Forum Bebeği Forum Ana Sayfa

Bebek.com Forum'a Hoş Geldiniz...

Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
Bebek.com forumunu ilk ziyaretiniz ise; Forum Kuralları için tıklayınız.

 MOLA YÖNTEMİ

Sayfayı değiştir: < 123456789 > | Sayfayı gösteriyor 8 of 9, mesajlar 141 to 160 of 180
Yazar Mesaj
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 15.08.2008 16:25:35 ( #141 )
Yorumsuz...
 
BIR KÜÇÜK ÇOCUK VARMIS

Bu küçük, bir gün okula baslamis. Pek mi pek akilliymis. Okulu
da pek büyükmüs. Ama akilli çocuk, sinifina disaridan kestirme bir yol
bulmus. Buna çok sevinmis. Artik okulu ona kocaman görünmüyormus.

Bir zaman sonra, bir sabah ögretmen demis ki;
- "Bugün resim yapacagiz."

"Ne güzel! " demis çocuk. Resim yapmasini pek severmis. Her türlüsünü de
yaparmis. Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler ... Mum
boyasini çikarmis ve çizmeye baslamis.

Ama ögretmen "Durun!" demis. "Henüz baslamayin." Ve çocuk herkes hazir
olana kadar beklemis.

"Simdi" demis ögretmen, "Çiçek çizmesini ögrenecegiz."
"Iyi demis" çocuk. Çiçek çizmesini çok severmis ve pek güzellerini yapmaya
baslamis pembe, mavi, turuncu mum boyalariyla..

Ama ögretmen, "durun" demis, "size nasil yapacaginizi gösterecegim." Yesil
sapli kirmizi bir çiçek çizmis."Iste" demis ögretmen, "Böyle çizeceksiniz.
Simdi baslayabilirsiniz."

Küçük çocuk bir ögretmenin resmine bakmis, bir de kendininkine...
Kendininkini daha bir sevmis ama bunu söyleyememis. Kagidi çevirip
ögretmeninki gibi yesil sapli kirmizi bir çiçek çizmis.

Bir baska gün küçük oglancik, sinifa çikan kapiyi tek basina açmayi
becerdiginde, söyle demis ögretmen."Bu gün çamurdan bir sey yapacagiz."

"Iyi" demis çocuk. Çamurla oynamayi pek severmis. Her seyi yapabilirmis
onunla. Yilanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar... Baslamis
çamuru yogurup sikistirmaya..

Ama ögretmen "Durun, daha baslamayin!" ve beklemis hazir olmasini
herkesin. "Simdi" demis ögretmen, "Bir çanak yapacagiz."

"Güzel" demis çocuk. Çanak yapmasini da pek severmis ve baslamis yapmaya
boy boy, sekil sekil çanaklari.

Ama ögretmen "Durun!" demis, "Size nasil yapilacagini gösterecegim." Ve de
göstermis herkese bir büyük çanagin nasil yapilacagini. "Iste" demis
ögretmen "Artik baslayabilirsiz." Küçük çocuk bir ögretmenin çanagina
bakmis, bir de kendininkine. Kendininkini daha çok sevmis, ama bunu
söyleyememis. Topragini yuvarlayip yeniden yapmis ögretmeninki gibi derin
bir çanak.

Ve çok geçmeden küçük çocuk ögrenmis beklemeyi, izlemeyi ve her seyi
ögretmen gibi yapmayi. Ve çok geçmeden baslamis kendiliginden hiçbir sey
yapmamaya. Ama birdenbire küçük çoçuk ve ailesi tasinivermis baska bir
eve, baska bir sehire ve çocuk gitmis baska bir okula...

Bu okul daha da büyükmüs öbüründen. Kestirme yolu da yokmus disaridan.
Büyük basamaklari çikmak ve uzun koridorlari geçmek gerekiyormus sinifa
kadar.

Ve daha ilk gün demis ki ögretmen: "Simdi resim yapacagiz!" "Güzel" demis
çocuk ve beklemis ögretmenin ne yapacagini söylemesini. Ancak ögretmen
bir sey söylemeden baslamis dolasmaya.

Küçük çocugun yanina gelince sormus:
- "Resim yapmak istemiyor musun?"
- "Istiyorum" demis çocuk. "Ne yapacagiz?"
- "Ne istersen" demis ögretmen.
- "Her kes ayni resmi yaparsa ve ayni renkleri kullanirsa, kimin ne
yaptigini ve neyin ne oldugunu nasil anlarim ben?"
- "Bilmem" demis çocuk ve baslamis "YESIL SAPLI KIRMIZI ÇIÇEGI" çizmeye...

 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 15.08.2008 16:34:33 ( #142 )
Çocuklarda Özsaygı Geliştirecek 20 yol
 
Çocuğa öz saygı kazandırma, çocuğun öğrenme, sevme ve yaratma yeteneğini güçlendirmektedir. Öz saygı, mutlulukla ve hayattaki başarıyla ilgilidir. Bazı düşünürlere göre öz saygı, tamamen aile sevgisiyle birlikte iyi bir eğitimin ürünüdür. New York'lu psikolog ve gençlik terapisti Prof. Dr. Barbara Berger'e göre öz saygı, çocuğun kendi kendisiyle gurur duymasıdır. Yüksek öz saygıya sahip olmak, çocuğun hem sevgi dolu hem de yetenekli olmasını sağlamaktadır. Çocuk, değerli olduğuna inanmalı, bir şeyler önermeli ve kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık olmalıdır. Çocuğun sevgiyi ve yeteneğini hissetme derecesi, gelecekteki yaşamında onu her alanda etkileyecektir. Aynı zamanda da, çocuğun yaratıcılık yeteneğini, diğerleriyle ilişkisini ve başarılı olmasını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır. Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluştururlar. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için aileler neler yapabilir? İşte burada öz saygıyı geliştirecek 20 yol bulunmaktadır.

1-Şartsız Sevgi Göstermek

Çocuğunuz her ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın. Ev ona göre için, risk ve tehlikelerle dolu dünyadan döndüğü zaman, sevgi için, emniyetli bir yakıt alma istasyonu gibidir. Mesajlarınız "Seni seviyorum - odanın kirli olmasına rağmen, kız kardeşin kadar atletik olmamana rağmen, notlarının çok iyi olmamasına rağmen, yaptıklarından hoşlanmama rağmen - hala seni seviyorum" olmalıdır. Onu hala sevdiğinizi göstermek ve çocuğunuzun yanlış davranışını düzeltmek için, onun doğru yaptığı bir şeyi görerek işe başlayabilirsiniz. Örneğin, odası karma karışıksa ve sadece yatağını toplamış ise ona "Gerçekten yatağını topladığına çok sevindim. Şimdi senden istediğim şey masanı temizlemen" diye ifade edin.

2-Sinirli Olmanızdan Sorumlu Olduğunu Belirtmek

4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin beşiğine fırlattığı için sinirlisiniz. Onun böyle bir hareketinde sinirinizi ona nasıl aktarırsınız? Prof. Dr. Thomas Gordon'un önerdiği en basit mesaj "Ben" mesajıdır. "Sen kötü bir çocuksun!" ya da "Sen aptalsın!" yerine, "Sen böyle yaptığında, ben ............../............ hissediyorum","Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.

3-Açık İsteklerde Bulunmak

Çocuğunuzun ondan ne istediğinizi bilmesini sağlayın. Bu ona alternatif davranışları öğrenmesi için bir şans verecektir. Örneğin; "Oyuncaklarını kardeşinin beşiğine atmamalısın. Bunun yerine o uyandığında ona trenini gösterebilirsin" şeklinde bir açıklama yapılmalıdır. İstekleri ona açıkca belirtmek, ondan ne istediğinizi anlamasını kolaylaştıracaktır.

4-Dinlemeyi Öğrenmek

Çocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir ve böyle yapmak çocukların öz saygılarını artırmaktadır. Size bir şeyler söylemek istediğinde, gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin. Gordon'un bir başka tekniği olan "Aktif dinleme"de, çocuğunuzu yanınıza çağırıp onu duyduğunuzu ve onun ne söylemeye çalıştığını anladığınızı ifade edin. Mesela 7 yaşındaki bir kız çocuğu şöyle diyebilir:

Kız: "Baba sana çok kızgınım ve bir daha odama girmeni istemiyorum".
Baba: "Sen gerçekten çok kızgınsın öylemi hımm".
Kız: "Evet çünkü sen beni kaymaya götüreceğini söylemiştim ama artık çok geç".
Baba: "Oh, anladım. Çünkü seni dışarıda kaymaya götüreceğim konusunda söz verdim ve bu sözü tutmadım. Gerçekten üzgünüm. Çok geç vakte kadar çalıştım ve seni aramayı da unuttum. Bunu yarına alabilir miyiz?"

Aktif dinlemeyle aileler, olayları daha çok çocuğun gözünden görmeye başlamakta ve böylece çocuk da duygularına önem verildiğini anlamaktadır.

5-Çocuğun Duygularını Ciddiye Almak

Çocuğunuzun korkularını ve negatif duygularını onları reddetmektense ciddiye alın ve onları yenmesine ve kendi çözümünü bulmasına izin verin. Oğlunun canavarlardan korktuğunu öğrenen bir babanın yaklaşımı aşağıda verilmiştir.

Oğlan: "Baba yatağa gidemiyorum. Çünkü odamda canavarlar gizleniyor".
Baba: "Gel bakalım belki canavarlarla arkadaş oluruz. Canavarlar ne yemekten hoşlanıyor biliyor musun?".
Oğlan: "Belki tatlı, bisküvi seviyordur".
Baba: "Bu hoşlarına gidebilir. Gel canavarlara yemek koyalım. Canavarlara ne istediğini sor? Neden sormuyorsun?".
Oğlan: "İnsanları korkutmak istiyor".
Baba: "Neden?"
Oğlan: "Güçlü hissetmek için"
Baba: "Eğer onunla arkadaş olursan sana ne yapabilir?".
Oğlan: "Beni koruyabilir."
Baba: "Bana iyi bir arkadaş olabilir gibi geliyor ya sana?".
Oğlan: "Evet."

Bu diyalog sayesinde aileler, çocuğun duygularını ya da neye gereksinimi olduğunu öğrenmekte, çocuk artık canavarın kendisine fazla tesiri olmayacağını görerek daha pozitif düşünmektedir. En önemlisi de çocuğun canavara yansıttığı gücü kendine çevirmesidir.

6-Çocuğun Varlığını Kabul Etmek

Annelerin zaman zaman söylenmelerinin hatta jestlerle bile "keşke çocuk doğurmasaydım, o bir yük ve artık dayanamayacağım" diye ifade etmelerinin yanlış olduğu, özellikle bu gibi mesajlar sık sık tekrar edildiğinde çocuğun istenmediği ve kendisine değer verilmediği duygusuna kapılacakları uzmanlarca hatırlatılır. Bu durum özellikle evdeki yeni bebekle ilgili olmasına rağmen, annelerin bu yakınmaları uyumlu bir çocuğun bile istenmediğini düşünmesine neden olmaktadır. Böyle zamanlarda çocukların özel bir ilgiye ihtiyaçları vardır. Aileler yakınları tarafından desteklenmeli ve yaşantıdaki çocuğun varlığına değer verilmelidir.

7-Değerlendirecek Günlük Bir Şeyler Bulmak

Çocuklar kötü bir şey yaptıklarında ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da onaylanmak istemektedirler. Yaptıkları, hergün yapılan sıradan bir şey bile olsa, değerini artıran yaptıklarının onaylanmasıdır. Çocukların sevgi ve yeteneklerini onlara hatırlatan bazı etkinlikler aşağıda sıralanmıştır.


* Disiplin içermeyen tüm ailecek yenen bir akşam yemeği. Herkes o gün birbiriyle başardıkları, öğrendikleri veya hissettikleri güzel şeyleri paylaşabilir. Örneğin; "Okula zamanında gittim" veya "Bir kurbağa buldum". Ebeveynler de bu etkinliğe katılarak çocuklarının başarılarını onayladıklarını gösterebilirler. Sorunları olan çocuklara bu arada "Bugün seni müthiş bir şey yaparken gördüm. Ayakkabını giydin ve bağcıklarını kendin bağladın." diyerek teşvik edilebilir.
* Yine yemekte, sırayla herkesle ilgilenilir ve diğerleri onun nesini sevdiğini, hoşlandığını ve takdir ettiğini söyleyebilir. Örneğin; "Senin öğrendiğin yeni şarkıyı çok seviyorum." veya "Bu sabah söylediklerin gerçekten beni etkiledi".
* Çocuğunuzun odasına, banyodaki aynaya veya beslenme çantasına ufak kağıtlara çizilmiş küçük resimler ya da yazılmış sevgi mesajları konulabilir.
* Çocuğunuzun yatağının baş ucuna onun yapmayı sevdiği bir etkinliği içeren (örneğin oyun oynadığı veya ata bindiği) ve ailenin topluca yer aldığı iki fotoğraf konulabilir. Böylece çocuk her gece becerikliliğini ve sevdiklerini hatırlayacaktır.

8-Çocukla Yalnız Vakit Geçirmek

Bir çok ebeveyn için zaman çok sınırlıdır. Bununla beraber uzmanlar her bir çocukla yalnız zaman geçirmenin çok önemli olduğunu belirtmektedirler. Bir pazar sabahı dışarıda kahvaltı edilebilir veya yemekten sonra parkta küçük bir yürüyüş yapılabilir. Zaman zaman onun seviyesine inip onun kuralları ve oyuncaklarıyla oynamak da yararlı olacaktır. Kardeşini kıskanan ve yeni doğan bebekten dolayı geri planda kalan çocuğunuzla yalnız zaman harcamak için çaba sarfetmelisiniz.

9-Çocuğun Bazı Şeyleri Kendisinin Yapmasına İzin Vermek

Ebeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri üzerlerine alarak onlara yardımcı olduklarını düşünürler. Bu yardım, "Sen bunu yapamazsın. Sen yeterince iyi değilsin" mesajlarını verebilir, ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır. Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye davet edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca çocuklara, problemlerini çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar da verilmelidir. Yardım istediklerinde, ilk olarak, o işin üstesinden gelebileceklerine onları inandırarak cesaretlendirmek gerekir. "Hadi bakalım, şu elbiseni kendin düğmeleyebilecek misin görelim?" denilebilir. Ya da direkt olmayan tavsiyelerde bulunulabilir. Örneğin "Baş parmağını ilikten geçirirsen, daha kolay düğmeleyebilirsin".

10-Çocuğun Özel Eşyalarına Saygı Göstermek

Anne-babalar, sıklıkla çocuklarına verdikleri oyuncakların ve kitapların kontrolünü elde tutarlar. Örneğin; bir eşyasının atılmasına, çocuktan çok ebeveynler karar verir. Çocuğunuzun o oyuncakla oynama çağının geçtiğini düşündüğünüz halde, çocuğun ona hala ve belki de yıllarca ihtiyacı olabilir. Bu nedenle eşyalarını atmadan önce ona sormalısınız.

11-Çocuğun Düşüncelerine Saygı Göstermek

Çocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun duygularının, gözlemlerinin ve algılayışının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır. Partiye giderken ne giyeceğinizi ya da öğle yemeğinde ne yapabileceğinizi ona sorabilirsiniz. Tabii her zaman çocuğunuzla aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama ona neden, onun görüşünden farklı bir karara vardığınızın sebeplerini açıklarsanız, düşüncelerinin tamamen faydasız olmadığını anlayabilecektir.

12-Çocuğun Yeteneklerini Kabul Etmek

Her yeni beceri ve başarı, onun yetenekli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Ne kadar küçük olursa olsun her başarısı kabul edilmeli ve ona başarılı olacağı şeyler bulunmalıdır. Ayrıca ebeveynler, onlardan bazı şeyleri kendilerine öğretmelerini isteyebilirler. Yeni bir bilgisayar oyunu oynamayı veya bir sihirbazlık numarasını öğretmesi istenebilir, buradaki mesaj açıktır: "Sen yeteneklisin." Bazı şeyleri yaparken onun yardımı istenebilir. Örneğin; akrabalara hediyeler hazırlarken fikri alınabilir ya da bir çalar saat yardımıyla sabah kendi kendine uyanabilmekte yeterli olduğu gösterilebilir. Çocuğunuzun notları çok kötü olmadıkça, onun başka başarılarının ve çabalarının olduğunu kabullenmesi sağlanabilir. Örneğin; matematikte zayıfsa, fakat ödevlerine özen gösteriyorsa ya da sizden özel yardım istiyorsa, onun çabaları dikkate alınmalıdır. Ayrıca, akademik başarısı iyi olmayan bir çocuğun, atletik ya da artistik başarısı iyi olabilir. Onu bu yeteneklerinden dolayı övmek ve cesaretlendirmek gerekmektedir.

13-Çocuğun Tercihlerine Saygı Göstermek

Çocuğun kendine olan saygısını artırmanın bir yolu da, onun tercihlerini ve duygularını kabul etmektir. Ebeveynler, çocukları için eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerebilirler. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarlarsa, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır.

14-Çocuklara Önemli Olanın Vücutları Olmadığını Öğretmek

Çocuklar büyürken, yüzlerindeki sivilcelerden veya çillerden rahatsız olmaktadırlar. Ebeveynler, onlara vücudun sadece bir paket olduğunu, gerçek hediyenin içeride olduğunu yani kişiliğin varlığını anlatmalıdırlar. Onların başlarına gelen bu tür problemlerin anlaşıldığı ve o yaşlarda başımıza geldiği, fakat bu tür şeylerin geçici ve kontrolümüz altında olduğu belirtilmelidir. Eğer çocukta kilo veya deri problemi varsa bile, onu nasıl görünürse görünsün sevdiğinizden emin olmasını sağlamalısınız. Eğer çocuk görünüşü ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsa ona yaşantısını değiştirmesini destekleyecek bir şekilde yardım önerilebilir. "Kilondan şikayet ediyor gibi bir halin var. Eğer ilgilenirsen, bu konuda yapabileceğin yeni bir şeyler duydum". Ama "Hayır, teşekkür ederim" cevabına da hazır olunmalıdır. Eğer kabul ederse, onu bir diyet ya da eksersiz programı takip etmesini sağlayarak destekleyebilirsiniz.

15-Çocuk İçine Kapanıksa Yardım Etmek

Çocukların bazı bozuk ya da sözel olarak rahatsız edici davranışları onların kendilerine saygıları hakkında ciddi mesajlar verebilir. Böyle zamanlarda ebeveynler, sevgiyi ve gerçekleri sunarak yardımcı olabilirler. Onları ciddi bir şekilde dinlemeli, ne demek istediklerini anlamalı ve sonra ne söylemek istediğinizi anlatmalısınız. Örneğin; çocuğunuz, "Ben çok aptalım, hiçbir şeyi doğru yapamıyorum" dediğinde, "Aptal olduğunu düşündüğünü biliyorum, ama seninle aynı görüşte değilim. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için daha çok zamana ihtiyacın var, ama biliyorum ki, sen de yeteneklisin. Hatırlasana, oyuncak kamyonunu nasıl da tamir etmiştin? Bu, yaratıcılığı gerektirir." diyerek cevap verebilirsiniz. Bazı ebeveynler, çocuğun güvenini tekrar kazanmasını sağlamak için kişilik özelliklerini kullanmada oldukça duyarlıyken bazıları da çok iyi bir dinleyicidirler. Tepki her ne olursa olsun, çocuk sevildiği ve yetenekli olduğu üzerinde durularak ikna edilmelidir.

16-Sevgiyi Fiziksel Olarak İfade Etmek

Ebeveynleri tarafından kucaklanma ve okşanma çocuklarda, kendine saygının gelişmesine yardım etmektedir. Çocuklar sözel olmayan davranışlara karşı çok duyarlıdırlar. Çocuklara "seni seviyorum" demekten çok sevgi, davranışlarla onları okşayarak belli edilmelidir.

17-Çocukla Göz Seviyesinde Konuşmak

Çocuklarla konuşurken, daima onlardan yüksekte olmamaya dikkat edilmelidir. Bu onun sadece kendini küçük hissetmesini sağlamakla kalmayacak aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasında büyük bir mesafe olduğuna inanmasına da yol açacaktır. Her zaman onunla konuşurken, yanına çömelerek ya da oturarak ya da onu sizin seviyenize çıkararak göz kontağı kurularak konuşulmalıdır. Bu daha yakın bir iletişimi sağlayacaktır.

18-Çelişkili Mesajlar Vermekten Sakınmak

Çelişkili mesajlar, ebeveynlerin sözleriyle başka, davranışlarıyla başka bir şeyi ifade ettiğinde ortaya çıkar. Örneğin; çocuğa, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan "seni seviyorum" demeniz ya da korktuğunda, gece yanınıza gelebileceğini söyleyip geldiğinde kızmanız onu çelişkiye düşürebilir. Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylememelisiniz. Çocuğa model olunmalı, ona söylediğinizi siz de yapmalısınız. Fikir birlikteliklerinizi ifade etmeli ve verdiğiniz sözleri tutmalısınız. İstekleriniz ve kurallarınız açık olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne düşündüğünüzü söylemelisiniz. Sözlerinizle vücut dilinizin birbirine uymasına dikkat etmelisiniz.

19-Duygularınızı Çocukla Paylaşmak

Ebeveynler, çocuklarıyla incinebilecekleri duygularını bile paylaştıklarında, onları kendi deneyimlerini ve duygularını kabul etmeye cesaretlendirmiş olacaklardır. Çocuklar, anne ve babalarının anılarını, eğlendikleri ve korktukları anları, nasıl karşılaştıklarını, çocukları olmasının nasıl bir şey olduğunu hikaye şekline getirdiklerinde anne ve babalarını daha yakından tanıyacaklardır. Aile hikayelerini çocuklarla paylaşma, kendi kökleriyle gurur duymalarını sağlayacaktır.

20-Her Çocuğun Tek Olduğu Üzerine Odaklanmak

Çocuklar hakkında özel şeyleri ebeveynler keşfetmeli ve onlara söylemelidir. Böyle yaparak duyarlı, şiirsel olan çocuğa yaratıcı olma ve kendini dile getirme fırsatı; oldukça uzun boylu bir kız çocuğuna yeni spor dallarının kapısını açma, kariyer ve moda fırsatı verilebilir.
Çocuklarda kendine saygıyı geliştirme, üstesinden gelinemeyecek bir iş değildir. İki önemli parçası olduğu- sevgiyi ve yeteneğini hissettirme - akıldan çıkarılmamalıdır. Ve tabii ki, her iki duyguyu besleyecek şekilde davranılmalı ve konuşulmaya çalışılmalıdır. Ebeveynlerin mükemmel olamadıkları ve en iyisini yapamadıkları zamanlar vardır. Fakat en önemlisinin, bir çocuğun sevgiyi düzenli aralıklarla alması olduğu unutulmamalıdır.

 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 21.08.2008 00:10:38 ( #143 )
Anneler Lütfen Otistik Belirtileri Tanıyın !!!

Otizm, kişinin sosyal ve lisan yeteneğinin ya hiç gelişememesi ya da bu yeteneklerin kazanılmaya başlamışken üç yaşından önce kaybedilmesi halidir.

Üç yaşından sonra da bu yeteneklerin kaybedildiği durumlar vardır.

Otizm, tek başına ortaya çıkabildiği gibi, başka beyin hastalıkları ile birlikte de görülebilir. Kısacası otizm birden fazla sebeplerle ya da birden fazla şekillerde karşımıza çıkabilir. Çünkü insanın  sosyal ve lisan yeteneğinin kaybedilmesine yol açan çok çeşitli sebepler vardır.

Otizm teşhisi her zaman önce anneler tarafından “HİSSEDİLİR”, yine anneler tarafından “GECİKTİRİLİR”. Şöyle ki, anne ta yüreğinde bir şeylerin eksik olduğunu hisseder ama bunun ne olduğunu tam olarak ifade edemediği için hep kendinden şüphelenir. Bazı detayları abarttığını var sayar.

Annelerin “birşeylerin yolunda gitmediği” yolundaki kaygıları genellikle yakın aile çevresi tarafından ortadan kaldırılır. Aile çevresi sürekli “ ailemizde falanca da böyleydi, feşmekanca da şöyleydi” diyerek annenin kaygılarını bertaraf eder durur.

Annelerin kaygılarını bertaraf eden diğer bir grup doktorlardır.“Boşuna kaygılanıyorsunuz, çocuğunuz gayet iyi kilo alıyor işte bir sorun yok “ derler.

Bütün bunlar aşırı vesveseli olduğunu düşünerek olayları abarttığını sanan annelerin bir süre rahatlamasına neden olur. Ancak gerçekte var olan hiçbir şey bizler onun olmasını istemiyoruz diye yok olmaz. Otizm varsa vardır ve gün olur reddedilemeyecek bir şekilde kendini gösterir. O zaman da iş işten çoktan geçmiştir.

Neden bir ateş, bir ishal, bir zatürree varlığında teşhis bu denli gecikmez de otizm varlığında böyle gecikir ???

Çünkü otizm sosyal ve lisan yeteneğinin bozulması ya da gelişememesi halidir. Lisan kişiden kişiye farklı zamanlarda geliştiği için aileler çocuklarının “bugün konuşacak” “yarın konuşacak”l arı beklentisini uzunca bir süre sürdürürler. Sosyalleşmeye gelince bazı çocukların bebekliklerinde uyumsuz ve huzursuz olup sonradan değiştikleri bir gerçektir. Kısacası otizmin belirtileri ateş, ishal, öksürük gibi anlaşılması kolay olmadığından teşhis gecikir.

Esasında çocuk gelişmesini iyi bilen biri için teşhis kolaydır. BU YAZININ AMACI DA BU BİLENİN ANNENİN OLMASINI SAĞLAMAKTIR!!! Çünkü otizm bir davranış sorunudur. Davranışlar gözlemle tesbit olunur. Gözlem için yeterli bir süre gereklidir. Çocukla 24 saat yaşayan annedir. Bu nedenle anne çocuğu gözlemleme süresi açısından doktorun önündedir.

Annelere çocuklarının ne zaman yürüdüğünü sorsanız %99’u hemen yanıt verebilir.

Ancak bebeklerinin ne zaman
“ilk defa gözlerinin içine baktığını”,
“aguladığını”,
“tel sarar yaptığını” sorsanız %99’u bu soruya yanıt veremez.

İşte sosyalleşme ve beraberinde lisan yeteneğinin gelişme adımları bunlardır. Maalesef gelişmenin en önemli adımlarındaki gelişmeler, bebek büyütmenin ona kilo aldırmak telaşı içinde olmanın dayanılmaz ağırlığı altında kaybolur gider. 

Bu nedenle işe “Sosyal yetenek nedir?” sorusuna yanıt aramakla başlamak gereklidir. Sosyal yetenek;  falanca kişi için ‘o  çok sosyal biridir,’ derken kastettiğimiz şey midir?

İnsanoğlu ilk sosyalleşme adımını yaşamının birinci ayının sonunda annesinin gözlerinin içine bakarak atar. Bir aylık bebeğin annesinin gözlerinin içine bakarak ‘agulaması’ hem sosyalleşme, hem de lisan gelişmesinin ilk belirtileridir. Bebek, çevresindeki uyaranlar arasından annesini şekli, kokusu, sesi ile seçebilir.

Bebeğin annesinin yüzünü şeklen tanıyabiliyor olması biberonunu tanıyabiliyor olmasından çok farklıdır. Beynin yüz tanıma alanı ile yüz dışındaki vücut şekillerini ve cisimlerin şeklini tanıma alanları farklıdır.

Bir aylık bebek, anneden gelen ve beş duyuya hitap eden sinyalleri, çevreden gelen diğer sinyallerden  ayırd edebilir ve bunlara ses çıkararak, mimik yaparak yanıt verebilir.

‘Ses çıkarmak, mimik yapmak da bir şey mi?’ diyenler, bunları yapamayanların farkında olmadan yaşayanlardır. Ne yazık ki, bu kişiler yapabildikleri her ince ayrıntının kendileri için ne büyük bir sevinç kaynağı olduğunu anlamadan yitip giderler.

“-Oğlumun gözlerinin içine baktıkça sanki o gözlerini benden kaçırıyor. Komşumun çocuğuna bakarken bu hisse kapılmıyorum. Aman canım biraz vesveseliyim galiba. Lohusalıktan olsa gerek.” diyerek otizmin ilk belirtilerini gözden kaçıran annelerin sayısı az değildir.    

Bebeğin yeterli göz temasının olup olmadığını, en iyi annesi değerlendirebilir. O nedenle, annelerin bu konuda en ufak tereddütleri varsa bunu hemen bir bilene danışmalıdırlar.        

Sosyalleşmede en önemli adımlardan bir diğeri dokunulabilmektir. Bebek önceleri annesinin dokunmalarına ihtiyaç gösterirken, yabancıların dokunuşlarından rahatsız olur. Bu durum olması gerekendir. Aksi söz konusu ise bu normal değildir.

Bir anne “Bebeğimi kucağıma aldıkça ağlamaya başlıyor ve adeta beni itiyor” diyorsa, bu bir sosyalleşme sorununun varlığına işaret eden çok ciddi bir alarmdır.

Bir yaşına doğru bebek giderek yabancıların dokunuşlarına da alışmaya başlar. Bebeğin doktor kontrollerinde çılgınca ağlıyor olması bile bir sosyalleşememe sinyali olabilir.

Sosyalleşmenin bir diğer adımı taklit edebilmektir. Sekiz aylık bebeğe ‘tel sarar’ ‘gel babası’ ‘bir bir’ tekerlemeleri eşliğinde el hareketleri öğretilir. Bebek de bunu kendince taklit eder.. Sosyalleşmede bir sorun varsa bebek bu basit taklitleri yapamaz.. Erken taklit edilmeye başlanan hareketlerden biri öpücük vermek diğeri ise ‘baş baş’ yapmak, ya da hoşça kal anlamında el sallanmaktır. Çocuğum beni öperken öpücük sesi çıkaramıyor ama sadece dudaklarını değdiriyor, ya da beni koklar gibi yapıyor, diyorsanız; ya da el sallaması bir tuhaf ise yani elini sağa sola sallayacağı yerde aşağı yukarı ya da işte bir garip sallıyor diyorsanız bir sorun varlığını araştırmalısız.  Bir türlü bebeğime ‘tel sarar’ öğretememiştim, diye ileriki yıllarda bu durumu hatırlamak yerine zamanında şüphelenebilmeyi öğrenmek daha önemlidir.

Taklit yeteneğinin ortaya çıkabilmesi için de çok iyi bir göz kontağına ihtiyaç vardır. Sekiz aya kadar göz kontağının yokluğundan şüphelenmemiş olan bir anne için bebeğinin taklit yeteneğinin ortaya çıkmaması göz kontağı yeteneğindeki eksikliği fark etmesi için yeni bir fırsattır.  

İyi bir göz kontağı ile birlikte taklit yeteneği birleşince, çocuk annesinin ağız hareketlerini taklit etmeye başlar. Böylece 6-8. aylarda ‘ba ba’ ‘de de’ ‘ma ma’ gibi ilk heceler ortaya çıkar.

Bir yaş civarında çocuk isteklerini işaret parmağı ile göstererek anlatmaya başlar. Bir şeyi işaret parmağı ile işaret ederek istemek beyinde lisan alanının gelişmekte olduğunun ilk işaretidir. Parmak ile işaret etmek ;  el ile göstererek istemek ya da anneyi elinden tutup istenen objenin yanına götürmek ile aynı şey değildir. Parmakla işarette bire bir eşleme vardır. Tıpkı objelerin kelimeler ile bire bir eşlenmesi gibi, bu durum beynin çok özel bir yeteneğidir.

Öte yandan, bir objeyi el ile işaret ederek istemede beyindeki tek bir istek, tek bir sembol ile eşleştirilememekte, obje bir öbek ile simgeleştirilmektedir. Ya da istenilen bir objenin bir başkasının elini kullanarak gösterilmesi ‘ben’ dilinin gelişemediğini ve isteklerin bir başkası üzerinden ‘sen dili’ ile anlatıldığının işaretidir.

Çocuğun istediği objeyi istemek için ses ya da işaret dilini kullanmak yerine kendisinin gidip alması daha da ciddi bir sorundur. Çocuk istediğini ne ses, ne de vücut diline aktaramamakta çareyi gidip onu almakta bulmaktadır.

Maalesef, aileler kendini ifade edemeyen çocuğun gidip onu yerinden alabilmesinden çocuğun zeki olduğu yorumunu yaparak, bu çok önemli belirtiyi gözden kaçırmış olurlar.

“Oğlum bir şey istediğinde o şeye doğru elini uzatıyor.”
“Oğlum bir şey istediğinde benim elimi tutup o şeyi istediğini anlatıyor. “
“Oğlum bir şey istediğinde o şey yüksek bir yerde ise bile sandalyeyi oraya çekip onu oradan alıyor,” diyen annelerin hepsi çocuklarının lisan gelişmesi ile ilgili bir sorunun varlığına işaret etmektedirler.

Lisan gelişmesinde lisanı anlayabilmek, her zaman lisanı konuşabilmekten önce başlar. Bir yaşındaki çocuk,  adına dönüp bakarak yanıt vermelidir.

“Oğlum adına döner bakardı son günlerde ona sesleniyorum. Beş keresinde dönüp bakıyor ise, üç keresinde bakmıyor, diyorsanız; “Çocuk o sırada bir şey ile meşguldü, o nedenle bakmamıştır,’ rahatlığında olmadan önce;  bu konunun ciddiyetini anlamalısınız.

“Adına dönüp bakmıyor ama, televizyonda bir reklam çıktığında onun sesini tanıyıp öteki odadan geliyor. Çok şükür sağır değil. Demek ki ben vesvese yapıyorum,” demeden önce de dikkatli olmalısınız.

Beynin yüz şekillerini tanıması ile, yüz dışındaki şekilleri tanımasının farklı olduğu  gibi; insan sesini tanıması ile hayvan ya da obje seslerini tanıması da farklıdır. Yani, bir çocuğun ; havlayan köpeğe, ya da televizyondan gelen sese dönüp bakabiliyor olması;  onun insan sesine de aynı şekilde duyar olacağı anlamına gelmez. Bu olsa olsa sadece çocuğun sağır olmadığını gösterir, ancak çocuğun duyduğu sesi beyninde doğru yorumlayıp anlayabildiğini göstermez.  

“Ben sesleniyorum bana dönüp bakmıyor ama televizyonun karşısından kalkmıyor.”
“Televizyon hep açık olsun istiyor, ama hiç karşısına oturup bakmıyor.”
“Çocuğumun reklam çıngıllarına ilgisini tarif edemem.” 
“Çocuğum ses çıkaran objeler ile oynamayı ÇOK seviyor. Mutfakta sürekli tencere kapakları ile ses çıkararak oynuyor,” diyorsanız bir an önce bir bilene danışmalısınız.

Bir buçuk yaş civarında, çocuk iki kelimeli cümleler oluşturabilmelidir. “Çocuğum 10 yaşında olmasına rağmen isteklerini tek tek kelimeler ile çat pat anlatabilmesine rağmen hiçbir zaman iki kelimeyi yan yana koyamadı.” diyerek çocuğunun konuşmaya başladığını ve bir gün mutlaka yaşıtları gibi konuşmasını yıllarca beklemiş anneler vardır. Kısacası tek kelime söylemek ile iki kelimeyi yanyana koyabilmek farklı yeteneklerdir. Birinin ortaya çıkmış olması diğerinin de mutlaka ortaya çıkacağı anlamına gelmez.

Çocuğun ilk kelimeleri yarım yamalak ve şekli bozuk olarak ortaya çıkabilirler. Bu belli bir dönem için olağandır. Uzun süre davam etmesi halinde bu durum da araştırılmalıdır.
“Çocuğum ÇOK yüksek sesle konuşuyor.”
“Çocuğum çok kısık sesle adeta fısıldar gibi konuşuyor.” diyorsanız bir sorun olup olmadığı konusunda mutlaka bir bilene danışın.

Sosyalleşme adımlarından bir diğeri hayal kurabilme yeteneğidir. Hayal kurmaya başlayan çocuk oyuncakları ile amacına uygun oynamaya başlar: “evcilik oynar, kamyonculuk oynar”
“Çocuğum arabalarını SÜREKLİ – BİTEVİYE bir ileri bir geri sürüyor.”
“Çocuğumun oyuncaklara HİÇ ilgisi yok.” diyorsanız bunun sebebini araştırın.

Sosyalleşmede bir sonraki adım sırasını bekleyebilmektir. “Şimdi sıra bende, şimdi sende “ diyebilmek de bir yetenektir.
“Çocuğum istediği bir şey olmadığında başını yerlere vuruyor. “
“Çocuğum yaşıtlarına yaklaşmıyor.” diyorsanız yine ve mutlaka bir bilene danışmalısınız.

Buraya kadar, bir çocuğun birbuçuk yaşına kadarki sosyal ve lisan gelişme aşamaları  özetlenmeye çalışılmıştır. Annelerin bu gelişme aşamalarını yeterince bilmeleri önerilir. Bu aşamaların bir bir geliştiğini izlemek çok heyecan vericidir. Her bir gelişmede, çocuğun yürümeye başladığında, ilk kelimelerini söylediğinde duyulan heyecan duyulacağından, çocuk büyütmek daha keyifli olur. Üstelik annelerin “bilinçli bir anne olma” arzuları önemli ölçüde giderilir.

ÇOCUKLAR YAŞAMA ANLAM KATAR!     

Doç.Dr. Sabiha Paktuna Keskin
<mesaj tarafından düzenlendi E V R E K A on 21.08.2008 00:14:54>
 

 
eda2006

  • Tüm gönderiler : 1889
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 21.08.2008 19:19:25 ( #144 )
Otizm konusunu bir dönem epeyce okumuştum. Bahadır oldukça geç bay bay yapmıştı ve okuduğum yazılardan birinde 9-10 aylık olmasına rağmen hala bay bay yapmıyorsa otistik olabilir yazıyordu ve benim oğlum 11 aylık olmasına rağmen yapmıyordu. Saç yemesi de bizim için ayrı bir sorundu sonunda dra götürdük ve ben bunu söylediğimde dr onlar etrafla çok kopuktur sizinkinin sorunu bence vedalaşmayı sevmiyor olması demişti. Tek tesellimiz ismine tepki vermesiydi, ondan çok daha küçük bebekler bay bay gel gel vb hep yapıyordu bizimkine bir tek tokalaşıp hoşgeldin demeyi öğretebilmiştik. Şimdi oğluma baktığımda  bazen o dönemde ne kadar gereksiz endişelendiğimi anlayabiliyorum ama önemsemek gerekiyordu. Şimdi gevezenin teki herşeyi anlatıyor az çok. Genelde tek kelime ile sorulan herşeye anlamlı cevaplar veriyor. Birşey istediğinde adını ve istiyorum diyor. muz istiyom diyor mesela. Konuşmada en önemli nokta çocuk elini uzatınca herşeyi yapmamak yoksa hep bu şekilde alışıyor. Mesela mama sandalyesinde bakıyorum kalkmaya uğraşıyor kalkmak mı istiyorsun o zaman anne kalkmak istiyorum dersen kaldıracağım diyorum. Tabi tam diyemiyor ama birkaç denemeden sonra anne kalk istiyom diyor. En net söylediğinde de hemen yapıyorum. Böylece pekişiyor. Gerçi istiyorum kelimesini öğretmesemiydim diyorum bazen. Ayrıca arada onun bildiği şeyleri getirmesini istiyorum mesela geliyor anne su istiyom diyor su yatak odasında gidip ordan alabilirsin diyorum ve gidip alıyor. Böylece hem kendi işini yapmayı öğreniyor hemde arada bizim de işimize yarıyor. Mesela bugün koltukları yıkıyordum Bahadır bana su getirir misin susadım dedim gidip buzdolabından bulup getirmiş. (Ben yerini dememiştim) Buzdolabını kapattın mı dedim papattım dedi, git iyice itki iyi kapansın yoksa bozulur dedim gitti ve itti. Tuz, kumanda vb getirebiliyor. Benim eşim 3 yaşında konuşmuş, Bahadır da geç konuşur diyordum o yüzden ama net olmasada epeyce konuşuyor. Net söylemediği kelimelerde onun dediği şekilde tekrarlamıyorum ve hayır öyle değil böyle de demiyorum. Mesela mondurma istiyom diyor, dondurmamı istiyorsun diye tekrarlıyorum. TV konusunda eskiden çok endişeleniyordum uzun zaman reklam izletmedim şimdi çocuk kanallarını izliyor onlarda da mümkünse anlatıyorum ve o ne bu ne ne yapıyor vb soruyorum, genelde söyleyebiliyor. Hattatv nin bize katkısı oldu diyebilirim. Kitaptan bakmayı hiç sevmedi az bakıp fırlattı hep amatvden nesneleri hayvanları vb daha iyi öğrendi.
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 22.08.2008 14:25:28 ( #145 )
Eda Hanım;
 
Gerçekten sizi tebrik ediyorum.Siz çok bilinçli bir annesiniz
 

 
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 30.08.2008 16:22:38 ( #146 )
Uzun ama mutlaka okumanızı tavsiye ederim
 
 
HURRIED CHILD SENDROMU (Acele ettirilen cocuklar)


Cocuklarin bir aktiviteden digerine suruklendigi gunumuzde oyun ve
serbestlik cok ilkel kavramlar olmaya baslamistir.
20 yil once, Amerikali bir psikolog olan David Elkind, "acele ettirilen cocuklar (hurried child)" kavramini ortaya atmistir. Bu kavram kisaca, cocuklarin zamanlarinin ebeveynlerin tercihlerine gore duzenledigini, bu duzenlemenin de her hafta daha fazla ders, cocugu sosyal, akademik, kulturel psikolojik alanlarda gelistirebilecek daha fazla aktivite anlamina geldigini anlatmaktadir. Elkind'in kitabi bir uyari icerir, buna gore,
cocuklar bu duzenlemenin sonucunda kendi ozgur zamanlarini,
yapilandirilmamis oyunlarini, gunduz duslerini, sikilma ve cevrelerini inceleme-arastirma sanslarini kacirmaktadirlar.

Oysa buyumek hic bu kadar rekabetci olmamisti. Rekabet oyle boyutlara vardi ki, Kaliforniya'daki Prenatal Universitesi, annelere, bebekleri henuz anne rahminde iken onu nasil daha zeki yapabileceklerini ogretmeyi vaat etti. Bu rekabeti, yarisi kazanma konusundaki kendini adamalar akil almaz boyutlara ulasirken, ABD'de giderek yaygin hale gelen uygulamalardan bir tanesi de üç
yasindaki cocuklara, onlara uygun seckin bir ozel anaokulunun bulunabilmesi icin ozel hocalar tutma boyutuna kadar vardi. Cocuklar, henuz ayakkabilarinin bagciklarini baglayamadiklari ya da bicak tutmayi beceremedikleri bir yasta iken, sendeleyerek yurumeyi henuz gecebilmis olanlar girecekleri sinav icin yogun bir calismaya ya da okul sorumlulari tarafindan tabi tutulacaklari uygulamalar icin agir bir hazirlik surecine giriyorlar.

Bu cocuklar icin ozel hoca tutmak da son derece yaygin bir uygulama, ustelik ebeveynlerinden farkli olarak da, bu cocuklar, girdikleri bu anaokulu sinavlarinin ileride kismen de olsa, Harward, Princeton ya da Brown gibi okullara girislerini etkileyebilecegini henuz bilmiyorlar.

Bu anlatilanlar kimi kulturler tarafindan gulunc karsilanabilir, ama
gercekten oyle mi? Rekabetcilik bu kadar had safhalara varmasa bile, yedi yasindaki cocuklara haftanin her bir gunun kullandiran ve hafta sonlari da bir aktiviteden digerine surukleyen uygulamalar yapilabilmektedir. Buradaki soru sudur, tum bunlar kimin icin ve neden?

Bati Sidney Universitesi'nden Sue Dockett, "Kucuk cocuklar arasinda
Yetiskin denetimiyle yapilan aktivitelerin sayisinda kesinlikle bir
Artis goruyoruz" diyor. "Bunun bir sebebi oyunun dogasinin degismis
Olmasidir. Biz cocukken sokakta oyun oynamak, parka gitmek ve bir saat gibi bir sure eve gelmemekte bir sorun yoktu. Simdi bir tehlike algisi Var ve ebeveynler daha fazla yonlendirmek ve rehberlik etmek
Istiyorlar."

Istatistikler gosteriyor ki, yabanci tehlikesi gunumuzde bundan 20 ya
da 50 yil oncesinden daha yaygin degil, ancak boyle bir tehlike algisinda cok buyuk bir artma var. Buna bir de varos mahalle sayisinin artmasi eklenince, ebeveynlerin cocuklarini dolasabilmeleri konusunda serbest birakmakta korku dolu bir hale geliyorlar.

Cocuklarin asiri derecede programli hale getirilmesi, biraz da ebeveynlerin en iyi cocugu yetistirme istekleri tarafindan motive ediliyor. Soyle diyorlar; "Dans dersleri almis olsaydim hos olmaz miydi?" ya da "erken yasta yuzmeyi ogrenseydim simdi profesyonel bir yuzucu olabilirdim" vs.

Bugunun ebeveynleri, eger cocuklari kendileri icin ulasilabilir olan
firsatlari degerlendirmezlerse, onlari bir adim daha oteye tasiyacak seyi kacirmis olurlar mi sorusuna takilmis durumdadirlar ve bu yuzden de firsat sayilarini surekli arttirmaya calismaktadirlar.
Bununla birlikte, yapilan arastirmalar bu teoriyi curutmektedir.

Gercekte, erken cocukluk donemlerinden beri akademik programlar icinde yer alan cocuklar, boyle bir "sera" deneyimi yasamamis cocuklarla olan iliskilerinde her ne kazanirlarsa kazansinlar bunu kaybedebiliyorlar. CNN'de yapilan yakin zamandaki bir roportajda, David Elkind soyle soyluyor, "Tum arastirmalarimiz egitimlerimiz ve ogretimlerimiz gosteriyor ki, bilissel olani fazla zorlamak bunun etkisini uzatmiyor hatta olumsuz etkileri var. Siklikla, erken donemde, cocugu cok fazla zorlarsaniz, onu engellemis (frustrate)
olabilirsiniz. Verdiginiz Mesaj, yaptiginiz seyi anlamadigi icin yetersiz oldugu fikri olabilir."

"Ebeveynler, yetiskin denetimli aktiviteleri degerli bir seyler yapmanin bir yolu olarak gorebilmektedirler. Oyun, istenilen bicimde yapilmadigi takdirde degerli gorulmuyor." diyor Sue Dockett. Eger Sue hakliysa, oyun degerli bir malzeme olarak gorulmuyorsa, bunun uzun donemdeki sonuclari nedir?

"Dunyadaki en yaratici insanlar fikirlerle oynarlar" demektedir. "Oyunlar cocuklara bagimsizlik saglar ve kim olduklarini hissettirir. Kendi basina vakit gecirebilmek gercek bir sanattir ve kendi uzerlerine yansima sansina sahip olan cocuklar siklikla kim olduklari konusunda da daha rahattirlar".

Deakin Universitesi'nin egitim fakultesinden Helen McGrath daha da ileri gider. Ergenlerdeki ve ilk yetiskinlerdeki zihinsel saglik uzerine uzmanlasmis olan bir klinik psikologtur ve ergenlerin onceki nesiller kadar esnek bir yapisinin olmadigini soylemektedir.

"Bircok beklentiyle birlikte, ergenler baslarina kotu bir sey geldiginde, bu kotu durumdan cikabilme konusunda bir yetersizlik gosteriyorlar cunku ebeveynleri onlara karsi asiri bu zamana kadar koruyucu bir tutum sergilemis oluyor. Bu siri koruma duygusu yanlis yola sapmis bir sevgiden kokleniyor, ebeveynler cocuklarini mutlu etmek icin gereginden fazla caba harciyorlar ve onlari ileride daha guclu kilabilecek seyleri yasamalarina da izin vermiyorlar."

Martin Seligman da, ergenler arasinda artan depresyonun, ebeveynlerin
cocuklarini daha mutlu yapmak icin kullandiklari tutumlarin direkt bir sonucu oldugunu soylemektedir. Modern ebeveynler cocuklarina karsi asiri koruyucular, onlarin hicbir firsati kacirmadigindan emin olmak istiyorlar ve onlarin okul disi zamanlarini da duzenleyerek baska aktivitelerle birlikte, daha guclu hale getirmeye calisiyorlar. Oysa cocuklara erken yaslardan itibaren "baslatan" olma firsati verilirse, bu cocuklar ilerleyen yaslarinda zor durumlarla basa cikma konusunda daha becerikli oluyorlar.

"Tum bunlarin temelinde, ebeveynler bir "hirs" icindeler ve yasadiklari endise modern ekonomiye bir yanit aslinda" diyor Sidney Universitesi egitim fakultesinden Stephen Juan. "Kuresellesme ve ekonomik rasyonalizasyonlar caginda, emniyet duygusu insanlarin hayatindan cikarildi. Belki daha fazla servet var (cuzdanlarda) ama bunu kazanmak daha zor ve bunu korumak icin daha fazla calismak zorundasiniz. Serbest toplum tarafindan bundan 40 yil once yapilan vaat "otomasyonun butun problemlerimizle ilgilenecegi, erken
yasta emekli ve mutlu olacagi fikri" hicbir zaman gerceklesmedi.

Bunun yerine, DVD, araba gibi seyleri alabilmek ve bunlara sahip olmayi surdurebilmek icin daha fazla calismak zorunda kaldik, ki bunlar bundan 40 yil once yoktu, su anda ise basarinizin birer gostergesi oldular. Bu sadece bir orta sinif sorunu degil. Herkes reklam dunyasindan gelen baskilara bir yanit verme ihtiyaci icinde".
"Tum bunlar yuzunden ebeveynler cocuklarina yaptiklari rehberlik konusunda daha katilar, ondeki madde ise ekonomik mucadele. Eskiden beklenti bir is bulmaniz ve bunu surdurmeniz yonundeydi. Simdi bu seyrek. Hem ebeveynler hem de okullar buna yanit veriyorlar. Okullar zamanin odul oldugunun farkindalar ve serbest zamanlari genisleten organizasyonlar yapiyorlar.

Aileler ise, okulun bosa vakit gecirmemesini ve cocuklarini gerekli
becerilerle donatmasini bekliyorlar. Ekonomik mantigi kabul edenler
cocuklarinin yasamlarini da ona gore duzenlemeye basliyor."
"Bir baska sebep daha gec yasta daha az cocuk sahibi olmak olabilir" diyor David Elkind, "Cunku insanlar daha gec yasta anne baba oluyorlar ve daha buyuk beklentileri oluyor. Daha az sayida cocuk sahibi olmak da beklentiyi arttiran bir etken" diye ekliyor Sue Dockett. "Eger cocugunuz diger cocuklar gibi 101 aktivite yapmiyor ise, iyi bir ebeveyn olmadiginiz hissiniz oluyor.

"Sidney'in cocugu" gibi yayinlar cocuklarinizla yapabileceginiz -belki de yapmaniz gereken- tum seyleri iceriyor. Eger bunlarin bir kismini ya da hicbirini yapmiyorsaniz siz iyi bir ebeveyn misiniz?

Insanlar iyi bir ebeveyn olmak icin baskalari tarafindan yargilanmak istiyorlar."
Goze carpan bir ebeveynlik soz konusu, "yapabildikleri seyleri ve daha fazlasini" cocuklari icin yapiyor olarak gorunmek istiyorlar. Sadece son model bir araba istemiyorlar, cocuklarini matematik dersinden drama dersine,tenisten dansa gotururken arabayi kullaniyor gozukmek istiyorlar.

Peki okullar icin bunun sonuclari neler? Cocuklarin gozle gorulur bir
sekilde siralarinda uyuyakalmasinin disinda, cocuklarin okul disi
zamanlarinin cesitli aktiviteler icin programlanmasinin baska sonuclari da var. Cocuklarin bu kadar aceleci bir sekilde yetistirilmesi onlarin ilkokul caginda "kronik yorgunluk sendromu" ile tanismalarina neden olabiliyor.

Ancak egitimcilerin bu duruma karsi cikmalari gerekiyor. Su da
unutulmamalidir ki, cocuklar en iyi performanslarini onlardan hicbir seyin beklenmedigi oyunlarda gosterirler.

Halbuki, bu acele ile yetistirilen cocuklar fikirlerini sinama, aciklama ve yasama sansina sahip olamamaktadir cunku her zaman ebeveyn beklentileri ve cerceveleri ile karsilasmaktadirlar.

Amerika'da bir cok okulda "zamani bosa gecirmeye" sebep oldugu icin tatiller yasaklaniyor. Ebeveynler cocuklarinin planlar uzerinde daha fazla zaman gecirmesini ve daha fazla aktiviteye katilmasini istiyor. Okullar da emniyetsizler ve rehberlik konusunda yetersiz goruluyorlar. Ote yandan bu tamamiyle kotu bir durum da degil. Cocuklar bir grubun parcasi olmaktan, arkadas edinmekten, bir amaci olan insanlarin olusturdugu bir grup icinde yer almaktan hoslaniyorlar. Ebeveynlerinin gururunu hissediyorlar. Bircok
beceriyi de ogreniyorlar. Ancak duzenlemenin iyi yapilmasi onemli.

Elbetteki cocukluk, ogrenme ve yetiskin sorumluluklarina hazirlanma donemidir. Fakat ilk cocukluk, oyun, cevreyi kesfetme ve hikaye donemidir. Oysa simdilerde cocuklarin cok hizli buyudugu inanci yaygindir. Cok hizli buyumekle neyi kastediyoruz? Genelde insanlar bu tanimi kullandiklarinda, cocuklarin artik, eskiden kendilerinden saklanan yetiskin yasamina ait seylere maruz kaldiklarini anlatmis oluyorlar. Bunun icerisine cinsellik, siddet ve bozuk konusma da giriyor. Yetiskinligi ve cocuklugu ayiran sinirlar giderek bulaniklasiyor, bunun kanitini da 6 yasindaki bir cocugun Brintey Spears gibi giyinisinde gorebiliyoruz. 8 yasindaki cocuklar cinayet iceren bilgisayar oyunlari oynuyorlar, aksamlari televizyonda yayinlanan komedi dizilerinden cinsellikle ilgili tum bilgiyi alabiliyorlar. Onceden cocuklar korumali bir alanda tutulabiliyor ve ebeveynlerinin koruyuculugu sayesinde yasamin gerceklerine" iliskin neler ogrenebilecekleri kontrol edilebiliyordu

Ancak medyanin baskisi ile bu kontrol de ortadan kalkmis oldu. Televizyon ve son donemde internet, yetiskinlerin cocuklardan sakladiklari tum seyleri ortaya cikardi. Ancak David Elkind'in de vurguladigi gibi cocuklarin aceleci bir sekilde yetistirilmesi" konusundaki sadece medyadan degil ayni zamanda ailelerin kendinden de gelmektedir. Ebeveynler cocuklarina basari ve kazanmanin yetiskin standartlarini islemeye, ogretmeye baslamistir ve cocuklarini surekli bir adim daha ileri gitmesi icin zorlar hale gelmistir.

Eger hizli bir sekilde ilerleme kaydedemezlerse, gelecegin ekonomik
yapilanmasi icerisinde cocuklarinin kaybeden olacagi korkusu ebeveynleri sarmis durumdadir.

Ancak bu makalede anlatilan cocuklarin yasadigi durumlarin her biri maalesef keyifli hikayeler degildir. Amerika'da bir cift 13 yasindaki ogullarini kendisini basariya goturecek "oldurucu icgudu" den yoksun oldugu icin terapiye goturebilmektedir. Toronto'da bir ozel okul ogretmeni "Cocuklar icin Basari" ismini verdigi (cocuk basi 20$ aldigi) is motivasyonu seminerleri duzenleyebilmektedir.

Ozel ders merkezleri matematik puzzlellari ve kalem dolu cantalarla paket programlar onerebilmektedirler. Tum bunlar olurken de, bu asiri derecede programlanan cocuklarin bir cogu tukenmislikten yakinmaktadir. Giderek yuklenen odev ve ders programlari onlara hicbir sekilde nefes alabilecekleri, oyun oynayabilecekleri bir zaman
tanimiyor cunku.

Cocuklarin "cocukluk doneminden" disari cikarilmasinin baska acilarinin daoldugunu unutmamak gerekir. Onlar kucuk yaslardan itibaren pazarlama sektorunde iyi birer alicilar. Cizgi film karakterleri ve bu karakterlere iliskin urunlerin magazalarda satisi cocuklari alici pozisyonuna oturtuyor.

Bu karakterlere yapilan vurgu da kimi zaman oyle noktalara variyor ki, cocuklarin duygusal baglanmalarini bu karakterlerle kurdugunu gorebiliyoruz.

Oysaki, surekli ise dayali ve hic oyunun olmadigi bir yapilanmanin cocugun strese sokabilecegini unutuyoruz. Cocuklara kesinlikle en iyi olani vermeye yonelik caba, onlari rekabetci bir topluma hazirlama istegi, bazi ebeveynlerin cocuklarini kendilerinin birer kucuk versiyonu haline getirmelerine neden olabiliyor; fazla programlanmis, endiseli ve mutluluktan uzak.

Kucuk cocugunuzun Harward'a gittigini hayal edebiliyor musunuz? Matematikte ya da fende surekli ilerledigini gormek istemez misiniz? Sonra, kesinlikle bebeginiz icin Einstein videolarina sahip olacaksiniz. Sonra ona uyku ve yemek saatler inde Mozart calacaksiniz. Yoksa, henuz bir keman almadiniz mi?

Ya futbol, basketbol, yüzme, resim, karate, piyano, müzik, kayak, bale, tenis... sakin din derslerini ve dans derslerini unutmayin!
Ancak tum bu yapilmasi gerekenler arasinda, cocuklar gercekten cocuk olmaya zaman bulamiyorlar ne yazik ki. Sinirlarini zorlamasi icin zorlanan cocuklar kaygi ve endise belirtileri gosteriyorlar. Stres altinda olduklarinda, yakinlarinda yakin biri olmadan, yalniz kalmaktan korkuyorlar. Kendi icsel kaynaklarini kullanamiyorlar. Saglikli bir cocuk herhangi bir yerde eglenebilir. Londra'da, ya da bir katliamin ortasinda, kendisini mutlu edebilecek, cocuksu sakalari kullanabilir. Ancak tersi icsel kaynaklarin kullanilamadigina isaret eder.

Stres altindaki cocuklar yanlis yapmaktan da korkarlar, mukemmel olmak isterler. Hata yapan rol modelleri yoktur, bu da dunyanin gercekci olmayan bir bakis acisidir, hata kaldirmaz bir tutumu icerir. Fakat herkes aslinda hatalarin ogretici oldugu gorusune de katilir. Cocuklarimiz stresli ve kaygili olmaktan korumak icin yapilacak sey de onun cocuklugunu yasamasina izin vermektir, yani oyun zamani! Organize edilmemis, rehbersiz, bicimsiz, hayal urunu oyunlara imkan saglamak gerekmektedir ve daha az televizyon,
cunku medya dunyayi yetiskin bakis acisindan gosteriyor. Dolayisiyla
cocuklar merak ettikleri sorunlarin cevabini kendi cevrelerinden ve kendi gozlemleriyle bulmalilar, medyadan degil.

Cocuklarla daha fazla zaman gecirmek de gerekiyor, ister yemek ister uyku saatinde direkt cocuga yonelen bir ilgi de sart. Ayrica cocuklarin cogu zaman yeterli uyku alamadigina da dikkat etmek lazim. Cocuklar cok gec yatiyorlar ve ertesi gun de, uykularini alamamis olarak gidiyorlar. Bunun en buyuk sebebinin de tv oldugunu unutmamak gerekiyor.

 
Uzm. Psk. Nurgül YILMAZ (Hacettepe üniversitesi)

 

 
Kartopum

  • Tüm gönderiler : 1002
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: balıkesir..
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 31.08.2008 18:09:39 ( #147 )
çok güzel bilgiler veriyorsunuz ellerinize sağlık
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 31.08.2008 23:48:34 ( #148 )

Orjinalden alıntı: durusin

çok güzel bilgiler veriyorsunuz ellerinize sağlık

 
Rica ederim
 

 
nihal_ugras

  • Tüm gönderiler : 1330
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Kocaeli
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 25.09.2008 11:48:40 ( #149 )
 Televizyon ve bilgisyardan çocukları uzak tutmak gerçekten zor.Deneme yanılma yöntemiyle birçok çözüm yolu arıyoruz.
Büyüm oğlum 10 yaşına girdi.3.sınıfa başladık.Tatilden sonta derslere alışmak zor onun için.İlk önce derslerini bitirdikten sonra tv yada bilgisayara izin veriyordum.Bu sefer alel acele ders yaptığını dikkat etmediğini gördüm.Sonra madem boş vaktin var önce 20 sayfa kitap,10 soruluk test sonra serbest dedim.Aynı şey yine oldu hedefe ulaşmak için en acilinden dersler yapıldı.
Sonra küçük oğlum tv bozdu.Yaptırmadık.Bilgisayarda sadece haftasonları dedik.Gün içinde dersi bittikten sonra oyun kurup oynuyorlar.Ertesi gün kitap okuyup test çözüyor ve  bilgisayarda  çizgi film seyretmelerine izin veriyorum.Sonra okul saati geliyor .Bu arada bunları oğlum genelde yalnız yapıyor ben evimizin alt katındaki iş yerinden onu takip edebiliyorum.Kardeşini teyzesine bırakıyorum.Yalnız oyun kuruyor ozamanda.Okul için hazırlanıp yanıma geliyor ben son konturolleri yapıp onu gönderiyorum.Şimdilik iyi gidiyor.Kitap okumayı sevmeye başladı.Bana heyecanlı anlatıyor.Öncesinde bilgisayar ve tv arasında engel-ceza gibi görüyordu.Tv suz ne kadar götürebiliriz bilmiyorum.3. haftamız bitiyor.Neyseki eşimde bende sevmiyoruz.Kitap saatlerimiz ve sohbetlerimiz uzadı
<mesaj tarafından düzenlendi nihal_ugras on 25.09.2008 11:54:53>
zhoskan

  • Tüm gönderiler : 3175
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 03.11.2008 19:03:31 ( #150 )
ruhancim selam nasilsin :)
bn londradayim biliyorsun yaklasik bir ay oldu geleli mayis gibi donecegim allah in izni ile' zeyno krese basladi her hafta terapi goruyor benle ilgili birde her gun kamera ile gorusuyoruz, yatmadan once masalinida ben anlatiyorum hala :)simdilik bir problemimiz yok gozukuyor sadece oyuncaklarina daha cok baglanmis ben gidince ama sukur yemesinde icmesinde nesesinde hicbir eksilme yok :) sanirim sansli bir anneyim sukurler olsunki zeyno bu olaya cok icerlemedi gecici bir zaman oldugunun farkinda konusmalarimizda hep yazin tatil planlari yapiyoruz, yilsonu gosterisi ile ilgili konusuyoruz senin gosterin olacagi zaman ben orda olacagim diyorum , oda tamam ben beklicem seni sen uzulme ben babama bakiyorum yemekler ytapiyorum diyor :) Murat mumkun oldugunca disari cikarmaya gezdirmeye kuzenleri ile bulusturmaya calisiyor , cocuklu arkadaslarda cok oldugundan haftasonlrini dolu geciriyorlar. Bunlarin disinda sence benim almam gereken bir onlem varmi? Simdiden tesekkurler fikirlerin icin..
sevgiler.
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 04.11.2008 00:16:10 ( #151 )
Merhaba Zuhalcim
 
İyiyim teşekkür ederim. Senin ve Zeynonun iy olmasına çok sevindim
 
Çocuklar anne- veya babadan ayrı kaldıklarında kendilerine olan özgüvenleri ve
kendi kendini avutma ve oyalama becerileri de gelişir.
Zeyno da bunu görüyorum
 
Ayrıca aile içi ilişkilerin kaliteli olması, çocukla kurulan iletişim dilinin doğru olması, çocuğun gelişim dönemlerinde zengin uyaran verilmesi, öğrenme ile ilgili çevresel faktörlerin zengin ve doğru verilmesi, anne-babanın sağlıklı model olması, kültürel seviyenin iyi olması, başarıyı olumlu etkiler.
 
Siz de bunu başarmışsınız.
 
Ama yine de şunu söylemeden geçemeyecegim.
Daha yolun çok başındasınız.
Her şeye hazırlıklı olmanızda fayda var.
 
Peki Zeyno seni mayısa kadar görmeyecek mi?
 

 
hasanefe

  • Tüm gönderiler : 162
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: İstanbul/Avrupa yakası
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 05.11.2008 11:43:21 ( #152 )
merhaba ruhan,
 
bize vermiş olduğun bildiler için öncelikle çok teşekkür ederim...
sana danışmak istediğim bir konu var...efe anaokuluna başlayalı bu ikinci haftamız oluyor....şimdilik okula gitmekten gayet memnun...seve seve gidiyor...bende onu kamerdan izliyorum gün boyu....bulunduğu ortamdan hoşnut yani....okulda tv yok bundan gayette memnunum diyebilirim.....
 
ama efe her akşam eve geldiği zaman(ben ona beş tane tarçın cd si indirmiştim bilg.dan)hep onları izlemek istiyor.
tamam eğitici bir program ama her akşam da aynı cd ler izlenirmi?bu yüzden biz ne film izliyebiliyoruz nede bir haber izleyemiyoruz....kendisi cd açmasını biliyor....izin vermesem bile gidip kendisi açıyor...bende dün akşam cdler sakladım ve işe götürdüğümü söyledim....elinde tv kumandaları evin içinde gezdi dün akşam ve bana cdleri yarın getirmemi istedi benden......daha sonra bana bilg.açmamı ve calliou izlemek istediğini söyledi....bilg.açtım ve bir kaçtane calliou çizgi film izledi.....aynı cdleri devamlı izlemek istemesi sakıncalı değilmi acaba?aklıma bir de şu geldi...acaba evi özlediği için mi bunları devamlı izlemek istiyor.....bana bir yol gösterirmisiniz lütfen...nasıl hareket etmem gerekiyor????
Efe 05/02/2006
Gül 13/02/1971
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 06.11.2008 00:05:38 ( #153 )
Merhaba Gül Hanım.
 
Öncelikle şunu sorayım.
Efe'nin bu davranışı kreşe başlamasıyla birlikte mi ortaya çıktı?
Yoksa daha önce de var mıydı?
 
 
Tabi ki izleyecek.Saçma-sapan programları izlemesindense
yaşına uygun eğitici programları izlemesi daha dogru.
Ancak burada yapmanız gereken şey sınır koymak.
Çünkü küçük yaşlardan itibaren televizyon izleme saatleri sınırlandırılmayan çocuklar, okul yaşlarında televizyon bağımlısı olmaya adaydır.
 
Ayrıca anne-babası, çok televizyon izleyen çocukların da, yine model alma yoluyla, zaman geçirme ve eğlenme aracı olarak televizyonu tercih etmeleri söz konusudur.
 
Çocuklar, genellikle kendilerini evde yalnız hissettiklerinde ve uygun aktivite bulamadıklarında televizyonu ya da bilgisayarı tercih eder.
 
Çocuğunuzun yaşına ve ilgi alanına uygun oyunlar bulup, onunla oynayabilirseniz ve televizyon dışında birlikte eğlenebileceğiniz aktiviteler bulabilirseniz, çocuğunuz televizyon izlemek ya da bilgisayarla oynamak yerine sizinle oynamayı tercih edecektir.





 

 
hasanefe

  • Tüm gönderiler : 162
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: İstanbul/Avrupa yakası
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 06.11.2008 09:51:28 ( #154 )
günaydın ruhan hanım,

önceden, kreşe başlamadan evvel,akşamları efeyi bakıcıdan almaya gittiğim zaman....bana hemen anne eve gidelim derdi tarçın izlicem derdi......yani kreşe başlamadan önce de her akşam izlerdi....daha öncede vardı anlıyacağınız

aslında bir kaç gün dediğiniz gibi sınırlama koydum...eve gittiğimizde hemen tarçın izlicem dediği zaman....anneciğim sadece bir tane cd izliceksin dediğim zaman tamam anne söz, bir tane izlicem derdi...ama cd bitince anne bir tane daha diye diretti....yok dediğim zaman da ağlamaya ve beni çekiştirmeye başlardı....bu yüzden hem kendisi hemde ben geriliyordum....yani bir işe yaramadı......

birde efe kreşe başladığından beridir,dikkat ediyorum....herşey kendi istediği gibi olsun istiyor,olmadığı zaman da ağlama krizine giriyor....efe daha önceden böyle bir çocuk değildi....kreşte yapamadığı nazı bizemi yapıyor diye düşünüyorum.birde hala altına kaçırmalarımız devam ediyor onu da belirtmek istiyorum...

kreşe başladığımız için bu aralar erken uyuyoruz....babası da bir kaç gündür geç geliyor....babası ile fazla vakit geçiremiyorlar,oyun oynayamıyorlar......belki bundan dolayıda olabilir....
<mesaj tarafından düzenlendi hasanefe on 06.11.2008 15:40:23>
Efe 05/02/2006
Gül 13/02/1971
E V R E K A

  • Tüm gönderiler : 8317
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: Küçük Prensimin Yüreğinden :))
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 08.11.2008 16:38:51 ( #155 )
Gül Hanım çocugunuzu en iyi siz tanırsınız.
Mutlaka altına kaçırmasında etken olan bir şeyler vardır...
 
Cd izleme konusunda da tutarlı davranmış olsaydınız, davranışın şiddeti artmazdı.
O agladıgında veya sizi çekiştirmeye başladıgında siz onun istegini yerine getirdiyseniz, daha sonra bu davranışı düzeltmeniz zaman alacaktır.
 
Ancak düzelmeyecek bir şey yok.
Dediğim gibi tutarlı olun, sınır koyun ve snırın ne oldugunu ona her defasında betimleyin.
 
 
 

 
papu-ceren

  • Tüm gönderiler : 9454
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 10.11.2008 11:41:19 ( #156 )
Ruhancım selam

Bende bişey danışmak isitiyorum sana. Başa çıkamadığım bir mevzu var. Bizim evde 2 tane kedimiz var bunlarında sürekli yerde duran mamaları. Aslında çok doğal olarak aylardır ceren bu mamaların başında. İlk başlarda yani 8-9 aylıkken mamaları ağzına almak için kendini yerden yere atıyordu sürükleyerek başından ayırıyorudum. Sonra senin yazılarını okuyarak inatlaşmak yerine sebep anlatarak uzaklaştırmayı denedim. Yani ceren mamanın başındayken yanına gidip yere çöküp bunları yemeni istemiyorum, bunlar kedilerimizin mamaları yersen hasta olursun gibi açıklamalar yapıp hadi gel kaldıralım kedilerin mamalarını diyerek ceren ağlamadan mamanın başından uzaklaştırmayı başarıyordum. Bİrkaç ay böyle yapınca cerende şöyle bişey oluştu sanıyorki o mama kapları yerde durmamalı her seferinde yere dökülenleri tabağa koyup masanın üstüne kaldırıyor. Tabi bunu ben ordaysam yapıyor sorunda burda başlıyor. Benim olmadığım zamanlarda her yanına gittiğimde 1-2 mama tanesini ağzında buluyorum resmen yiyor beni görüncede aklınca taneleri sayarak tabağa koyuyormuş gibi yapıp kaldırıyor. Şimdi sorum şu nasıl davranmalıyım? Çünkü inan ani tepkiler vermiyorum hatta eşimde vermiyor her ağzında gördüğümüzde lütfen çıkar onu yoksa hasta olursun bunlar senin mamaların değil diyorum. İnatlaşmadan çıkarıyor ağlama yırtınma olmuyor ama sonuçta hala ağzına almaya devam ediyor. Mamaları mecburen yerde tutmak zorundayım yoksa zavallı kedilerim aç kalıyorlar. Ne yapacağımı şaşırdım eşim haftasonu biber dökelim ağzı yanarsa bir daha yemez dedi ama buda bana çok acımasızca geldi bende tuz dökelim tuzlu olduğunu görürse belki iğrenir yemez falan dedim ama bunların hiçbiri mantıklı gelmedi açıkçası.

Dediğim gibi ortada bir inatlaşma yok, bırak deyince, ağzından çıkar deyince çıkarıyor ama hiç ağzına almaması konusunda ikna edemiyorum. Lütfen bana bir yol gösterirmisin. Nasıl davranmalıyım, ne yapmalıyımki bu sorundan kurtulabileyim
bastet

  • Tüm gönderiler : 1997
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 10.11.2008 13:22:27 ( #157 )
papu-ceren yazını ilgiyle okudum. vee gülümseyerek. lütfen alınma bende küçükken kedi mamalarını gizlice birkaç yemiştim hatta çok küçük sayılmazdım hatırladığıma göre
 
benim kızlarımda da aynı davranış şekli gelişti 1.5 yaş civarı özellikle kedimizin maması çok ilgilerini çekiyordu yemeye ellemeye kalkıyorlardı.hatta kedimizin tuvaleti için kullandığı kum daha da çok ilgilerini çekiyordu.  ulaşmalarının zor olduğu biryere koydum kabımızı normalde tuvaleti kapalı balkonda duruyordu yemek kaplarıda mutfaktaydı kedimizin. ikisinide kapalı balkona aldım öncelikle tabi yemek kabıyla kumunu birbirinden uzak köşelere koydum kedimizi rahatsız etmesin diye. balkon kapısını kızların uyanık olduğu dönemde kapalı tuttum bir süre . yumak acıkınca çişi gelince haber veriyordu zaten.bunun dışında bende sizin yaptığınız gibi yaptım sakince ve kararlı bir dille açıkladım ellenmeyeceğini ve yenilemeyeceğini. bizde işe yaradı şimdi ellemiyorlar bile. ama yaramasaydı ne yapardım bilmiyorum
Ruhancığım cevabını bende bekliyorum
binnaz006

  • Tüm gönderiler : 6631
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 10.11.2008 13:47:22 ( #158 )
benimde çook büyük sıkıntım var..yardım istiyorum..
 
- yağız oyun oynarken yada ben onu kucağımda hoplata hoplata severken yada başbaşa bir şey yaparken en mutlu olduğumuz anlar dahil...bir boşluk bulup bana tokat atıyor..yada kafama vuruyor..
 
ilk başlarda sesimi çıkartmadım ama şimdilerde çok tekrarlamaya başladı..ceza da veriyorum ara ara..konuşmuyorum.küsüyorum..yaptığı davranışın beni üzdüğünü kimi zaman ağlayarak kimi zamanda canımın acıdını ona hissettirek anlatıyorum..
 
ama yağız bu hareketini tekrarlıyor..nedenini bulamıyorum..oyun zannediyor diyorum.artık oyunluk bir durumumuz kalmadı..

hasanefe

  • Tüm gönderiler : 162
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Bölge: İstanbul/Avrupa yakası
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 10.11.2008 14:13:44 ( #159 )

Orjinalden alıntı: E V R E K A

Gül Hanım çocugunuzu en iyi siz tanırsınız.
Mutlaka altına kaçırmasında etken olan bir şeyler vardır...
 
Cd izleme konusunda da tutarlı davranmış olsaydınız, davranışın şiddeti artmazdı.
O agladıgında veya sizi çekiştirmeye başladıgında siz onun istegini yerine getirdiyseniz, daha sonra bu davranışı düzeltmeniz zaman alacaktır.
 
Ancak düzelmeyecek bir şey yok.
Dediğim gibi tutarlı olun, sınır koyun ve snırın ne oldugunu ona her defasında betimleyin.



 
ruhan hanım, vermiş olduğunuz açıklayıcı bilgiler için teşekkür ederim..
Efe 05/02/2006
Gül 13/02/1971
papu-ceren

  • Tüm gönderiler : 9454
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Ynt: MOLA YÖNTEMİ - 10.11.2008 15:09:03 ( #160 )
Fundacım öncelikle şunu söyleyeyim alınmadım lütfen cevap ver madem hatırlıyorsun yediğini tadı çokmu güzeldide yiyordun kum olayına gelince hiç başımıza dert olmadı çünkü biz direkt kapalı balkona koymuştuk balkon kapısınada kedilerimizin girebilieceği büyüklükte bir delik açtırmıştık ve kapıyı hep kapalı tutttuk çünkü benim rahata alışkın pisilerimin öyle haber verme gibi bir özellikleri yok. Neyse mamayı bende mutfağa koyuyorum çünkü kumu koyduğum balkon çok küçük oraya mama koyamam çok yakın olur kumlarına öyle oluncada kedilerle ilgili başka sorunlar yaşarım ki sen zaten kedi beslediğin için bunları biliyorsundur. Bakalım ruhan ne akıl verecek
Sayfayı değiştir: < 123456789 > | Sayfayı gösteriyor 8 of 9, mesajlar 141 to 160 of 180

Hızlı ulaşım:

Şu andaki aktif kullanıcılar
0 adet üye ve 12 misafir var.
İkonların Anlamları ve İzinler
  • Yeni mesajlar
  • Yeni mesaj yok
  • Yeni Konu ve Yeni Mesajlar
  • Yeni mesajı olmayan yeni konu
  • Yeni mesajlarla kilitlendi
  • Yeni mesajlar olmadan kilitlendi
  • Mesajı oku
  • Yeni konu başlat
  • Mesaja cevap ver
  • Yeni anket gönder
  • Oy gönder
  • Post reward post
  • Gönderilerimi sil
  • Konularımı sil
  • Gönderiyi derecelendir

© 2000-2009 ASPPlayground.NET Forum Version 3.4