Deniz'cim, ablacım, yine bir solukta okudum bıraktığım yerden mesajlarını. Atakan çıkmıştır hastaneden herhalde, umarım herşey yolundadır.
Karanlık ve ezan korkusu konusunda birşeyler yazmak istiyorum.
İlkokul zamanlarımı hatırlamıyorum ama ortaokulda benim de gece lambam vardı, hatta yılbaşı çekilişinde 2 yıl üstüste ingilizce öğretmenlerim (ikisi farklı öğretmen benim yaşlarımdalardı) hediye almıştı, ikisi de aynı hediyeyi almışlar ama farklı model. Hihihih bir an hatırladım da. Neyse... Ben yıllarca gece lambası ile uyudum, bak mesela gece lambası kullanmadığım günleri şöyle hatırlıyorum, odadaki koltuktaki oyuncak ayımı bile bir yaratık gibi görür acayip şekilde korkardım. Daha sonra lise üniversite falan zaman zaman gece lambası, zaman zaman karanlıkla geçti... Üniversitede biraz alıştım karanlığa, ama mesela evlendikten sonra mutlaka elimi yanıma atar yalnız değilim diye emin olmak isterdim. Şimdi karanlıkta uyumakta biraz zorlanıyorum, biliyorsun Nazif askerde... Bu yüzden karanlık korkularını anlıyorum, ben hala ev sessizken evin içinde karanlıkta yürüdüğümde tedirgin oluyorum, hızlı hızlı yürüyorum ve şarkı söylüyorum, kendimi rahatlatmak için. Selin'in karanlık korkusu da biran evvel biter inşallah. Size şu direk prize takılan gece lambalarından tavsiye ederim, bazılarında açma kapama tuşu var, ben yıllarca onu kullandım, Ankara'ya gelince geceleri karanlık korkumla yeniden başbaşa kalınca gidip yine böyle bir lamba-ampul aldım, ama bu sefer sensörlü aldım, sabah ışığıyla otomatik kapanıyor, karanlık olunca direk açılıyor, ben sabah uyanınca fişten çekiyorum, çünkü akşama kadar odama pek girmiyorum. Sizin için bu lamba mı diyeyim ampul mü neyse, faydalı olabilir, tavsiye ederim. En azından karanlığı kırıyor, çok aydınlatmasa da karanlık korkularından biraz kurtulmuş olursunuz.


Hem gece uyanında tuvalete giderken falan da iyi oluyor.
Ezan korkusuna gelince... Çok ama çok yakın bir zamana kadar nedenini inan bilmiyorum ama benim de ezan korkum vardı. Ama ben sadece sabah ezanından korkardım. Mutlaka çok küçükken bununla alakalı bir şey yaşadım ama tabi hatırlamıyorum. İnan ezan bitene kadar yorganımın altına girer ve nefesimi olabildiğince uzun süre tutardım, ezan bittiğinde ben sırılsıklam terlemiş olurdum, biraz da korkudan. Kendiliğinden geçti bu korku ama hiç geçmeyecek sanıyordum. Hala biraz garip olurum sabah ezanında ama alıştım sayılır, artık korkmuyorum en azından. Bana hep nedense ölüm gelecek gibi bir korku yaratırdı işte. Dikkatle sesimi çıkarmadan dinlerdim, sanki beni gelip bulacaklarmış ve kötülük yapacaklarmış gibi gelirdi... Umarım Nehir'in bu korkusu en yakın zamanda geçer.
