gr. Protein 8gr. Yag,50 mg. Kalsiyum,1.1mg. demir 100 1.u vitamin a,0.14 mg. Vitamin b,0.37 mg b 2 vitamini alinir. Vitamin a diger hayvan etlerinde yoktur. Balik etinde en çok bulunan vitamin a vitaminidir. A vitamini balik etinde ve yağında bulunan ve yagda çözülen bir alkoldür. Görme islevinde a vitamini önemli görevler yapar. A vitaminin bol olanlarin gözleri güçlü ve saglikli olur. A vitamini eksikliginde gözde ve deri dokularin da çesitli hastaliklar ortaya çikar.



    Canlilarin metabolizmalarini sürdürebilmeleri için b grubu vitaminler son derece önemlidir. Bu grup vitaminlerin eksikliginde de dudaklarda çatlama,dilde iltihaplanma gözlerde asiri kanlanma gibi belirtiler ortaya çikar. D vitamin özellikle çocuklar da kemik gelisiminde önemli bir rol oynar,eksikliginde rasitimz denilen kemik hastaligi ortaya çikar. Kalp hastaliklarinda hastalara diger etler yasaklanirken balik etinin serbest birakilmasinin nedeni de balik etinin kalp damar sistermi üzerinde zarafli bir etkisi olmadigi gibi onarici etkisi olmasindandir. Çünkü balik eti en az kollesterol ve yag içeren ettir.



    Etinin disinda baliklarin yumurtalarin yumurtalari da son derece besleyici özellik tasik ve yenmesi de ayni derecede lezzetlidir. Balik yumurtalari daha çok disi baliktan alinir. En ünlüsü olan mersinbaligindan çikan yumurtalara sert balik yumurtasi denir. Erkek baligin spermalarindan olusan balik yumurtalarina da yumusak balik yumurtasi denir. Balik yumurtalari tuzlanip,ya da tütsülenip yenir. Morinanin yumurtalari süstülenmis olarak ve meze gibi yenir. Tarama olarak bildigimiz mazede sazan yumurtasindan yapilir. Yumusak balik yumurtalari ya haslanarak,ya kavrularak ya da yagda pisirilerek yenir yumurtasi degerli yumurtalardandir.



    BALIGIN TAZELİGİ:



    HANGİ BALIKLAR NE ZAMAN YENİLMELİDİR



    Her baligin gelisimini tamamladigi,etinin lezzet kazandigi dönemler vardir. Bu zamanlamalar göz önünde bulundurularak balik seçilmelidir. Aylara göre balik seçimi söyle yapilmalidir.



    Ocak: Hamsinin en lezzetli oldugu dönemdir hamsi yagli oldugundan izgarasi nefis olur. kefalda hamsi gibi yagli dönemindedir ve hertürlü yemegi yapilir. Ayrica palamut,lüfer,uskumruda iyi dönemlerindedir.



    Subat: bu ay genel olarak kalkan baliginin ragbet gördügü bir aydir. Ayrica uskumru,lüfer,palamut bugulama olarak yenir. Kabuklardan midye ve karidesin de zamanidir. Istavrit,izmarit kivamindadir.



    Mart: Kalkan iyice lezzet kazanmis,eti olgunlasmistir. Tekir ve barbunyada bu ayin baliklarindandir.



    Nisan: kalkanin ortaliktan kalkacagi ve son turfanda zamanidir. Yumurtalarini dökme zamani gelmistir. Kirlangiç,levrek,tekir,barbunya yenilecek baliklardandir. Kabuklulardan midye ye karides gene geçerlidir.



    Mayis: Dip baliklarindan iskorpit,dil,tekir,kirlangiç ile levrek,mezgit ve kabuklularin zamanidir. Mercan da tat kazanmistir.



    Haziran: Gerek balik yasaginin baslamasi ve gerekse göçmen baliklarin göç etmesi nedeniyle baligin azaldigi bir aydir. Bulunan baliklar yenir. Istavrit, mezgit, izmarit lezzetli olur. Mercan güzel olur.



    Temmuz: Sardalya ve paparinanin çok bol çiktigi dönemdir. Her iki balikda tam yagli zamanindadir ve izgaralari nefis olur. Yavas yavas kolyoz ve uskumru görünmege baslar. Izmarit lezzet kazanir.



    Agustos: Palamut türü baliklar,önce çingene palamutdan baslayarak görünür ve çok lezzetli olur. Izmarit,pavurya ve karides bu ayda güzel olur.



    Eylül: Palamutun saltanatı olan bir aydir. Kolyoz,izmarit ve kirlangiç yenilecek baliklar arasindadir.



    Ekim: balik yasaginin kalktigi,baligin bollastigi bir aydir. Lüfer en güzel dönemindedir. Çinekop da öyledir. Tekir,barbunya,palamut,izmarit,sardalya gibi baliklar yenir.



    Kasim: uskumrusun saltanat sürdügü aydir. Onunla birlikte ekimde çikan baliklarda yenilecek baliklar arasindadir.



    Aralik: Uskumru bu ayda da geçerlidir. Lüfer,levrek ve hamsi çok lezzetli olur. Bu listede yayilmayan baliklar hemen her mevsimde tatlari ayni olan baliklardir. Yukaridakiler oldukça onlar tercih edilmemelidir.



    BALIK YEMEKLERİNE ÖZEL



    1-) tüm baliklarin yemekleri yapilirken tuz atilmaz. Çünkü tuz su tutucudur. Baligin özsuyunun tutulmasina neden olur. Tüm deniz canlilarinin tadi ise saldiklari özsuyundan kaynaklanir. Bazi özel balik yemekleri hariç baliklara tuzu ocaktan indirmeden 2-3 dakiska önce,ya da servise verildikten sonra atilmasi gerekir.



    2-) Balik yemeklerine limon sikilmaz. Özellikle natüre olarak pisirilmis balik yemeklerine limon sikmak iskoç viskisine madensuyu katmaya benzer. Limonun baligi ekleyecegi bir tad yoktur. Ancak sebzeli,ganitürlü yemeklerde sebzelere tad verebilmek için sikilabilir.



    3-) deniz kabuklulari çabuk bozulur. Zehirlenmesi mantar zehirlenmesine benzeyen ciddi sorunlar ortaya çikarir. Onun için kabuklulari elirken tazesini seçmelidir. Pavurya,istakoz ve böcek gibi kabuklular daha çok canli satilir. Midye ise bozuldugunda kolayca anlasilan pis bir koku salar. Bunlara dikkat etmek gerekir.



    4-) Bayat balik zehirlenmesi ciddi sorun yaratmaz. Alinacak ilaçlarla ya da kendiliginden 24 saat içinde belirtileri geçer. Kusma,bas dönmesi gibi belirtileri olur.
     
    Besin degerinin cok yuksek olmasi, Omega 3, kalsiyum yonunden cok zengin olmasi, ucuz ve hep taze bulunabilmesi tabiki birde lezzeti yonunden Hamsi one cikiyor

     Hangi balığı nasıl tercih edersiniz? Hangi balık nasıl olursa olsun hem çok lezzetli hem de çok besleyicidir.Şiddetle herkese tavsiye edilir.

    Bütün balıkların hemen hemen bütün besin değerleri birbirlerine yakındır. İçlerinde A, D, E ve B grubu bazı vitaminlerle potasyum, fosfor, kalsiyum (özellikle kılçıklarında ve kuyruğunda), protein (%3’ü oranında), çinko, civa, iyot, kükürt, selenyum, gibi madenlerle mineralleri içermektedir.

    Yağların yapı taşlarından olan Dokosa Heksaonik Asit yani DHA ve EPA hücre sağlığı açısından çok önemlidir ve sadece balıkla anne sütünde bulunur.
    İşte bu yüzden yağlı balık daha faydalıdır. Yine bir kaynakta hamsi ve sardalyanın kalp ve damar sağlığı açısından çok önemli olduğu yazmaktaydı. Çünkü onlar en yağlı balıklar sınıfına girmektedirler. Kasım ayından itibaren mayısa kadar balıkların hepsinin en yağlı olduğu dönemdir. Yalnız ilkbahar yaz aylarında yumurta bırakma zamanları olduğundan içerdikleri değerler açısından zayıf olurlar.

       Balıkla birlikte süt ya da süt türevlerinin bir arada alınması balıkta bulunan bazı değerlerin vücut tarafından alınmasını etkilediğinden birlikte tüketilmesi sakıncalıdır.
    Hamilelerin ton,somon,midye,karides gibi bazı deniz canlılarını fazla yemeleri sakıncalıdır. Çünkü bu canlılar diğer balıklara oranla daha fazla civa –ki ağır metaller arasındadır-içerdiğinden sağlık açısından sakıncalara yol açtığı söylenmektedir.
    Uzmanlar haftada 2-3 kez balık tüketilmesi gerektiğini belirtmektedir.

       Bayat balık zehirler. Peki taze balığı nasıl anlarız? Bayat balık çok kötü kokar, midenizi kaldırmak istemem ama içinde minik kurtçuklar üremiş olabilir. Gözleri mat ve donuk,solungaçları kahverengidir. Suya batırıldığında su yüzeyinde kalır. Oysa ki taze balık size göz kırpar yani gözleri canlı ve ışıl ışıldır, solungaçları kırmızı, pulları parlaktır. Balığı dik tuttuğunuzda diri durur ve tırnağınızın minik bir darbesi onda etki bırakmaz. Birde balığı mümkün olduğu kadar sabah erken saatte balık güneşte fazla kalmadan almanızda fayda vardır.
    E-e bu kadar balık bahsinden sonra birde balık tarifi vermeden olmaz değil mi? (gurmelere benzedim sanırım)
    Minik bebeklerimize her balık ağır gelebilir işte size hafif bir tarif ama her yiyecekte olduğu gibi alıştıra alıştıra vermeniz faydalıdır.
     

    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    SORULAR SORULAR SORULAR - 22.08.2005 17:00:14
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]1. Hazırladığım mamayı nasıl saklamalıyım?


    Taze olarak hazırlanan bebek mamaları mümkün olduğunca 45 dakikadan fazla biberon ısıtıcısında saklanmamalıdır. Böylelikle, besin değerlerinin kaybını ve mikrobiyolojik riskleri engellenmek için önlem almış olursunuz. Bu nedenle, buzdolabında muhafaza edilmiş olsalar dahi, hazırlanan biberon mamalarının tekrar ısıtılmasını tavsiye etmemekteyiz. Bunun yerine şöyle bir işlem uygulayabilirsiniz: İhtiyaç duyulan toz mama miktarını sterilize edilmiş kuru biberonlara aktarıp, kapağını kapatınız. Bir miktar su kaynatıp termosta muhafaza ediniz. Mama saati geldiğinde önceden biberonda saklanan toz miktarı ile yine önceden kaynatılıp saklanan sudan gerekli miktarda alarak taze olarak mamanızı hazırlayınız[color=#333333 style="font-size: 9pt"].
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]2. Başlangıç mamasını takiben geçiş ve devam mamalarını bebeğime nasıl vermeliyim?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]1. kademedeki mamadan 2. kademedeki mamaya geçişte, bunu biberon bazında yapmanızı tavsiye etmekteyiz. Örneğin; akşamları bir biberon ..........Adapte Geçiş Maması ile başlanıp, diğer öğünlerde ise ..........Adapte Başlangıç Maması ile devam edilmesi gibi. 2 - 3 gün sonra günlük öğünlerden her ikisi devam sütü 2 ile değiştirilerek tamamen geçiş sağlanana dek (arzu edildiği takdirde) devam edilir. Böylece çocuğunuz yavaş yavaş yeni mamaya alışabilecek ve hazmedip hazmedemediği kolayca anlaşılacaktır. .
    3. Biberon mamasını hazırlarken kullanacağım su nasıl olmalı?


    Humana bebek mamalarının yüksek hijyenik güvenliliği ancak ambalaj üzerindeki talimata uygun ve beslenmeden hemen önce hazırlanmaları halinde korunabilir. Suyu sadece 50°C’ye veya daha düşük dereceye kadar ısıtmak yeterli olmaz, aksine mikrobiyolojik bir risk teşkil eder - Bebekler henüz mikroplara alışık değillerdir! Bu nedenle lütfen sadece, sonradan yaklaşık 50°C’ye kadar soğutacağınız, taze kaynamış su kullanınız. Bu ısı seviyesi mamanın en iyi şekilde çözülmesini sağladığı için de çok uygundur.
    4. Başlangıç maması nedir?


    Başlangıç Maması; protein bileşimi geniş ölçüde anne sütü proteinine uygun hale getirilmiş olan yenidoğan biberon mamasıdır. ...........Adapte Başlangıç maması yalnız protein yapısı olarak anne sütüne adapte olmakla kalmayıp aynı zamanada karbonhidrat bileşimi olarak da, aynen anne sütünde olduğu gibi, sadece süt şekeri (=laktoz) içermektedir. Bu özelliklerinden dolayı doğumdan (ilk biberondan) itibaren verilebildiği gibi ilave beslenme için de idealdir.
    5. Adapte mama ne demektir?
    Anne sütü, hayvansal protein içerir. Sütte bulunan proteinler; whey proteini ve kazein proteini olarak ikiye ayrılmaktadır. Mamalarda bulunan protein türleri de süt proteini gibi whey protein ve kazein protein şeklindedir. Anne sütünde bulunan bu proteinlerin oranı 60/40 whey - kazein oranı şeklinde olup inek sütündeki oranları ise 20/80 whey - kazein oranı şeklindedir. Bir mamanın adapte olarak tanımlanabilmesi için whey / kazein proteini oranının anne sütündeki oranlarda olması veya whey proteini oranının en az % 50 ve daha yukarı olması gerekmektedir. Bu bakımdan .........Biberon Mamalarının tümünün whey proteinin oranları bu şartlara uygun olduğundan Adapte Biberon Mamaları olarak adlandırılırlar.
    4647. Bebeğimde inek sütü hazımsızlığı var ne yapmalıyım?


    [color=#333333 style="font-size: 9pt"] İnek sütüne karşı hazımsızlık sürekli bir problem haline geldiyse lütfen doktorunuza danışınız çünkü bu durum inek sütü proteini ya da süt şekerini (laktoz) hazmedemeyen çocuklarda görülen bir tablodur.
    58[font=tahoma style="font-size: 9pt"]59. Bebek mamaları mikro dalga fırında ısıtılır mı?
    Mikro dalga ile ısıtma işleminde gıda maddelerinde eşit olmayan ısı dağılımı meydana gelebilir, yani aynı anda hem soğuk hem de çok sıcak noktalar oluşur (haşlanma tehlikesi!). Biz bu nedenle, buzdolabında muhafaza edilmiş olsalar dahi, bebek mamalarının tekrar ısıtma yerine daima taze olarak hazırlanmasını tavsiye etmekteyiz. Ayrıca hazırlanan mama mümkün olduğunca 45 dakikadan fazla biberon ısıtıcısında tutulmamalıdır. Bu besin değeri kaybına karşı bir emniyet, mikrobiyolojik risklerin engellenmesi için bir önlemdir.
    6465. Sadece sebze yiyerek yeterli miktarda demir ihtiyacının karşılanması mümkün mü?
    Prensip olarak bitkisel kaynaklı demir, hayvansal gıda maddelerindeki demire nazaran vücut tarafından daha zor değerlendirilmektedir (ayrıştırılmaktadır). Bunun sebebi ise, örneğin bitkisel gıda maddelerinde bulunan ve demir alımını önleyen asit phytin veya asit oksaliktir. Yani, bu maddeler vasıtasıyla demir vücut tarafından emilemez olmaktadır. Buna karşın hayvansal gıda maddelerindeki demir çok daha rahat alınabilmektedir. Kaşık maması yaşındaki bebek ve küçük çocukların beslenmesi yönündeki tavsiyeler sebze ve meyvenin yanı sıra et de içeren karışık bir beslenme şeklidir. Bu nedenle sebze-patates püresini, püre haline getirilmiş et ile sunmak uygun olacaktır.
    12. Çocuğum kabız oluyor (5 aylık) sıvı alımı yeterli mi?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]Lütfen birinci derecede yeterli sıvı alımına dikkat ediniz. 4 ile 12 ay arasında günlük sıvı alım miktarı toplamının (gıdalar ve içeceklerden) yaklaşık 1000 ml’ yi bulması gerekmektedir. Bu nedenle çocuğunuza içecek olarak ilaveten su veya şekersiz çaylar verin. Sıvı alım miktarının yeterli olup olmadığı gün içerisindeki ıslatılmış bez adedinden belli olacaktır.
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]13. Kabızlık ek besinden dolayı meydana gelebilir mi?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]Daha katı gıdalar verildiği zamanlarda çocuğunuzun ilave içecek ihtiyacı doğacaktır. Bu gibi durumlarda, örneğin, biraz kaynatılmış su veya şekersiz çay verebilirsiniz. Ek besinlere geçiş döneminde dışkının yumuşak kalması için biraz elma püresi verilebilir (gereğinde biraz su ile seyreltilmiş olarak). Dışkı halen katı devam ediyorsa lütfen doktorunuza danışınız.
    14. Çocuğum 8 haftalık doymuyor, doymasını nasıl sağlayabilirim?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]8 haftalıkken öğün başına 130 ml civarında mama miktarı tavsiye etmekteyiz. Ambalaj üzerindeki bilgiler asgari mama miktarlarını vermektedir. Kişisel miktarlar (ambalaj üzerinde de açıklandığı üzere) az ya da çok farklılık arz edebilirler, bu husus özellikle kilo ve boya bağlıdır. Bu nedenle bebeğinizin yeterince doymaması halinde, tablodaki bir üst miktarı hazırlayabilirsiniz. Öğün araları 3 ile 4 saat olmalıdır, bu da günlük 5 - 6 öğün demektir. Bu miktarlar da yeterli olmadığı takdirde, su miktarını biraz daha artırabilirsiniz: Mama aynı enerji ve besin değerini muhafaza edecektir, fakat içim miktarı artacak ve doyma uzatılacaktır. Lütfen tavsiye edilen dozaj miktarını değiştirmeyiniz (yani 150 ml için tavsiye edilen 5 kaşık yerine 6 kaşık koymayınız), çünkü bu takdirde mama çok katı olacaktır.
    15. Bebekler için suyun sertliği ve kalitesi önemli midir?
     “Sert suyun“ sorumlusu suyun içerisindeki kalsiyum karbonat ve magnezyum karbonat mikatrıdır. Beher litre içme suyunda en fazla 400mg kalsiyum ve 50mg magnezyum olabilir. Esasen sert su bebeklerin sağlığı açısından bir sorun teşkil etmemektedir. Yalnız bazen bebek mamalarının çözünürlüğü etkilenebilir. Bebek mamasının hazırlanmasında kullanılan normal içme suyun iyice kaynatılması gerekmektedir. Daha sonra yaklaşık 50°C’ ye kadar soğutulmalı ve ........bebek mamaları bu sıcaklıkta hazırlanmalıdır.
    108[color=#333333 style="font-size: 9pt"]109. Altıncı ayından itibaren bebeğime kalsiyum takviyesi yapmalı mıyım?
    6 - 12. aylar arasında günlük tahmini kalsiyum ihtiyacı 400 mg civarındadır. 6 - 7. aylar arasında, iki bebek maması veya anne sütü öğünü tavsiye edilmektedir.
    17. Çocuğum (6 aylık) yeterince demir alıyor mu?
    6 aylıkken bebeğinizin günlük demir ihtiyacı 8mg’dır.
    18. Bebek mamalarında yeterli miktarda iyot var mı yoksa balık takviyesi yapmalı mıyım?
    Ek gıdada balık dahil edilecekse bunun tamamen kılçıksız olduğuna dikkat edilmelidir. Balık proteinine karşı hassasiyetin engellenebilmesi açısından alerji riskli bebeklerde birinci yaşına kadar balık hiç verilmemelidir. Ayrıca bebek beslenmesinde balık, et karşısında kayda değer bir avantaj sağlamamaktadır. Sebze-patates-balık öğününün ilavesi bebeğin iyot alımında sadece takriben % 10’luk bir takviye gerçekleştirmektedir. Daha sık balık öğünleri beslenme fizyolojisi açısından daha az tavsiye edilmektedir, çünkü bu durumda etten alınacak olan demir azaltılmış olacaktır.
    19. Bebeğime içme suyu verirsem fazla/düşük florür alır mı?
    0 ile 4 ay arasındaki bebekler için günlük 0,25 mg florür alımı, 4 – 12 aylık bebeklerde günlük 0,5 mg florür alımı önerilmektedir. Kaynatıldıktan sonra 50˚C’ye kadar ılıtararak vereceğiniz içme suyu içinde bulunan normal florür seviyesi bu ihtiyaca cevap vermeye uygundur.
    140141. Yüksek alerji riski olan çocuklara hangi ek besin verilmelidir?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]Bebeğinize bir yaşına kadar alerjilerden korumak amacıyla turunçgiller, balık, ceviz ve fındık verilmemelidir. Her seferinde sadece bir yeni gıda maddesi ilave ederek hazmını kontrol ediniz. Böylece hızlı bir şekilde hangi gıda maddesinin dokunup dokunmadığını tespit edebilirsiniz.

    21. Kristal şekerin zararları nedir,
    Kristal şeker içeren mamalar anne sütüne nazaran daha tatlı oldukları için bebeğinizin anne sütünü reddetmesine yol açar, farklı tadlara sahip ek besinlere geçişi güçleştirir, bebeğinizin dişlerinin çürümesine ve kof şişmanlığa sebep olur. Bebeğiniz genetik olarak kalp ve damar hastalıklarına yatkın ise erken dönemde kristal şeker alımı ileriki yıllarda ciddi risklere yol açabilir.
    22. Bebeğim bir yaşına bastı, nasıl bir beslenme yöntemi izlemeliyim?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bir yaşına basan çocuğunuz giderek aile fertlerinin yemek saatlerine alıştırılmalıdır. Bu, çoğu durumlarda günde üç ana ve iki ara öğün demektir. Kahvaltı ve ara öğünleri isteğinize göre çeşitlendirebilirsiniz. Tavsiye edilenler besin maddeleri; süt ve ekmek, tahıllar, mevsim meyvesi ve et’tir. Sabahları ‘günaydın’ ve akşamları “iyi uykular içeceği“ olarak bir biberon ........Adapte Devam Maması’nı kullanabilirsiniz. Ara öğünler olarak yine ......... kaşık mamaları verilebilir, tabii ki irmik veya meyve püreleri de hazırlayabilirsiniz. Öğlen yemeği olarak genelde sebze-patates püreleri önerilmektedir, ki bunlar da haftada birkaç kez olmak üzere et içermelidir. Çocuğunuzun ikinci yaşında yemek listesine yavaş yavaş balık da ekleyebilirsiniz. “Aile tenceresinden“ verilen yemekler henüz tuzlu veya baharatlı olmamalıdırlar. Yemeklerin yanında veya ihtiyaca göre aralarda şekersiz içecekler de sunmalısınız (su, maden suyu, meyve veya bitki çayları).

     23. İshal hakkında..
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Bebeğimin ishal Olduğunu Nasıl Anlarım?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bebeğinizin bezi sulu, hafif köpüklü, kötü kokulu rengi yeşil ise ve günde 3-4 defa bu şekilde dışkısını yapıyorsa bu durum bebeğinizin ishal olduğu anlamına gelir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Akut İshal Nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]7- 10 gün arasında süren ishallere akut ishal denir. Akut ishal enfeksiyon veya diğer nedenlere bağlı olarak gelişebilir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Kronik İshal nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]İki hafta ve daha uzun süren ishallere kronik ishal denir.Emilim bozuklukları, beslenme bozuklukları gibi çeşitli nedenlerden meydana gelebilir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Enfeksiyöz İshal Nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bazı enfeksiyonlar ishale  neden olur.Akut ishallerin yaklaşık % 90’ı enfeksiyonlara bağlı olarak gelişir. Genellikle kusma, ateş ve karın ağrısı gibi belirtileri de beraberinde gözükebilir. Akut ishallerin geri kalan kısmı ise toksik madde alımına ve diğer nedenlere bağlı olarak gözükür.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]İshal Tehlikeli midir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Evet; ishal çeşidine ve nedenlerine bağlı olarak, gerekli tıbbi tedbirler alınmaz ise öldürücü olabilir.Bilhassa bebeklerde çok dikkatli davranmalı ve vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Bebeğime Antibiyotik Kullanıyorum İshale Neden Olur mu?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bazı  antibiyotikler barsak florasını bozdukları için   ishale neden olabilir. Bu durum bünyeye göre değişebilir. Bu tür antibiyotikler kullanılmaya başlandıktan birkaç saat  sonra bile akut  ishale neden olabilir. Hatta antibiyotik tedavisi kesildikten sonra ishal bir süre devam edebilir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Antibiyotiklerden Kaynaklanan İshalde Neler Yapabilir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Antibiyotiklerin neden olduğu ishallerde  barsak florasını düzenleyen (prebiyotikli) ishal mamaları kullanılmalıdır.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]ORS Nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Özellikle bebekler ve çocuklarda ishallerde sıvı kaybı ile birlikte görülen elektrolit kayıplarını  önlemek için önerilen tuz ve şeker karışımlarına  ORS denir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]ORS’yi Nasıl Temin Edebilirim?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Eczanelerde satıldığı gibi, bazı Ana Çocuk  Sağlığı  Merkezleri ve Sağlık Ocaklarından ücretsiz temin edebilir.
    (Not mama markasi ....... olarak duzeltilmistir yazilarda reklam olmamasi aicisindan . Eger gozden kacan yer varsa afola)  


    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    Ek Gıdaların Hazırlanması - 22.08.2005 17:01:23
    Ek Gıdaların Hazırlanması

    YoğurtYoğurt günlük olarak evde yapılır. Süzülen süt ateşe konur. Süt kabın içinde kabarınca, bir kaşıkla karıştırılarak 5 dakika daha ateşte tutulur, soğuması için bırakılır. Süt elinizin dayanabileceği sıcaklığa kadar ılıdıktan sonra bir yemek kaşığı yoğurt sütün içine katılır. Daha sonra kabın üzeri örtülür ve yaklaşık 6 saat oda sıcaklığında bekletilir. Mayalanan süt bu süre içerisinde yoğurda dönüşür. Oluşan yoğurt bir gün buzdolabında bekletilir ancak ondan sonra bebeğe verilebilir.









    Yoğurt cam kasede veya bardakta yapılır ve saklanır!
    Piyasada satılan hazır yoğurdun kaymak tabakası bebeklere verilmez!

    Muhallebi1 çay bardağı süt ile 1 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılır. Yavaş ateşte karıştırılarak pişirilir. 1 tatlı kaşığı pekmez veya şeker, muhallebi ocaktan alınırken eklenir.

    İnek Sütüİnek sütü pastörize olmalıdır. Eğer pastörize süt bulunamıyorsa, süt önce süzülür daha sonra ateşe konur. Kabarıncaya kadar beklenir. Kabarınca 5 dakika karıştırılarak kaynatılır. Cam bir kapta soğutularak buzdolabında saklanır. Anne sütü alan bebeğe ayrıca inek sütü verilmez. İnek sütü; kahvaltı, muhallebi ve sütlü çorbalar gibi ek gıdaların hazırlanmasında kullanılır.

    Sütlü Çorba1 çay bardağı süt tencereye konur. 1 silme yemek kaşığı pirinç unu, yarım çay bardağı domates suyu veya ezmesi eklenip pişirilir. 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilerek bebeğe yedirilir. Çok az ekmek içi ufalanıp verilebilir.

    Yoğurtlu Çorba1 kepçe yoğurt bir tencereye konur, az su ile sulandırılır. 1 yemek kaşığı ayıklanıp iyice yıkanmış pirinç eklenerek pişirilir. Piştikten sonra 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilir.






    ANNE SÜTÜ ALAN BEBEĞE AYRICA İNEK SÜTÜ VERİLMEZ.
    İNEK SÜTÜ; KAHVALTI, MUHALLEBİ VE SÜTLÜ ÇORBALAR GİBİ EK GIDALARIN HAZIRLANMASINDA KULLANILIR.

     


    Sebze Çorbası
     



















    • Birinci Hafta:
      1 küçük patates
      1/2 havuç
      1 dal ıspanak
      Malzemeler çok iyi yıkanır, soyulur, doğranır. 2 bardak su ilave edilerek küçük bir kapta ateşe konur. Kapağı kapalı olarak pişirilir. İyice pişen sebzelere 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ekleyerek tahta bir kaşık yardımı ile iyice ezilir. Sebzeler, eğer tahta kaşıkla iyice ezilemezse bir süzgeç yardımı ile iyice süzülür.

    • İkinci Hafta: Yukarıdaki listeye 1 tatlı kaşığı bulgur, mercimek veya pirinç eklenir ve sebze çorbası yukarıdaki tarife göre yapılır. Her gün, o mevsimde kolayca ucuza bulunabilen bir sebze bu çorbaya katılabilir. Örnek; 1/2 domates veya 1/2 küçük kabak.














    Tarhana ÇorbasıI yemek kaşığı tarhana, I bardak su küçük bir kaba konur. Kaşıkla karıştırılarak ateş üzerinde pişirilir. Piştikten sonra 1 tatlı kaşığı yağ ilave edilir.

    Mercimek ÇorbasıBir tencereye 1 yemek kaşığı ayıklanıp yıkanmış kırmızı mercimek, 1 su bardağı su konur. İyice yıkanıp soyulmuş 1 küçük boy havuç ile 1 küçük boy patates ve bir küçük baş soğanın dörtte biri rendelenir. ,1 yemek kaşığı sıvı yağ ilave edilerek pişirilir.

    Kahvaltı
    • 1/2 dilim ekmek
    • 1 tane kaynamış yumurta sarısı ( ilk önce sarısının 1/8'i ile başlanır ve her gün yavaş yavaş artırılarak devam edilir) ve veya
    • 1 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir (peynir bir gece önceden suya konur, tuzu alınır ve ertesi sabah bebeğe verilir).
    • 1 çay kaşığı üzüm pekmezi

    Yukarıda belirtilen malzemeler 1 bardak sütün içerisinde, kaşıkla iyice ezilerek bebeğe verilebilir.

    Meyve SuyuMevsimine göre; elma, şeftali, portakal veya mandalina iyice yıkanır ve dikkatli bir şekilde soyulur. Cam rende ile rendelenip süzülerek meyve suyu elde edilir. Bebekler için kış aylarında; elma, havuç, portakal, ve mandalina, yaz aylarında ise; şeftali meyve suyu ve püresi için uygun meyvelerdir. Havuç iyice yıkandıktan sonra soyulur ve makinadan geçirerek püre yapılır. Eğer bu püre süzülürse havuç suyu elde edilir.










    Izgara Köfte60 gr. yağsız çift çekilmiş kıymaya, az miktar ekmek ufalanıp yoğurulur. 2 küçük köfte haline getirilir. İçinin iyi pişmesine dikkat edilerek ızgarada pişirilir. Ufak parçalara ayrılarak ezilip bebeğe verilir. Ekmek yerine pirinç konularak sulu köfte olarak da yedirilebilir.

    Karaciğer30 gr ( 1 köfte kadar) karaciğer iyice yıkanır. Izgara yada haşlama tarzı pişirilir. İyice piştikten sonra karaciğerin zarı soyulur. Karaciğer kaşıkla ezilir. Sebze çorbası veya püresi ile karıştırılıp ezilerek bebeğe verilir. Haftada bir kez verilmesi yeterlidir.

    BalıkBebeğe verilecek balık çok taze ve kılçıksız olmalıdır. Izgara veya haşlama yöntemiyle pişmiş balığın beyaz etli kısmı verilebilir. İlk başlangıçta bir tatlı kaşığını geçmeyecek şekilde verilmelidir. Daha sonra miktar yavaş yavaş artırılır. Eğer balık etinden dolayı herhangi bir allerji söz konusu olursa kesinlikle balık etinde ısrarcı olunmamalıdır.

    TavukTavuğun göğüs eti haşlanarak bebeğe verilebilir. Ayrıca, sebze çorba ve yemeklerine, kıyma veya tavuğun göğüs eti çiğ olarak konulup birlikte pişirilebilir.






    BEBEĞE HERHANGİ BİR EK GIDA HAZIRLAMADAN ÖNCE ELLERİMİZİN VE ALETLERİMİZİN TEMİZLİĞİNE ÇOK DİKKAT ETMELİYİZ
     

     




















  • Yemek hazırlanmadan önce mutfak malzemeleri iyice yıkanmalı ve durulanmalı
  • Et kesme tahtaları ve masaları sabunla iyice fırçalanmalı, yıkanmalı ve durulanmalı
  • Çöpler, mutfakta biriktirilmemeli
  • Eller, mutfak malzemeleri ve yiyeceklere temas etmeden önce sabunla çok iyi yıkanmalı
  • Yemek konan tabak, kaşık ve bardaklar sabunlu su ile yıkanmalı, iyice durulanmalı, sıcak sudan geçirilmeli.
    Bebeklerin Ek Beslenmeleri Hakkında Önemli İp Uçları

    1. Besinler bebeklere kaşık ile verilmeli, biberon kullanılmamalıdır.
    2. Bebekler ek gıdayı ilk defa verildiğinde reddedebilirler. Ek gıdaya başlanacağı zaman yiyecekler küçük miktarlarda verilmeli, bu miktarlar yavaş yavaş artırılmalıdır.
    3. Sebze, meyve, pirinç, mercimek iyice yıkandıktan sonra kullanılmalıdır.
    4. Bebeğin ek gıdalarını, doğal ve taze ürünler kullanarak hazırlayın. Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinleri bebeğe vermeyin.
    5. Ek beslenmeye her zaman tek bir gıda çeşidi ile başlayın.
    6. Ek gıdayı bebek her zaman aç iken verin.
    7. Bebek 6 aylıkken ilk başlanacak ek gıda yoğurttur.
    8. Eğer bebek yeni başlanan bir ek gıdayı almazsa ısrarcı olmayın. zorlamayın 1-2 gün sonra tekrar deneyin. Bebek tekrar bu gıdayı almazsa, o zaman bu ek gıdayı bebeğin sevdiği başka bir gıda ile karıştırarak verin.
    9. Ek besinleri bir öğünlük veya yoğurtta olduğu gibi bebeğin bir gün içinde tüketeceği kadar hazırlayın.
    10. Ek gıdaları aile bütçesine uygun ve mevsimine göre; en taze, en bol, en ucuz sebze ve meyvelerden seçin.
    11. Bebekleri 3 ana ve 3 ara öğünde besleyin,
    12. Bebeğe verilecek yiyeceklere tuz eklemeyin. 1 yaşından sonra yemeklerde iyotlu tuz kullanın.
    13. Bebeğe verilecek yiyeceklere acı ve baharat koymayın
    14. Bebeğe verilecek yemekler yağda kızartılmaz, sulu pişirilir.
    15. Yemeklerin yalnız suyunu değil, taneli kısımlarını da suyu ile ezerek bebeğe verin.

    Ek Gıdaların Saklama Kuralları

    • Eğer buzdolabınız yoksa yiyecekleri; soğuk ve havadar yerlerde saklayın.
    • Böcekleri ve benzeri haşaratı yiyeceklerden uzak tutmak için temiz ve üzeri kapalı kaplar kullanın.
    • Bebeklerinizin yemeklerini öğünlük hazırlayın.
    • Yiyecek maddelerini, haşere ve tarım ilaçlarından, her türlü temizleyici ve kimyevi maddelerden uzakta saklayın.







    ----------------------------------------------------------------------------------------
    -----------------------------------------------------------------------------------------
    Valla baligi esasinda iki turlu tuketmek en iyisini sanirim. 1. buglama yapmak 2. de Balik corbasi 3. Izgara... (Ozellikle yakininizda Balikla ilgili yerler varsa ve guvenilirse temin edilebilir. Evde biraz zahmetli olabilir) Ama buglama  hic sorunsuz, kizartmaya gore hem daha az risksiz hemde daha saglikli...  Izgarada ortam ve kullanilan yontem onemli...


  • reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    GIDA ALERJISI - 22.08.2005 17:02:18
    Gıda Alerjisi




    Hazırlayanlar : Prof. Dr. A. Fuat Kalyoncu
    Türk Akciğer Hastalıkları Vakfı

    Zannedildiğinin aksine gerçek gıda alerjisi çok ender görülen bir durumdur. Çocuklarda % 1 veya en çok %2 oranında görülürken, erişkinlerde bu sayı 1000'de 1-2 dolayındadır. 1985'te İngiltere'den yapılan bir araştırmada High Wycombe'de 30.000 kişiye gıda. alerjileri olup olmadığı sorulmuş, sonuçta araştırmaya katılanların %7'sinin kendisinde herhangi bir gıdaya karşı alerjisi olduğuna inandığı görülmüştür. Ancak daha sonra bu grup incelendiğinde gerçek gıda alerjisinin ancak 10.000'de 23 oranında olduğu bulunmuştur. Peki bu insanların zaman zaman yaşadığı kaşıntılar, nefes darlığı, ishal, karın ağrısı gibi yakınmaların sebebi nedir ve hiç gıdalarla ilgisi yok mudur? Elbette ki vardır, ancak klasik olarak bilinen alerji yolu dışında da gıdalar intolerans yolu ile de insanları etkileyebilirler. Ülkemizde yapılan az sayıdaki araştırmalar da toplumun %5'inin kendisini herhangi bir gıdaya karşı aIerjik olarak değerlendirdiğini ortaya koymuştur.
    GIDA ALLERJİSİ
    Hipersensitivite veya aşın duyarlılık reaksiyonu olarak da bilinir. Burada gıdaların bazıları vücuttaki immün sistem tarafından alerjen olarak tanımlanır ve bunlara karşı antikorlar,yani özel immün sistem molekülleri oluşturulur. Alerjen tabiatındaki gıdalar ile vücudun askerleri olan antikorlar karşılaşınca ortaya bir çok kimyasal maddeler salınmaktadır. Örneğin histamin bunlardan biri olup bazı alerjik reaksiyonların da sebebidir. Kişinin gıdalara karşı alerjik olup olmaması bazı faktörlerce belirlenir (alerjinin ailesel geçişi, yaş, yeme alışkanlıkları ve kişinin geçirdiği bazı infeksiyon hastalıkları gibi). Gıda alerjisine en sık olarak yol açan gıdalar; elma, kuruyemiş, domates, süt, yumurta, ıspanak, üzüm, muz, bezelye, Hindistan cevizi, kabuklu deniz mahsulleri, salyangoz, ananas, soya fasulyesi, bazı balıklar ve tavuktur.
    TEDAVİ
    En etkili tedavi yöntemi, elbette ki diğer alerji hastalıkları tedavisinden farksız olarak duyarlı olunan gıdadan uzak durmak, onu yememektir. Tabii bunu söylemek kolay ama günlük pratikte uygulanması pek o kadar da kolay bir iş değil. Özellikle ülkemizde dışarıda yenen veya hazır olarak alınan gıdalarda bu ayırımın nasıl yapılabileceği önemli bir sorun. Hangimiz bakkaldan aldığımız çikolatanın içinde nelerin ve hangi miktarda olduğunu biliyoruz ki. alerjik olan kişiler her şeyden önce bir alerji kliniğinde incelenmeli ve nelere karşı duyarlı oldukları kesin olarak ortaya çıkmalıdır. Bu ancak bir uzman denetiminde yapılan bazı deri / kan ve oral provokasyon testleri ile olmaktadır. Kişiler bu esnada yedikleri her gıdayı ve olmuşsa alerjik reaksiyonları bir not defterine kaydederek doktoruna yardımcı olur. Eğer alerjinin sebebi tespit edilebilirse belki de kişiler ömür boyu bunlardan uzak duracaktır.
    Tabii duyarlılık zamanla da kendiliğinden düzelebilmektedir: Eğer diet tedavisi etkisiz ise veya hasta uyamıyorsa o zaman bazı antialerjik ilaçlar devreye girmektedir. Bazı dış ülkelerde sadece gıda alerjisi olan kişiler için özel danışma merkezleri bulunmaktadır. Örneğin Hollanda'da LIVO (The Duch İnfonnation Center for Food Hypersensitivity) veya Avrupa için ALBA (Databank for Food Hypersensitivity). Ayrıca sadece gıda alerjisi olan hastaların kendi aralarında kurduğu dernekler de bu alanda faaliyet göstermektedir.
     
    BAZI ÖZEL TÜR GIDA ALLERJİLERİNE ÖRNEKLER
    İNEK SÜTÜ ALLERJİSİ
    Belirtileri hayatın ilk aylarında (genellikle ilk 6 ayda; ishal, kusma, kanlı dışkılama, huzursuzluk, ağlama şeklinde) kendini gösterir. İnek sütü yüksek derecede alerjenik proteinler içermektedir. Bu proteinler ısıya dayanıklı olduğundan yapılan ve alerjenik etkileri kaynatıldıktan sonra da devam eder. İnek sütüne alerjisi olan çocukların erişkin hayatlarında da sütü tolere edememeleri sık rastlanan bir durumdur. İnek sütü çocuğun diyetinden çıkarılıp, bunun yerine keçi sütü veya soya içeren gıdalar verilebilir. Ne yazık ki inek sütüne aIeljik olan çocukların bazıları bu gıdaları da tolere edememektedir. Alerjik çocuklar için en iyi gıda hiç şüphesiz anne sütüdür. Bazen bu çocuklar anne sütüne karşı da reaksiyon gösterebilir. Ancak bunun en sık rastlanan sebebi, annenin o esnada inek sütü içmesi ve çocuğa kendi sütü ile bu yabancı proteinleri vermesidir. Yani çocuk aslında anne sütüne değil annesinin sütüne karışmış inek sütü proteinlerine karşı reaksiyon vermektedir.
    YUMURTA ALLERJİSİ
    Bu alerji kendi başına olabileceği gibi, inek sütü alerjisi ile beraber de olabilir. Bazı çocuklar bir yaşından sonra sadece yumurtanın sansını yiyebilir. Bu alerjinin önemi; kızamık veya kabakulak aşılarının tavuk embriyosunda hazırlanması nedeniyle, eğer bilinmeden aşılanma yapılırsa hayatı tehdit edici alerjik reaksiyonların başlayabilmesindendir. Çünkü hayvan proteinlerine karşı alerjilerde çok sık çapraz reaksiyonlar görülmektedir. Hayvan proteinlerine alerji, çocuklar büyüdükçe kendiliğinden azalıp, kaybolabilir.
     
    BALIK ALLERJİSİ
    Alerjik kısım balığın adalelerinde yani etindedir. Bazı kişiler bütün balıklara alerjikken bazıları da sadece belli balıklara karşı alerjiktir. Bu kişiler en der olarak mektup pullarını yaladıklarında bazı alerjik yakınmalar ortaya çıkabilir. Çünkü pulların arkalarındaki zamklar balık kemiklerinden yapılmaktadır.
    KABUKLU DENİZ HAYVANLARINA ALLERJİ
    Bunlara alerji sadece bir türe karşı olabileceği gibi hepsine birden de olabilir.
     
    SEBZE ve MEYVE ALLERJİSİ
    En belli başlıları; elma, ve armut, sert çekirdekli meyveler (kiraz, vişne, kayısı, şeftali vs), ceviz, fındık, badem, ıspanak, domates, maydanoz, kereviz ve bezelyedir. Ülkemize son yıllarda gelmeye ve tüketilmeye başlayan egzotik meyvelere karşı da alerji gelişebilmektedir. Örneğin Kiwi'ye duyarlı kişiler sadece yemek değil ellemek veya keserken bile aIerjik reaksiyonlar başlayabilir .
    Meyve ve sebzelere alerjisi olanların çoğunluğu pollen alerjik kişilerdir. Örneğin kuzey Avrupa'da pek yaygın olan Huş ağacı polenine (birch, birke, björk, betula verrucosa) alerjik olanların yarısında elma alerjisi bulunur. Çimen polenine aIerjik olanların belli bir bölümünde de maydanoz alerjisi vardır. Huş ağacı ülkemizde pek yaygın olmadığı için bunun polenlerine karşı alerji, genelde kuzey Avrupa'da çalışan işçilerimizde görülmektedir. Meyve ve sebze proteinleri termolabil olup ısıtıldıklarında bozulurlar, alerjik kişiler tarafından da yenebilirler.
    Önemli bir noktayı tekrar vurgulamakta yarar olduğu kanısındayım. Gıda alerjisi olan çocuklar büyüdükçe, duyarlı oldukları gıdaları, daha iyi tolere etmeye başlarlar. Gıda alerjilerinin çoğu 2 ile 4 yaş arasında kaybolur. İnek sütü veya yumurta alerjisinin zamanla kaybolmasına rağmen neden balık veya bezelye  alerjisinin yıllarca sürdüğü henüz bilinememektedir.


    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    NE ZAMAN KATI GIDALARA GECECEGIZ? - 22.08.2005 17:03:00
    Bebeğiniz katı gıdalara geçmeye hazır olduğunda size şu ipuçlarını verecektir:

    ·Sık sık anne sütü ister ve ağlar.

    ·Bebeğiniz artık başını dik tutabilmektedir. Süzülmüş mamalar bebeğiniz destekle otururken başına tutabilene kadar verilmemelidir. Koyu gıdaları vermek için ise yardımsız oturması beklenmelidir.

    ·Dil itme refleksi kaybolmuştur. Eğer kaşıkla verdiğiniz gıda dil ile beraber geri geliyorsa ve bu sürekli oluyorsa bebeğiniz katı gıdaya geçmeye hazır değil demektir.

    ·Eğer sizin yediğiniz yemekle ilgileniyorsa, onlara uzanmaya çalışıyor ya da çatalı elinizden alıyorsa size katı gıdalara geçmek için istekli olduğunu gösteriyordur.

    ·Kaşıktan mamayı alabilecek şekilde alt dudağını içeri doğru çekebilmektedir.

    ·Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmektedir.
    Bebeğiniz bu hareketlerle katı gıdaya geçmeye hazır olduğunu gösteriyor olsa bile sizin bir konuyu daha araştırmanız gerekiyor: Alerji. Uzmanlar eğer ailede bu problem varsa, alerji hakkında yeterli bilgiye sahip olana kadar bebeğin ilk yılın büyük bir kısmında anne sütü ile beslenmeye devam etmesini daha sonra da katı gıdalar verilirken her seferinde bir çeşit verilmesini öneriyorlar. Örneğin bebeğinize başlangıçta pirinç gevreği verdiyseniz birkaç öğün sadece gevrek vermeye devam edin. Bebeğiniz gıdaya karşı olumsuz bir tepki vermiyorsa, aşırı şişkinlik ya da gaz, ishal, kusma, yüzde kızarıklık, geceleri uyuyamama, gündüzleri huysuzlanma gibi, bebeğinizin bu gıdaya karşı herhangi bir alerjisi yok demektir. Eğer bir tepki veriyorsa bir hafta beklemeli ve gıdayı tekrar vermeyi denemelisiniz. Aynı tepki tekrarlanıyorsa bu alerjisi olduğunun bir işaretidir. Yeni bir gıda verirken her defasında aldığınız tedbirleri, gıdanın çeşidini ve bebeğinizin bu gıdaya karşı olan tepkisini not alın. Bebeğiniz iki ayrı gıdayı bir sorun yaşamadan alabiliyorsa bunları beraber verebilirsiniz. Denediğiniz her gıdada da sorun çıkıyorsa katı gıdalara daha sonra tekrar başlamak için doktorunuza danışmalısınız. İlk 12 ayda bağırsak geçirgenliği fazladır ve inek sütü alerjisi bu dönemde daha fazla görülür. Bu yüzden de bebeğinizin günlük süt ihtiyacını tam inek sütü ile karşılamanız asla önerilmez. İnek sütünün, yoğurt ya da muhallebi olarak verilmesi sindirim sistemi için daha doğru olur.
    Evet, her şey yolunda ve bebeğiniz katı gıdalara geçmeye hazır. Peki hazır mama seçerken nelere dikkat etmeniz gerekir, ona hangi besinleri vermeniz doğru olur?
    Hazır mama seçerken öncelikle içeriğine dikkat etmeniz gerekir. Mamanın içeriği anne sütüne en yakın olmalı, anne sütünden daha tatlı olmamalı ve vanilya kokusu içermemeli. Fazla tatlı ya da vanilya kokusu içeren mamaları bebekler daha çok tüketir. Bu durum da ileri yaşlarda bebeklerde tatlıya düşkünlüğe ve bu yüzden de şişmanlamaya, besinlerde seçici davranmaya ve diş problemlerine neden olur. Mama, anne sütünde olduğu gibi bebeğin henüz yeterince olgunlaşmamış böbreklerine fazla yük bindirmemek için uygun protein düzeyinde olmalı ve gerekli olan Kalsiyum, Demir, C Vitamini ve D Vitamini başta olmak üzere, gerekli tüm vitamin ve mineralleri içermelidir. Kullanıldıktan sonra artan mamanın tekrar kullanılmamasına dikkat etmeniz gerekir. Mamayı kutusunun üzerinde belirtildiği ölçülere göre hazırlamalısınız ve asla mikrodalgada ısıtmamalısınız. Sıcaklığını bileğinize damlatarak kontrol etmelisiniz.
    Bebeğinize verdiğiniz besinlerin kıvamı ilk başta çok yumuşak, püre haline getirilmiş ya da iyice ezilmiş olmalıdır. Kıvamı bebek büyümeye başladıkça, altıncı-yedinci aydan itibaren, koyulaştırabilirsiniz. Bebeğinize verilecek ilk gıda seçimi konusunda tam bir fikir birliği yoktur. Eğer doktorunuzun özel bir önerisi yoksa ilk gıdalar elma, muz, şeftali, armut püresi, pirinç, arpa, yulaf gevreği, kabak, havuç, tatlı patates, bezelye,yeşil fasulye, yoğurt, sığır eti, piliç, kuzu olabilir.
    Bir yaşına kadar bal, inek sütü, domates gibi kırmızı yiyeceklerin çocuk yemeklerine katılması önerilmez.

    İki yaşından önce verilmesi önerilmeyen bazı gıdaları da şöyle sıralayabiliriz: Az pişmiş yumurta, çiğ yumurtadan yapılan mayonez ya da dondurma, hazır pişmiş tavuk, pastörize sütten yapılmamış peynir ve midye.
    Bunları bir kenara bırakırsak, çocuğunuza artık verebileceğiniz çeşit çeşit yemekler var. Bunların bir kısmını bayıla bayıla yiyecek, bir kısmında ise epey nazlanacaktır. Siz sabrı elden bırakmayın; unutmayın ki bu zamanda edinilen yeme alışkanlıklarını hayat boyu üzerinde taşıyacaktır...


    Dikkat edin!

    ·Pirinç gevreği kolaylıkla sindirilir ve gerekli olan demiri bebeğinize sağlar. Ancak gevreği meyve püresi veya meyve suları ile karıştırmak yoğurtta olduğu gibi bebeğinizi tatlı gıdalara alıştırır ve diğer her şeyi reddetmesine neden olur.

    ·Bebeğinize yoğurt verirken şeker veya meyve ile karıştırıp vermeyin. Çünkü bu tadı sevecek olan bebeğiniz daha sonra ekşi ya da tatlandırılmış gıdalara yemek istemeyecektir.

    ·İlk gıda olarak muz veya elma püresi gibi tatlı gıdaları tercih etmek pek ideal bir seçim değildir. Çünkü yoğurtta olduğu gibi, bebeğiniz daha sonra sebze ve gevrek gibi daha az tatlı gıdaları yemek istemez.

    ·Besleyici ve tatlı olmayan sebzeleri meyvelerden önce vermek daha doğru bir seçim olur.

    ·Bekletilen sebze pürelerinde vitamin kaybı olacağı için, pürenin günlük tüketilmesi gerekir.

    ·Kullandığınız sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanmış olmasına dikkat edin.

    ·Katkı maddeleri içeren, konserve gıdaları asla kullanmayın.

    ·Gıdayı her zaman muhallebi kıvamında vermeyin, arada sırada küçük taneli gıdalar vererek onu alıştırın.

    ·Besin değeri düşük, sadece kalori içeren nişasta gibi gıdalar kullanmayın.

    ·Sık sık su içirmeyi unutmayın. Emerken suya ihtiyacı olmayan bebeğinizin şimdi suya ihtiyacı olacaktır.

    ·Meyve suları özellikle çok verildikleri taktirde dışkıyı asidik yaparak cildini tahriş edebilir.

    ·Baharatları asla kullanmayın.

    ·Bebeğinizi katı gıdalarla tanıştırmak için onun genellikle uyanık ve keyifli olduğu saatleri belirleyin. Yorgun ve huysuz olduğu zamanlarda onu yeni bir şey ile tanıştıramazsınız.

    ·Katı gıda vermeden önce bebeğinizin iştahını bilin. Açılışı dolu bir mide ile yapmayın.

    ·Mama sandalyesinde ya da kucağınıza otururken yemeğini yedirerek mamanın boğazına kaçmasını önleyebilirsiniz.

    ·Mamayı biberon ile değil kaşık ile vermeyi tercih edin. Çünkü anne sütüne devam eden bebek biberonun rahatlığına alışırsa sizi emmek istemez.

    ·Bebeğinizin dişetleri açısından rahatlık sağlaması için küçük bir oyuğu olan, plastik bir kaşık kullanın.

    ·Bebeğiniz ilk başta yarım çay kaşığından daha az alır ancak kısa zamanda 2-3 kaşık alabilecek duruma gelir.

    ·Bebeğinizin yiyebileceği miktarı yaklaşık olarak doktorunuz söyler. Ancak alacağı kesin miktarı bebeğiniz belirler.

    ·Bebeğiniz yemek sırasında ağzını açmıyor, kafasını sallıyor ve başka yöne çeviriyorsa artık yemek istemiyor demektir ve ona zorla yedirmenin bir anlamı yoktur.


    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    DOGRU BESLENME - 22.08.2005 17:03:49









    1 - Her yaşa göre doğru süt:


    Doğumdan önce bile, bebek nasıl emeceğini bilir ve süt gereksinimi, doğumdan bir kaç dakika sonra ortaya çıkar. Annesinin sütü, bebek için en iyi gıdadır, ama mamayla değiştirilebilir. Geçen yıllarda, diyet araştırmaları, büyük kısmı inek sütünden türetilen ve bebeğin yaşına uyarlanan komple bir mama serisi geliştirdi.

    - NEDEN BEBEK VE ÇOCUK MAMASI?
    Bebek mamasının bileşimi, doğru sindirim ve bebeğin bedenin mükemmel biçimde özümsenmesini garantilemek için tasarlanmışıtr. Böylece başlangıç maması, 0-4 aylık bebeklere ve takip maması da 5-12 aylık bebeklere uymaktadır. Kısa bir süre önce de, çocuk diyetisyenleri 1-3 yaş için büyüme sütü geliştirdiler.

    - BEBEK SÜTÜ: Farklı mama seçenekleri mevcuttur ve özellikle, düşük protein, düşük mineral tuzları ve kalsiyum ve hayvansal ve bitkisel yağ karışımı içeren ve anne sütüne yakın mamalar vardır. Diğer yandan, beyin gelişimi için önemli olan linoleik asit içeriği artırılmıştır. Bazı mamalar, alerjik, özellikle inek sütü alerjisi olan çocuklar için hazırlanmıştır.

    - ÇOCUK SÜTÜ: Çocuk sütü, tümüyle değişen gıda gereksinimlerine göre ayarlanmıştır. Anemi sorunlarını önlemek için neredeyse hepsi demir açıdan zengindir.

    - BÜYÜME SÜTÜ: Büyüme sütü, inek sütüne yumuşak bir geçiş sunar. Proteinler açısından düşük, lipitler (yağlar) açısından dengeli, D Vitamini açısından zenginleştirilmiş olarak, genellikle kahvaltı ve akşamüstü verilmektedir.

     




    2 - Biberon nasıl hazırlanlanmalı:


    Bütün anneler bebekler için sıvı süt alabilirler, bir çok mama ise toz halindedir. Bu nedenle yeniden oluşturulmalıdır. İlk öneri, bebeğinizin yaşına uygun miktarlara dikkat etmenizdir. Çok güçlü bir doz, sindirim sorunları yaratabilirken çok zayıf doz da düzgün gelişimi yavaşlatabilir. Süt tozu, kutu içinde verilen ölçü kaşığıyla ölçülmelidir: her zaman tepeleme doldurulmalıdır. Bir bıçakla fazla tozu atın ve kaşık içindeki tozu düzleştirin. Kullanılacak su miktarı, toz miktarıyla orantılıdır. Çocuğun yaşına uygun su miktarını biberona koyun ve biberonu, ........... biberon ısıtıcısına koyun ve sonra süt tozunu ekleyin. Ardından biberonu avuçlarınızın içinde yuvarlayarak karıştırın. Elbette, 4 aya kadar bebekler için daha önceden sterilize edilmiş biberon kullanılması önerilir. Farklı memeler vardır. Bazıları fizyolojik olarak adlandırılır, başka deyişle annenin meme ucu biçiminde şekillendirilmişlerdir. Memeler, zamanla bozulmayan şeffaf malzemeden yapılmıştır. 4 aylığa kadar olan bebekler için, sonra da daha büyük bebekler için memeler vardır. Bazı memelerde, sıvının akış hızını mamanın koyuluğuna ve bebeğin iştahına göre değiştiren açıklıklar bulunur. Çocuk doktoru, bebek için ilk mamayı ve düzgün gelişimi için gereken miktarları belirtir.

    Kaç yaşa kadar bir bebek biberondan içer?

    Genellikle, annesinin kaşıkla başka gıdalar vermeye başlamasına kadar. Çocuk, kaşığın ucunu emmerek başlar ve bir kaç hafta içinde dilini kullanmayı öğrenir. Bütün bebekler bu yeni beslenme biçimine kolayca uyum sağlayamazlar ve yaşları daha büyük olsa da biberon hoşlarına gider, özellikle kahvaltılarda.

     




    3 - Değişik mamalara geçiş:


    Doğumdan sonraki ilk aylarda, anne bebeğine yeni tatları tanıtabilir. Sebze suyu (pişmiş sebzenin suyu) ya da bebekler için özellikle hazırlanmış meyve suyu tattırabilir.

    3/4 AYLIKKEN, bebek biraz bebek pirinci alabilir. Bir kaç hafta sonra ilk meyve püresinin tadına bakabilir.

    4/5 AYLIKKEN, akşam yemeği mama biberonunun yerine ....... biberon ısıtıcısında ısıtılan ev yapımı meyve/sebze püreleri alabilir.

    5/6 AYLIKKEN, bebek sebzelerle karıştırılmış küçük balık ve et miktarları alabilir. Ancak yedi aylıkken, ilk dişler çıktığında bebek farklı dokulardaki gıdaları yiyebilir. Süt diyetinden çeşitlendirilmiş bir diyete, yavaş yavaş geçilmelidir. Çocuk herhangi bir yeni gıdayı reddediyorsa, ısrar etmemek en iyisidir: ikinci bir deneme ya da hatta üçüncü bir deneme belki başarılı olur. Bebeğin gelişimi için yeni gıdaların tadına bakmak çok önemlidir. Kemik yapısını ve kaslarını geliştirmek için, mamayı tamamlayan besleyici gıdalar almak zorundadır. Çocuk için sebze, et, balık ve meyve yemek, gelişmenin ve yetişkin dünyasına katılmanın önemli bir parçasıdır.

     




    4 - Neden sterilize etmeli?


    Sterilizasyon, çocuğunuz için tehlikeli olan mikropları öldürür. Süt, biberonun içinde ve dışında çoğalan mikropların hızlı üremelerini teşvik eder.Sterilizasyon, bebeğin ilk dört ayı boyunca önerilir. Etkili olabilmesi için sterilizasyonun bazı önkoşulları vardır.

    Bir biberon hazırlarken ellerin temiz olması gereklidir: biberon ve mamayla uğraşmaya başlamadan önce ellerinizi yıkayıp tırnaklarınızı temizleyin. Ayrıca, süt tozunun ve biberonun hazırlanması için kullanılan kaynak suyunun tozdan uzak kuru bir yerde saklanması önerilir. Önerilen sterilizasyon süresine uymak, mükemmel sterilizasyon gerçekleştirmek için, çok önemlidir. Eğer yüksek sıcaklıklara dayanabiliyorlarsa bebeğin ağzına koyduğu küçük nesneler de sterilize edilebilir, . Yere düşen kaşıklar, ilaç ölçüleri, özellikle yapışkan halde kalan şuruplar için kullanılan ölçü kaşıkları ve bebeği her yere izleyen çıngıraklar ve emzikler de sterilize edilebilir.


     




    5 - Kusursuz biberonlar:


    Bebeğiniz biberonu tam bitirmemişse, bir ipucu: hemen kalan mamayı boşaltın ve ağzına kadar suyla doldurun. Sonradan yıkaması daha kolay olacaktır. Biberonları sterilizatöre yerleştirmeden önce, onları iyice yıkayın. Biberonun içini ve kapağını, memesini ve halkasını bir biberon fırçasıyla sabunlu suda yıkayın. Sonra da akan suyun altında iyice çalkalayın. Biberon fırçası, yalnızca bu amaç için ayrılmış bir gereçtir ve her zaman mükemmel biçimde temiz olmalıdır.

    Biberonlar ve aksesuarları, sterilizasyondan önce bulaşık makinesine konabilir, ama biberonla memeler ve halkaları ayrılmış olmalıdır. Sterilizatöre yerleştirilmeden önce, biberonlar sıçramalardan ve tozdan korunmak için başaşağı saklanmalıdır. Sterilizasyondan sonra, biberonlar 24 saate kadar buzdolabında saklanabilir. Onları yukarı bakacak, memeleri içeri bakacak biçimde tutabilirsiniz. Havageçirmez biçimde kapakları kapatılmış olmalıdır. Kullanmadan önce, mamayı hazırladığınız suyla biberonları çalkalamanızı öneriyoruz.






    7 - Bebeğin uyku düzeni:


    Uyumak doğal ve gerekli bir eylemdir. Yaşamımızın uyuyarak geçirdiğimiz üçte birinde, uyanıkken yaptığımız etkinliklerden gelen yorgunluğumuz giderilir.

    Bebeğiniz doğmadan önce, yaptığı hareketlerden dinlenmek için uzun uzun uyuyordu. Dahası, büyüme hormonu uyurken salgılandığı için, bebeğiniz bu süreyi büyümek için kullanıyordu ve hala kullanıyor. Yeni doğan bebekler günde 22 saate kadar uyurlar. Doğumdan iki hafta sonra bebeğiniz hala 20 saatlik uykuya ihtiyaç duyar. Üç aylıkken, bebekler 18 saat uyku isterler. Bu yaşta, beşiklerindeki bebeklere baktığınızda, onların uyanık mı yoksa uyuyor olduklarını mı zor anlarsınız. 16 haftalıkken bebeğin uykusu daha düzenli hale gelir. Altı aylıkken artık uyanık olduğu dönemlerle uykudaki dönemleri kolayca ayırabilirsiniz.

    Bebekler, iki ile dört saatlik dönemlerde uyurlar. Beyinlerinin ve zekalarının gelişmesi için, çocuklar etraflarındaki dünyayı gözlemlemek ve deney yapmak için keşfetmek zorundadırlar. Doğa öyle bir biçimde tasarlanmış ki, bebeğinizin uyku ihtiyaçları, gece ve gündüz ritmine uyarlanırlar. Sekiz aylıkken, çocuğunuz dokuz saati gece olmak üzere günde 14 saat uyur. Gece uykusundan kalan uyku zamanı iki ya da üç uyku dönemine ayrılır. Bir yaşından itibaren yetişkinliğe kadar uyku ihtiyaçları değişmez. Küçük çocukların günde 12 saat uyku ihtiyaçları vardır. Ancak 12 yaş civarında günlük sekiz saatlik uyku ritmi yerleşir. Hem çocuklar hem de yetişkinler için uyku aşamaları her zaman aynı değildir. Sakinlik ve huzursuzluk dönemleri birbirini izler. Sakinlik döneminde, bebeğin gözleri sıkıca kapalıdır ve nefes alış verişi düzenlidir. Ara sıra parmaklarının ve ağzının hareket ettiğini görürsünüz. Uygun biçimde huzursuzluk dönemi diye adlandırılan dönemde bebek hareket edecektir, kişiliğine bağlı olarak bu hareket hafif ya da güçlü olabilir. Titreyen göz kapakları, gülümseyen bir ağız, hareket eden kollar ve bacaklar, bebeğinizin uyanmak üzere olduğu izlenimini verir. Çocuğunuzun rüyasına devam etmesine izin verin. Görünüşlere rağmen, hala derin uykudadır. Anne babayı şaşırtan bir başka bebek hareketi de, bebeklerinin gözleri kocaman açıkken uyuya kalmasıdır, onlar gerçekten çok çabuk uykuya dalar!






    8 - Doğru ağırlık.


    Doğduğunda, bebekler ortalama 3,25 kg ağırlığındadır. Elbette bu ağırlık ortalamadır. Bebekler arasında bir çok farklılığın olduğunu biliyoruz. Genel olarak, doğum ağırlığı kalıtsal etkenlere ve annenin yaşam biçimine bağlıdır. Ağırlık artışı, boy artışından daha az düzenli bir eğri izler. Bir çok etken yeterli ağırlık artışını engelleyebilir, hatta kesebilir. Küçük bir burun/boğaz enfeksiyonu ya da günlük düzende bir değişiklik, örneğin çocuk bakım merkezine gitmek ya da tatile gitmek, bebeğin iştahını kesebilir. Genellikle, bebek hastalığı bittikten sonra ya da günlük düzendeki değişikliğe alıştıktan sonra, ağırlık artışı rayına girer. İlk aylarda bebeğinizin artışına dikkat etmek, basit bir önlemdir. Ağırlık artışındaki bir yavaşlama ya da daha önemlisi düşüş durumunda hemen doktorunuza haber vermelisiniz.

    Ortalama olarak bebekler, altı aylıkken 7 kg ve bir yaşındayken 9 kg tartarlar, bu da önemli bir ilerlemedir. İkinci yaşta ağırlıkta artışı haftada 30-60 gr ortalamadır ve üçüncü yılda en çok 2,5 kg. Sonradan, ağırlık artışı çocuk beş yaşına gelinceye kadar yılda 2 kg kadardır. Bu ağırlık artışında birbirine koşut iki süreç bulunur. Çocuklar uzamakla kalmazlar, aynı zamanda kas da geliştirirler. Zaman zaman aşırı kilolu çocuklar görürüz. Bazılarının iştahları çoktur, bazı durumlarda da anneler verdikleri yemek konusunda biraz fazlaca cömerttir. Dengeli bir diyet, uygun boyda porsiyonlarla ve bebeğin ağırlığının düzenli bir biçimde kontrölü, bu tür bir sorunu önlemek için iyi bir yoldur.





    9 - Masajın hoş yanları:


    Tartım işlemi, genellikle bebek yıkandıktan sonra yapılır. Çıplak bebek, sarılmalara, öpmelere ve gıdıklamalara karşı açıktır. Bu nedenle, ona masajın avantajlarını öğretmenin tam zamanı. Bebeği sırtüstü yatırın. Gövdesine masaj yapmak için, bebeğin sağ omuzundan sol kalçasına, sol omuzundan sağ kalçasına ellerinizi kaydırın, hareketlerinizi değiştirerek buna devam edin. Karnına masaj yapmak için, yavaşça dairesel hareketlerle okşayın. Bu özellikle gazlı bebekler için önerilir. Bebeğin kollarına ve bacaklarına masaj yapmak için, elinizi hafifçe omuzdan ya da kasıktan parmaklara doğru kaydırın sonra parmaklarınızın altındaki derisini fırçalar gibi geri dönün. Ayaklarının üstünü dairesel hareketlerle ovarak, sonra da bileklerini ileri geri hareket ettirerek masajı bitirin.





    10 - Hızla uzamak:


    Bir çocuğun fiziksel gelişimi şaşırtıcıdır. Yaşamının ilk altı ayında bir bebeğin boyu ikiye katlanır. Yenidoğan bir bebeğin ortalama boyu 50 cm'dir. Ama boyun uzaması düzenli bir hızda gerçekleşmez. Bebek, ilk üç ayında önce her ay 3 cm'den fazla uzar. Sonra yıllar geçtikçe, uzama yavaşlar. Örneğin, bir çocuk üçüncü yaşında boyuna 9 cm eklerken, sonra beş yaşına kadar ancak yılda 6,5 cm uzar. Yalnızca bir kaç milimetre farkla erkeklerle kızlar aynı biçimde uzar. Uzama bir çok etken altındadır: kalıtım, hormonlar, duygular, beslenme ve çevre. Her zaman beyindeki hipofiz bezininin salgıladığı büyüme hormonuna bağlıdır. Bilimadamları, uyku sırasında özellikle çok bol olduğunu keşfettiler. Kıkırdakları nedeniyle son hızla büyüyen iskelet kemiklerinin büyümesini uyarır. Günümüz çocukları, geçmiş dönem çocuklarına göre 2-3 cm daha uzunlar, özellikle bacakları. Araştırmalar, bu farkı beslenmeye ve değişen günlük alışkanlıklara bağlıyorlar. Yavaş uzama, genellikle raşitizm ve hormon salgılama sorunlarına bağlıdır, günümüzde bu iki sorun kolaylıkla tedavi edilebiliyor. Bir çocuğun boyunu düzenli biçimde ölçmek ve aynı yaştaki çocukların boyuyla karşılaştırmak, bir tabloda verildiği gibi, bu sorunların kolayca keşfedilmesini sağlayabilir.

    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    VITAMINI BILEREK ALIN - 22.08.2005 17:04:37
    Vitamini bilerek alın

    Her insan sağlıklı bir yaşam sürdürmek için vitamine ihtiyaç duyar. Ancak belirli yaşlarda kimi vitamin ve mineralleri daha çok tüketmeli

    AYŞEGÜL AYDOĞAN

    Vitamin ve mineraller vücudumuzun fonksiyonlarını sağlıklı sürdürmesi için gerekli. Ancak görevleri bununla sınırlı değil. Enerji ve hafıza fonksiyonlarından stresle savaşa, adet gerginliğinden cilt ve saç sağlığına kadar pek çok önemli rolleri var. Vitamin ve minerallerin önemi, belli yaş gruplarına ve çalışma hayatımıza göre de değişiyor.

    Dr. Yasemin Bradley "Her yaşta her vitamine ihtiyaç var ama belli yaşlarda bazı vitamin ve mineralleri daha çok tüketmekte fayda var" diyor. İşte Bradley'in yaşlara göre vitamin ve mineral önerileri:
  • 20'li yaşlarda: Bu dönemde enerji ve hafıza fonksiyonunu artırıcı preparatlar alınmalı. Dozu çok yüksek olmayan iyi bir vitamin takviyesi yeterli. B grubu vitaminler, C vitamini, demir, magnezyum, kalsiyum, çinko, krom içeren besinler alınmalı. Adet öncesi sendromuna karşı da çuha çiçeği yağı (Vücutta hormonal dengeyi sağlıyor. Adet sendromunu tamamen ortadan kaldırıyor, her gün bir gramlık kapsül alınabilir, adet döneminde artırılabilir), B6 vitamini, magnezyum, doğum kontrol hapları.
  • 30'lu yaşlarda: Eğer stresli ve çok yoğun iş hayatına sahipseniz ve özellikle büyük şehirde yaşıyorsanız 30'lu yaşlardan sonra mutlaka vitamin takviyesinde yarar var. Orta yaşlardan itibaren antioksidan denen vücudu serbest radikallerden (kanser yapıcı) koruyan maddeler azalmaya başlar. A, C ve E vitaminleri ile çinko ve selenyum içeren besinler ve haplar 35 yaşından itibaren her gün alınmalı. Bunlar strese karşı da etkili.
  • 40'lı yaşlarda: Kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu vitamin haplarının yanı sıra balık yağı, sarmısak, E vitamini, magnezyum içeren besinler tüketilmeli. Günlük alınan vitamin haplarının dozu artırılmalı.

    Vitamin ve minerallerin yararları

     B5: Beyin, sinirler, cilt ve saç sağlığı için önemli. Strese karşı hormonların yapımında görevli. Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasulye, domates, kereviz, fıstık ve cevizde bulunur.
    B6: Seks hormonlarını dengeler, depresyona karşı etkili. Baklagiller, börülce, karaciğer, ıspanak, bamya, fasulye, pancar, badem, ceviz, fındık ve mısırda bulunur.
    B12: Saç ve cilt sağlığı ile gerginliğe karşı etkili. Tavşan, koyun, tavuk, hindi, böbrek, karaciğerde; somon, ton, sardalya, uskumru gibi yağlı balıklarda ve peynirde bulunur.
    Folik asit: Hamilelikte bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için hayati önemli. Yetişkinlerde kansızlık, egzama, dudaklarda çatlaklar, saçların erken beyazlaşması, bellek zayıflığına karşı etkili. İçerdiği besinler B6 vitaminiyle aynı.
    Biotin: Sağlıklı cilt, saç ve sinirler için gerekli. Yumurta, süt, bezelye, marul, badem, mısır, karpuz, lahanada bulunur.
    C vitamini: Bağışıklık sistemini, kemikleri, cildi ve eklemleri güçlendirir. Hastalıklarla savaşır. Yeşil ve kırmızı biber, maydanoz, kivi, domates, portakal, greyfurt, karnabahar, lahana, limon, soğanda bulunur. Sigara içenler daha fazla almalı.
    D vitamini: Kemik ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Balık yağı, somon, ton, uskumru, yumurta, karaciğerde bulunur. Güneş ışığından da bolca yararlanılmalı.

    E vitamini: Kansere karşı korur, damar sertliğini engeller, cildi güzelleştirir. Eksikliği seks isteğinde azalma, varisler ve gevşek kaslara yol açar. Buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytinyağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısında bulunur.
    Kalsiyum: Kemik, diş sağlığı, kasların kasılması için gerekli. Eksikliği uykusuzluk, sinirlilik, osteoporoza neden olur. Süt, peynir, yoğurt, küçük kılçıklı balıklar, koyu yapraklı yeşil sebzeler, midye, istiridye, karides, badem, kuru incirde bulunur.
    Demir: Soluk cilde, halsizliğe, soğuğa dayanıksızlığa karşı etkili. Et, sakatat, kuru üzüm, kuru erik, kuru baklagiller, maydanoz, badem, fıstıkta bulunur.
    Magnezyum: Adet öncesi sendromunu hafifletir. Eksikliğinde yüksek tansiyon, kalbin düzensiz atması ve kabızlık görülür. Tüm yeşil sabzeler, kakao, badem, fıstık, susam, bulgur, baklagiller, kuru incir ve kayısıda bulunur.
    Potasyum: Kasların, sinirlerin ve kalbin sağlıklı çalışmasını sağlar. Bağırsak hareketlerini artırır. Eksikliği dikkati toplayamama, selülit, ishal ve kas güçsüzlüğüne yol açar. Muz, kuru meyveler (kayısı, incir, üzüm), hurma, baklagiller, ceviz, yağlı balıklar, mantar, domates, patates, meyve sularında bulunur.
    Çinko: Yaraların iyileşmesi, yumurtalıklardan salınan hormonların kontrolü, stresle savaş, kemik ve diş sağlığı, saç ve kılların uzamasında rolü var. Eksikliği sık hastalanmaya, sivilcelere, yağlı cilde, doğurganlığın azalmasına, depresyona neden olur. İstiridye, koyun ve dana eti, peynir, yumurta sarısı, buğday ürünleri, karaciğer, susam, bezelye, turpta bulunur.
    Krom: Açlık duygusunun bastırılmasını, yiyeceklere duyulan aşırı isteğin törpülenmesini, hücre yapısının korunmasını sağlar. Eksikliği sık yeme ihtiyacına, uyuklamaya ve tatlıya düşkünlüğe neden olur. Yeşil biber, çavdar ekmeği, elma, tereyağı, tavuk, yumurta ve koyun etinde bulunur.
    Selenyum: Kansere karşı koruyucudur. Erken yaşlanmayı önler. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kalp sağlığında etkilidir. Deniz ürünleri, susam, mantar, lahana, tavuk, karaciğer ve kabakta bulunur.
    İyot: Kronik yorgunluk, kilo alma ve tiroide karşı etkili. Deniz ürünleri, süt ve süt ürünlerinde bulunur.

  • reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    COCUK: BUYUK SORUMLULUK - 22.08.2005 17:05:46
    Çocuk yetiştirmek başlı başına büyük bir sorumluluk… O büyürken, tıpkı bir heykeltraşın hamuruyla oynaması gibi siz de çocuğunuzun hayatına şekil veren kişi konumunda oluyorsunuz. Hatta karakterinin oluşmasında da en büyük paya anne olarak siz sahipsiniz hiç kuşkusuz.Üstelik erkek ve kız çocuklarının hem biyolojik hem de ruhsal açıdan birbirlerinden oldukça farklı olması işinizi biraz daha zorlaştırıyor. Bu nedenle erkek çocuklarının neler hissettiğini ve onlara karşı nasıl davranılacağını bilmekte yarar var.Bu bilinmezlik içinde bocalamamak için onları daha iyi tanımalısınız. İşte size erkek çocukları hakkında işinize çok yarayacak ipuçları;
    Erkek çocukları, kızlara göre daha fazla enerjiye sahiptir.
    Erkek çocukları kızlara göre %30 daha fazla kaslı bir yapıya sahiptir. Bu da erkek çocuklarının daha güçlü olduklarını ve daha fazla hareket etmeye ihtiyaç duyduklarını gösterir. Erkek çocuklarının sahip oldukları diğer hormonlar da hareket etme isteklerini arttırmaktadır.

    Etrafı dağıtan ve herkese sataşan bir çocuk aslında karmaşayı bilinçli olarak yaratmaz. Bu onun doğasında vardır… Bu durumda size büyük görevler düşmektedir. Ona kendini kontrol etmeyi öğretmek, sıkıntı ve sinirlerini başka bir şeye yönelerek gidermeyi göstermelisiniz. Kısacası içindeki enerjiyi daha yararları şeylere harcamasını sağlamalısınız.

    Erkek ve kız çocuklarının beyni aynı şekilde gelişmez.
    Yapılan birçok araştırmada erkek ve kız çocuklarının beyinlerinin doğumdan itibaren aynı şekilde gelişim göstermediği görülmüştür. Beyin, cinsiyete özgü farklıklar göstermektedir.

    Kızlarda her iki beyin yarımküresi erkeklere oranla daha fazla iletişim halindedir. Bunun sonucunda da kız çocukları daha çok analiz yapmaya ve soru sormaya eğilimlidirler. Erkek çocuklarında ise sağ beyin yarımküresi daha belirgin ve keskin kararlar alma özelliğine sahiptir. Psikologlar bunun, erkek çocuklarının matematik ve uzay problemlerinde daha başarılı oluşunu açıkladığı görüşünde. İki beyin yarımküresinde konuşmayı sağlayan alan, kız çocuklarında % 30 oranında daha büyüktür. Bunun sonucunda da erkek çocukları genellikle daha geç konuşmaya başlarlar. Hatta daha az soru sorar ve konuşurlar. Bu nedenle erkek çocukları daha erken konuşmaya başlamak için teşvike gereksinim duyarlar. Bu noktada onunla devamlı konuşmanız, duygularını dile getirebilmesi için onu cesaretlendirmeniz gereklidir. Ona masallar anlatın ve onu dinlemek için zaman ayırın… İsteklerini elde etmek için güç kullanmak yerine dilini kullanması konusunda onu özendirin. Erkek çocukları dövüşmeyi sever.

    Erkek çocukları, doğaları gereği dövüşçü bir yapıya sahiptirler. Bu agresif davranış biçimi erkeklik hormonuyla yakından ilgilidir. Bu yüzden de erkek çocukları bir kavga sırasında hemen dövüşmeye eğilim gösterir ve saldırganlaşırlar. Onlara, bu güdülerini kontrol altında tutmayı öğretmek gerekir.

    Kız çocukları ise daha çok dilin gücüne güvenirler ve konuştukları takdirde olaya egemen olacaklarını düşünürler. Ancak erkek çocukları gibi dövüşen kız çocukları da yok değildir.

    Erkek çocukları, kızlara göre daha kırılgandır.
    Erkek çocuklarının kız çocuklarına göre daha kırılgan olduğu, uzmanlarca ispatlanmıştır. Ayrıca yapılan araştırmalar, erkek çocuklarının kızlara göre daha sık hasta olduğunu göstermektedir. Bu fiziksel zayıflıklara ek olarak psikolojik zayıflıklar da söz konusudur çünkü psikoloğa giden erkek çocukların sayısı kızlara oranla daha fazladır. Bu nedenle onların da hassas olduğu kabul edilmeli ve onlara "küçük adam" muamelesi yapılmamalıdır. Küçük birer çocuk oldukları unutulmamalıdır.

    Ayrıca ağlayan bir kız çocuğunu nasıl kucağınıza alıp, ona sarılıyor ve öpüyorsanız erkek çocuğuna da aynı şekilde davranmalısınız. Erkek çocuklarına çok şefkat gösterip, yumuşak davranıldığı takdirde onların zayıf kişilikli biri olacakları düşünülür. Hatta bazı ebeveynler, oğullarıyla ufakken oynayıp, çok sevgi gösterirlerse onun korkak bir çocuk olmasından çekinirler. Psikologlar bunun yanlış bir düşünce ve inanış olduğunu, erkek çocukların da kız çocukları kadar sarılmaya, öpüşmeye ve sevgiye ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar.
    Oğlunuzun maço olmasını engellemek için…
    Özellikle ataerkil toplumlarda erkek çocuklarına kızlardan daha farklı davranılır. Onların yeri ayrıdır her zaman. Tabii ki erkek ve kız çocuklarının birbirlerinden farklı oldukları yadsınamaz bir gerçek. Kız çocuklarının güzellikleri övülüp, ön plana getirilirken, erkek çocuklarına daha çok cesaret aşılanır.

    Ancak erkek çocuğunu cesarete ve güçlü olmaya teşvik etmek onu bir maço haline getirmek demek değildir. Bunların yanısıra oğlunuzun ev işlerinde yardım edip, kadınlara karşı saygı duymasını öğretmek de sizin görevinizdir. Özellikle bu konuda babaya büyük görevler düşer. Çünkü erkek çocuklar genellikle babalarını örnek alırlar. Baba eğer kadınlara karşı saygısını ve davranışlarını oğluna da aşılayabiliyorsa, sorumluluklarını yerine getiren bir çocuk yetiştiriyorsunuz demektir.

    Oğlunuzu tek başınınıza büyütürken…
    Bir erkek çocuğunu tek başına büyütmek hiç kolay değildir. Ancak başarılmayacak bir şey olduğu da söylenemez. Örneğin; Bill Clinton ve Tom Cruise, babaları hiçbir zaman yanlarında olmadan, anneleriyle büyümüşlerdir. Güç gerektiren bu durum için size birkaç öneri;
    Oğlunuzdan "evin hakimi"ni yaratmayın! Oğlunuz bir çocuk ve size güvence sağlamak veya sizi teselli etmek onun görevi değil. Oğlunuz size ait değildir. Bir erkek çocuğa sahip olmak her anneyi mutlu eder ancak onu kısıtlayıcı davranışlardan kaçının. Ona, dayı, amca ve enişte gibi örnek alabileceği erkek modelleri gösterin. Ancak onu kimseye benzetmeyin. Onun dünyasına (arabalar, spor vs.) ilgi gösterin. Bu dünya her ne kadar size çok uzak olsa da oğlunuzla yakınlaşmanızı sağlayacaktır. Sınırlar koyun. Çocuğunuza bu gerekli! Psikologlar, çocuğunuza koyduğunuz kurallar yüzünden onun size günde birkaç kez kızıp, tepki göstermesini normal karşılamanızı ancak taviz vermemenizi söylüyor çünkü bu kurallar onun gelişimi açısından gerekli.

    Erkek çocuğun yetiştirilmesinden babanın rolü…
    Baba, erkek çocuğun hayatında son derece önemli bir role sahiptir. O, erkek çocuk için bir örnektir. Psikologlar, bir erkek çocuğunun babaya duyduğu gereksinmeyi şu şekilde açıklıyorlar;
    Erkek çocuk güreşmek gibi fiziksel iletişimlerden çok hoşlanır. Erkek çocuk, babasıyla macera yaşamaya bayılır. Bu sayede babasını güçlü görür ve kendisini onunla daha güvende hisseder. Erkek çocuk, babasıyla sohbet etmekten, hayata bakışını, yaşadıklarını ve yaptıklarını dinlemekten son derece keyif alır.

    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    FINDIK YAGI VE BALIK - 22.08.2005 17:06:43




    Fındık yağı tercih edilmeli








    İngiltere Lincoln Üniversitesi Gıda ve Biyokimya Bölümü öğretim görevlisi ve Fındık Araştırma Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, fındık yağının, piyasada bulunan diğer yağlardan daha kaliteli olduğunu savundu. Doç. Alaşalvar, tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu da bildirdi. Giresun Meslek Yüksek Okulu (MYO) Fındık Eksperliği Bölümü öğrencilerine konferans veren Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, yaptıkları araştırmalar sonucunda, en kaliteli fındığın, Giresun'a has tombul fındığın olduğunun ortaya çıktığını kaydetti. Tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu söyleyen Doç. Alaşalvar, "Giresun tombul fındığının yüzde 80'i yağdan oluşuyor. Diğer fındık çeşitlerine göre yağ bakımından daha fazla. Yıllardır zeytin yağının en kaliteli yağ olduğu söyleniyor. Ancak, yaptığımız araştırmalar, fındık yağının en kalitelisi olduğunu ortaya çıkardı" dedi. Fındık yağının damarlarda tıkanmalar yapmadığını, zeytin yağı veya diğer katı yağların ise damar tıkanıklıklarına sebep olduğunu öne süren Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, "Günde yenilen 50 gram fındık, 1 adet yumurta veya 1 bardak süte eşdeğer vitamine sahiptir. Ayrıca fındık, kalp ve damar rahatsızlarını, tümör ve ur gelişimini, prostat kanserini ve diğer kanserleri önlüyor" diye konuştu. Alaşalvar ayrıca, olgunlaşma dönemi, işlenme, iyi depolama ve hava sıcaklığının da fındığın kalitesini arttıran sebepler olduğunu belirtti.




    Balık mutlu ediyor








    Ağırlıklı olarak balıkla beslenen toplumlarda, et ve sebze ağırlıklı beslenenlere kıyasla ortalama yaşam süresinin daha uzun olduğu, insanların daha çok fiziksel direnç gösterdikleri belirlendi. Uzmanlara göre işin sırrı, tuzlu su balıklarının etinde bulunan Omega-3 yağlarından kaynaklanıyor. Genetik beslenme uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre, Omega-3 yağları total kolesterol seviyesini düşürüp kalp-damar sisteminin daha iyi çalışmasını sağlıyor. Omega-3 yağlarının, kalp-damar sistemi üzerindeki koruyucu etkilerinin 6 hafta boyunca günde 100 gram balık tüketimiyle kendini gösterdiği belirtiliyor. ABD'li genetik beslenme uzmanı Doktor Artemis Simopoulos, Omega yağlarının enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sistemini güçlendirdiğini, beyin ve hücre gelişimine katkıda bulunduğunu belirterek, "Eğer yaşlanmayı yavaşlatmak istiyorsanız Omega-3'ü artırmanız gerekir" diyor. Dr. Simopoulos, "İtalya'da yapılan bir araştırmada, İtalyan diyetlerinin üzerine 1 gram balık yağı verildi ve bu kişilerde kalp krizinden ölüm oranının çok az olduğu gözlendi. Ayrıca çok miktarda balık tüketen ülkelerde depresyonun da azaldığı belirlendi" diye ekliyor. Dr. Simopoulos, özellikle 65 yaşın üzerindeki insanlara daha fazla balık yemelerini öneriyor. Yapılan araştırmalar Omega-3 yağının yetersiz alımıyla kandaki serotonin seviyesinin düşük olması arasında bağlantı olduğunu gösteriyor. Mutluluk duygusu üzerinde etkili olan serotoninin düşük olması ise depresyon nedeni olarak vurgulanıyor. Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının az tüketildiği ülkelerde depresyon oranı yüzde 5 iken Japonya ve Tayvan gibi yeterli dengede Omega-3'ün tüketildiği ülkelerde bu oran yüzde 1 civarında. Amerika'da 44 kişi üzerinde yapılan araştırma, günde 100 balık yağı alımının 4 ay sonra depresyonu azalttığını ortaya koyuyor. Bir başka araştırmaya göre, kandaki yüksek Dha seviyesi (omega-3 yağının bir komponenti) beyin sıvısındaki serotonin seviyesine katkıda bulunuyor. Serotonin 'rahatlık, mutluluk' hisleriyle bağlantılı önemli bir sinir iletkeni. 11 ülkede yürütülen araştırmalar, depresyon oranıyla tüketilen balık miktarının ters orantılı olduğunu gösteriyor. Amerika'da 12 yıl süreyle 80 bin hemşire üzerinde yapılan bir diğer araştırma, haftada bir balık yiyen kadınların enfraktüs geçirme olasılığının, ayda bir kez balık yiyenlere oranla yüzde 22 daha az olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre, haftada beş kez balık tüketimi ise enfarktüs riskini yarı yarıya azaltıyor. Avustralya'da geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir araştırma, beslenmenin cilt yaşlanmasıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Özellikle de bol sebze, zeytinyağı, balık yiyen insanların cildinin daha az yaşlandığı, kırışık sorunuyla daha geç tanıştığı görüldü. Balığın cilt yaşlanmasını önleyici etkisi, güneşin ultraviyole ışınları gibi atmosfer etkenlerinin neden olduğu zararları hafifleten antienflammatuar özelliğine bağlanıyor.

    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    BALIK BALIK BALIK - 23.08.2005 12:03:19
    HANGİ BALIK NASIL YENİR
    BALIK SAĞLIKTIR
    Balıkta şeker, karbohidrat yok denecek kadar azdır. Protein açısından ise son derece zengindir. Bu özellikleri nedeniyle son derece sağlıklı bir yiyecektir. 100 gram yağlı balık yaklaşık 22 gram, yağsız balık ise 10 gram protein içerir. Balık aynı zamanda proteininden en çok faydalanılan besin türüdür. İnsan vücudu bu proteinin %93’ünden faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde ve diğer beyaz etlerde çok düşüktür.
    Balık az karbohidrat içermesinin yanı sıra madensel tuzlar ve mineraller açısından son derece zengindir, bol miktarda fosfor, kalsiyum, iyot ve flor içerir. Balık eti A, B1, B2 ve D vitaminleri açısından da zengindir.
    SİYAH ETLİ-BEYAZ ETLİ BALIKLAR
    Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine rağmen balık çeşitleri açısından son derece zengin bir ülkedir. Deniz balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli ve göçmen olarak sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları mevsimlerde de ızgarası yapılır. Bunlara örnek olarak barbunya, tekir, levrek, kefal, lüfer, kalkan, mercan, çipura, dil, pisi ve kırlangıçı gösterebiliriz.
    Torik, palamut, uskumru, kolyos, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş gibi balıklar da siyah etli balıklar sınıfına girerler. Bu balıklar beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar ve daha az jelatin içerirler. Bu nedenle haşlamaya uygun değildirler ve hazımları daha zordur.
    BARBUNYA
    Denizlerimizin bu tatlı balığı genellikle Ege ve Akdeniz’de bulunur. Yerli bir balık türü olan barbunya sıcak ve ılık denizlerin kıyıya yakın olan kumlu ve çamurlu deniz diplerinde, az olmakla beraber kayalık yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20 cm arasında olup nadiren 40 cm’ye kadar çıkar. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası, Ot barbunyası ve Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en makbulu kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın kısmı beyaz olan kaya barbununun sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri ile kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında, çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir ile çok karıştırılan bu balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile Ekim ayları arasıdır. Bu süre zarfında tavası, ızgarası ve kağıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden en büyük farklılığı kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve çene altında iki adet sakalı bulunur.
    TEKİR
    Barbunyaya çok benzeyen ve yakın akrabası olan bu balık bütün denizlerimizde avlanır. Karadeniz ve Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm arasındadır. Ege ve Akdeniz’de ise boyları Barbunya’yı yakalar. Çene altı bıyıklarının uzunluğu, küt kafası ve birinci sırt yüzgeçindeki sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan ayrılır. Dört mevsim yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı, aynen Barbunya’da olduğu gibi Temmuz-Ekim ayları arasıdır. Tavası ve kağıt kebabı çok güzel olur.
    ÇİPURA
    Ege’nin meşhur yerli balığı olan ve küçük sürüler halinde gezen Çipura son yıllarda çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura Elips biçiminde yassı vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı ve pembemsi yanakları ile tanınır. Atlas Okyanusu, Kuzeybatı Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara Denizi’nde de yakalanan ve Alyanak adıyla tanınan bu balığın maalesef nesli tükenmiş bulunmaktadır. Genelde 20 ila 35 cm arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya varanlarına da rastlanmıştır. Her mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası, buğulaması, çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük 250 ila 350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin fırında pişirilmesi tercih edilmelidir.Buğulama ve çorba için her boyu kullanılabilir. Tadı nefis olan bu balığı katkısız, yani ızgara veya fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz ve lidaki bu türün küçük çeşitleridir.
    KARAGÖZ
    Çipuranın yakın akrabası olan Karagöz, elips şeklinde, yassı, gümüşi pulları olan yerli bir balıktır. Baltabaş, Sivrigaga, Sargos ve Mırmır gibi çeşitleri vardır. Ortalama 20-25 cm, en 50 cm boyunda olur. Yazın taşlık ve yosunluk, midyesi bol yerlerde yaşar. Kışın derin sulara çekilir. Her mevsimde yenebilen bu balık, özellikle Mayıs-Temmuz ayları haricinde daha yağlı ve lezzetlidir. Aynen Çipura gibi ızgarası, buğulaması, fırını ve çorbası çok güzel olur. 1 kg ve daha büyüklerinin fırını tercih edilmelidir.
    DİL BALIĞI
    Dil balığı da yerli balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. Her mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ila şubat ayları arasıdır. Tavası çok güzel olur. İrilerinden fileto çıkarılıp şiş veya salçalı fileto yapılabilir.
    HAMSİ
    1988 yılında 310.000 ton ile toplam balık avcılığımızın yaklaşık üçte ikisini meydana getirmektedir (40.000 ton tatlı su üretim ve avcılığı dahil, 1988 yılında toplam 480.000 ton). Gözlerinin gerisine kayan ağzı ve yivrilmiş burnu ile yakın akrabası Sardalya’dan kolaylıkla ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler ve çok büyük sürüler halinde gezerler.
    Karadeniz hamsisi Azak ve Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye, bizim Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda da kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere Kasım’dan Şubat’a kadar Trakya kıyılarına ve Marmara’ya göç eder. Nisan ayında da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca Marmara Hamsisi denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç etmeyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu hamsinin sırt rengi daha açıktır.
    Hamsi özellikle Karadeniz yöremizin temel gıdası, temel protein kaynağıdır. Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler tarafından tüketilir.Hamsinin hemen her türlü yemeği yapılır. Izgara, tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama, pilaki, yahni gibi. Siyah etli balık olmasına rağmen buğulamaya son derece uygundur.Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tava veya buğulaması tercih edilmelidir. Kış aylarında yakalanan hamsi tuzlanıp saklanır. Buna ançovi tabir edilir. Ayrıca balık yağı ve balık unu üretiminde de kullanılmaktadır.
    SARDALYA
    Hamsinin yakın akrabası sardalya sürüler halinde yaşar ve kıyılar boyunca göç eder. Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988 yılında 90.000 ton ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak, tuzlanarak hatta balık yağı ve balık unu elde etmekte kullanılır. Sardalya adı konserve işleminden dolayı konserve ile özdeşleşmiştir. Hatta ringa konservesine de aynı ad verilir.
    Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Okyanusta ise 30 cm’ye kadar büyürler. Hamsi Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz, İspanya’nın Atlas Okyanusu kıyıları, Sicilya ve Malta için de aynı şeydir. Bu ülkelerde birçok yemek sardalya üzerine kurulmuştur. Ülkemizde Kuzey Ege’de bolca yakalanan sardalyanın en lezzetli mevsimi Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli ızgaraları, fırını ve kağıt kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir. Kasım-Haziran arasında ise ancak pilaki ve buğulaması yapılabilirse de bir önceki döneminki kadar lezzetli olmaz.
    Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir; ayıklamadan yemeği yapılır. Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalya kadar lezzetli değildir.
    USKUMRU
    Kolyosa çok benzeyen ve sürüler halinde dolaşan göçmen bir balıktır. Denizlerimizde 30 cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi’nde 50 cm’ye kadar büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül ve Ekim aylarında Marmara’ya iner ve kışı burada geçirip yumurtlar. Mart ila Haziran aylarında da Karadeniz’e döner. Uskumru büyüklüğüne göre üç değişik ad ile adlandırılır. En küçüğü kalinarya’dır. 20-25 cm civarında ve yağlı olanları uskumru, dönüş uskumrusu ise çiroz olarak adlandırılır. Yazın yakalananlara ise lipari denir. En lezzetli olduğu dönem Eylül ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna kadardır. Bu süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi ve tuzlaması çok güzel olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan tavası tavsiye edilmez. Şubat’tan itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalananlar ise pilaki ve tava için uygundur. İlkbaharda Karadeniz’e dönüş yapan çirozlar kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan bu kurutulmuş balığa geçen zaman içinde ismi kısaltılarak yalnızca çiroz denmeye başlanmıştır.
    . Uskumrunun kolyostan önemli farklılıkları aşağıdadır.
    . Uskumru ile kolyosun sırt desenleri birbirine benzemekle birlikte kolyosun rengi koyu, uskumrunun ise açıktır.
    . Uskumrunun kuyruk çatalının içi boş ve iki çizgiden ibaret bir “V” harfi tarzındadır. Kolyosunki ise doludur.
    . Uskumrunun gözleri neredeyse toplu iğne başı kadar küçük, kolyosun ise oldukça iridir.
    KOLYOS
    Uskumruya çok benzeyen bu balık uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder. Ayrıca Marmara ve Ege Denizi’nde yerli türleri de bulunur. Tadı uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası yapılır. Ocak ayı en yağlı zamanı olduğundan tuzlama için en ideal zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.
    LÜFER
    Akdeniz,Karadeniz, Marmara, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’nda sürüler dolaşan lüfer pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde yaşayanları daha yağlı olduğundan daha da lezzetli olur. Ülkemizde Karadeniz’de ve İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’nde yakalananların tadı muhteşemdir. Daha güney denizlerimize inildikçe yavanlaşır ve kendisine mahsus o güzel tad ve kokuyu kaybeder.
    Eylül ortasından Ocak sonuna kadar olan zamanı en yağlı ve lezzetli zamanıdır. Bu devre içinde ızgarası tavsiye edilir. Çinekopun da ızgarası çok iyi olur, ancak mevsimi lüfere göre kısadır. Kasım sonundan itibaren azalmaya başlar. Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre pilakisi, buğulaması, kağıt kebabı ve tavası olur. İlkbaharada son derece yağsız olduklarından tava, pilaki ve buğulaması tercih edilmelidir.
    Lüfer büyüklüğüne göre en çok isim alan balıktır.
    Lüfer çeşitleri şöyledir:
    . 10 cm’ye kadar................... yaprak (20 adet/kg)
    . 11-13 cm arası.................... çinekop(16-19 adet/kg)
    . 14-16 cm arası.................... kabaçinekop (10-15 adet/kg)
    . 17-20 cm arası.................... sarıkanat (9-14 adet/kg)
    . 21-30 cm arası ................... lüfer (4-8 adet/kg)
    . 31-35 cm arası.................... kaba lüfer(2-3 adet/kg)
    . 35 cm’den büyük................ kofana ( yaklaşık 1 kg/adet veya daha büyük).
    PALAMUT
    Uskumru,torik ve orkinosu içeren bir familyadandır. Sürüler halinde yaşayan pulsuz, siyah etli bir göçmen balıktır. Sırtı çizgili, karnı gümüş rengindedir. Uzunluğu 1 metreye kadar varır. Bu familyanın çeşitleri bütün denizlerimizde görülmekle birlikte en lezzetlileri Karadeniz ve Marmara’da avlanılan tipleridir. Karadeniz ve Marmara palamutunda baştan kuyruğa doğru muntazam çizgiler halinde giden, dördü koyu, üçü açık menevişli yedi adet bant bulunur. Ege’de yaşayan, Tombik, Benekli Orkinos ve Yazılı Orkinos isimleri alan yakın akrabasında ise sırttan karına doğru dalgalar halinde inen en az 16 adet alacalı bant ile karın civarında en az üç adet siyah benek bulunur. Bu cinsin etinin tadı, hakiki palamuta nazaran hiç güzel değildir. Ama çok kişi bu özelliği bilmeyip “palamut” diye aldanır ve sonra palamuttan soğur.
    Palamut avı Ağustos ayında başlar. Önce Karadeniz’den sürüler halinde vanoz ve çingene palamutu, Eylül’den itibaren de palamut gelmeye başlar. En lezzetli zamanı da Eylül başından Şubat ortalarına kadar olan zamandır. Bu mevsimde çok yağlı olduğundan tavası biraz ağır kaçar. Bu nedenle ızgarası ve fırını tavsiye edilir. Aynı mevsimde yahnisi de harika olur. Diğer mevsimlerde tavası yapılabilir. Palamut siyah etli bir balık olduğundan buğulaması ve çorbası tavsiye edilmez.
    Palamutun boyuna göre isimlendirilmesi aşağıdaki gibidir:
    . 20 cm’ye kadar........................ palamut vanozu
    . 20-30 cm arası..........................çingene palamutu
    . 31-40 cm arası..........................palamut
    . 40-50 cm arası..........................kestane palamutu
    . 51-60 cm arası..........................torik
    . 61-65 cm arası..........................sivri
    . 65-70 cm arası..........................altıparmak
    . 70 cm’den büyük......................zindandelen
    Torik ve toriğin büyük boyları palamuttan daha çok yağlıdır. Bu nedenle tuzlama ve lakerdası tercih edilir.

    LEVREK, MİNEKOP, EŞKİNE
    12 değişik türden meydana gelen bu familya ılık ve tropik sukarın sığ kesimlerinde yaşar. Vücutları iğ biçiminde ve yandan hafif basıktır. Pulları oldukça iri olan levreklerin yanları genelde beyaz, alt bölümleri gümüşi, alt yüzgeçi ise sarımsıdır. En irileri 1 metreyi geçebilir. Ülkemiz denizlerinde 20 ila 60 cm arasında olurlar. Bayağı levrek ve benekli levrek olmak üzere iki tipi mevcuttur. Sırtlarındaki çok sayıda benek ile ayrılırlar. Benekli levrek Güney Ege ve Akdeniz’de, bayağı levrek ise bütün denizlerimizde görülür.
    Karadeniz’de kötek olarak ta bilinen minekop ta bu familyanın diğer bir türüdür. Eşkineye çok benzeyen minekoplar 30 ila 80 cm arasında olur. 1 metreden büyük ve 20-25 kg olanlarına da rastlanmıştır. Erişkinler kıyıya yakın kayalık dipleri, yavrular ise akarsu ağızlarını tercih ederler. Parlak mavimsi-gri renkteki vücudu sırttan karına doğru inen sarı menevişli çizgilerle bezenmiştir. Karnı gümüşi beyazdır.
    Eşkine ise bütün denizlerimizde görünen kıyıya yakın kayalık diplerde yaşıyan bir türdür. Ortalama 30 cm ve 600 gramdır. 3-4 kiloluk irilerine de rastlanmıştır. Sırtı kamburumsudur ve koyu kahve ile lacivert arası bir renktedir. Karnı ise sarı-beyaz menevişlidir. Başının içinde, gözlerinin arkasında herbiri 4-5 gram ağırlığında iki adet beyaz taş bulunur. Halk arasında bu taşların idrar söktürücü ve böbrek taşı düşürücü olduğuna inanılır.
    Genelde tek gezen, geceleri avlanan ve oyuklar arasından süzülürcesine dolaşan bu balığın başlıca besini karides ve yavru balıklardır.Yıl boyunca yenen levreğin çok lezzetli eti vardır. En güzel mevsimi kış ayları ve ilkbaharın başıdır. Her türlü yemeği yapılan levreğin buğulaması, fıfırnda kağıt kebabı ve mayonezlisi nefis olur. Levrek özellikle şaraplı ve mayonezli balık yemeklerine çok güzel gider.
    TRANÇA,SİNARİT
    Trança genelde sinaritlerin irisi için kullanılan bir isimdir. Lagos ve orfozla büyük benzerlik gösterirlerse de ayrı familyalara mensupturlar.
    İSTAVRİT
    İstavrit, Marmara ve Boğaz’da balık avlamaya başlayanların ilk tanıştıkları balıktır.Ağzı öne uzayabilen, dişleri ince, gözleri iri, kuyruğu derin çatallı ve vücudu iğ biçiminde olan göçmen bir balıktır. Marmara, Ege ve Karadeniz’de yaşayan yerli türleri de vardır. Marmara’da 15-20 cm, Ege’de 30 cm civarında olurlar. Marmara’da boyu 10 cm’nin altında olan küçük istavritlere kıraça tabir edilir. Karadeniz’in doğusunda istavritler palamut büyüklüğünde, yaklaşık 50 cm boyunda olurlar.Sarıkuyruk istavrit veya sarıkanat istavrit diye anılan tipi sularımızda en çok bulunan türüdür.
    İstavritler sonbaharda Marmara’ya iner, mayıs’tan itibaren de Karadeniz’e geri dönmeye başlarlar. Her mevsimde yakalanan istavritin en lezzetli olduğu zaman Kasım ila Şubat ayları arasıdır. Tavası ve fırını çok güzel olur.
    İZMARİT
    Ağzı körüklü, gözleri iri, sırt-göğüs ve anüs yüzgeçleri sert diken ışınlı bir balıktır. Sularımızda iki türü vardır: menekşe izmarit ve istargilos. İzmaritin erkekleri dişilerden daha iri olurlar. Dişiler 20 cm civarında olurken erkekler 25 cm’ye kadar uzayabilir.
    İzmarit midye, deniz solucanı ve balık yumurtaları ile beslenen bir dip balığıdır. Eti beyaz ve son derece lezzetlidir. Tavası güzel olur. Sonbahar ve kış aylarında ızgarası dahi yapılır. İzmaritler ızgara yapılırken ayıklanmaz. Olduğu gibi pişirilip bilahare derisi, bağırsakları ve kılçıkları ayıklanır. Üzerine limon ve zeytinyağı ile kıyılmış maydanoz eklenerek hazırlanır. Pulları kazındıktan sonra derisi tulum çıkarılarak yapılan tavası da çok güzel olur.
    KALKAN
    Karadeniz’in bu ünlü balığı bütün yassı, oval vücudu, bir tarafı siyaha yakın diğer tarafı beyaz rengi ve beyaz tarafındaki düğmeleri ile tanınır. Her iki tarafı siyah olan kaya kalkanı’na da nadiren rastlanır. Kaya kalkanı daha çok Sinop, Samsun yörelerinde çıkar. İstanbul Boğazı’nın kuzeyinde, Karadeniz’in batısında avlanan kalkan bir tarafı siyah, bir tarafı beyaz olan bayağı kalkandır. Kalkan karadeniz içinde, kışın kuzeyden güneye göç eder.
    Her mevsim avlanan kalkan bütün sene boyunca yenebilir. En lezzetli zamanı Ocak sonundan Mart ortalarına kadardır. Tavası çok güzel olur. Buğulaması ve kağıt kebabı da yapılır. İlkbahar sonlarından itibaren Ağustos ayına kadar yakalanan kalkan yavrularının tavası nefis olur.
    KEFAL
    Yaz ayları dışında lezzetli olan pullu ve göçmen olmayan bir balıktır. Bütün denizlerimizde yetişir. Sonbahar, Kış ve İlkbahar’da çok lezzetlidir. Kefalin buğulaması ve pilakisi çok güzel olur. Ayrıca likorinoz denilen tütsülüsü de çok makbuldur. Bir kefal türü olan haskefalin kurutulmuş yumurtaları çok aranan bir deniz ürünü, bir mezedir. Sarı kulak kefalin tavası ve fileto ızgarası da yapılır.
    Kefal alırken çok dikkat etmek, tercihan tanıdık balıkçıdan almak gerekir. Çünkü kefal kirli ve bulanık suları çok sever ve buralarda diğer balıklar yaşamazken o yaşar. Örneğin İzmir Körfezi’nde diğer balıklar yaşamazken kefal bol miktarda bulunmaktadır. Bu gibi sularda yakalanmış kefal insan sağlığı için büyük tehlike arzeder.
    KILIÇ
    Türkiye’mizi çevreleyen denizlerde artık nadir görülen çok lezzetli bir balık türüdür. Akdeniz ve Ege’de yıl boyunca, Karadeniz’de ise yalnız yaz ayları görülür. Kılıç gibi uzun üst çenesi, lacivert-siyah sırt rengi ile tanınan bu balığın akrabası marlin bizim sularımızda bulunmaz. Daha çok Atlas Okyanusu’nda Bermuda civarında bulunan bu balık pişince pembemsi et rengi, kafadan kuyruğa kadar uzanan sırt yücgeçi ve yuvarlak yerine enine yassı üst çenesiyle kılıçtan ayrılır.
    Her mevsimde yenebilen kılıçın en lezzetli zamanı Eylül-Şubat arasıdır. Bu balığın en güzel defne yapraklı şişi olur. Izgarası ve kağıt kebabı da yapılır.
    MEZGİT
    Tavuk balığı olarak ta bilinen mezgit bütün denizlerimizde bulunmakla beraber en çok Karadeniz’de bulunur. Yaz hariç devamlı yumurtalı durumdadır. Mezgitin yumurtalı tavası, domatesli sotesi güzel olur.
    KIRLANGIÇ
    Bütün denizlerimizde bulunan kırlangıç ortalama 25-30 cm olup nadiren 75 cm’ye kadar olanlarına da rastlanmaktadır. Sırt rengi kırmızı-pembe, karuın ise pembe veya beyazdır. Yakın akrabası olan öksüz’den, bu balığın pembe-gri veya komple gri sırtı, ve öksüzün ördek gagasını andıran ağız yapısı ile ayrılır. Her ikisi de lezzetli olup genelde kırlangıç tercih edilir. Çok gelişmiş solungaçları ve gırtlak yapısı medeniyle uğultu, inilti gibi değişik frekanslarda ses çıkarırlar. Bu ses nedeniyle bir birçok balıkçı tarafından inleyen balık diye adlandırılır ve uğursuz sayılır.
    Kırlangıç ızgara ve tavaya uygun değildir. Buğulaması, özellikle çorbası çok lezzetli olur. Haşlanmış kırlangıçın ayıklanmış etleri mayonezli veya zeytinyağ-limon sıkarak soğuk olarak ta meze olarak lezzetle yenebilir.
    İSKORPİT, ADABEYİ
    Kırlangıçtan bahsedince iskorpit ve adabeyini atlamak olmaz. Her ne kadar aynı familyadan olmamakla beraber etleri ve uygun oldukları yemekler açısından çok benzerlik gösterirler. İskorpit bütün denizlerimizde, adabeyi ise genelde Ege’e bulunur. İskorpitin sırt dikenleri zehirlidir. Bu nedenle balıkçıya ayıklattırılmalıdır.

    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    OMEGA NEDIR? NE ISE YARAR NEDEN YAGLAR ONEMLI - 23.08.2005 12:05:45
    Yağlar, uzun yıllar kilo aldırmaktan tutun da cilt sorunlarına, kalp hastalıklarına ve kanser gibi ölümcül hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununun sorumlusu olarak suçlu sandalyesine oturtuldu. Bu nedenle bize söylenen hep sağlıklı ve uzun yaşamak için yağ tüketimini en aza indirgememiz hatta formda kalabilmek için tamamen uzak durmamız oldu.
         Oysa yaşam için ihtiyacımız olan en önemli besin kaynaklarından biri, yağlar. Yağlar olmadığı takdirde vücudumuz sağlık için çok gerekli olan A, D, E ve K vitaminlerini özümseyemiyor. Yağlar, önemli enerji kaynağı. 1 gram yağ, protein ve karbonhidratların iki katı kadar enerji sağlıyor ve vücudun enerji kıtlığında depolanabiliyor. Ayrıca sinir sistemi, beyin ve cinsiyet gibi hayati vücut işlevleri ve vücut ısısını dengeliyor. Yağların bir diğer artısı da kalp, böbrek ve sinirler gibi yaşamsal organların etrafını sararak zedelenmelerini önlemeleri. Yağlar ayrıca vücudumuzda yapılamayan ve ancak besinler yoluyla alınan “omega” denilen yağ asitlerinin vücuda alımını sağlıyor.
         
    OMEGA NEDİR?
         ‘Omega’ ismini kimyasal yapısından almış. Halk arasında “balıkyağı” olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. Bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlıyor.
         Bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları Omega-3 yağ asitleri olmadan “beden çöker” demek hiç de abartılı olmaz. Çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa, bedenin tümü de öyle işliyor. Hücrelerin her birindeki en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor.
         Omega-3, retina, beyin ve sperm hücrelerinin işlevlerini hatasız olarak yerine getirmeleri açısından gerekli. Eksikliği, retinada görme fonksiyonunun azalmasına yol açabiliyor. Ayrıca, ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına neden olabiliyor.
         Omega-3 doğanın en harika çok yönlü ilaçlarından biri. Kolesterol düşürücü ilaçlar kadar etkili. Yüksek trigliseridler için bilinen en iyi ilaç. Ayrıca damar sertliği ve tıkanıklılığı, enfeksiyon hastalıkları ve davranış bozuklukları üzerinde olumlu etkilere sahip.
         Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.
         Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 yağ asiti alımı Omega-3 yağ asitlerinin yararını baltayabiliyor.
         Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, Omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.
         Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.
         Omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar.
         
    OMEGANIN YARARLARI
         Omega yağlarının dengeli alımı vücudu pek çok hastalıklardan koruyor.
    Kalp hastalıklarına karşı koruyor
         Kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü artırıyor. Düşük kolesterol seviyesini normal değere çıkartıyor. Kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserid seviyesini azaltıyor. Kanın akışkanlığını sağlayarak, kalp tarafından kolayca pompalanmasına yardımcı oluyor. Böylece damar tıkanıklığı (tromboz) ya da damarlara yağ birikimini (arterioskelerosis) önlüyor. Kalp krizi riskini en aza indirgiyor. Kalp hastalıklarının bir sebebi de ırsidir. Bu nedenle ailesinde kalp hastalığı olanların küçük yaşlardan itibaren dengeli omega yağı almaları ilerki yaşlarda kalp riskini azaltabiliyor.
    Kansere karşı etkili
         Vücudumuzda bulunan kötü huylu hücreleri baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için bağışıklık sistemi omega yağlarından güç alıyor. Yapılan araştırmalarda göğüs, prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde omega yağ asitlerinin yararlı olduğu gözlendi.
    Kangreni önlüyor
         Kanı inceltip damarları koruyor ve pıhtılaşmayı önlüyor. Kanın tüm vücutta dolaşmasını sağlayarak parmak ucu hissizleşmesini, el ve ayak parmaklarının dolaşıma bağlı üşümesini önlüyor veya azaltıyor.
    Diyabeti geciktiriyor
         Yapılan son araştırmalar balıkta bulunan Omega-3 yağ asitlerinin insülinin işlevini artırarak ve diyabette özellikle de tip II diyabetlilerde hastalığı geciktirdiği ortaya çıktı.
    Yaşlanmayı durduruyor
         Omega yağ asitleri serbest radikallere karşı savaşarak cilt hücrelerinin yaşlanmasını engelliyor. Hücreleri yenileyip cildi güzelleştiriyor.
    Migrene iyi geliyor
         Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren tipi ağrıları önlüyor.
    İltihabi hastalıkları önlüyor
         Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega yağları çok önemli. Başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere, sedef, romatoit artartrit, astım ve alerji gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynuyor.
    Depresyonu tetikliyor
         Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının Omega-6 yağına oranla daha az tüketildiği toplumlarda depresyon vakaları, dengeli Omega-3 yağı tüketen Japonya’dan 5 kat daha fazla.
         
    OMEGA YAĞLARI EN ÇOK KİMLERE GEREKLİ?
    Hamile kadınlar ve bebekler
         Omega, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimi için elzem bir yağ asidi. Beyin, kalp, damarlar ve gözlerin sağlıklı gelişmesinde önemli rol oynuyor. İnsan beyni doğumdan önceki son üç ayda hızla büyür,doğumdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artıyor. Bu nedenle hamile ve emzikli annelerin Omega-3 ve Omega 6 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemli.Omega-3 ve 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin,sinir sistemi ve görme yetenekleri sağlıklı gelişiyor. Omega yağları ayrıca,çocuğun matematik zekasını geliştirip,okuma,telaffuz ve yazma beceresini arttırıyor. Eksikliği halinde çocuklarda davranış bozukluklarına (hiperaktivite,dikkat eksikliği gibi) yol açıyor.
    Yetişkinler
         Zamanla bu yağ asidinin azalması bellek kaybı, bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor. Bunama hastalığı olarak bilinen Alzheimer üzerinde yapılan araştırmalarda hastalığın balık yemeyen toplumlarda daha sık rastlandığı ortaya çıktı. Omega yağları ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok ölümcül hastalığın tedavisinde de önemli rol oynuyor.
    Omega-3 üzerine yapılan araştırmalar
         Değerli bir Omega-3 kaynağı olan balıkyağı, ilk kez 1752 yılında Dr. Samuel Kay tarafından romatizmal ağrılar ve kemik hastalıkları tedavisinde kullanıldı. Viktorya döneminde gut, verem, bronşit, kronik cilt hastalıkları ve raşitizm gibi hastalıkların iyileşmesinde etkili olduğu saptandı. Uzun yıllar balık yemenin sağlığımıza yararlı olduğu bilindi bilinmesine de hangi alanda iyileştirici etkisi olduğu henüz tam olarak saptanmamıştı. Ta ki 1912 yılında vitaminlerin sağlığımız üzerindeki önemi keşfedilene kadar. Balık yağının en zengin A ve D vitaminleri kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra bu konuda araştırmalar hızlandı. 1976 yılında Eskimolar üzerinde yapılan bir araştırma bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Aşırı hayvansal yağla beslendikleri halde Grönland Eskimolarının kanlarındaki kolesterol oranı çok düşüktü. Koroner kalp hastalıkları, kanser ve romatoit artrid hastalıklarının oranı diğer toplumlara göre çok azdı.
         Bunun üzerine eskimoların beslenme alışkanlıkları araştırıldı ve günde ortalama 400 gr yağlı balıklar ve deniz ürünleri yedikleri ortaya çıktı. Etkin faktörün bu hayvanlarda bulunan Omega-3 adlı yağ asitleri olduğu anlaşıldı. 1980’lerin ortalarında balıktaki kolesterol düşürücü maddelerden birinin Omega-3 yağ asitleri olduğu kesinleşti.
         Hollanda’da yapılan 20 yıllık bir araştırmada günde en az 28 gr balık yiyenlerde, hiç tüketmeyenlere göre kalp krizine bağlı ölüm oranının yarı yarıya azaldığı kaydedildi. 1983 yılında kalp krizi geçirmiş erkeklere Omega-3 içeren bir diyet uygulatarak sonraki atakların riski araştırıldı ve yağlı balık yiyenlerin yemeyenlere oranla ölüm oranının yüzde 29 azaldığı anlaşıldı.
         Araştırmalar, bol balıkla beslenen toplumlarda kanser oranının düşük olduğu görüldü. 32 ülke arasında yapılan bir incelemede en çok balık yiyen toplumlarda meme kanseri en düşük oranda görülmekte.
         
    OMEGA YAĞ ASİTLERİ HANGİ BESİNLERDE BULUNUYOR?
         Omega-3 (Alfa linolenik asit): Yağlı balıklar ve deniz ürünleri (özellikle uskumru, sardalye, hamsi ve somon gibi) ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.
         
    UZMANLARIN ÖNERİSİ
    Haftada en az 2-3 kez balık yiyin. Balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih edin. Eğer ailenizde kalp hastalığı varsa Omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. Dengeli omega yağ asidi alımı, sizi kalp krizi riskinden koruyacak.
    Hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. Balık yemediği günler Omega-3 yağ asitlerini içeren besinleri almalı.
    Her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. Balık kadar olmasa da değerli bir Omega-3 kaynağı olan ceviz, kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor.
    Orta yaşlılar ‘alzhemeir’ hastalığından korunmak için bol bol balık yemeli. Bu mümkün değilse doktora danışarak balıkyağı hapları almalı.
    ------------------------------------------------------------------




    Yağlar insan vücudu için gerekli olan enerjinin en önemli kaynaklarından biridir. her bir gram yağda 9 kalori bulunur. Diğer kalori kaynakları olan karbonhidrat ve proteinlerin bir gramında 4 kalori, alkolün ise bir gramında 7 kalori bulunur.
    Vücudumuz beslenme ile aldığı yağı depolar ,( vücudun yağ depolama kapasitesi sınırsızdır) enerjiye gereksinimi olduğu zaman bu depoları kullanır. Yağlar ayrıca A, D, E, K vitamini gibi yağda eriyen vitaminlerin emilimini sağlar, vücut ısısının korunmasını ve organların dış darbelerden korunmasını sağlar.

    Ancak yağın fazlası obezite, kalp hastalıkları ve kansere neden olabilir. Önerilen günlük yağ alımı günlük gereksinim duyulan kalorinin % 25-35 ini karşılayacak miktarlarda olmalıdır.
    Yağlar yağ asitleri denilen temel ünitelerden oluşur. Yağların tipleri çeşitli farklı özellikleri olan yağ asitlerinin değişik karışımı ile oluşur:
    Doymuş Yağlar:
    Genel olarak hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağlar fazla alındığında kolesterol düzeyini yükseltir, kalp hastalıkları, kanser ve şişmanlık için risk faktörleri oluşturur.Doymuş yağ asitlerinde yağ asidi zincirini teşkil eden karbonların zincir haricinde olan bağlarının hepsi Hidrojenle bağlanmıştır.Doymuş yağ asitleri insan vücudunda sentez edilirler.Hiç yağ yenmese bile bu tip yağ asitleri karbonhidrat ve protein metabolizması ile oluşan moleküllerden sentez edilebilir.
    Et, tam yağlı mandıra ürünlerinde (peynir, süt ve dondurma), kümes hayvanlarının derisinde ve yumurta sarısında bulunur. Hindistan cevizi, hurma yağı ve kakao yağı gibi bazı bitkisel besinler de doymuş yağ bakımından zengindir. Doymuş yağlar oda sıcaklığında katı haldedirler. Ancak zeytinyağ, ayçiçek yağı, kanola yağı, soya yağı, yerfıstığı yağı gibi sıvı yağlar da çok küçük miktarlarda olsa bile doymuş yağ içerirler.
    Doymuş yağlar vücutta hem toplam kolesterol, hem de kötü kolesterol olarak bilinen LDL (düşük yoğunluklu kolesterolün) yükselmesine neden olur.Bu da kalp hastalığı riskini arttırır.
    Günlük alınan toplam kalorinin en fazla % 7 sinin diyetteki doymuş yağlardan gelmesi önerilmektedir. Örneğin günlük 2000 kalori alan bir kişi en fazla 140 kaloriyi diyetindeki doymuş yağlarla alabilir. Yağın her bir gramında 9 kalori olduğu düşünülürse günlük alınacak maksimum doymuş yağ miktarı 15-16 gr civarında olmalıdır.
    Doymamış Yağlar:
    Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır.Oda sıcaklığında sıvı haldedirler ve büyük çoğunluğu bitkisel kaynaklıdır.Doymamış Yağ asitlerinde bir veya daha fazla karbonun birer bağı hidrojenle bağlanmamıştır.
    Doymamış yağlar tekli (monoansatüre) ve çoklu (poliansatüre) yağlar olarak ikiye ayrılırlar.Tekli doymamış yağ asitleri insan vücüdunda sentez edilebilir.Tekli doymamış yağların günlük kalori gereksiniminin maksimum % 15 ini, çoklu doymamış yağ asitlerinin ise maksimum % 10'unu karşılayacak şekilde alınması önerilmektedir.
    Tekli doymamış yağlar Zeytin ve kanola yağları, kabuklu yemişler ( fındık, fıstık, ceviz), kabuklu yemiş yağları (yer fıstığı ve badem yağları), avokado tekli doymamış yağları çok miktarda içerir. Bu yağlar oda sıcaklığında sıvı halde kalırken buzdolabına konduğunda yavaşça katılaşır.Çoklu doymamış yağlar gibi oksidasyona yatkın değildirler. Doymuş yağların yerine tekli doymamış yağların konması HDL kolesterol azalmasına karşı koyarken hem total hem de LDL kolesterolü azaltacaktır.
    Çoklu doymamış yağlar: Diyette doymuş yağ asitlerinin yerine çoklu doymamış yağların konmasiyle LDL'de düşme sağlanabilir. Çoklu doymamış yağ asitlerinin omega-3 ve omega-6 yağ asitleri olmak üzere iki ana grup vardır.
    Omega-6  yağ asitlerinden (major omega-6 yağ asidi Linoleik Asittir) zengin bitkisel yağlar mısır özü, ayçiçeği, soya fasülyesi yağıdır.Vücutta Linoleik asit araşidonik aside metabolize olur, bir kısmı da gamma linoleik aside dönüştürülür. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna yatkın olduğundan, diyette alınan linoleik asit miktarı total kalorinin %10'unu geçmemelidir.
    Omega-3 yağ asitlerinin major yağ asidi Alfa Linoleik Asittir. Alfa linolenik asit vücutta  eikosapentaenoik aside (EPA) ve dokosahexaenoik aside (DHA) metabolize olur.  Eikozapentanoik asit ve dokosahegzanoik asit soğuk su balıklarında ( somon, sardalya, uskumru, ton balığı vs.) bol miktarda bulunmaktadır. Balıklardaki bu yağ asidinin kaynağı beslendikleri deniz yosunlarıdır. Omega-3 yağ asitleri   trigliserid düzeyini düşürürler ve yemek sonrası trigliserid artışını da engellemekte çok etkindirler. Bu etki LDL- ve VLDL yüksekliği gösteren kombine hiperlipidemilerin tedavisinde yararlı olabilir. Bunların kalp koruyucu etkisi, ayrıca, koagülasyon eğilimini, aritmileri ve ani ölümü azaltmalarına bağlıdır . Omega-3 yağ asitlerini tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur . Yapılan çalışmalarda etkili bulunan omega-3 yağ asidi dozu 850 mg ile 1.5 g'dır. Günde yağlı bir porsiyon balık yenmesi ile yaklaşık 900 mg omega-3 yağ asidi alınabilmektedir. Bu nedenle haftada en az 2 defa balık yenilmesi (300 g) önerilmektedir. Diğer bir omega-3 yağ asidi, alfa-linoleik asitin de MI riskini azalttığını gösteren  çalışmalar vardır.  Bu nedenle omega-3 yağ asitlerinin diyetle alınımı arttırılmalıdır. Omega-3 yağ asitleri yağlı deniz balıklarından başka bazı bitkilerde keten-tohumu ve yağında, kanola yağında, soya yağında ve fındıkta bulunmaktadır. Günde 5-6 adet gibi az miktarda fındık yenmesinin küçük bir yararı sözkonusu olabilecekken, total kaloriyi ve omega-6 yağ asitleri alımını da arttıracak şekilde daha fazla tüketilmesinin bir itiyat haline gelmesinden, kaçınılmalıdır.
    Omega-6 ve Omega-3 yağ asitlerinin ne oranlarda alınması gerektiği konusunda henüz tam bir görüş birliğine varılmamıştır. Son zamanlarda diyetle alınacak Omega-6/Omega-3 oranının 3/1 olması gerektiği konusunda yoğunlaşılmıştır. Ancak 1/1 olması konusunda da görüş bildiren çalışmalar vardır. Kaba olarak diyetle alınan omega-3 ü arttırmak, omega-6 yı ise sınırlamak akılcı olacaktır.
    Trans Yağlar:
    Trans yağlar, sıvı bitki yağlarının hidrojenizasyonu ile oluşan yağlardır.Yağ ne kadar hidrojene ise oda sıcaklığında o kadar katı olacaktır.
    Hidrojenize bitkisel yağlar ile pişirilen yiyeceklerde bulunurlar. Krakerler, margarinler, patates cipsleri, patlamış mısır, kremalı-karamelli bisküviler, şekerlemelerde bulunur. Trans yağları bazı et ve mandıra ürünlerinde de doğal olarak bulunabilir.
    Trans yağlar en tehlikeli yağlardandır. Vücuttaki LDL(kötü kolesterol) düzeyini yüksellttiği gibi HDL (iyi kolesterol) düzeyini de düşürür.Ayrıca kanser riskini (özellikle göğüs kanseri) arttırdığı düşünülmektedir. Kaçınılması gereken yağlardır.

    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    Beslenme Yetersizliği Hastalıkları - 24.08.2005 13:15:51
    Beslenme Yetersizliği Hastalıkları
    • KANSIZLIK (Demir yetersizliği) Demir yetersizliğine bağlı : 
    Besinlerle vücuda alınan demir mineralinin yetersiz alımına bağlı olarak kanda demirin (hemoglobinin) düşük olmasıdır. Kimlerde sık görülür?
    -Doğurganlık çağındaki kadınlarda 
    -Bebek ve çocuklarda Neden Görülür? 
    -Beslenmede demir mineralinin yetersiz alınması:
    Demir yönünden zengin besinlerin tüketilmemesi sonucu oluşur. 
    -Demirin vücutta iyi kullanılmaması:Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demirin vücutta kullanımı daha düşüktür. Bu nedenle C vitamini kaynağı besinlerle (Turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, domates vb.) birlikte tüketilmelidir. 
    -Demir ihtiyacının artması 
    -Kan kaybı (kanama, parazitler vb.) 
    Belirtileri Nelerdir? 
    -Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi 
    -Nefes almada güçlük 
    -Bulanık görme, uykusuzluk, titreme, iştahsızlık 
    -Deride, göz kapaklarının iç kısmında, avuçta solukluk 
    -Çarpıntı -Bacaklarda ödem (parmakla basınca iz kalır) 
    -Kaşık tırnak 
    -Toprak yeme Oluşan Sağlık Sorunları 
    Bebek ve Çocuklarda 
    -büyüme etkilenir 
    -okul başarısı azalır 
    -fiziksel aktivite azalır hastalıklar sık görülür 
    Gebelerde 
    -anne ölümlerine neden olur 
    -bebek ölümleri artar 
    -düşük doğum ağırlıklı bebek doğar 
    -hastalıklar sık görülür 
    Yetişkinlerde 
    -işgücü azalır, yorgunluk görülür 
    -hastalıklar sık görülür 
    Önlenmesi 
    -Demir yönünden zengin kaynakların tüketilmesi gerekir. Et, tavuk, balık, karaciğer, yumurta, kurubaklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, tahin demir içerir. 
    -Kurubaklagil ve tahıl yemekleri C vitamini ile birlikte tüketilmelidir. 
    -C vitamini yönünden zengin turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, patates, domates, yeşil biber gibi besinler her öğün yemeklerle birlikte tüketilmelidir. 
    -Kansız olan gebelerin demir ilaçları kullanması önerilir. 
    -Demirin vücutta kullanımını engelleyen çay ve kahve yemeklerle birlikte tüketilmemelidir. Öğün aralarında, açık ve limonla birlikte tüketilmesi uygundur. 
    -Ekmek, diğer unlu besinler (börek ve çörekler) mayalandırılarak tüketilmelidir. 
    -Kişisel temizlik kurallarına uyulmalıdır. 
    • İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARI 
    İyot nedir? 
    İyot yaşam için büyük önem taşıyan bir mineraldir. Tiroid hormonlarının yapımını sağlar. İyot vücuda yeterli iyot içeren toprakta yetişen besinler, su ve deniz ürünlerinden sağlanır. İyot neden önemlidir? 
    -Normal büyüme ve gelişme 
    -Beyin ve sinir sisteminin normal çalışması 
    -Vücut ısısı ve enerjisinin düzenlenmesi için tiroid hormonlarının yapımı için gereklidir. Tiroid hormonu Tiroid hormonu, boyunda tiroid bezinde yapılır. İyot vücuda yeterli alınmazsa tiroid bezi çok çalışır ve büyür. Bu duruma guatr denir. Oluşan sağlık sorunları 
    Bebek ve Çocuklarda 
    -Büyüme geriliği 
    -Zeka geriliği 
    -Cücelik görülür 
    Gebelerde 
    -Düşük ve ölü doğum görülür. 
    *Guatr her yaşta görülebilir. İyot yetersizliğine bağlı hastalık sorunları İYOTLU TUZ kullanmakla önlenir. İyotlu tuz kullanımı 
    -Zeka geriliğini önler. 
    -Guatrı tedavi edemez, guatr oluşmasını ve ilerlemesini önler. 
    -İyotlu tuz serin, kuru ve güneş görmeyen yerde saklanmalıdır. PROTEİN – ENERJİ YETERSİZLİĞİ Neden görülür? Büyüme ve gelişme için gerekli olan enerji protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin yeterince alınmamasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Oluşan sağlık sorunları 
    -Çocuk ölümlerinin başlıca nedenidir. 
    -Ateşli hastalıklar sık görülür.
    -İshal oluşur. İştah azalır, az besin tüketilir. Bu durum hastalıkların ağır seyretmesine neden olur. 
    -Büyüme ve gelişmeyi önler, çocuğun boyu kısa kalır, ağırlığı yaşına göre düşüktür. 
    -Tedavi edilemezse zeka gelişimi bozulur. 
    Önlenmesi 
    -Anne sütü 4-6 ay tek başına verilmelidir. 
    -Büyüme izlenmeli, doğru ek besinlere zamanında başlanmalıdır. 
    -Çocuk hastalıklardan korunmalı, aşıları düzenli yapılmalıdır. 
    -Temizlik kurallarına uyulmalıdır. 
    • RAŞİTİZM (kemik hastalığı) Raşitizm: 
    Vitamin D yetersizliği sonucu görülen bir hastalıktır. D vitamini yeterince vücuda alınmadığından kemikleşme bozulur ve kalsiyumdan yeterince yararlanılamaz. 
    Kimlerde sık görülür? 
    Bebek ve çocuklarda Neden Görülür? 
    -Çocuğun yeterli D vitamini alamaması 
    -Çocuğun güneşe çıkarılmaması 
    -Annenin güneşten yararlanmaması 
    Annenin gebelik döneminde yetersiz beslenmesi Belirtileri Nelerdir? 
    -Doğumda bebekte kasılma 
    -Huzursuzluk 
    -Baş terlemesi, başın sürekli sağa ve sola çevrilmesi 
    -Kabızlık 
    -El-bilek genişliği (ağrısız ve 6 aydan sonra) 
    -Kaburgalarda yuvarlak çıkıntılar (tesbih tanesi gibi) 
    -Bıngıldakların kapanmaması (18 aydan sonra) 
    -Kafa kemiklerinde yumuşama ve eğrilme (baş alın ve yanlarında çıkıntı) 
    -Geç oturma ve yürüme 
    -Bacaklarda eğrilik 
    -Göğüs kemiklerinde bozukluk (göğüs içe veya öne doğru çıkar) 
    -Kamburluk, bel kemiğinde eğrilik Raşitizmin Önlenmesi 
    -Çocuğun her gün kalsiyum içeren besinler tüketilmesi sağlanmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve ürünleridir (yoğurt, peynir, çökelek vb).Pekmez de iyi bir kalsiyum kaynağıdır. 
    -Çocuk her gün güneşe çıkarılmalıdır. D vitamininin en iyi kaynağı güneştir. Besinlerde D vitamini yeterli miktarda bulunmaz. 
    -Güneşlenme cam arkasından olmamalıdır. 
    -Güneşin az olduğu sonbahar ve kış aylarında yeni doğan bebeğe ek D vitamini, ihtiyacı kadar verilmelidir. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI 
    -Sağlıklı beslenmemiz için gereklidir. 
    -Güzel görünmek ve güzel konuşmak için gereklidir. 
    Diş Çürükleri Nasıl Oluşur? 
    -Dişler iyi temizlenmez ise üzerlerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. 
    -Mikroplar besin artıklarını ve şekerleri kullanıp, dişleri eriten asit oluştururlar. 
    -Mikropların oluşturduğu asitler ile dişlerde çürük oluşur. 
    Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları nasıl önlenir? 
    -Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Süt ve ürünlerinin tüketimi yeterli olmalıdır. 
    -Şeker, yemek aralarında değil yemekle birlikte az tüketilmelidir. Fazla şeker ve şekerli besinlerin tüketiminden sakınılmalıdır. 
    -Anne sütü 4-6 ay süre ile tek başına verilmelidir. 
    -Dişler düzenli olarak florlu diş macunları ile fırçalanmalıdır. 
    -Çocuklarda flor uygulaması yapılabilir. 
    -Posa içeren besinler (elma, havuç vb ) tüketilmeli ve besinler iyi çiğnenmelidir. 
    -Şeker içermeyen cikletlerin yemek sonrası çiğnenmesinin olumlu etkileri vardır. 
    -Dişler belirli sıklıkla kontrol ettirilmelidir. 
    -Yemek sonrası dişler fırçalanarak temizlenmelidir.
    •  OSTEOPOROZ Osteoporoz:
               Kemiklerden kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolaylıkla kırılabilir hale gelmesidir. Kemiklerin mineral içeriği ve yoğunluğu azalır. 
    Kimlerde Sık Görülür? 
    -Menapoza girmiş kadınlarda 
    Yaşlılarda 
    -Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde 
    -Yatağa bağımlı hastalarda 
    Belirtileri Nelerdir? 
    -Bel kemiğinde ve bacaklarda eğrilikler 
    -Kolaylıkla oluşan kemik kırıkları. Kırıklar sıklıkla kalça kemiğinde, el bileğinde ve bel kemiğinde görülür. 
    Öneriler 
    -Çocukluk çağında kalsiyumdan zengin besinlerin tüketilmesi ve spor yapması yetişkinlik çağında osteoporozdan korunmayı sağlar. 
    -Güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalıdır. 
    -Aşırı tuz ve tuzlu besinler tüketilmemelidir, sofrada tuz kullanılmamalıdır. 
    -Aşırı yağlı ve şekerli besinler tüketilmemelidir. 
    -Sigara ve alkolden sakınılmalıdır. 
    -Fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Haftada en az 2-3 kez 45 dakika yürünmelidir. 
    -Süt ve ürünleri her gün en az 2 porsiyon tüketilmelidir.(İki su bardağı süt veya yoğurt, 2 kibrit kutusu peynir bir porsiyondur.) 
    -Menapoz döneminde beden kitle indeksinin (ağırlık/boy m2) 26-27 arasında olması osteoporoza karşı koruyucudur. Aşırı zayıflıktan kaçınılmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı: Süt ve süt ürünleridir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, pekmez de kalsiyumdan zengin kaynaklardır.
     Prof.Dr. Ayşe BAYSAL
    Kaynak : Diyetisyenim

    reıs
    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    EK BESİNLERE GEÇİŞ (4-6 AYDAN İTİBAREN BEBEK BESLENMESİ) - 24.08.2005 13:18:16







    ::  EK BESİNLERE GEÇİŞ (4-6 AYDAN İTİBAREN BEBEK BESLENMESİ)::





    4-6. aylar bebek beslenmesinde çok önemli yer tutar. Çünkü artık bebeğiniz büyüdü, buna bağlı  olarak besin ve enerji gereksinimi arttı. Bebeğinize  bu dönemde ek gıdalar vermeye başlamalısınız. Beslenme otoritelerinin ortak görüşü  anne sütü veya  benzeri bir mamanın  4. aydan sonra bebeğinizin beslenmesinde tek başına yeterli olmayacağıdır. İlk  3-4 ay bebeğin emerek beslenme dönemidir. Bu süre içinde yutma refleksi zayıftır, kaşıkla beslenmekte zorlanır. İlk 4-6 ay anne sütü veya mama ile beslenen bebekler  bu zamandan sonra farklı besinlere de gereksinim duyarlar. Ek gıdalara başlama zamanı  4.aydan önce olmamalı ancak ek gıdaya geçiş zorlaşacağından 6.aydan sonraya da bırakılmamalıdır. Ek besinlerle birlikte anne sütü veya biberon maması mutlaka devam etmelidir.

    Ek gıdalara geçiş  dönemi yavaş ilerleyen bir süreçtir ve haftalar alır. 4.ayını tamamlayan bebekler daha çabuk acıkmaya başlar; anne sütü veya biberon maması aldıktan sonra halen aç olduklarını size hissetirirler. Bu bebeğinizin ek besinlere hazır olduğunun göstergesidir. Bu aylardan sonra bebeğinizin  sindirim sistemi ve böbrekleri çeşitli besinleri sindirecek ve atıkları vücuttan uzaklaştırabilecek olgunluğa ulaşmıştır.
    Gizli Açlığa Dikkat!
    İnsan beyni gelişiminin % 90’ını yaşamın ilk bir yılı içinde tamamlanır. Yeterli ve dengeli beslenemeyen bebekler hem fiziksel hem de zihinsel gelişim açısından geri kalabilirler. Bazı durumlarda bebeğin açlık sorunu yoktur, kilosu da normal sınırlar içindedir, ancak zihinsel gelişiminde bir aksaklık görülebilir. Bu ‘Gizli Açlık’ diye tanımlanan özel bir sorunu akla getirir. Bu sorunla karşılaşmamak için katı gıdalara geçildiğinde bebeğin yediklerinin sadece miktarına  ve bebeği doyurup doyurmadığına değil, içeriğine de önem vermek gerekir. Dengeli bir protein, karbonhidrat  ve yağ karışımı ile vücut için gerekli olan yağ asitlerini içeren, başta demir olmak üzere mineral ve vitaminler açısından zengin bir beslenme programı bebeğin sağlıklı gelişim göstermesinde yaşamsal öneme sahiptir.
    Ek Gıdalara Geçiyoruz:
    • Bebeğinize ilk vereceğiniz gıdanın onun tarafından kabul edilmesini kolaylaştırmak istiyorsanız  bu ilk adımı o açken atmalısınız. Vereceğiniz yiyeceği küçük bir çay kaşığına ya da parmağınızın ucuna yerleştirerek bebeğinizin dudaklarına değdirin. Bu yeni tattan hoşlanıp hoşlanmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Eğer yiyeceği diliyle iter ve bu tavrını ikinci denemeden sonra halen devam ettirirse onu daha fazla zorlamamanızı ve  bu yeni yiyeceği bir daha denemeden önce 3-4 gün beklemenizi tavsiye ederiz.
    • Yutma işlevinin gelişmemiş olması kaşıkla beslenmeyi güçleştirir. Bazı bebekler bu geçişi kolay yapamazlar ve kaşıkla beslenmeyi redderler. Geçiş döneminde çok sabırlı olmak gereklidir.
    • Yeni ve farklı gıdalara teker teker ve en az 3-5 gün ara ile başlanmalıdır. Yeni verilmeye başlanan gıdaların bebekte allerji ya da sindirim güçlüğü yaratmadığının  anlaşılabilmesi için  aynı anda birden fazla gıda başlanmamalıdır.
    • Yeni besinler önce az miktarda verilmeli  zamanla miktar bir öğün oluşturacak şekilde artırılmalıdır.
    • Her yeni gıdada bebeğinizin kakasında  bazı değişiklikler olabileceğini bilerek fazla telaşlanmamalısınız.
    • 12. ay sonuna kadar bebek için hazırlanan gıdalara tuz ve şeker ilave edilmemelidir.
    • Bebeğe verilecek bütün yiyecekler taze ve katkısız olmalıdır. Kimyasal koruyucu  madde içeren konserve  ve katkı maddeli hazır yiyecekleri  bebeğinizin beslenmesinde kullanmamalısınız.
    • Bebek için her öğün taze besin hazırlamalı ve bu besinleri oda sıcaklığında uzun süre bekletmemelisiniz.
    • Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde bebek anne sütü veya biberon mamasını daha fazla almak isteyebilir. Kaşığı reddetme, bu dönemde karşılaşılabilen bir problemdir, ısrarcı olmamak gerekir. Doktorunuzla görüşerek bebeğinizin günlük besin ihtiyacını karşılayacak kadar beslenip beslenmediğini  öğrenebilirsiniz.
    Ek Gıdalara Geçiş aşamasında başlangıç olarak pirinçli bir mama başlanmalıdır. Bu amaçla hazır pirinçli mama alabilir veya  kendiniz evde  kullandığınız biberon maması ile muhallebi yapabilirsiniz: 100 ml.(1 çay bardağı ) su ile bir tatlı kaşığı pirinç unu pişirilir. Ocaktan indirdikten sonra içine 3 ölçek devam maması ilave edilir. Muhallebiniz hazırdır. Muhallebinizi mısır unu ile de pişirebilirsiniz. Diğer tahılların (buğday, çavdar, yulaf vb.) kullanımına 6. ay sonunda başlanmalıdır.
    Pirinçli mamadan sonra bebeğinize sebze çorbası vermeye başlayabilirsiniz: Öncelikle patates havuç ve az miktarda  pirinç  haşlanarak tel süzgeçten geçirilir, salça ve tuz ilave etmeden (çok az miktarda sıvı yağ ilave edilebilir)bebeğe verilir. Yaklaşık 1 hafta sonra sebze çorbasına kabak, taze fasulye, bezelye ve enginar ilavesine  başlayabilirsiniz. Yerelması, kereviz, ıspanak ve patlıcan gibi gıdaları fazla nitrat içerikleri sebebiyle bu aylarda  kullanmamanızı öneririz.
    Meyve suyu ve meyve püresi de bu aylarda vermeye başlayacağınız ek gıdalardandır ve genelde ara öğünlerde tercih edilir. İlk olarak elma veya havuç denenmelidir. Meyveler cam rendeden rendelenir ve  ince bir tülbentten geçirilerek suyu bebeğe verilir. 6.aydan sonra muz,portakal ve kivi de başlanabilir. Fakat  bu meyveler alerji  yapabileceği için kontrollü bir şekilde verilmelidir.
    Bu gıdalardan sonra yoğurt verilmeye başlanabilir. Bebek için evde kendi yaptığınız yoğurdu kullanmalısınız. Devam mamaları ile yoğurt yapımı ise şöyledir:100  ml hazırlanmış devam maması içine  ılık iken 1 tatlı kaşığı yoğurt koyularak mayalanmaya bırakılır. Daha sonra buzdolabında dinlendirilmelidir. Bebeğin alabileceği sıcaklığa getirilip  bebeğe verilir.isteğe göre içersine meyve püresi de ilave edilebilir.
    Yine bu dönem için hazırlanmış sütlü kaşık mamaları, tahıllı kaşık mamaları ve kavanoz mamaları bebeğin beslenmesinde evde hazırlanan besinlere iyi bir alternatiftir.Tamamen bebeğinizin spesifik ihtiyaçlarına göre hazırlanmış olan bu ürünler hijyenik doğal ve katkısızdır.Hazırlanmaları son derece pratik olan bu ürünler komple bir öğün yerine kullanılabilir. Ayrıca bebeğin katı gıdalara ve pütürlü besinlere geçişini kolaylaştırır.

    Anneye Önemli Not: Sütlü kaşık mamalarının kullanımında inek sütü tozu yerine devam mamaları içeren ürünler tercih edilmelidir. Tahıllı kaşık mamaları hazırlanırken de ilk 1 yıl inek sütü yerine mutlaka devam mamaları kullanılmalıdır.

    6.ay sonunda ; bebeğinize sebzeleri püre halinde verebilirsiniz ve ince çekilmiş kıyma ilavesine başlayabilirsiniz. Yine 6.ay sonunda sabah kahvaltılarına başlanmalıdır. İyi haşlanmış yumurtanın sarısını  1 çay kaşığından başlayarak yavaş yavaş artırarak  gün aşırı verebilirsiniz. Yumurta proteininin biyolojik değeri yüksektir. Yumurtanın beyazı 12.ay sonuna kadar kullanılmamalıdır.Yumurta ile birlikte akşamdan suda bekleterek tuzu alınmış peynir verilebilir. Tahıl mamaları da bebeğin kahvaltısına ilave edilmelidir.
    7-8.aylarda ; tarhana şehriye gibi unlu çorbaları et, tavuk ve kıyma ilavesiyle vermeye başlayabilirsiniz.  Sıvı besinleri (meyve suyu, biberon maması) sulukta veya bardakta verebilirsiniz.
    9-12.aylarda ; artık bebeğinize verebileceğiniz gıdalar oldukça çeşitlenmiştir. Beslenme programına ek olarak haftada 1 kez ciğer ve 1-2 kez haşlanmış veya ızgara taze balık verilmeye  başlanabilir. Ayrıca baharatsız ve soğansız ızgara köfte verilebilir. Baklagiller besin değeri yüksek gıdalar olduğu için tercih edilmelidir,haşlayıp tel süzgeçten geçirilerek bebeğin çorbalarına ilave edilebilir. 11-12.aylarda bebeğe çok yağlı ve tuzlu olmamak şartıyla ev yemeklerinden iyice ezerek vermeye  başlayabilirsiniz.
    Anneye Önemli Not: Ek besin döneminde varsa anne sütü yoksa veya yetersizse devam mamaları kullanılmaya devam edilmelidir. Günde 300-500 ml. devam maması mutlaka bebeğe verilmelidir.

    İnek Sütü Yerine Devam Maması

    Bebek beslenmesinde inek sütü en az 1 yaş sonuna kadar kullanılmamalıdır. Fakat yapılan araştırmalar annelerin zamanından önce inek sütü vermeye başladıklarını göstermektedir.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ilk bir yıl inek sütünün kesinlikle kullanılmamasını önermektedir. Avrupa ülkelerinde 2-3 yaşına kadar inek sütü kullanılmamaktadır.

    İnek sütü ile Devam Mamalarını karşılaştırdığımızda şu farkları görürüz:
     
    - Demir kan oluşumu ve beyin gelişimi için çok önemlidir. Özellikle 4.aydan sonra demir ihtiyacı hızla artar. Yetersiz alımında demir eksikliği anemisi (kansızlık) görülür. 500 ml. inek sütü ile demir ihtiyacının ancak %4'ü karşılanabilirken, 500 ml devam formülü ile ihtiyacın %83'ü karşılanır.
    - İnek sütü bebeğin böbrek fonksiyonlarını zorlayacak değerlerde protein içerirken, devam mamaları gerektiği kadar protein içerir ve gerekli tüm amino asitleri sağlar.
     - Çinko bebeğin büyüme ve gelişmesi için çok önemlidir. 500 ml. inek sütü bebeğin çinko ihtiyacının ancak %35'ini karşılarken, 500 ml. devam formülü ihtiyacın %70'ini karşılar. 
    - İyot metabolik aktivite ve büyümeyi düzenleyen hormonların bir parçasıdır. Bebeğin sağlıklı fiziksel ve zihinsel gelişimi için son derece önemlidir. 500 ml. inek sütü bebeğin günlük ihtiyacının ancak %22'sini karşılarken, 500 ml. devam formülü ihtiyacın %110'unu karşılar.
    - Esansiyel yağ asitleri bebeğin sinir sistemi ve beyin hücrelerinin sağlıklı gelişimi için hayati önem taşırlar. Devam formüllerinin içeriklerinde inek sütüne kıyasla esansiyel yağ asitleri çok daha fazla miktarda mevcuttur.
    - D vitamini sağlıklı kemik ve iskelet gelişimi için çok önemlidir. 500 ml. inek sütü bebeğin günlük D vitamini ihtiyacının ancak %43'ünü karşılarken, 500 ml. devam maması ihtiyacın %90'ını karşılamaktadır.
    - İnek sütü, C vitamini açısından çok yetersizdir. Formüllerdeki C vitamini seviyelerinin yükseltilmesinde C vitamininin demir absorbsiyonu üzerindeki kuvvetli etkileri vardır.

    Tüm bu gerçekleri göz önünde bulundurarak bebeğinize en az 1 yıl sonuna kadar kesinlikle, 2 yıl sonuna kadar da mümkünse inek sütü vermemelisiniz. İnek sütü kullanmanız gereken her yerde (muhallebi, yoğurt yapımı gibi) devam mamalarını kullanabilirsiniz. İnek sütü ile hazırlamanız gereken hazır ek besinleri mutlaka devam maması ile hazırlamalı ve hazır besin olarak inek sütü tozu yerine devam maması içerenleri tercih etmelisiniz. Bebeğinizin sağlıklı fiziksel ve mental gelişimini sağlamak için ek besin döneminde günde en az 300 ml. ortalama 500 ml. anne sütü veya devam maması vermelisiniz. 

    Kaynak : www.bebegimveben.com
     

    Sayfayı değiştir: < 123 > | Sayfayı gösteriyor 2 of 3, mesajlar 41 to 80 of 111