Forum Bebeği Forum Ana Sayfa

Bebek.com Forum'a Hoş Geldiniz...

Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
Bebek.com forumunu ilk ziyaretiniz ise; Forum Kuralları için tıklayınız.

 MOLA YÖNTEMİ

Sayfayı değiştir: < 123456789 > | Sayfayı gösteriyor 4 of 9, mesajlar 61 to 80 of 180
Yazar Mesaj
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 12.06.2008 23:42:07 ( #61 )
Çocuklarınızı ısırarak sevmeyin!

Minik çocuklar sevimli hareketleriyle çoğu zaman yetişkinlerin kanını kaynatır.

    Birçok insan ise sevgisini ifade etmek için genelde ya bebekleri ısırarak ya da sıkarak severler. Ancak bu davranışın birçok zararı bulunuyor.
Çocuklar sevilirken genelde öpülür, sıkılır ya da ısırılır. Halbuki ısırarak sevmek, çocuğun dişlerini çıkardığı bir dönemde çocuğun da çevresindekileri ısırmasına dönüşebilir.

Bu yaklaşım çocuğun dünyasında ise zamanla kendini ifade etmek için kullandığı bir davranışa dönüşmektedir. Örnek olarak; oral dönem dediğimiz özellikle diş çıkarmaya başladığı zamandan itibaren çocuk nesneleri ağzıyla ısırarak tanımaya başlar. İlk etapta size sevimli ve komik gelen bu davranışlar, uygun bir yaklaşım sergilenmezse, ilerleyen dönemlerde çocuğun her fırsatta annesini, bakıcısını, eve gelen misafirleri, kreşe gidiyorsa kreşteki arkadaşlarını ısırması ile sevimsizleşir. Özellikle kreşe giden çocuklarda velilerin şikayete gelmesi, ısıran çocuğun gruptan uzaklaştırılması gibi sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Nasıl davranmalıyız?

Çocuk, gücünü ortaya koyan şeyleri yapıp denemek ister ve çocukta dişlerin çıkmaya başlamasıyla ısırma genellikle görülen bir durumdur. Önemli olan çocuğun bu tepkileri karşısında yetişkinlerin tutumudur. Eğer çocuklar ısırarak, çevrelerinden almayı bekledikleri cevabı alıyorlarsa (ilgi gibi), çocuğun yanlış davranışları ebeveynleri ya da çevrelerindeki yetişkinler tarafından pekiştirilmiş olur. Burada yapılması gereken, çocuklar doğru ve istenen davranışları uyguladıklarında, bunun farkında olmak ve pozitif pekiştireçler kullanarak (sevgi sözleri, sarılıp öpme, alkışlama gibi) çocukların ilgi ihtiyaçlarını meşru yollardan doyurmaktır. Böylece çocuk ilgi görmek için ısırmaya ihtiyaç duymayacaktır.

Örnek olarak çocuğu arkadaşlarıyla ısırmadan ve kavga etmeden geçirdiği oyunları için memnuniyetimizi belirten ifadelerle sarılıp okşamak işimizi kolaylaştırır.
 
Çocuğunuzla yaşayacağınız her türlü problemin çözümü için püf noktası; çocuğun ilgi ve ihtiyacını karşılamak, davranışlarımızda kararlı ve tutarlı olmaktır.

Kimi yetişkinler sevginin dozunu kaçırarak bebeklerin yanaklarını, kolunu ve bacağını ısırarak sevmektedirler. Bu durum çocuğun hem ısırma isteğini tetiklemektedir hem de bebeklerin mikrop kapma riskini artırmaktadır.


Çocukların ısırmaları bize komik gelebiliyor. Kimi zaman biz de onları ısırıyor ve gülüyoruz. Çocuğunuz ısırdığı zaman gülmeyin ve karşılık vermeyin. Çünkü belli bir davranış ödüllendirildiğinde, bireyin o davranışı gelecekte tekrarlama ihtimali artacaktır.

Çocuğun ısırdığı durumlarda kalıp bir cümleyi tekrar ederek bu davranışını benimsemediğinizi jest ve mimiklerinizle de destekleyerek "Isırma!", "Isırmak yok", "Isırmanı istemiyorum" gibi cümlelerle kararlı bir şekilde söyleyin. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; çocuğa doğru davranışın ne olduğunu anlatmak ve bir şey istediğinde arkadaşına vurmak, ısırmak yerine size veya bakıcısına gelip söylemesini tembih etmektir. Bunu uygulamalı olarak çocuğunuzla oyun şeklinde yapabilirsiniz. Eğer çocuğunuz bunu anlayacak seviyede değilse (örnek olarak 11 aylık bebek ise) ısırdığı durumlarda eline oyuncak vererek dikkatini başka bir yöne çekebilirsiniz.
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 12.06.2008 23:49:10 ( #62 )
Çocuklarınız olumsuz lakap takmayın.
 
Bir bitki bile olumlu ya da olumsuz sözlerden etkileniyorsa, duygusal bir varlık olan insanın etkilenmemesi beklenemez. Hep olumsuz yanlarının söylendiği bir ortamda çocuklarınız bulunmak istemeyecek, sizinle beraber olmaktan sıkılacaktır.

Bir gün 3 çocuğunu okula kaydettirmek için getiren bir veli ile tanışmıştım. Koridorda karşılaştığım bu veli, çocuklarını benimle şu şekilde tanıştırdı: "Büyük içine kapanık, ortanca sakar, küçük de şımarık!" Ve ekledi: "Tam size göre bu çocuklar hocam, hepsi de problemli!" Bence problemli olan çocuklar değildi.

Bir kayayı azar azar delen su damlaları gibi, her gün tekrarlanan yıkıcı ifadeler gençlerin ve çocukların kimlik duygusunu zedeler. "Geri zekalı, aptal, tembel, düşüncesiz, sakar" gibi ifadeler çocuğun iç dünyasını altüst eder. Onuru kırılan çocuk, genç olduğunda bunlara tepki göstermeye çalışınca, evde çatışma başlar. Aile daha fazla baskı ve ceza yöntemleri uygulamaya başladıkça gençte başkaldırma, isyan duyguları iyice gelişir ve perçinleşir.

 
Neticede kaybeden her zaman anne ve babadır.

<mesaj tarafından düzenlendi E V R E K A on 29.11.2008 16:03:52>
 

 
*BoNuSuM*

  • Tüm gönderiler : 3042
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Bursa
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 13.06.2008 04:31:22 ( #63 )
bayıldım sayfana emeğine sağlık. yazıları görünce kalkamadım pc den ve şuan saat 4
3 yaşındayıs bizde mızmızlıklarımız ve ağlayarak yaptırma girişimlerimiz oluştu bir kaç haftadır.
şuan tek yaptığım konuşmak böyle devam ettiği sürece isteğini yapmıycağımı bana ağlamadan ve yalvarmadan konuş diyorum.tabiri caizse sülük gibi yapışıyor üstüme ve sürekli yapmak istediği şeyi tekrarlıyor ne yapsam ayıramıyorum bazen mantıklı açıklamalarım işe yarıyor bazen ilgisini başka şeyede çekebiliyorum ama bu davranışını çok sık yapıyor rahatsız oluyoruz artık. bazen kontrol altına alamıyorum..o zaman kalkıyorum yanından
başka bir yere gidiyorum tabi oda peşimden geliyor ısrarla.
şu mola olayını bende deniycem yarın ters bir şeyle karşılaşırsam.
bir kaç denememden sonraki sonuçları size aktarırım.
 
birde şu cümleyi kuruyorum boğaçhana. sen nedersin.
"şımarık ve yaramaz çocuklar annelerini üzerler ama sen akıllı ve uslu bir çocuksun anneni üzmezsin demi oğlum" diyorum bu sözcüğüm çoğu zaman işe yarıyor.
oda bana "evet bebekler annelerini üzer onlar yaramaz çocuklar ama ben akıllıyım üzmem seni" diyor
ama daha farklı bir şeyde yine aynı hareketi yapıyor.
sanırım zorlu bir süreçteyim...


deniz
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 13.06.2008 13:37:24 ( #64 )
Teşekkür ederim Deniz.
 
Umarım işe yarar.
Ben zaten bu sayfayı açarken bir çok annenin bu yöntemden haberi olmadıgını bildigim için açtım...
 
Yalnız şımarık ve yaramaz çocuk ifadesi çocugu etiketlemeye,  suçluluk duygusunun yerleşmesine sebep olur. Bu tür ifadeleri kullanmadan durumu betimleyerek sen dilini degil,ben dilini kullanmaya çalışsan daha iyi olur.
 
Seni dinlediği an ya da istenilen davranışı yaptıgı an mutlaka sözel, etkinlik veya başka pekiştireçlerle pekiştirilmelidir.
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 13.06.2008 13:42:51 ( #65 )
Ben ve Sen Dili

Çocuk sahibi olmak, her anne-babanın yaşamındaki dönüm noktasıdır. Bu mutluluk kişinin yaşayacağı en mükemmel duygudur. Her anne-baba çocuğu için her şeyin en güzelini ister kuşkusuz.

Çocuğun sağlıklı gelişebilmesi, anne-babanın bu role hazır olması ve çocuk eğitimini bilmesine bağlıdır. Öncelikle eşler evlilik ilişkilerini değerlendirmeli, ebeveynliğe hazır olup-olmadıklarını tartışmalı, sonra çocuk sahibi olmaya karar vermeliler. Bu tartışma kişilerin özgüveni, evliliğe yükledikleri anlam, eşlerin birbirinden beklentileri güven duygularını kapsamalıdır.
Yapılan en büyük hatalardan biri, enliliği kurtarmak, eve bağlamak hedefiyle çocuk sahibi olma kararı almaktır.
Çocuğun dünyaya gelmesiyle, ailenin yaşam tarzı değişecektir. Bu değişimin sağlıklı oluşması önem taşımaktadır. Günümüzde pek çok klinikte etkili anne-baba olmak, iyi anne-baba olmak gibi çalışmalar yürütülmektedir. Amaç, ebeveynlerin çocuklarını tanımaları ve onların bilişsel, sosyal, duygusal gelişimlerinin en sağlıklı biçimde oluşması için imkan sunmalarını sağlamaktadır.
Ebeveynlerin çocuklarıyla konuşurken kullandıkları dil çok önemlidir. Duygularımız doğaldır, birbirlerinin duygu ve düşüncelerini sözel ifadeler ve beden diliyle algılarız.
İletişim, kişilerin birbirlerine (bilinçli ya da bilinçsiz olarak) duygu ve düşünceleri aktardıkları süreçtir.
Çocuğuyla güçlü iletişim kurmanın birinci basamağı, onun duygularını ve düşüncelerini olduğu gibi kabul etmek ve dinlemektir. Dinleme, etkin dinleme (katılımla dinleme), pasif dinleme (edilgin dinleme), kapı aralayıcı mesajlarla dinleme şeklinde olur. 
Pasif (edilgin) dinleme herhangi bir yorum katılmadan, jest ve mimiklerle çocuğunuzu dinlediğinizi hissettirmeniz şeklindedir.
Etkin dinleme (katılımlı), söylediği sözleri açarak tekrar etmek ve kendi çözümlerini bulmasında yardımcı olmak şeklindedir.
 
Kapı aralayıcı mesajlar
"Ben sen dili" ne demektir?
Ben dili, bireyin karşılaştığı davranış ve durum karşısında bireysel tepkisini, kendi duygu ve düşüncelerini açıklayan ifade şeklindir. Kendimizi "ben"li cümlelerle anlattığımız zaman karşımızdakini incitmemiş, fakat kendi mesajlarımızı da vermiş oluruz.

"Sen" dili suçlama içerir ve karşımızdaki kişi doğal bir savunmaya geçer. Dolayısıyla sonuç anlaşılamama, tartışma, kavgaya kadar gidebilir. Sen ve ben diline örnek vermek gerekirse;
Sen dili:  Ör. Sen hatalısın! Çok yanlış davranıyorsun!
Ben dili: Ör. Senin bu davranışın beni incitti, üzüldüm!
Şeklinde ifade edilebilir
 
Çocuklarımızla iletişimi engelleyici etmenler nelerdir? 
Öğüt vermek, çözüm getirmek, kendi düşüncelerimizle yönlendirmek.

Yargılamak, eleştirmek, kıyaslamak.
Sürekli sorular sormak, incelemek.
Teselli vermek veya çocuğunuzun anlatmaya çalıştığı konuyu değiştirmek.
Etiketlemek, tahlil etmek.
 
Çocuğunuzla başarılı iletişim kurmak için neler yapmalısın?
Çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini anlayın (empati)

Çocuğunuza saygı duyun.
Gerçekçi ve doğal davranın.
Onu dinleyin.
Onunla göz teması kurun.
Dokunsal teması artırın.
Nerede, ne zaman, nasıl, ne söyleyeceğinizi iyi belirleyin.
Akıcı, sade bir dil kullanmaya çalışın.
Size güvenebileceğini hissettirin.
 
Uzman Psk. Aynur Sayım
<mesaj tarafından düzenlendi E V R E K A on 13.06.2008 13:44:31>
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 13.06.2008 14:12:19 ( #66 )
ANNE BABAYLA YATAN ÇOCUKLAR

Anne ve babasıyla birlikte yatan çocukların ileriki yaşamlarında sanıldığı gibi psikolojik sorun yaşamadığı bildirildi.

ABDde yapılan bir araştırma, birlikte uyumanın sağlıklı olduğunu ve çocuğun gelişimi üzerinde uzun süreli etkisi bulunmadığını ortaya koydu.
California Üniversitesinden Dr. Paul Okami, öncelikle ailelerden çocuklarının uyku planını sunmalarını istediklerini, buna göre, ailelerin yüzde 35inin bebekleri 5 aylıkken aralıklı olarak kendileriyle uyumasına izin verirken, yüzde 9unun sürekli birlikte uyuduklarını söyledi.
Okami, çocuklar 5 yaşına gelinceye kadar bu oranın yüzde 6ya düştüğünü, 6 yaşında ise sadece yüzde 3 olduğunu belirtti.

YALNIZ UYUYANLARDAN HİÇ FARKLARI YOK
Araştırmacılar, 5 aylık oluncaya kadar ailesiyle birlikte uyuyan çocukların 2 ya da 3 yaşına geldiğinde yalnız uyuyan çocuklardan hiç farkı olmadığını, birlikte uyumanın uyku bozukluğuna yol açmadığını saptadı.
Aynı şekilde bu çocukların 6 yaşına geldiğinde duygusal farklılık ya da davranış farklılığı ortaya koymadığı belirlendi. Araştırmacılar, ayrıca bu çocukların, birlikte uyumaya karşı olanların ortaya attığı akıllarında seksten başka birşey olmuyor görüşünün yanlış olduğunu da kaydetti.

VAROLAN ENDİŞELER YERSİZ
Araştırmaya konu olan çocukların, 18 yaşına geldiklerinde yeniden incelendiğini ifade eden araştırmacılar, çocukların bu yaşta da yalnız uyuyan çocuklardan çok önemli bir farklılık göstermediğini belirtti. Her iki grubun da aileleriyle ve yetişkinlerle aynı şekilde ilişki kurabildiği kaydedildi.
Doktorlar, araştırmada birlikte uyumayla tütün, alkol ve uyuşturucu kullanımı arasında bir bağ da bulamadı.
Dr. Okami, Developmental and Behavioral Pediatricsde çıkan makalede araştırmaların birlikte uyumayla ilgli endişelerin yersiz olduğunu gösterdiğini söyledi.

Alıntı...
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 13.06.2008 14:16:27 ( #67 )
Babanın Çocuğuyla İletişimi   
 

Baba, çocuk eğitiminde ve çocukla iletişimde arka planda kalmamalı

Ailede, çocuğun eğitimi ve bakımı görevinden genellikle anneler sorumlu tutulmakta. çocuğun eğitimi ve çocukla iletişimde annenin önemi o kadar çok vurgulanmakta ki, baba çocukla iletişimde ve çocuğun eğitiminde çoğu zaman unutulmakta veya arka planda kalmaktadır.

Baba, çocuğunun öğretmenine ‘hocam bizim çocuğun dersleri ile annesi ilgilenmekte, annesi ile görüşseniz daha faydalı olur!” baba,  anneye “Hanım, çocuğa söyle eve geç gelmesin!” “Çok para harcıyor, konuş çocukla! ”doğal bir karşılık olarak da çocuk annesine “Anne! Babama söylesene bana biraz para versin” “Babamdan izin alır mısın? Akşam arkadaşlarda kalacağım!” şeklindeki konuşmalar baba-evlat arasında muhtemel iletişimi bile anneye yüklemektedir.

Baba - evlat arasında bu iletişimsizlik anneyi arabulucu konuma getirmektedir. Ebeveyn kendi üzerine düşen vazifeleri birbirine karıştırması ve yerine getirmemesi, aile içi iletişime büyük zararlar verecektir.

Çocuğun hayatında annenin ve babanın rolü farklıdır. Hiçbir anne, bir babanın ve hiçbir baba bir annenin rolünü taşıyabilecek güçte değildir. Her anne ve her baba sınırı içinde çocuğun benlik algısını ve özgüvenini oluşturmasına destek verir.

Mesela sorumluluklardan biri babanın maddi olarak evine ve çocuğuna bakmasıdır. Ev işlerini yapması, çocuğunun fiziki ihtiyaçlarını karşılaması da annenin sorumluluklarındandır. Paylaşılabilen bu gibi sorumlulukların yanında paylaşılamayan, paylaşılmaması gereken sorumluluklar da vardır. Çocuğuna sevgi ve şefkat göstermek, onunla oynamak, onun günlük ihtiyaçlarını karşılamak gibi sorumluluklar paylaşılmamalıdır.

Bir baba, evladının hayatında nasıl bir figür oluşturuyor? Yalnızca korkulan, hep kural koyan,eve geldiğinde yaptıklarından dolayı kendisini hesaba çeken bir baba mı?

Sıkıntılarının paylaşacak, sorularını rahatça sorabilecek, kendisine desteğini-yardımını esirgemeyen, kurallarında tutarlı olan,ilgi ve sevgisini esirgemeyen bir baba mı?

      İyi bir baba özdeşim modeli çocuğun;

·         Cinsel kimlik kazanımı

·         Okul başarısı artışı

·         Zekâ gelişimi

·         Disiplin anlayışının gelişimi

·         Özgüven oluşumu

·         Sosyalleşme

·         Liderlik yapısının gelişimi

·         Arkadaş ilişkilerinde uyum… gibi sayısız önem taşıyan özellikleri kazanmasını sağlar.


Babaların çocukları ile daha iyi bir iletişim kurması için önerliler;

·         Çocuğunuzla iletişim kurmak için onun büyümesini beklemeyin. Çocuğunuzun doğumu ile birlikte onu ilk kucağınıza altığınızdan itibaren çocuğunuzla iletişim başlamıştır.

·         Çocukların gelişim dönemleri özelliklerini bilmeniz çocuğunuzla iletişiminiz kolaylaştıracaktır.

·         Çocuğunuzu aktif dinleyin.

·         Çocuklarınıza verdiğiniz sözleri tutmaya çalışın, tutamayacağınız sözleri vermeyin.

·         Söyledikleriniz ile davranışlarınız arasında tutarlılık olmasına dikkat ediniz.

·         Çocuğunuzu her koşulda sevdiğinizi ona hissettirin.

·         Baba yoksunluğunun çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri biliniyor. Özellikle de babasının yetersiz ilgisine ve ihmaline maruz kalan çocukların kişilik gelişimlerinin bir yönüyle yetersiz kalabileceği ihtimali unutulmamalı.

·         Baba -  annenin ortak sorumluluk almaları, tutarlı hareket etmeleri çocuğun kişilik gelişimini olumlu yönde etkilediği unutulmamalı.

·         İş yoğunluğu nedeni ile Çocuğu ile geçirdiği vaktin uzunluğunu artıramayan babalar, daha çok çocukları ile geçireceği vaktin niteliğini artırarak çocuğun bu konudaki ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilirler.

·         Çocuğunuz üzerinde korkuya dayalı bir disiplin uygulamayın. Tam tersi olarak tamamen disiplinsiz, kuralsız ve kontrolsüz bir disiplinin de çocuk üzerindeki olumsuz etki bırakmaktadır.

Şenol YİĞİT
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 13.06.2008 14:19:21 ( #68 )




BUNLARI YAPIYOR MUSUNUZ ?


Ailenizde hepinizi ilgilendirecek bir karar mı alınacak yaşı kaç olursa
 olsun, konuşmayı biliyorsa çocuğunuzu da konuşturun.

Kararlarınıza onu da ortak edin.
Bu sizin ona güvendiğinizi değer verdiğinizi kendisinin de bu ailenin gerçek bir üyesi olduğunu hissettirecektir.

Topluluk içinde söz alması için onu teşvik edin böylece kendine güvenmesinifikirlerini açıklayabilecek ortamlarda cesaretli olmasını sağlamış olursunuz.

Kendini ve duygularını ne düşünüyorsun nasıl hissediyorsun gibi
sözlerle anlamaya çalışın.

Konuşurken onun yüzüne bakın ve ciddiye alındığını hissettirin.

Onun fikirlerine değer verdiğinizi hissettirin.
Onun olumlu davranışlarını takdir edin.

Yaşına uygun görevler verin.

Verilen görevlerden sonra başarısını takdir edin.

Ona zaman ayırın.

Onunla değişik konularda sohbet etme ortamı oluşturun.

Onun korku ve endişelerine saygı duyun.

Aşırı eleştirici olmaktan ve yarğılayıcı davranmaktan kaçının.

Başkalarının yanında onu küçük düşürmeyin.

Onun başarısızlıklarını büyütmeyin.

Başkaları ile onu kıyaslamayın

Kabiliyetlerini fark edin ve onları teşvik edin.

Ona sıklıkla sevdiğinizi söyleyin.

Aile için vazgeçilmez bir kişi olduğunun altını çizin

Onunla beraber sosyal aktivitelerde bulunun
 
Yanlış ve uygunsuz cezalandırmadan kaçının

Ondan beklentileriniz çok aşırı olmasın

Onun farklı ve gelişmekte olan kişilik yapısı olduğunu unutmayın

Onun için en önemlisi mutlu ve huzurlu bir aile ortamı oluşturmaktır
Her şeyden önemli olan çocuklarımız için her şeyin en iyisi olması tek
dileğimiz ise biraz yorulsak ta sıkılsak ta onlar için her şeye değer
onlar......

ihmale gelmezler her geçen gün saat dakika kayıbımızdır.

 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 13.06.2008 14:28:46 ( #69 )
Çocukla İletişimde Etkin Dinleme

İletişim kişilerin birbirlerine duygu ve düşüncelerini aktardıkları bir süreçtir. Bu sürecin başarısı bireyin mutluluğunun temelini oluşturur.
İletişim; bütün sağlıklı ilişkilerin başlangıcı, son yılların yeni fark edilen ve üzerinde en çok durulan konusudur. Sevginin, mutluluğun, sağlıklı bir toplumsal hayatın da temel ögesidir.
Kendisine güvenen insanların gereksinim duyacağı en önemli özelliklerden birisi insanlarla iyi iletişim kurabilmektir. Maalesef bu beceri doğuştan gelmez, sonradan edinilir.
Başarılı bir iletişimin temelinde; karşımızdaki kişilere saygı duymak, onların varlığını ve ayrı bir birey olduğunu kabul etmek, değerli olduklarını hissettirmek, onlara gerçekçi ve doğal davranmakla birlikte empati vardır.

İletişim sadece konuşma değildir. Neyi, ne zaman, nerede, nasıl söyleyeceğimiz konusunda fikir yürüterek, basit , akıcı ve anlaşılır bir dille karşımızdaki kişi ile göz teması kurarken dikkati yoğunlaştırabilmek ve aynı zamanda karşımızdaki kişinin verilen mesajı anlayıp anlamadığını kontrol edebilmektir. Kısaca, iletişimde temel ilke, kabul etmektir.
İletişime kısaca vurgular yaptıktan sonra, asıl konumuz olan çocukla iletişimde  etkin (katılımcı) dinlemenin önemine geçebiliriz.

Çağdaş anne-baba eğitimine getirilen yeni bir yaklaşım biçimi de çocuğunu dinleyebilmektir. Bu davranış, kazanılır ve öğrenilir. Çocuğu gerçek dinleme; sessizlik, anlayış, empati ( kendini çocuğun yerine koyarak olaya bakabilme yeteneği) ve yorumsuz dinleyebilme yeteneği gerektirir. Çocuğu dinlemek onun isteklerini mutlaka yerine getirmek demek değildir. Dinlemek, çocuğa sorununu anlattırıp rahatlatmak, anlayabilmek demektir.
 
Etkin dinlemenin en uygun zamanı, çocuğun ihtiyaç ve isteklerinin yerine gelmediği yani çocuğun problemi olduğu zamandır. Genellikle anne-baba çocukların problemlerini üstlenmeye yatkındırlar, oysa yapılması gereken şey probleme çocuğun sahip çıkmasına izin vermek, ona kendi problemini çözebileceğine dair güven vermektir.
 
Bu açılardan etkin dinleme, çocuğun probleminin çözümünde ilk adımı oluşturur. Artık, çocuklar daha önce anne-babalarına açamadıkları problemlerden söz etmeye başlarlar. Atılan ilk adımdan sonrasını genellikle kendileri getirir ve kendi çözümlerini bularak problemlerin üstesinden gelirler.

Ayrıca, etkin dinleme sonucunda:
- Çocuğun konuşma yeteneği ve kelime hazinesi gelişir, kendini rahatlıkla ifade eder.
-Sorununu davranışla göstermek yerine (saldırganlık, ağlamak, huysuzluk) sözle ifade ederek rahatlar.
-Anlaşıldığını hisseder, daha huzurlu ve güvenli olarak sorunlarını konuşarak halleder.
-Çocukla anne-baba arasında bir yakınlık doğar, onlara danışır, diyalog kurar.
-Söyledikleri dinlenen çocuk da anne-babasını dinlemeye başlar.

Başka bir anlatımla çocukla iletişimde etkin dinleme; yalın, daha anlamlı bir ilişkinin gelişmesine fırsat verir. Anne-babasının kendisini dinlediğini gören çocuk, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür. Duygularını ifade etme imkânı bulduğundan “anlaşıldım” duygusunu yaşar ve rahatlar. Bu durum çocuğun benlik saygısının artmasına, kendisini dinleyen kişiye yakınlık duymasına neden olur. Sağlıklı mesaj akışı çocuğun ailesi ile olan ilişkilerini ve dinamik bağını güçlendirir, iletişimi sürekli kılar.
 
Etkin dinlemede ebeveyn suskun ve pasif değildir. Çocuğun duygu ve düşünceleri ile ilgili ve onları onaylayan bir görüntü içinde, çocuğun düşünmesine yardım eden roldedirler. Sorumluluk çocuktadır, ebeveyn ise çözümde yardımcıdır.

Uzun süre dinlenmeyen ve iletişim kopukluğu yaşayan çocuklar, savunmaya geçebilir, iş birliğine yatkın olmayabilir, içe kapanabilirler. Bunun sonucunda sergiledikleri çalma, saldırganlık, kendine zarar verme gibi davranış bozuklukları ile anne-babasına “ LÜTFEN BENİ DİNLE, DİKKATİNİ BANA VER” mesajını iletmektedirler.

Kısaca; sıkıntı veren duygular bastırılarak ya da başka şeyler düşünülerek yok edilemezken, açıkça dile getirildiklerinde yok olurlar. Erişkin insanlar bile sıkıldıklarında veya darda kaldıklarında çare üretmekten aciz olsa da kendini dinleyen kişilere içini dökerler. Kendisinin dinlenmesi kişiye büyük bir rahatlık verir.
Bu yönleriyle iletişim yaşam boyunca ihtiyaç duyacağımız vazgeçilmez bir gerçektir.

 
Alıntıdır.




 

 
*mertimm*

  • Tüm gönderiler : 391
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 14.06.2008 00:58:59 ( #70 )

Orjinalden alıntı: E V R E K A

ANNE BABAYLA YATAN ÇOCUKLAR

Anne ve babasıyla birlikte yatan çocukların ileriki yaşamlarında sanıldığı gibi psikolojik sorun yaşamadığı bildirildi.

ABDde yapılan bir araştırma, birlikte uyumanın sağlıklı olduğunu ve çocuğun gelişimi üzerinde uzun süreli etkisi bulunmadığını ortaya koydu.
California Üniversitesinden Dr. Paul Okami, öncelikle ailelerden çocuklarının uyku planını sunmalarını istediklerini, buna göre, ailelerin yüzde 35inin bebekleri 5 aylıkken aralıklı olarak kendileriyle uyumasına izin verirken, yüzde 9unun sürekli birlikte uyuduklarını söyledi.
Okami, çocuklar 5 yaşına gelinceye kadar bu oranın yüzde 6ya düştüğünü, 6 yaşında ise sadece yüzde 3 olduğunu belirtti.

YALNIZ UYUYANLARDAN HİÇ FARKLARI YOK
Araştırmacılar, 5 aylık oluncaya kadar ailesiyle birlikte uyuyan çocukların 2 ya da 3 yaşına geldiğinde yalnız uyuyan çocuklardan hiç farkı olmadığını, birlikte uyumanın uyku bozukluğuna yol açmadığını saptadı.
Aynı şekilde bu çocukların 6 yaşına geldiğinde duygusal farklılık ya da davranış farklılığı ortaya koymadığı belirlendi. Araştırmacılar, ayrıca bu çocukların, birlikte uyumaya karşı olanların ortaya attığı akıllarında seksten başka birşey olmuyor görüşünün yanlış olduğunu da kaydetti.

VAROLAN ENDİŞELER YERSİZ
Araştırmaya konu olan çocukların, 18 yaşına geldiklerinde yeniden incelendiğini ifade eden araştırmacılar, çocukların bu yaşta da yalnız uyuyan çocuklardan çok önemli bir farklılık göstermediğini belirtti. Her iki grubun da aileleriyle ve yetişkinlerle aynı şekilde ilişki kurabildiği kaydedildi.
Doktorlar, araştırmada birlikte uyumayla tütün, alkol ve uyuşturucu kullanımı arasında bir bağ da bulamadı.
Dr. Okami, Developmental and Behavioral Pediatricsde çıkan makalede araştırmaların birlikte uyumayla ilgli endişelerin yersiz olduğunu gösterdiğini söyledi.

Alıntı...


 
merhabalar Ruhan :)
yukarıdaki yazı beni çok rahatlattı. çünkü mert gece uyanınca yalnız yatmıyor ben yannıma alınca rahat uyuyor. ben de sabah erken kalktığım için çoğu zaman uyurgezer halde yanıma alıyorum.hatta bazı geceler  hatırlamıyorum bile...  sabah bir bakıyorum yanımızda...yani anlıyacağın çok alıştı bizim yanımızda yatmaya... hep endişeleniyordum zararlı mı acaba gelişimine diye.. bayağı rahatladım ... inşallh yaz tatilinde ayırmaya çalışacağım...   verdiğin bilgiler için sağol
 


Bazı idealler o kadar değerlidir ki,
Uğrunda mağlup olsan bile zafer sayılır.
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 14.06.2008 01:08:00 ( #71 )
Ayşe  bu yazıyı özellikle ekledim
 
Herkes ısrarla yanınızda yatırmayın, cinsel kimlik gelişimi açısından iyi degil diyor ama ben böyle düşünmüyorum.
 
Çocugun o anki duygusal yogunluguna cevap vermek gerekiyor.
Onu illa da istemediği halde kendi yatagında ve odasında yatırmaya zorlamak belki de farkında olmadan derin yaralar açabilir.
Annem-babam beni istemiyor diye düşünebilir ve anne-babaya olan güveni ve en önemlisi kendisine olan özgüvenini zedeleyebilir...
 
Hem ben her zaman şunu söylerim. Bu günler geri gelmeyecek.
İleride siz isteseniz bile yanınızda yatmayacak.
Bu nedenle çocugu sindirmeye, isteklerine gem vurmaya gerek yok.
 
 
 
 
<mesaj tarafından düzenlendi E V R E K A on 14.06.2008 10:55:21>
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 14.06.2008 13:56:20 ( #72 )
Çocuğunuz Hobisini Seçsin!...

İnsanların zevk için uğraştığı, bu uğraşı esnasında kendini fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal olarak geliştirdiği, öğrendiği ve mutlu olduğu aktiviteler hobi olarak tanımlanır. Her insana göre değişen hobilerin kişisel gelişime katkısı da önemlidir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Sevil Usanmaz, çocukları sosyal aktivitelere yönlendirmenin önemini anlattı.

Küçük çocuklar zamanlarının büyük bölümünü oyun oynayarak geçirirler. Çocuklar için oyun en büyük mutluluk kaynağıdır ve oyunla öğrenirler. Oyun ve oyuncaklar çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerinde en önemli yeri tutar, oyunla sosyalleşirler. Çocukların gelişim dönemlerine ve yaşlarına uygun seçilecek oyuncakların yararı bilinen bir gerçektir. Çocuklarda oyun oynamak hobidir diyebiliriz. Defalarca aynı oyuncakla aynı biçimde oynayabilirler.

Çocuklarınıza Model Olun

Çocuklara hobi kazandırmak ilk çocukluk döneminden başlar yavaşça ilerler. Çocuklara teşvik edici, destekleyici olmak, onları iyi gözleyerek ve yeteneklerini tanıyarak sevdikleri ve hoşlanabilecekleri önerilerde bulunmak ve hatta model olmak gerekir. Hobileri olan arkadaş gruplarına dahil etmek, grup oyunlarına ve sporlarına yönlendirmek, sanat aktivitelerine katmak, proje gruplarına yönlendirmek hobiler edinmelerini ve bunları geliştirmelerini sağlayacaktır. Çocuklarımızı yaptıkları işler, uğraşlar, edindikleri hobiler için daima takdir ve teşvik edelim ki, öğrenme istekleri kalıcı ve mutlu çocuklar olsunlar.

Seçimi Çocuğunuz Yapsın

Çocuklar istemedikleri, sevmedikleri hobileri yapmazlar. Bu, anne baba ile çocuk arasında gerginliğe sebep olur, gerginliğin ise olumlu gelişim ve değişimi sağlamadığını biliyoruz. Sevmediğimiz aktiviteler zorla yapıldıklarında ise mutluluk vermediği için zihinsel, duygusal, fiziksel, sosyal anlamda bize birşey katmadığı ve kazanım sağlamadığından bir süre sonra bırakılır.

Altı aylıktan küçük:

Ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır, hareketli oyuncaklar onun dikkatini çeker ve neşelendirir. Ses çıkaran renkli objeler ve çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Oturmaya başladığı yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiğini yakalamaya ve her şeyi ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Böylece yakalama ve dokunma duyusu gelişir. Tutunarak ayağa kalkabildiğinde ise eline geçen her şeyi yere atmaktan zevk alır. Zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar mutlu olur. Büyüklü küçüklü renkli toplar, içiçe geçebilen kutular bu dönemin oyuncaklarıdır.

Yürümeye başladığında:

Üstüne binip oturabileceği büyük hayvan türü oyuncakları, küçük sandık, sepet ve tabureleri seçer. Koltuklara tırmanıp dolapların içine saklanabilir, annesinin, onu sesinden bulacağını öğrenebilir.
İki yaşında: Bütünü parçalara ayırmak, kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini diğer oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, oyuncak telefon, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır. İtmeli ve çekmeli oyuncaklar, kova-kürek ilgi çekicidir. Elini kullanmayı ve dikkat etmeyi öğrenir.

Üç yaşında:

Üç tekerlekli bisiklet en çok sevilen oyuncaktır. Bacakları gelişirken el ve ayaklarını birlikte kullanmayı öğrenir ve yön duygusu oluşur. Yaratıcılığını geliştiren tahta -plastik bloklar, kum, oyun hamuru el becerisini ve hayallerini gerçekleştirmesini, oyun parkları sosyalleşmenin başlamasını sağlar.

4-6 yaş:

Fantazi ve keşfetmeye yönelik oyunlar (evcilik, okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri) Dil gelişimine katkısı olan (piyano, ağız mızıkası, trampet, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar, resimli renkli hikaye kitapları) Aritmetiğe hazırlayan (resim ve sayı eşleme oyunları; domino, kızma birader ve sayı kartları) oyuncaklar. Açık hava oyunları, drama oyunları sosyal ilişkilerin düzenlenmesini sağlar.

7-8 yaş:

Toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, aaaaek, dama, minyatür arabalar, saklambaç), bilişsel ve algısal becerilerin gelişmesini sağlayan (maketler, yap-boz oyunları) ve yaratıcı-estetik duygusunu geliştiren oyuncaklar (parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar)

9-11 yaşları arasında:

Karmaşık masa üstü oyunları, satranç ve video oyunları sorun çözme yeteneklerini, küçük parçalı, karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar, kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı ince hareket becerilerini ve sözcük türetme, monopol, tenis, ping-pong, basketbol, yüzme stratejik yeteneklerini geliştirir.

12 yaşın üzerinde:

Soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyun ve oyuncaklar (basit mikroskop ya da teleskop, kimya ya da elektronik setleri vb) ile bağımsız yaşam becerileri kazanmaya yönelik (yürüyüş, bisiklet, spor grupları ve kamplar) oyun ve oyuncaklar önerilmektedir.


Hobi Çeşitleri ve Gelişime Katkıları

Çocuklar oyunları sayesinde daha sonra yeteneklerine ve zevklerine göre hoşlandıkları ve mutlu oldukları hobileri seçerler ve bu durum onların meslek, arkadaş, iş seçimlerine yansır ve kendileri için mutlu oldukları zamanları yaratmalarına, bir hayat tarzı oluşturmalarına yardımcı olur.

· Uçurtma ile ilgilenen bir çocuk, maket oyuncaklar yapmaya başlayabilir, daha sonra model uçakla uğraşmayı hobi edinebilir

· Bisiklete binen, tırmanan, yüzen bir çocuk, iyi bir sporcu, takım oyuncusu, iyi bir yönetici olabilir ve onu mutlu eden hobisi dağcılık olabilir

· Oyun hamuru, boyama, renkli kitaplar, yap-boz oyunları, ağaç işleri, resim yapmayı seven bir çocuk, iyi bir fotoğraf sanatçısı, yazar olabilir veya iyi bir matematik öğretmenidir ve resim yaparken bu hobisinden çok mutlu olur.

. Müzik, drama, bahçe oyunlarını seven, minik deniz kabukları toplayan bir çocuk, yetişkinliğinde iyi bir doktor, bankacı, eleştirmen olabilir. Hobileri arasında koleksiyon yapmak bulunabilir.
 
Alıntıdır...
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 14.06.2008 13:58:53 ( #73 )

 
Uzmanlar, çocuklardaki inatlaşmaya farklı etkenlerin sebep olduğunu belirterek, bu etkenlerin bilinip ona göre davranıldığı zaman, inatlaşmanın önüne geçilebileceğini söylüyor. Ebeveynlerine bağımsız bir birey olduklarını kanıtlamaya çalışan çocuklar, bunu başaramadıklarını düşündüklerinde anne-babalarıyla inatlaşmaya başlıyor. Bu nedenle uzmanlara göre, çocuklarla gereksiz yere çatışmaya giren anne-babalar, iletişimsizliğin temelini atıyor.

Çocuklarda inatlaşmanın her yaş döneminde görülebileceğini belirten uzmanlar, çocukların bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme meraklarının, inatlaşma sürecini tetiklediğini bildiriyor. Uzmanlara göre çocuklar, anne-babaları ve çevresindekilerle ayrım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebiliyor. Çocukların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine de tanık olabilir ve bazen neyi isteyip neyi istemediğini bile anlamayabilirsiniz. Örneğin, acıkmıştır ama evdeki yemeği yememekte direnir. Söz gelişi hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz. 'Ben bundan istememiştim ötekinden al' diye tutturur. Diğer mönüden aldığınızda ise başka bir bahane bulur. Birinizden biri yenik düşene kadar bu sürtüşme devam edebilir. Çocuklarla inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koyması gerektiğini öneren uzmanlar, amaçların ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek veya uyutmak gibi çok çeşitli olabileceğini ifade ederek, onun ise tek amacının sizin dediğinizin tersini yapmak olduğunu belirtiyor. Uzmanlar bu davranışın nedenini ise; çocuğun anne-babaya karşı bağımsız bir birey olduğunu ve kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlamak istemesi olarak açıklıyor. Pek çok anne-babanın bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girdiklerini kaydeden uzmanlar, ebeveynlerin kendilerini de çocuklarını da yıprattıklarını söylüyor. Uzmanlara göre daha da kötüsü, bazı çocukların bunu bir alışkanlık haline getirdiğini ve daha ileriki yaşlara taşıdıklarını bildirerek, anne-babanın ise bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başladıklarını da belirtiyor. Kısacası, küçük yaşlarda başlayan, çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki iletişimsizliğin başlangıç noktası olabiliyor.

"SAHADA OLMADIĞINIZI VE FUTBOL OYNAMADIĞINIZI UNUTMAYIN"
Uzmanlar, anne-babaların çocukla çatışmaya girdiğinde yapması gerekenleri şu şekilde sıralıyor:

"- Her şeyden önce bu durumda soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden, 'O sadece bir çocuk' deyin. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak ve uzlaşmacı bir ses tonuyla konuşmaya özen gösterin.

- Sahada olmadığınızı ve futbol oynamadığınızı unutmayın. Her ikiniz de kazanabilir, her ikiniz de amacınıza ulaşabilirsiniz. Unutmayın; amacınız ona kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu ispatlamak değil, o anda elde edemeyeceği bir şeyden vazgeçmesini sağlamak olmalıdır.

- İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve açıklama yaparken, bu durumdan dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu mutlaka belirtin. Onun istediği şeyi sizin de istediğinizi, ama koşulların buna izin vermediğini söyleyin. Duygularını paylaştığınızı bilmek onu hem rahatlatacak, hem de sizi ona sürekli engeller koyan bir düşman olarak görmesini engelleyecektir.

- Ona kararlı ve tutarlı, fakat sevecen bir tavırla yaklaşın. Önce 'hayır' dediğiniz bir şeye sonradan 'evet' derseniz, çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Başka zaman ve durumlarda da siz pes edene kadar sizinle çatışmaya devam edecektir.

- Gerekli açıklamaları yaptıktan, üzgün olduğunuzu söyledikten ve bu konuda kararlı olduğunuzu hissettirdikten sonra ona biraz zaman tanıyın. İstediğini elde etmek konusunda bir süre sonra sizinle yeniden inatlaşmaya başlarsa hiç tepki vermeyin. Birkaç denemeden sonra vazgeçecektir.

- Çocuğunuz her şeye rağmen sizinle inatlaşmaya devam ediyorsa, dikkatini istediği şeyden başka bir noktaya çekmeye çalışın. Bu bir çizgi film, bir kuş, bir kedi, sevdiği bir yiyecek, oyun ya da herhangi bir şey olabilir. Çocuğunuz sakinleşene kadar ilgisini çekebilecek değişik alternatifler deneyebilirsiniz. Bu, küçük yaştaki çocuklarda daha çok geçerlidir. Ancak okul yaşına kadar, hatta bazen daha sonrasında bile bu yöntemin yararını görebilirsiniz.

- Çocuğunuza seçenekler sunun, böylece onu bağımsız bir birey olarak tanıdığınızı, onun kararlarına saygı duyduğunuzu düşünecektir. Kendisiyle ilgili kararları verebildiğini ve onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir. Siz de makul birkaç seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz. Sunduğunuz seçenekler ne kadar az olursa çocuğunuzun karar verme süresi de o kadar kısa olur. Sunduğunuz seçeneklerin, herhangi birinin seçilmesi durumunda onayladığınız seçenekler olmasına dikkat edin ki, yeniden bir anlaşmazlık yaşamayın."

alıntıdır..
<mesaj tarafından düzenlendi E V R E K A on 29.11.2008 16:11:41>
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 14.06.2008 14:00:59 ( #74 )
Agresif Çocukla Başetme Yolları 


Çocuklar onlara ilk anda hoş gelen, heyecanlandıran, gücünü ortaya koyan şeyleri yapıp denemek isterler. Vurmak, ısırmak, saçından çekmek caziptir, heyecan vericidir; güçlü olduğunu, kuvvetini, elinin çabukluğunu göstereceği yollardır bunlar. Şüphesiz bir- iki yaşındaki bir çocuk altı yaşındaki bir komşu kızının saçını çekiyorsa konu olmaz. O henüz bu yaşlarda başka çocukların hislerini anlayamaz, kendini onun yerine koyamaz. Bu nedenle de yetişkinler dikkat etmeli ve onu engellemelidir, engelleyebilmek için mümkün olduğunca göz önünde olmalıdır.

Zamanla düzelir

Çocuk zamanla, yaşı ilerledikçe bu davranışının yetişkinlerce onaylanmadığını, annesinin üzüldüğünü fark edecek; diğerlerine acı verdiğini, kendini kabul ettirmek için başka yolların olduğunu öğrenecektir. Ancak çocuk, yaşı ilerlemiş olsa da davranışlarını değiştirmeyebilir. Çünkü o sürekli bu yolla başarılı olmakta olduğunu görmüş, istediklerini bu yolla elde etmiş, vurarak, iterek istediği oyuncağı arkadaşının elinden almış, hatta artık diğer çocuklar o vurmadan, tekmelemeden onun istediklerini yapar olmuşlardır. Ya da çocuk kendi isteklerini ifade etmek için başka bir yol göremez, bilmez. Genellikle kendini sözlü olarak iyi ifade edemeyen, ifade ve konuşma zorluğu olan ve de konuşabilmek için aaa canlı, sabırsız olan çocuk için ısırmak, tükürmek tavır almaya veya derdini anlatmaya göre en kolay ve hızlı yoldur.
Dikkat çekmek isteyebilir

Bazı küçük cocuklarda, daha fazla dikkat çekmek için bu rolde ısrarlı olurlar. Onlar bilirler ki, eğer oyun oynarken yanındakini bağırtırsa, canını acıtırsa, elindeki arabayı hızla alırsa büyüklerinin dikkatnini çekebilecektir. İstediği zaten budur. Oysa arkadaşı ile sakin oynasa kimsenin dikkatini çekmeyecek, kimse yanına gelmeyecek, ne yapıyorsun diye sormayacaktır.

Fiziksel gücünü göstermek için

Genelde özgüveni olmayan veya özgüveni hırpalanmış olan çocuk, en azından fiziksel olarak güçlü olduğunu göstermek ve bunu sürekli olarak yeniden ispat etmek ister. Böyle çocukların genellikle sosyal deneyimi azdır. Onlar diğer çocukların mimiklerine, bakışlarına, tavırlarına pek anlam veremezler, anlayamazlar ve her zaman, en sıradan, doğal bir durumda bile kendilerine karşı bir tavır olduğunu düşünürler, tetikte kendilerini sürekli savunmada tutarlar.

Okul çağında daha fazla görülüyor

Tüm bunlar ve benzeri nedenlerle yetişkinler çocukları saldırgan tutumlarından uzaklaştırmak istiyorlarsa, önce yukarda anlatıldığı gibi bu davranışı ortaya çıkaran sebebi bulmalıdırlar. Ondan sonra, çocuğa zaman tanınmalıdır. Değişim için ilk önce zaman gereklidir. Genellikle okul çağına kadar çocuklar için tartışmak kavga etmek, birbirine vurmak, hızla girişmek demektir. Yavaş yavaş bu tutumlarını terk ederler. Ancak bu bizlerin sürekli davranışlarını doğru bulmadığımız, devamlı ayıpladığımızı söylememizle olmaz. Çoğu kez bu tutum ters teper.

Şiddeti normal görmeyin

Diğer yandan birçok ailede erkek çocukların süratle vurması veya tekme atması genellikle normal görülür. Hatta “görüyor musun yaramazı, kaşla göz arasında ne yaptı” derken biraz da memnuniyet, hayranlık dile getirilir. Çoğu kez “erkek çocuğu dediğin biraz haylaz, yaramaz olmalı” denilerek çocuğa rolü verilir ve bu rol onaylanır da. Kız çocuğu yapmaz, yapmamalı, kıza yakışmaz, ayıp derken”, ama o erkek, doğasında var, ne yapsan engelleyemezsin” denilmez mi? Çoğu durumda, yaşamın bir çok alanında zaten erkek çocuğu eğer erkek gibi erkek olmak istiyorsa vurucu olması gerektiğini ve erkek rolünün de bu davranış biçimi olduğunu görmektedir. Kız çocuğu da genellikle kurbandır, kurban rolünde kalır. Ve yine bir çok kız çocuğu kendileri lehine durumu değiştirmek için saldırıyı yavaşça , sinsice(!) yaparlar; cimdirerek, sessizce saç çekerek.

Böyle bir durumda ilk önce kavga edilenle ilgilenin

Eğer bir çocuk diğerini döverse, ona vurursa biz yetişkinler dikkatimizi önce kurbana vermeliyiz. İlk anda saldırgan çocuğu bir kenara almalı, onunla ilgilenmemeliyiz. Çünkü yukarıda belirttiğim gibi o dikkati çeksin diye sıkmıştır arkadaşının kolunu. Biz onun elinden metodunu, onun silahını almalıyız. Bunu nasıl yapabiliriz? Ona başka metodları göstererek. Düşünmeliyiz: bu çocuk özellikle neleri iyi yapıyor, neyle, hangi özellik ve beceri ile diğer çocukların dikkatini çekebilir? Hangi durumda diğer çocuklar kendi içlerine onu kabul ederler? Kendisini ifade edebilmesi, isteklerini dillendirmesi için farklı durumlarda neler yapıyor? Şüphesiz onun da saldırmadığı, farklı davrandığı durumlar oluyordur. Bu durumları gözleyelim ve ödüllendirelim.

Her zaman saldıran rolünü üstlenmemeli

Çocuk grubu içinde, vuranın, saldıranın rolü, izleyenler ve vurulanlar, itilenler olmazsa anlaşılmaz. Daima özellikle kuvvetli olan, biraz daha yaşça büyük olan bu rolü alacaktır. Eğer bir çocuk birkaç kez agresif davranırsa, ki olabilir, diğerleri deneyimleri ile bu çocuğu da kabullenirler. Eğer çocuk elleriyle sorunu çözmeye kalkmış ise, diğer hepsi için kimin suçlu olduğu, kimin ilk önce başladığı bellidir. O fişlenmiştir, yaptığı diğer olumlu, iyi şeyler hiç görülmez. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” misali, kimse ona inanmaz ve güvenmez. Diğerleri onunla oynamak, beraber olmak istemez ve kendini farklı yönleriyle gösterme şansı azalır. O da giderek günah keçisi rolünü benimser ve “her zaman saldıran” çocuk tipini kendi de kabullenir ve bu rolü oynar. Hele ki ona kötü davranıldığını hisseder ve görür ise, hiç değiştirmeden ve dozunu artırarak devam eder. Vurur, ısırır, tekmeler. Ve diğerleri haklı olduklarını bir kez daha görür onu dışlamaya devam eder, bu böylece sürer gider.
Sorunları grup içinde çözün

Diğer bir konu ise, çocuğun agresifliğinin grup içinde çözülmesi, yani konuyu grup ortamında çok yönlü ele alma gerekliliğidir. Ayrıca sorunu grup içinde çözmek aile içinde çözmeye göre daha kolaydır. Çocuk, evde belki de çok farklı davranıyordur. Evde azarlamak, bağırmak ve ceza vermek genellikle duruma yardımcı olmaz, sorunu ağırlaştırır. Sonuç olarak, grup içinde saldırgan davranışlar gösteren çocuklar dışlanmamalı, olay sosyal bir görev olarak benimsenmeli, eğitimciler ele almalıdır. Sonuçtan herkes, çocuk da, arkadaşları da, eğitmen ve veli de bir şeyler öğrenecektir.

 
Alıntıdır...









<mesaj tarafından düzenlendi E V R E K A on 14.06.2008 14:02:05>
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 14.06.2008 14:06:41 ( #75 )
Öfke Krizi Yaşayan Çocuğun Ebeveynlerinin Tutumları Nasıl Olmalı?

 Çocuk, öfkeli davranışlar sergilemediği zamanlarda ona ilgi göstermek ve övmek.

 Çocuk, öfke nöbeti geçirmeye başladığında ona özel ilgi göstermemek. Öncesinde ne iş ile meşgul isek o işe devam etmek.

 Çocuğa net bir şekilde öfkeli davranışlarına son vermesi söylemek. Öfkeli hali daha da kötüye gitmeden dikkatini dağıtmaya veya başka bir alana yönlendirmeye çalışmak.

 Öfke nöbeti geçirdiği sırada çocuğun kendisine veya başkalarına zarar veremeyeceği güvenli bir ortamda tutulmasını sağlamak.

 Çocuğa öfkelenmenin doğal bir duygu olduğunu ve buna hakkı olduğunu söylemek. Fakat, bu yüzden konu ile ilgili fikrin değişmeyeceğini ve öfke nöbeti sona erdiğinde onun yanında olunacağını söylemek. Ve tabi ki bu konuda sonuna kadar kararlı durmak.

Unutmayın, çocuğun öfkesine boyun eğildiği ve istediği yerine getirildiği takdirde bu davranışların hem sıklığı hem de şiddeti artarak devam edecektir.
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 14.06.2008 14:09:27 ( #76 )




Çocuklarda Yaratıcılıgın Geliştirilmesi

Günümüzde iyice karmaşıklaşan fiziksel ve sosyal çevredeki çeşitli problem durumlarının çözülebilmesi ve tüm bunlara uyum sağlanması açısından, bireylerin yaratıcılıklarının çocukluktan başlayarak geliştirilmesi, önemli bir eğitim amacı olarak kabul edilmektedir.   
Yaratıcılık; her bireyde varolan ve insan yaşamının her bölümünde bulunabilen bir yeti, günlük yaşamdan bilimsel çalışmalara dek uzanan geniş bir alanı içine alan süreçler bütünü, bir tutum ve davranış biçimidir. En genel anlamıyla yaratıcılık; “bilinen şeylerden yeni bir şeyler çıkarmak, özgün bir senteze varmak, sorunlara yeni çözüm yolları bulmak, varlıklar ve olaylar arasında yeni ilişkiler kurmak ve böylece orijinal bir düşünce şeması içinde yeni yaşantı, deneyim, fikir ve ürünler ortaya koymak” şeklinde tanımlanabilir.
Eğitim sırasında yaratıcılığın gelişmesine önem verilmesinin nedeni, yalnızca çocuğun orijinal çözümlere ulaşmasını sağlamak değil; aynı zamanda doğuştan “boş bir kap” olmayan çocuğun, var olan potansiyelini gerçekleştirmesine olanak  sağlamaktır.
Yaratıcılık, her çocuğun doğasında vardır; ancak bazı çocuklar, diğerlerine göre daha yaratıcıdır. Yapılan araştırmalar, çok fazla oyuncağı olan çocukların yaratıcılıklarını yeterince kullanamadıklarını  göstermektedir. Çocuk -gereğinden fazla oyuncağa sahipse- zihnindeki ve hayallerindeki küçük dünyaya ulaşmak için hiçbir çaba harcamaz. Varsayın ki, şu anda istediğiniz her şeye sahipsiniz. Bu durumda yapacağınız iki şey var: Birincisi doyumsuzluk hissederek sahip olduklarınızın daha da fazlasını arzulamak; ikincisi ise sahip olduklarınız karşısında rahatlığa kapılıp tembelleşmek. Oysa öyle bir şey olmalı ki hem sizi ulaşmak istediklerinize motive etsin, hem de kendinizden bir şeyler katarak yenilikler yaratabilsin ve takdir edilsin. Bu, sizin özgüveninizi geliştirmez mi? Yaratıcılığın gelişmesi emek ister.


YARATICILIĞIN ORTAYA ÇIKMASINI ENGELLEYEN ANNE- BABA TUTUMLARI
 
Anne-babalar, zaman zaman çocuktaki yaratıcılığın ortaya çıkmasını engelleyen tutumlar sergilerler. Bunların başlıcaları şunlardır:
•    Çocuğun oyunlarına müdahale etmek.
•    Çocuğun yaptığı resim vb. faaliyetleri eleştirerek “Doğrusu budur.” demek.
•    Çocuğun hayal dünyasıyla alay etmek, onu küçümsemek.
•    Çocuğu hiç yeteneği olmayan bir yöne zorlamak, bu konuda ona baskı yapmak.
•    Çocuğu yaptıklarından dolayı sürekli eleştirmek ve onu doğrular- yanlışlar dünyasına hapsetmek.
•    Çocuğu belli kalıplara sokmaya çalışmak
 
YARATICILIĞI GELİŞTİRMEK İÇİN AİLE NELER YAPABİLİR?
 
Yaratıcılığın desteklenmesi, doğumdan itibaren başlamalıdır. Bu nedenle çocuğun ilk çevresi olan aile, daha sonra oyun ve okul çevresi ve diğer uyarıcılar (radyo, televizyon, dergiler vs) yaratıcılığın geliştirilmesinde etkilidir.
•     Anne, bebeği ne kadar küçük olursa olsun, onunla oynamalı; ona dokunmalı; onu sesli ve sessiz uyaranlarla tanıştırmalıdır. Çocuk için değişik dokularda ve renklerde kumaş toplar, dolgu bebekler, mobiller hazırlanmalıdır. Seçilecek oyuncaklar; onun duyularına hitap etmenin yanı sıra, yaş ve gelişim düzeyine uygun olmalı, yapılandırılmış oyuncaklar yerine kendi kendine yapıp bozarak takarak üst üste koyarak oynayabileceği ve yeni ürünler yaratabileceği nitelikte olmalıdır. Ona hazır örnekler sunmak yerine, gerektiği yerde yol göstermek şeklinde küçük yardımlarda bulunularak etkinliği desteklenmeli, olumlu model olunmalıdır.
 
•    Aile dışarıdan aldığı oyuncakları ve materyalleri çocuğa sunmanın yanı sıra evdeki ve çevresindeki malzemeleri kullanarak da yeni ürünler yaratmaya çocuğunu teşvik etmelidir. Bunun için, evde artık olarak nitelendirilecek plastik kutular, renkli dergi sayfaları, kapaklar, artık kumaş, eski giysiler vb. oyun malzemeleri olarak çocuğa sunulmalıdır.
•     Aile, çocuğu için yakın ve uzak çevresini tanımasına fırsat verici geziler düzenlemeli; çocuğa neye bakması, neyi görmesi, neyi duyması gerektiği konularında ona yol gösterici olmalı ve böylece çocukta yaratıcılık için çok önemli olan gözlem yapma yeteneği geliştirilmelidir.  Çünkü yaratıcılık, herkesin gördüğünü görmek; ancak daha önce hiç kimsenin yapmadığını yapmaktır.
•    Aile, çocuğun sonu gelmeyen sorularını bıkmadan, onun anlayabileceği düzeyde ve doğru olarak cevaplamalıdır.
•     Çocuğun bulunduğu ortamda çevre, çok fazla düzenli olmamalı ve çocuğa düzeni koruması için baskı yapılmamalıdır. Daha esnek ve şekil değiştirebilen bir ortam, çocuğun yaratıcılığını kullanabilmesine olanak tanır. Çocuğun hayal gücüyle yarattıklarına müdahale edilmemelidir.
•     Çocuk çok fazla eleştirilmemeli, başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır.
•    Çocuğun, çevresindeki malzemelerin tüm özelliklerini duyularını kullanarak algılamasına olanak tanınmalıdır.
•     Çocuğun kendi başarısını fark etmesi sağlanmalıdır.


Alıntıdır...
 

 
M+S=B

  • Tüm gönderiler : 1243
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: edirne'den çok uzakta...
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 15.06.2008 00:07:16 ( #77 )
ruhancım yazılarını hala büyük bi merakla takip etmekteyim ve burak'a mola yöntemini yol gösterdiğin ölçüde uyguluyorum.her zaman burak'ın ne kadar kıpır kıpır hareketli bi çocuk olduğundan bahsediyorum bu yüzden onun dikkatini çekmeyen en iyi yer olan koridorda molalarımızı geçiriyoruz.benim sormak istediğim asıl soru şu:molaları hala tek başına geçiremiyo yani birlikte kucağımda yere oturuyoruz daha doğrusu oturma savaşı veriyoruz.kesinlikle gözgöze gelmiyorum o sürekli elimden kurtulmaya çalışıyor ben canını acıtmadan tekrar kucağıma alıyorum bu arada sanki işkence ediyormuşum gibi feryat figan ağlıyor,kafasını göğsüme vuruyor inatla kaçmaya çalışıyor.şu an molamız yaklaşık 1 dk sürüyor.bu süre zarfında hiç susmuyor ve benle mücadele ediyor.sonrasında zaman dolunca koşarak içeriye kaçıyor yanına gidiyorum gözlerine bakarak molanın sebebini anlatıyorum.mola onu sanırım çok fazla ürkütüyor bu durumun ona zarar vermesinden endişe ediyorum sence devam etmeli miyim ya da başka bi önerin var mı tatlımeklemeliyim ki mola yöntemi işe yaramaya başladı bizde ama bu onun psikolojisini eksi yönde etkilemez di mi?şimdiden sağol canım
<mesaj tarafından düzenlendi M+S=B on 15.06.2008 00:09:21>
seker66

  • Tüm gönderiler : 3335
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 15.06.2008 01:02:29 ( #78 )

Orjinalden alıntı: E V R E K A

Ayşe  bu yazıyı özellikle ekledim
 
Herkes ısrarla yanınızda yatırmayın, cinsel kimlik gelişimi açısından iyi degil diyor ama ben böyle düşünmüyorum.
 
Çocugun o anki duygusal yogunluguna cevap vermek gerekiyor.
Onu illa da istemediği halde kendi yatagında ve odasında yatırmaya zorlamak belki de farkında olmadan derin yaralar açabilir.
Annem-babam beni istemiyor diye düşünebilir ve anne-babaya olan güveni ve en önemlisi kendisine olan özgüvenini zedeleyebilir...
 
Hem ben her zaman şunu söylerim. Bu günler geri gelmeyecek.
İleride siz isteseniz bile yanınızda yatmayacak.
Bu nedenle çocugu sindirmeye, isteklerine gem vurmaya gerek yok.
 
 
 
 

 
AYNEN KIZIMIN DOKTORUNUN SÖYLEDİĞİ GİBİ YAZMIŞSINIZ
 
ANNE VE BABALARI İLE UYUMA ALIŞKANLIĞI OLAN ÇOCUKLARIN İLERİDE KENDİNE GÜVENSİZ, BAŞARISIZ, AİLEYE BAĞIMLI KİŞİLİKLERİ OLACAĞINI VE TABİ BENZERİ BİR SÜRÜ YAZI OKUDUĞUMDA ÜZÜLMÜŞ VE ENDİŞELENMİŞTİM.. SONRA DOKTORUMUZA DANIŞTIĞIMDA NEREDEYSE BİREBİR YUKARIDA YAZDIKLARINIZI SÖYLEDİ.. RAHATLADIM..
 
UYUDUĞU ZAMAN YATAĞINA GÖTÜRSEMDE GECENİN BİR VAKTİ YANIMIZA GELMEYE DEVAM EDİYOR..
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 15.06.2008 12:41:58 ( #79 )

Orjinalden alıntı: M+S=B

ruhancım yazılarını hala büyük bi merakla takip etmekteyim ve burak'a mola yöntemini yol gösterdiğin ölçüde uyguluyorum.her zaman burak'ın ne kadar kıpır kıpır hareketli bi çocuk olduğundan bahsediyorum bu yüzden onun dikkatini çekmeyen en iyi yer olan koridorda molalarımızı geçiriyoruz.benim sormak istediğim asıl soru şu:molaları hala tek başına geçiremiyo yani birlikte kucağımda yere oturuyoruz daha doğrusu oturma savaşı veriyoruz.kesinlikle gözgöze gelmiyorum o sürekli elimden kurtulmaya çalışıyor ben canını acıtmadan tekrar kucağıma alıyorum bu arada sanki işkence ediyormuşum gibi feryat figan ağlıyor,kafasını göğsüme vuruyor inatla kaçmaya çalışıyor.şu an molamız yaklaşık 1 dk sürüyor.bu süre zarfında hiç susmuyor ve benle mücadele ediyor.sonrasında zaman dolunca koşarak içeriye kaçıyor yanına gidiyorum gözlerine bakarak molanın sebebini anlatıyorum.mola onu sanırım çok fazla ürkütüyor bu durumun ona zarar vermesinden endişe ediyorum sence devam etmeli miyim ya da başka bi önerin var mı tatlımeklemeliyim ki mola yöntemi işe yaramaya başladı bizde ama bu onun psikolojisini eksi yönde etkilemez di mi?şimdiden sağol canım

 
Semracım yöntemi dogru uyguluyorsun.
 
Ancak hangi yöntemi uygularsan uygula davranış patlaması yaşanması  ve şiddetinin artması kaçınılmazdır.Bu nedenle Burak'ın verdiği tepki çok normal.
Sadece neden molada oldugunu açıklayabilirsin. ''Bana vurdugun için veya  ısırdığın için moladasın, mola süresi bitince konuşabiliriz"diyebilirsin.
Sen kararlı oldukça ve olumlu davranışlarını pekiştirdikçe olumsuz davranışın sönmesi çok daha kolay olacaktır.
 
Fakat mola yönteminin uygulamasında en çok yapılan  hata, çok sık olarak molaya başvurulmasıdır.
Molayı çok sık degil, sadece çocuğun en sorunlu olan (ısırma, vurma, tekmeleme gibi) davranışlarında uygulamanı öneririm.

Mızıldanma ve paylaşmama gibi süreklilik gösteren davranış sorunlarında

mola yöntemi pek işe yaramayacaktır.

Öfke nöbetlerinde de mola uygulamayın. Öfke nöbetlerinin sadece görmezden gelinmesi yeterlidir (başka bir çocuğa veya kendisine zarar vermediği sürece).

Bir diger konu da çocugu bir gün içinde  sık sık molaya göndermek de mola yönteminin etkisini kaybettirecektir.

Mola bittiğinde konuyu kapatın.
Yanlış davranış hakkında sadece bir açıklama yaparak konuyu kapatın. Çocugun normal yaşantısına, aktivitelerine geri dönmesine yardımcı olun ve olumlu davranışı anında pekiştirin.
Çocuğun olumsuz davranışları ile değil, olumlu davranışları ile sizin dikkatinizi daha fazla çektiğini anlamasını sağlayın.

 

AYNEN KIZIMIN DOKTORUNUN SÖYLEDİĞİ GİBİ YAZMIŞSINIZ

ANNE VE BABALARI İLE UYUMA ALIŞKANLIĞI OLAN ÇOCUKLARIN İLERİDE KENDİNE GÜVENSİZ, BAŞARISIZ, AİLEYE BAĞIMLI KİŞİLİKLERİ OLACAĞINI VE TABİ BENZERİ BİR SÜRÜ YAZI OKUDUĞUMDA ÜZÜLMÜŞ VE ENDİŞELENMİŞTİM.. SONRA DOKTORUMUZA DANIŞTIĞIMDA NEREDEYSE BİREBİR YUKARIDA YAZDIKLARINIZI SÖYLEDİ.. RAHATLADIM..

UYUDUĞU ZAMAN YATAĞINA GÖTÜRSEMDE GECENİN BİR VAKTİ YANIMIZA GELMEYE DEVAM EDİYOR.. 

 

 
 
Doktorunuza benden selam söyleyin. Çok sevindim
Böyle bir doktor seçtiğiniz için sizi de ayrıca tebrik ederim
 
Evet bir çok anne bu kaygıyı yaşıyor.
 
Ama söylediğim sebeplerden dolayı çocugun duygularına karşılık verilmesi gerekiyor.
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 15.06.2008 23:27:34 ( #80 )
ANNE BABALAR; HAYATINIZI GÜZELLEŞTİRMEK İSTER MİSİNİZ?

1. Çocuk olmanın nasıl birşey olduğunu hatırlayın. (iyisiyle - kötüsüyle) O yaştayken siz neler hissederdiniz?

2. Anne babanız sizinle ilgilenemeyecek kadar meşgul olduğunda ne düşünürdünüz? Çocuğunuza zaman ayırın, böylece hayatlarını şekillendirirlerken onların yanında olur ve ellerinden tutarsınız.

3. Yalan söylediğinizde ve anne babanızda yalanınızı yakaladığında onların size nasıl davranmasını istemiştiniz? Peki ya anne babanız size yalan söylediğinde?........
Çocuğunuza dürüst ve açık davranın

4. Anne babanız birbirleriyle tartıştıklarında üzülür müydünüz?

5. Sizi yanlarında özel bir yere götürdüklerinde nasıl mutlu olmuştunuz?

6. Anne babanızla yemek yediğiniz sofraları hatırlayın. İyi günleri (nedenlerini) ve kötü günleri (nedenlerini) hatırlıyabiliyor musunuz?

7. Yatma zamanlarınızı hatırlıyor musunuz?

8. İlk kez kız ya da erkek arkadaşınızla dışarı çıktığınızda ne kadar heyecanlandığınızı hatırlıyor musunuz?

 9. En kötü öğretmenlerinizi hatırlamaya çalışın, şimdi çocuğunuzun şikayetlerini anlayabiliyor musunuz?

10. En iyi öğretmenlerinizi hatırlayın, böylece ona okulun ne kadar güzel bir yer olduğunu anlatabilirsiniz.

11. Çocuklarınıza öyle davranın ki büyüyüp evden gittikten sonra sizi görmek için geri gelsinler!

12. Onlara bağırmayın. Size bağırıldığında neler hissettiğinizi aklınıza getirmeye çalışın.

13. Her gün çocuğunuza "özel bir zaman" ayırın; 15-20 dakika yalnızca onların sizinle birlikte yapmak istedikleri bir şey yapın.

14. Onlrla konuşurken yumuşak bir ses tonu ile konuşun sizi daha iyi duyacaklardır.

15. Verdiğiniz sözleri her ne pahasına olursa olsun tutmaya çalışın.

16. Ona, "seni seviyorum" demekten utanmayın, çekinmeyin.

17. Onu her gün en az bir kez kucaklayın.

18. Sizin için zor olsa da(!) dinledikleri müziği dinleyin.

19. Televizyonda her gösterilen programı seyretmesine izin vermeyin. Seyredebileceği programları siz saptayın.

20. Ailecek oynanan oyunlara zaman ayırın.

21. Aileniz için bir anayasa hazırlayın ve şu maddelere yer verin;
DOĞRU SÖYLE
BAŞKALARINA SAYGILI OL
ANNE BABAYLA TARTIŞILIR; ANCAK KAVGA EDİLMEZ
BAŞKALARININ MALINA SAYGILI OL
BİR YERE GİTMEDEN ÖNCE ANNE BABADAN İZİN AL
KULLANDIĞIN EŞYALARI İŞİN BİTTİKTEN SONRA YERİNE KOY
ÇEVRENDEKİLERE YARDIMCI OL

22. Koyduğunuz kurallara uyan çocuğunuzu takdir etmeyi sakın ihmal etmeyin. Farkına varılmayan iyi davranışlar tekrarlanmamaya mahkumdur.

23. Çocuğunuzun iyi davranışlarını, kötü davranışlarına oranla on kez daha fazla görün. Böylece onların kendilerini aşağı gören bir yetişkin yerine iyi yanları ile gurur duyan bir yetişkin olmalarını sağlarsınız.

24. Bir şeyi on kere söylemeyin, bir kez söylediğinizde yapılmasını sağlayın.

25. Çocuğunuzu asla öfkeliyken disipline etmeyin. Öfkeniz geçene kadar bekleyin.

26. Disiplin, çocuğunuzu cezalandırmak için değil öğretmek için bir araçtır.

27. Yalancılık ve hırsızlık suçları ile hiç vakit kaybetmeden ilgilenin.

28. Ne yapacakları, giyecekleri ve yiyecekleri konusunda emir vermekten ziyade seçenekler önerin. Onun yerine karar verirseniz, karar vermeyi öğrenmesini bekleyemezsiniz.

29. Çocuğunuzun okulu ile yakın ilişki içinde olun. Öğretmeni ile tanışın, sınıf aktivitelerine yardımcı olun. Anne babalar genellikle sınıfta yaşanan kötü olayları en son öğrenen kişilerdir, okul ile yakın ilişki bu durumu önler.

30. Karşılıklı güven, geçmişte yaşanan tecrübelere dayanır. Çocuğunuza, kazanacağı özgürlüklerin ne kadar güvenilir bir birey olduğu ile doğru orantıda olduğunu açıkça anlatın.

31. Anne babalar birarada olmaya ve konuşmaya ihtiyaç duyarlar. Çocuklar anne baba otoritesini ikiye böldükleri zaman kendileri zararlı olacak bir güce sahip olurlar. Çocuğunuza verebileceğiniz en güzel hediye eşinizi sevmektir.

32. Çocuklar onlara yakıştırdığımız etiketlerle yaşarlar, onlara lakap takarken ya da aile arasında isim yakıştırırken cok dikkatli olmalısınız.

33. Bir çocuğun kendine olan güveninin gelişmesi yaptığı ödevlerin kalitesinden daha önemlidir.

34. Merakları doğrultusunda bir ustalık kazanmasına yardımcı olun.(spor, müzik vs.) Kendine güven kişinin kendisini "usta" hissetmesi ile bağlantılıdır.

35. Çocuklar toplumsal değerleri anne babalarını izleyerek öğrenirler, onlara örnek olmaya çalışmalısınız.

36. Çocuğunuzu cinsellik ve uyuşturucular konusunda kendiniz eğitin, sakın sorumluluğu okula bırakmayın. Bizim gençliğimiz ile onlarınkinin çok farklı olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız.

37. Hatalarından ders çıkarmalarına yardımcı olun; onları aşağılayarak ya da azarlayarak değil, kendinizi onların yerine koyarak onlarla konuşun.

38. Çocuklarınıza kendi kendileri için en iyisini beklemeyi öğretin.

39. Başına gelenler için başkalarını suçlamamayı erken yaştan itibaren aşılayın. Onun savaşlarını onun için savaşmayın ama savaşmadan anlaşabilme yolları olduğunu anlatmaya çalışın.

40. İş yapmak her çocuk için yararlıdır. Odasını ya da çantasını onun için toplamamalı ve asla çantasını taşımamalısınız.

41. Kardeşler arası sevgi bağlarının kurulmasında saygı çok önemlidir, çocuklarınıza başkalarının haklarına saygılı olmaları gerektiğini anlatın.

42. Çocuğunuzla aranızdaki sorunları çözümlemekte zorlanırsanız, sorunları görmezden gelmek yerine bu işin eğitimini almış profesyonellere danışmalısınız.

43. Hata yaptığınız zaman özür dilemekten çekinmeyin.

44. İyi anne baba olmak öğrenilmesi gereken bir sanattır, öğrenebileceğiniz herşeyi öğrenin.

 

 
Sayfayı değiştir: < 123456789 > | Sayfayı gösteriyor 4 of 9, mesajlar 61 to 80 of 180

Hızlı ulaşım:

Şu andaki aktif kullanıcılar
0 adet üye ve 12 misafir var.
İkonların Anlamları ve İzinler
  • Yeni mesajlar
  • Yeni mesaj yok
  • Yeni Konu ve Yeni Mesajlar
  • Yeni mesajı olmayan yeni konu
  • Yeni mesajlarla kilitlendi
  • Yeni mesajlar olmadan kilitlendi
  • Mesajı oku
  • Yeni konu başlat
  • Mesaja cevap ver
  • Yeni anket gönder
  • Oy gönder
  • Post reward post
  • Gönderilerimi sil
  • Konularımı sil
  • Gönderiyi derecelendir

© 2000-2009 ASPPlayground.NET Forum Version 3.4