ben de dogum hikayemi forumda bicok yere yazdim
ama buraya yazmamisim...
23 Nisan Pazar günü...
Her doktor raporunda kaydı tutulan
o önemli tarih... SAT...
Her zaman aklımda tutacağım,
hiç unutmayacağım tarihlerin ilki...
Her sabah düzenli olarak çizelgesini tuttuğum ateşim
düşmüyor, belli bir çizgide devam ediyor...
İlk denememiz...
Uzun sürebilir, hemen olmayabilir...
Günler geçiyor... Sabahları ateşim beni umutlandırıyor...
Hamileyim... Hissediyorum...
Daha test bile yapmama rağmen her yerde
„Hamileyim!..“ diye bağırmak istiyorum...
Günler geçiyor... O tipik heyecanlar...
Midem bulandı, başım döndü, canım şunu istedi...
Yalan... Vücudum bana oyun mu oynuyor?...
Hamileyim öyle değil mi...
Kendimi frenlemekten vazgeçip
farklı markalarda gebelik testleri alıyorum...
Hayal kırıklığına uğramaktan çok korkuyorum...
Bebeğim... Orda mısın?...
Artık bekleyemeyeceğim...
27 Mayıs Cumartesi...
Heyecandan bakamıyorum sonuca...
Ralph, hafif beliren ikinci çizgiyi görüyor...
İlk test pozitif...
İnanamıyoruz...
Çok geçmeden çizgi daha da kızarıyor...
Başka marka, başka test,
gayet koyu şekilde pozitif...
Bütün testler pozitif!..
Bir oğlum olacak,
Adı Can olacak
biliyorum...
Hemen telefonlara sarılıyoruz...
Ailelere haber veriliyor...
29 Mayıs Pazartesi
İlk doktor kontrolümüz...
Görünürde kese falan yok...
Hamile değil miyim yoksa?
Bebeğim, gerçekten orda mısın?
12 Haziran Pazartesi
İkinci doktor kontrolümüz...
Bebeğimin kalbi pıt pıt atıyor!
Kalbi içimde atıyor...
İlk ultrason fotoğrafımız...
Tanıdıklarımıza „bebeğimizi“ gösteriyoruz...
10 Temmuz Pazartesi
Bebeğimin kollarını, bacaklarını görüyoruz...
Hareket ediyor!..
Bebeğim içimde hareket ediyor...
Bebeğim, büyüyor...
Karnım büyüyor...
Aşkımız ve ben büyüyorum...
Tamamen sorunsuz,
güzel ve heyecan dolu geçen ilk altı aydan sonra
ilk panik anımız...
Benim minik oğlum
kafasıyla rahim ağızına baskı yapmaya başlıyor...
Kesin yatak istirahati...
Hamilelik şekeri... Beslenme disiplini
ve plasenta previa... Kanama riski...
Kesinleşen doğuma müdehale yöntemi...
Sezaryen!...
Oğlumu bağıra çağıra,
kanter içinde,
soluk soluğa doğurma hayallerim,
yeşil elbiseli,
ağızları maskelerle örtülmüş
steril insanların, steril ve aydınlık ameliyathanesinde sona erecek...
Her doktor kontrolünde uyarılıyorum...
Her an erken doğum ve kanama riskine karşı
beni hastaneye yatırmak istiyorlar...
Ben Ralph'ten ayrı uyumak istemiyorum...
1 Aralık Cuma
Korkulan oluyor,
ilk kanama,
İlk büyük panik...
Dünyam duruyor sanki...
Usul usul sızan kanı hissediyorum...
Bebeğim orda mısın?
Hareket ediyor...
Çığlık çığlığa bağırıyorum...
Hareket etmiyor...
Ralph! Ambulans çağır!
Bebeğim gidiyor!
Bildiğim tüm dualar aklımdan siliniyor
Allah'a yalvarıyorum...
Ambulansın içinde bilincim gidiyor...
beynim uyuşuyor...
siren sesi,
akan kanımı yavaşlatıyor...
Hemen doğumhaneye alınıyorum...
İnanılmaz bir hızla vücudumun herbir yanına,
karnıma aletler, kablolar bağlanıyor...
Ekranda atan kalbini görüyoruz...
Burdayım gitmedim der gibi tekmeler atmaya başlıyor
Bebeğim daha çok küçük
daha benimle kalması lazım!
Kanama duruyor
ama her an olası erken doğum riskine karşı
oğlumun akciğer gelişimini tamamlaması için
ilaç enjekte ediliyor...
Düzenli kasılmalar başlıyor...
Sancı geciktirici, rahim gevşetici
Partusistan (Tokolyticer) en yüksek dozda damarlarıma veriliyor...
Ve çok uzun soluklu hastane serüvenimiz başlamış oluyor...
Düzenli-düzensiz aralıklarla kanamalar,
kasılmalar, sancılar, korkular,
bütün duygular birbirinin içine giriyor...
Bir belirsizlik başlıyor...
Tuvalete bile kalkmama izin verilmiyor
odamdan dışarı çıkamıyorum...
Haftalarca kolumda serum,
yüreğim ağzımda,
kıpırdamadan yatıp,
içimde kıpırdayan oğlumla konuşuyorum...
7 Aralık Perşembe
doğduğum günü, oğlumla içiçe geçiriyorum
Oğlum dışarı çıkmak istiyor...
Kanamalarım, kasılmalarım gün geçtikçe artıyor...
Doktorlar daha fazla beklemenin riskli olduğunu söylüyorlar...
Kanamalarım arttıkça
birçok geceyi doğumhanede korkuyla geçiriyorum...
Gücümün tükenmek üzere olduğu anlarda
Can'ım bebeğim ve sevgili eşim bana umut veriyor...
Noel geliyor...
Noel geçiyor...
Sonra
Oğlumla içiçe hastane odasında eşimle sarılıp
yeni bir yıla giriyoruz...
1 Ocak günü, gecesi saatleri, dakikaları sayıyorum...
Ve 2 Ocak Salı sabahı
planlandığı gibi sezaryene alınıyorum...
Soğuk,
yeşil, steril ve aydınlık heryer...
Titriyorum... Ralph'in elini sımsıkı tutuyorum...
Bi ara yanımdan ayrılıyor...
Titriyorum... Ağlıyorum...
Anne olmak üzereyim,
annemi istiyorum...
Etrafımda onlarca yeşil kostümlü,
maskeli insan...
herkes hızlı...
telaşlı...
alt kattaki doğumhanede
umutla bağıran
ve son zafer çığlığına bebeklerinin ilk ağlayışları karışan
mutlu anneleri düşünüyorum...
Sonra anestezi için beni oturtuyorlar...
Sırtımda üç kez arka arkaya soğukluk hissi...
ve ardından hissizlik...
kıpırdayamıyorum...
belden aşağım yok sanki...
korkuyorum...
Şu an kimbilir dünyanın herhangi bi yerinin herhangi bi kentinde
mutlu kandınlar bağıra çağıra,
nefes nefese doğururken
ben ne düşünmem gerektiğini bilemiyorum...
Oğlum... Can'ım... az kladı... çok az...
Ralph yanıma geliyor...
Yeşil... Steril ve maskeli...
Elimi tutuyor ve bırakmıyor...
etrafımdaki onlarca insan konuşuyor...
seslerine hijyenik metal sesler karışıyor...
karnımda baskı hissediyorum...
bağırıyorum...
tıpkı o mutlu kadınlar gibi
normal doğum çığlıkları atıyorum...
sonra bebek çıkıyor diyorlar...
saat dokuza bir var...
saçları siyah...
Ağlıyor mu diye soruyorum...
Ağlıyor...
Yanıma getiriyorlar...
Sıcacık...
Yanağını yanağma değdiriyorum...
Yüzündeki vernix yüzüme bulaşıyor...
Anne oldum...
Ağlıyorum...
Bağıra bağıra ağlıyorum...
Ralph elimi hiç bırakmıyor...
Birlikte ağlıyoruz...
Mutluluktan, sevinçten, şaşkınlıktan...
Can'ın ilk kontrolleri yapılıyor...
2720 gram, 49 santim.
Başı 32 buçuk santim
pH 7.48
Apgar 9/10
Oğlum sağlıklı...
Küveze girmeyecek...
erken doğdu ama sağlıklı...
Mutluyuz... Çok mutluyuz...
Oğlum babasıyla aşağı iniyor...
Beni dikiyorlar...
Sonra spinal anesteziye karşı reaksiyon gösteriyor vücudum...
Heryanım kaşınmaya başlıyor...
Ben oğlumun yanına gitmek istiyorum...
Olmaz diyorlar...
Beni yukarda bekletiyorlar...
Can'ımı koklamak istiyorum...
Zaman geçmiyor...
Nihayet aşağı indiriliyorum...
Oğum babasının çıplak göğsüne yatmış
koklaşıyorlar...
Can Bebeğim'i bu kez benim göğsüme yatırıyorlar...
Uzun uzun koklaşıyoruz...
Birbimize dokunuyoruz...
Dünyanın en güzel bebeği benim oldu...
Ben anne oldum...
Aradan altı saat geçiyor
ve Can'ım oğlumun nefes alış verişleri
doktor ve ebelerin dikkatini çekiyor...
Kontrol için yanımdan alıyorlar onu...
İşte o an, ağrılarım başlıyor...
Oğlum doğum kanalından geçmeden
sezeryanla birden, hazırlıksız dışarı çıktığı için,
akciğerlerinde amniyos sıvısı kalmış...
Normal doğan bebekler,
bu sıvıyı doğum kanalından geçerken sancılarla birlikte atabiliyorlar
ama benim oğlum o normal doğum sürecini yaşamadan
birden dışarı çıktığı için uyum sorunu yaşadı...
Bi kaç gün küvezde gözlem altında kalması gerekebilirmiş...
Ağrılarım artıyor...
N'olur oğlumu almayın yanımdan...
Daha altı saat önce koynuma aldığım oğlum
diğer binadaki yeni doğan kliniğine götürülüyor
babası da yanında gidiyor
bense doğum yapan mutlu annelerın yanında
acıdan, korkudan ve çaresizlikten ölüyorum...
ben de gitmek istiyorum...
oğlumu görmek istiyorum...
o daha çok küçük...
bana ihtiyacı var...
yerimden kıpırdayamıyorum...
ona ihtiyacım var... kokusuna ihtiyacım var...
Mutlu anneler, yavrularıyla gözümün önünde koklaşırken
ben hüngür hüngür ağlayarak ona süt sağıyorum...
babası o ilk kolostrumu
enjektörün içine çekerek oğluma götürüyor...
bi an önce ayağa kalkmalıyım,
oğlumu görmeliyim...
bütün gece üzerime sinen kokusunu içime çekiyorum...
ağlayarak her dört saatte bir ona süt sağıyorum
elimden başka bişey gelmiyor...
elimi boş bulunup karnıma götürüyorum
bebeğim artık orda değil...
yanımda değil...
kendimi bomboş hissediyorum...
ertesi gün tüm gücümü toplayıp ayağa kalkıyorum...
tekerlekli sandelyeyle Ralph beni oğluma götürüyor...
etrafında kablolar
orda öyle yapa yalnız yatıyor...
can'ım oğlumun canını mı acıtmışlar...
orda kendimi kaybediyorum...
doktorlar iyi olduğunu söylüyorlar...
erken doğduğu için her ihtimale karşı gözetim altında tutuyorlar...
günde dört beş kere
ziyaret saatleri içinde oğlumun yanına gidip saatlerce kalıyorum
elini tutuyorum, onu okşuyorum
altını açıp emziriyorum...
bi kaç güne kadar evimize çıkabileceğiz...
her geçen gün oğlumun etrafındaki kablolar azalıyor...
üç gün sonra küvezden çıkıyor...
iki gün sonra da evimize gidiyoruz...
hamile olarak ambulansla çıktığım evime
kırk gün sonra bebeğimle dönüyorum...
anne olarak evime dönüyorum...
kapıda eşimden bi karşılama notu
„willkommen mama Gülce
willkommen can“
yaşanan tüm sıkıntılara değdi...
artık herşey çok güzel...
şimdi üçümüz bi daha hiç ayrılmamak üzere
ayrı geçen o bi kaç günün acısını çıkartıyoruz...