Forum Bebeği Forum Ana Sayfa

Bebek.com Forum'a Hoş Geldiniz...

Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.
Bebek.com forumunu ilk ziyaretiniz ise; Forum Kuralları için tıklayınız.

 BESLENMEDE VE GELISMEDE KALITE

Sayfayı değiştir: < 123456 > | Sayfayı gösteriyor 4 of 6, mesajlar 61 to 80 of 111
Yazar Mesaj
reıs

  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER - 22.08.2005 16:51:13 ( #61 )
BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Kalıtım ve Ailesel Faktörler
Toplumun genelinde büyümeyi etkileyen en önemli etken kalıtımdır. Kalıtım ( ırsiyet ), öncelikle boyla ilişkilidir, ancak şişmanlık ve zayıflık gibi fiziksel özellikler de etkilenir. Büyüme geriliğinden kuşkulanılan bir çocukta bu durumun kalıtımla ilgili olabileceğine karar vermede, anne babanın ve varsa kardeşlerin özelliklerini değerlendirmek büyük önem taşır. Kısa boylu ailelerin çocukları kısa, sarışın olanların çocukları açık renkli olmaya eğilimlidir.

Cinsiyet
Büyüme gelişme süreci kız ve erkek çocuklarda farklıdır. Doğumda kızların tartısı daha düşüktür. Doğum tartıları aynı olan erkek ve kız çocuklar karşılaştırıldığında kızlar daha ileri bir gelişme düzeyi gösterirler. Ergenlik dönemine erken giren kızlar hızlı büyür, ancak çabuk dururlar. Erkeklerde kas dokusu daha fazla gelişir, boy daha uzun olur.

Beslenme
Beslenme, büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli çevresel faktördür.

Çocuğun iyi büyüyebilmesi için yeterli ve dengeli beslenmesi, bu besinleri sindirmeye yeterli bir barsak etkinliği bulunması gerekir. Süt çocukluğu döneminde yetersiz beslenmeden boydan çok tartının öncelikle etkilendiği bilinmektedir.
Çoğu kez beslenme kökenli bir kansızlık geliştiğinde, iştah azalmasına yol açarak problemin artmasına neden olur. Bu durumda kansızlığın düzeltilmesi, asıl sorunun çözülmesi için uygulanan tedavilerin başarısını arttırır.
Sevgili ebeveynler, büyüme yetersizliği düşünülen bir çocukta alınan günlük besinlerin yeterli olup olmadığı mutlaka bir hekim tarafından hesaplanmalı, eksiklik söz konusu ise uygun beslenme şemalarıyla tartı alımı, olması gereken sürece oturtulmalıdır.

Hormonal Durum

Normal büyüme için bir çok hormona ihtiyaç vardır. Sağlıklı çocuklarda hormonlar uygun miktarlarda salgılanır. Hipofiz bezinin salgıladığı "büyüme hormonu" boyca büyümeyi, tiroid bezinin salgıladığı "tiroid hormonu" gelişme ve olgunlaşmayı sağlar. Ergenlikte böbrek üstü bezi, testis ve yumurtalıklardan salınan hormonlar da büyümeyi etkiler.
Büyüme hormonu yetersizliği durumunda boy kısa kalırken, konjenital hipotiroidi dediğimiz doğumsal tiroid bezi yetersizliğinde zeka da etkilenir.
Sevgili anne ve babalar, erken tanı konulursa her iki hastalığında tedavisi oldukça başarılıdır. Ayrıca, hormon bozukluklarına bağlı büyüme gelişme bozuklukları son derece nadirdir. Ancak diğer nedenler tam teşekküllü bir merkezde yapılacak tetkiklerle bertaraf edildikten sonra düşünülebilir.

Gebeliğe İlişkin Faktörler

Bebeğinizin sağlıklı doğması yanında normal tartı ve boya sahip olabilmesi için gereken koşulların kendine özgü karakteristikleri nedeniyle gebelik dönemi, yaşamın diğer evrelerine göre son derece önem arzetmektedir.
Gebeliğin ilk üç ayında annenin geçirdiği virus infeksiyonları çocuk için zararlıdır. Anne hamileyken kızamıkçık geçirdiği taktirde çocukta kalpte bozukluk, katarakt, sağırlık, küçük kafa ve zeka geriliği ortaya çıkabilir.
Gebelik süresince ve özellikle ilk haftalarda annenin aldığı ilaçlar dikkatle seçilmelidir. Bu dönemde alınan ilaçlar ve sigara içimi gibi etkenler bebeği etkiler, doğuştan bozukluklara yol açabilir.
Hamilelikte röntgen, radyum gibi ışınlar çocukta küçük kafa, bel bölgesinde yarık ya da kese, zeka geriliği ve uzuvlarda bozukluklara yol açabilir.
Hamilelikte hormon bozuklukları bebeğe zarar verebilir. Örneğin şeker hastalığı olan annelerin çocukları iri doğarlar. Tosuncuk diyebileceğimiz bu çocuklarda kalp, akciğer ve metabolizma bozuklukları görülebilir.
Sevgili anneler, doğacak bebeğinizin sağlığı için gebeliğiniz esnasında mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanının kontrolü altında olun, sigara, ve alkolden uzak durun, rastgele ilaç kesinlikle kullanmayın.

Kronik Hastalıklar

Sağlıklı olarak dünyaya gelen bir bebekte kalıtımsal olarak gelen ya da sonradan edinilen kimi hastalıklar müzminleşerek büyüme ve gelişme sürecini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu hastalıklar arasında kronik karaciğer hastalığı, kronik böbrek yetersizliği, romatizmal hastalıklar sayılabilir.
Büyüme geriliği, astım ve diğer allerjik hastalıklarda da ortaya çıkar. Bunların tümünde sebep kullanılan ilaçlar değildir. Hastalığın kendisi de gerilikte başlıbaşına önemli bir faktördür. Ağır akciğer infeksiyonları ve morarmayla seyreden kalp hastalıklarında da büyüme olumsuz yönde etkilenir.
Çocukların sonraki dönemlerde yaşıtlarını ne ölçüde yakalayacakları, hastalığın seyri ve süresi, başlangıç yaşı, iyileşme sonrası geride kalan büyüme süresi ve iyileşmenin tam olup olmaması gibi bir çok faktöre bağlıdır.

SONUÇ

Sevgili anne ve babalar,
Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların belirlenmesini, böylece hastalıkların erken tanısını ve önlenmesini olanaklı kılar. Sağlam çocuk takibinde tam bir fiziksel muayene yanında boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılır. Düzenli ve birbirlerini izleyen ölçümler tek ölçümlerden çok daha yararlıdır. Çünkü belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile, çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar belirlenebilir.
Bu nedenle, çocuğunuzun büyüme ve gelişmesini siz de izleyiniz. Elde ettiğiniz değerleri, bölüm sonunda verdiğim eğrilere işleyip, normalden sapmalar mevcutsa doktorunuza başvurarak yardım isteyiniz. Böylece sorun kısa sürede çözülecek, çocuğunuzun sağlığına yeniden kavuşması sizi mutlu edecektir.
reıs

  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
KEFIR NEDIR? NEYE YARAR? - 22.08.2005 16:53:16 ( #62 )
Kefir nedir?

Rahmi Lale
Kefir kültüre edilmiş, birçok sağlık unsuru içeren ayran benzeri bir içecektir. Kefir ekşi ve ferahlatıcı tadı ile ayrana, yoğurtta bulunan maya ve bakterilerin bağırsak siteminde tutunma özelliği olan ‘probiyotik’ yapıları ile de yoğurda benzemektedir. Kefirde doğal olarak yer alan bakteriler ve mayaların simbiyotik etkileşimi sonucu oluşan yapılar bu içeceğin düzenli tüketilmesi durumunda sağlık açısından faydalar içermektedir. Değerli vitamin ve mineraller ile yüklenmiştir, kolay sindirilebilir proteinler ve doğal antibiyotik özellikler içermektedir.
Kefirde yer alan çok miktardaki yararlı maya ve bakteriler, kültüre edilme işleminden sonra ortamda bulunan laktozun tamamına yakınını yapılarında bulunan laktaz enzimi ile tüketirler. Böylece laktozu tolere edemeyen kişiler bu şekilde kefiri rahatça tüketirler.
Kefir çok farklı sütler ile örneğin inek, keçi, koyun, hindistancevizi, pirinç ya da soya sütleri ile yapılabilir. Yapısal olan mukoz benzeri özelliği, sindirim sisteminde yararlı bakterilerin kolonizasyonunu kolaylaştırır.
Kefir, tanecik (grain) adı verilen jelatinimsi beyaz ya da sarı partiküllerden oluşmaktadır. Bu tanecikli yapı kefiri diğer süt ürünlerinden ayırmaktadır. Bu tanecikler bakteri/maya karışımı kazein (süt proteini) ve kompleks şekerler ile küme halini almaktadır. Bazı taneciklerin fermentasyon işlemleri sonucunda el avucuna sığabilecek büyüklüklere ulaştığı bilinmektedir. Tanecikler yapısında bulunan yararlı organizmalar ile sütü fermente ederek kültüre edilmiş ürüne dönüştürmektedir.
Yoğurt ve Kefir arasındaki farklar nelerdir?
Her iki üründe kültüre edilmiş süt ürünleridir ama farklı türde faydalı bakteri içermektedirler. Yoğurdun içermiş olduğu bakteriler sindirim sistemini temiz tutarak burada konakçı olan diğer faydalı organizmalar için besin sağlamaktadır. Kefir bu özelliklere artı olarak yoğurdun sahip olmadığı sindirim sistemini kolonize etme özelliğine de sahiptir.
Meraklısına
Kefir yoğurtta bulunmayan birkaç faydalı bakteriyi de içermektedir, Lactobacillus caucasus, Leuconostoc, Acetobacter türleri ve Streptococcus türleri. Aynı zamanda vücut için yıkıcı patojen özellikte olan mayaların gelişimini kontrol altına alan ve elimine eden Saccharomyces kefir ve Torula kefir gibi mayaları da içermektedir. Sindirim siteminde zararlı bakteri ve mayaların bulunduğu ortamda mukoz asta yapı oluşturarak ortamı temizler ve bağırsakların direncini artırır. Bu nedenle vücut gerek Escherichia coli gibi patojenlere gerek bağırsak parazitlerine karşı daha dirençli hale gelir.
Kefirde bulunan bakteri ve mayalar tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine yardımcı olarak besin kaybını önlemekte, bu sayede kolonu temiz ve sağlıklı tutmaktadır. Kefirin yoğurda kıyasla daha ince tanecikli yapıda olması sindiriminin kolay olmasını sağlamakta bu sayede de gerek bebekler gerek rahatsız yaşlılar ve sindirim bozukluklarına sahip olanlar için kullanımını kolaylaştırmaktadır.
Besin Değeri
Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel amino asitler bakımından zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilir yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan ve esansiyel amino asitlerden bir tanesi olan triptofanın, mineral maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sitemi üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlamaktadır.
Kefir, B12, B1 ve K vitamini bakımdan da zengindir. Bu vitaminlerin yeterli alınması durumunda gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.
Sağlık açısından Kefir
Kefirin diyetimizde düzenli olarak tüketiminin sayısız faydaları bulunmaktadır. Kolay sindirilebilir olması, bağırsakları temizlemesi, faydalı bakteriler ve mayalar, vitaminler ve mineraller, ve proteinleri içermesi. Kefir dengeleyici bir gıdadır. İçerdiği yapılar ile bağışıklık sisteme yardımcı olduğu, AIDS gibi rahatsızlıkların kötüye gitmesini yavaşlatmak, aşırı yorgunluk sendromuna, herpes ve kansere karşı olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir. Sinir sistemi üzerine olan sakinleştirici etkisi nedeni ile uyku bozuklukları, depresyon ve hiperaktivite rahatsızlıklarında kullanılmaktadır.
Neden Kefir tüketmeliyim?
Kendi kültürümüzün bir öğesidir
Pahalı olmayan ve evde kolayca yapılabilen bir gıdadır
Dünyanın farklı yerlerinde Kronik Yorgunluk Sendromu, Astım, Deri Rahatsızlıkları ve antibiyotik tedavisinden sonra iç eko-sistemin temizlenmesinde kullanılmaktadır
Çok şeker ve şekerli gıda tüketen çocuklar için faydalıdır
Doğal sakinleştirici ve antibiyotiktir
Hamile kadınlar, hemşireler, yaşlılar için kompleks bir gıdadır
Kefiri evde nasıl yaparım?
Bir kavanoza veya ağzı geniş bir şişeye yaklaşık 2 bardak taze süt konur
Öncelikle kefir taneleri bulunduğu kaptan demir olmayan bir süzgeç vasıtası ile süzülür
Süzgeçte kalan kefir taneleri sütün konduğu kaba aktarılır
Ağzı bir kapı ile sıkı olmayan bir şekilde örtülür
24 saat oda sıcaklığında bekletilir
Kefir taneleri gene demir olmayan bir süzgeç aracılığı ile süzülür
Elde olunan içecek kefirdir
Kefir taneleri eğer tekrar kefir yapılacak ise sütün içerisine yapılmayacak ise kendi kabı içerisine konulur
Kefirin saklanması
Kefirin çok ekşi olmayan tatlıya yakın bir tatta içilmesi isteniyor ise taze olarak bir iki gün içerisinde tüketilmesi önerilir. Kefir ağzı bir kapalı bir kapta hafta hatta aylarca buzdolabında saklanabilir. Özellikle laktozu tolere edemeyen kişilere önerilebilecek olan, buzdolabında saklanan kefir tüketildikçe üzerine taze olanlardan eklenmesi ve bu şekilde tüketilmesidir.
Meraklısına
Dolapta bekleyen kefir sağlık açısından bir olumsuzluk etmeni oluşturmaz. Düşük sıcaklıklarda bile, içerisinde bulunan Acetobakterler tarafından üretilen asetik asit nedeni ile ekşiliğin artmasına neden olur. Hatta bir araştırmada bir yıl boyunca bekletilen kefirin tadının biraz ekşi olduğu ve içerisinde yer alan mayalar nedeni ile alkol miktarını % 4 civarına çıktığı belirtilmiştir.
Kefir yapmaya bir süre ara vereceğim, nasıl saklarım?
Kefir tanelerini bir kaç ay kullanmayacaksanız,
Kefir tanelerini temin ettiğinizde saf su içerisinde küçük bir kapta ya da kurutulmuş halde olacaklardır. Kefiri kullanmayacağınız zaman bir kabın içerisine saf suyu koyarak ve taneleri de içerisine ilave ederek buzdolabında (+4 C) saklayabilirsiniz.
Kefir tanelerini donduracak iseniz,
Kefir tanelerini soğuk saf su ile yıkayın (suyun klorsuz olmasına dikkat edin), temiz ve beyaz bir havlu ile düzgünce üzerindeki nemi bastırmadan uzaklaştırın. Taneleri bir poşet ya da kutu içerisine koyun ve taneleri tamamen kapatacak kadar süt tozu ilave edin ve buzluğa kaldırın. Bu şekilde bir yıla yakın bir süre saklayabilirsiniz.
Kefir tanelerini Kafkasya’da yapıldığı gibi kurutacak iseniz,
Kefir tanelerini soğuk saf su ile yıkayın, temiz ve beyaz bir havlu ile düzgünce üzerindeki nemi bastırmadan uzaklaştırın. Tanecikleri beyaz kağıttan kese içerisine koyup yoğun güneş altına bırakın. Tanecikleri burada sıcaklık, nem ve tanecik boyutuna bağlı olarak bir iki gün içerisinde kuruyacaklardır. Kuruyunca renkleri sarıya dönebilir bu gayet normaldir. Kuruyan taneleri ağzı sıkıca kapatılabilen bir kaba koyup soğuk bir ortam ya da buzdolabında 1- 1.5 yıl civarında saklanabilir.

Saklanan kefir tanelerinin aktivitesini geri kazandırmak için ne yapmalı ?
Farklı nedenler ile kefir taneleri aktivitelerini kaybetmiş olabilirler. Onları tekrar aktive edebilmek için,
Kefir tanelerini dondurmuş iseniz;
Dondurulmuş olan taneleri soğuk su içerisine koyun. Bu şekilde süt tozundan ayrılabilsin. Sonrasında bir kap içerisine tanelerin üzerine 1:3 oranda olacak şekilde süt ilave edin ve 24 saat beklemeye bırakın. Eğer pıhtılaşma istenen düzeyde olmaz ise bu işleme her 24 saatte sütün miktarını her seferde artırarak devam edin. Bu işlem üç-dört gün sürebilir. İstenen aromaya ve yapıya ulaşıldığında kefir taneleri sütü işlemek için hazır demektir.
Kurutmuş iseniz;
Tanecikleri bir kaba alıp üzerine 1:3 olacak şekilde süt ilave edin. 24 saat sonra eski aromaya ulaşmış ise taneler hazırdır. Eğer değil ise, yukarıdaki gibi artan miktarlarda süt ilave ederek bu işleme devam edin. 2-7 arası tazelemeden sonra taneler hazır hale gelecektir.
Önemli not: Kefiri aktive etme aşamasında elde olunan kefiri tüketmeyiniz.
Kefiri nasıl temin edebilirim?
Kefir, Türkiye’de ticari olarak market ve benzeri yerlerde satılmamaktadır (bazı Üniversiteler küçük çapta üretim yapmaktadırlar). Lakin kefir tanelerini kimi Üniversitelerin Ziraat Fakültelerine bağlı olan Süt Ürünleri bölümlerinden temin edebilirsiniz.
Kefir su anda Carrefuere ve Metroda satiliyor...

reıs

  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Bebeklik ve Çocukluk Çağı Şişmanlığının Önlenmesi İçin Beslenme Önerileri - 22.08.2005 16:54:12 ( #63 )
Bebeklik ve Çocukluk Çağı Şişmanlığının Önlenmesi İçin Beslenme Önerileri




Hazırlayan: Uzman Diyetisyen Şeniz Ilgaz
Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü
Bebeklik ve çocukluk çağı şişmanlığından korunmak için, yaşam boyu sürecek sağlığın temelinin atıldığı gebelik döneminden başlayarak yeterli ve dengeli beslenmek gerekir.
Bebeklik ve çocukluk çağı şişmanlığının %90’ının, fazla enerji alımı ile oluştuğu ve şişman yetişkinliklerin %30’unun bebeklilik ve çocuklukta da şişman olduğu bilinmektedir.
Bebeklik ve Çocukluk Çağında Şişmanlığın Önlenmesi İçin Neler Yapılabilir:
Anne karnından okul çağına kadar, çocuğun gereksinimleri ve beslenme şekli, büyüme ile birlikte değişir. Bu farklı dönemlere göre de şişmanlığın önlenmesi için farklı beslenme önerileri verebiliriz.
1. Doğum Öncesi Dönemde
- Gebeliğin başlangıcından itibaren annenin yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, gebelik için gerekli besin öğelerini içeren, dengeli bir diyet tüketmesi sağlanmalıdır.
- Gebelikte annenin fazla ağırlık alması önlenmeli, ağırlık alımı izlenmelidir. Annelerin gebelik süresince 9-14 kg ağırlık artışı normaldir.
- Eğer anne gebeliğin başında şişman ise fazla ağırlık artışına gerek yoktur.
- Gebeliğin son üç ayında anne şişman ise, enerji kısıtlanmamalıdır. Bu uygulama anne karnındaki bebeğin büyümesini olumsuz etkileyecektir.
- Anne diyabetik ise, kan şekerinin kontrolü şişman bebek doğumunu önlemek için gereklidir.
2. Bebeklik Döneminde (0-1 yaş)
Bu dönemde bebek için, yaşına uygun alması gereken enerji ve besin öğelerini sağlayacak en ideal besin "anne sütü"dür. Bebeğin yaşına uygun ağırlık kazanması, yeterli büyüme ve gelişmesinin sağlaması için İlk altı ay tek başına, altıncı aydan sonra da uygun ek besinlerle beraber iki yaşına kadar emzirmeye devam edilmesi gereklidir.
- Yeterli anne sütü alan bebeklerin bebeklik ve çocukluk döneminde ve yaşamının daha sonraki döneminde "şişman" olma riski azdır.
- Altıncı aydan sonra azar azar ayına uygun ek besinlere başlanmalıdır.
- İlk ek besin tatlı olmamalıdır. Bu bebeğin sürekli tatlı ve şekerli besinlere istek duymasına, dolayısıyla gereğinden fazla enerji almasına neden olabilir.
- Ek besin olarak unlu-şekerli (muhallebi, nişastalı mamalar, vb.) yiyecekler verilmemelidir.
- Muhallebi yerine yoğurt, bisküvi-süt karışımı yerine ekmek-süt karşımı seçilmelidir.
- Süte; şeker, bal, vb. katılması fazla enerji alımı ile şişmanlığa neden olacağından eklenmemelidir.
- Daha fazla yemesi için bebek zorlanmamalıdır.
- Bebek ek besinler ile beslenirken kaşık ve bardak kullanmalıdır. Biberon kullanımı anne sütü alımını olumsuz etkilediği gibi fazla besin alımına neden olabilir.
- Bebeğin yediği besinlerin miktarı, aynı aydaki başka bebeklerle kıyaslanmamalıdır.
- Bebeğin büyüme ve gelişmesi izlenmelidir. Bebeğin beslenmesinde yapılacak değişiklikler için bu izlemi yapmak gereklidir.
3. Okul Öncesi Dönemde
Çocuğun yaşına ve olması gereken ağırlığa uygun dengeli bir diyetle beslenmesi sağlanmalı, yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmelidir.
- Bu yaş grubu çocuklar için "düşük enerjili diyetler" in kullanımı sakıncalıdır.
- Ailenin diğer üyeleri doğru beslenme alışkanlıkları ile çocuğa örnek olmalıdır.
- Çocuğun yediği besin miktarı başka çocuklarla karşılaştırılmamalıdır.
- Her öğünde dört besin grubundan yiyecek bulundurulmalıdır.
Besin Grupları:
a. Süt ve Ürünleri
b. Et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagil, fındık, vb.
c. Taze sebze ve meyve
d. Tahıllar (ekmek, pirinç, bulgur, bisküvi vb.)
- Çocuk oyunla, pazarlıkla, masallarla beslenmemelidir.
- Tüm aile bireylerinin bir arada sofrada oturarak beslenmesi alışkanlık haline getirilmelidir.
- Televizyon reklamlarından etkilenerek, enerji yoğunluğu yüksek, şeker ve yağ içeriği fazla olan hazır besinler (çikolata, şeker, cips, vb.) verilmemelidir.
- Bu tür besinler yerine; ara öğünlerde hem çocuğun iştahını kesmeyecek, hem de sağlıklı beslenmesi için gerekli olan meyve, taze meyve suyu, ayran ya da süt gibi besinler seçilmelidir.
- Yaşamın ileri dönemlerindeki beslenme alışkanlığının bu dönemde yerleştiği unutulmamalıdır.
- Oyun oynarken, televizyon izlerken beslemek çocuğun farkında olmadan fazla besin tüketmesine neden olabilir.
- Yemek öncesi, gelişigüzel besin tüketimi çocuğun öğünlerde yemek yemesini engeller.
4. Okul Döneminde
Çocuk hafif şişman ise;
- Büyüme ve gelişme sürdüğü için, düşük enerjili zayıflama diyetleri kesinlikle uygulanmamalıdır.
- Yanlış beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması gereklidir.
- Çocukların öğün atlaması önlenmeli ve her öğünde dört besin grubundan da yiyecek bulunmalıdır.
- Çocuğun yaşına uygun besin gruplarından tüketmesi sağlanmalıdır.
Çocuk ileri derecede şişman ise;
- Yeterli, dengeli yaşına uygun diyet uygulanmalıdır.
- Yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, - Büyüme ve gelişme izlenmeli,
- Fiziksel aktivite arttırılmalı.
Okul dönemi, çocuklarda spor yapmak ve bunu bir yaşam biçimi olarak yerleştirmek için en uygun yaşlardır.
reıs

  • Tüm gönderiler : 233
  • Ödül puanları : 0
  • Katıldı: 01 January 0001
  • Durum: çevrimdışı
Sorunlar ve Çözüm Önerileri (Besin Hazırlama) - 22.08.2005 16:55:01 ( #64 )
Çocuğunuzun Beslenmesinde Karşılaşabileceğiniz
Sorunlar ve Çözüm Önerileri (Besin Hazırlama)


  • Süt İçmek İstemiyor
      Sütü bazıları soğuk, bazıları sıcak ya da ılık sever. Çocuğunuzun nasıl sevdiğini deneyerek bulun.
      Bardağına renkli kamışlar koyun onlarla içmeyi sevebilir.
      Sütlaç, muhallebi gibi tatlılar yapın.
      İçine meyve ezip koyabilirsiniz.
      Peynir ve yoğurt da süt yerine geçer.
      Yemeklerin üzerine yoğurt ya da peynir ekleyebilirsiniz.


    Et Yemek İstemiyor
      Köfte sert geliyor olabilir, dolmalara kıyma eklemeyi deneyin.
      Kırmızı et sevmiyorsa tavuk ya da balık da olabilir.
      Makarna seviyorsa üstüne kıymalı sos yapın.
      Kıymalı börek ya da poğaça sevebilir.
      Mercimek, nohut, kuru fasulyede de et gibi protein ve mineraller vardır. Seviyorsa bunlardan yemek yapın.
      Yumurta sarısının da besin değeri aynıdır, doğrudan ya da terbiye ve kek içinde yumurta verilebilir.
      Fındık, ceviz gibi kuru yemişlerde de etlerdekine benzer maddeler vardır. İki yaşından büyükse kuruyemiş olarak verin, küçükse fındıklı, cevizli kek yapın. Sütlü tatlılara dövülmüş ceviz koyun.

    Sebze Yemek İstemiyor
      Meyveler de sebze yerine geçer, istediği meyveleri ya da meyve sularını verin.
      Salatalık, havuç gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk biçiminde hazırlayın, hoşuna gidebilir.
      Evde siz de sebze yemekleri yiyin zamanla görerek alışır.
      Sevdiği yemeklere (çorbalara, köfteye, soslara) rendelenmiş olarak sebze ekleyin farketmeden yer.

    Hep Şekerli Şeyler Yemek İstiyor
      Evde fazla şekerli besin bulundurmayın, kolayca bulup yiyemesin.
      Meyve bulundurun, canı tatlı isteyince meyve yesin.
      Çikolata ve şekeri ödül olarak kullanmayın.
      Kurabiye ve kekleri meyveli yapın daha az şeker kullanmış olursunuz.


  • reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    Çocuklarda İştahsızlık - 22.08.2005 16:55:42 ( #65 )
    Çocuklarda İştahsızlık




    Hazırlayan: Psikolog Yüksel Demirer

    İştah, bir yemeğin zevkle, neşeyle  ve arzu edilerek yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için zaman kazanmaya çalışan, tabağındaki yemeği bir türlü bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; yüksek ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı güçleştiren nezle-grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları gibi bir rahatsızlık çocuğun sofrada nazlanmasına neden olur. Böyle durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen biçimde  yiyecek verirken çocuğun isteklerini de dikkate almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek yemeye zorlamanın hiçbir yararı yoktur. İştahla ilgili olarak ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey çocukların bireysel farklılıklar gösterdikleridir. Bu nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme davranışı ile kendi çocuğunuzun  yemek yemesini kıyaslamak, çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.
    Neler Yapılabilir?
    Bazı çocukların iştahlı bazı çocukların iştahsız olmaları pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için öncelikle organik bir rahatsızlığının olup olmadığı araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup olmadığı, duygusal bir sorunun bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları için problemli olabileceklerinin yanısıra problemli oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir.
    İştahsız çocuk karşısında neler yapılabilir?
    · Herşeyden önce çocuğa  sofrada yemek yemesi için zor kullanılmamalıdır. Her çocuğun kendine özgü yemek yeme kapasitesi olduğundan çocuk daha fazlasını yiyemez. Çocuğun yemesi konusunda ısrarcı olunduğunda çocuk kendisine fazla gelen gıdayı  çıkartılabilir.
    · Her çocuğun büyüme oranıyla ilgili olarak yemek yeme miktarı vardır. Örneğin, yıllar ilerledikçe başlangıçta alınan yiyecek miktarı azalabilir. Erinlik ve ergenlik döneminde ise iştah yeniden artabilir.
    · Yemek zamanından önce çocuğa verilen şekerlemeler, çikolatalar, cips vb abur cubur gıdalar da iştahı engelleyebilir. Ancak, çocuk acıktığında yemek zamanını beklemeden ona yemeğini vermek gerekir. Acıkan çocuğa ısrarla yemek zamanını bekletmek onun iştahının kaçmasına neden olabilir. Henüz yemeği hazır olmamış çocuğa, alması gereken gıdalardan bir miktar verilerek iştahının kaçmamasına yardımcı olunabilir.
    · Sofrada çocuğu olabildiğince kendi haline bırakmak ve kendisinin yemek yemesine olanak tanımak, evi kirletmemesi ve çeşitli kurallara uyması yönünde onu zorlamamak çocuğun yemek davranışına karşı daha olumlu tutum geliştirmesini kolaylaştırabilir. Bazen iştahsızlığın altında, çocuğun yemek yeme karşısında yaşadığı zorlamalar ve baskılar geliyor olabilir ve bu müdahaleler nedeniyle çocuk yeme isteğinden uzaklaşmış olabilir.
    · Çocuğun sofrada oyalanması ve yemeğini ağır yemesi karşısında tepki göstermemek en iyisidir. Bu arada çocukla konuşmak, hikayeler anlatmak, şakalar yapmak da onun yemek yemesini zevkli hale getirebilir.
    · Küçük çocukların istediği gıdaları ve onların gereksinimleri olan gıdaları bilerek tertiplenen yemek listeleri onları sağlıklı tutacaktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın yanında alınması gereken gıdaları süsleyerek göze daha hoş hale getirmek, çeşitlendirmek onların istemedikleri gıdalara karşı da olumlu davranmalarına yardımcı olabilir. Amaç çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için gerekli olan gıdaların alınmasıdır.
    · Aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin de çocuğun iştahı üzerinde önemli etkisi vardır. Evde yaşanan gergin bir hava, tartışma ortamı çocukların iştahlarının kesilmesi için yeterli bir neden oluşturabilir. Yine bu bağlamda çocukların, çok sevdiği büyüklerinin üzüntülerinden de etkilendikleri ve iştahlarının kesildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle yaşanan sıkıntı ve üzüntüleri çocuğa hissettirmemeye çalışmak önemlidir.
    · Bazen çocukluk kıskançlıkları da iştahı olumsuz olarak etkileyebilir. İştahsızlık sorununda bu durumun var olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar sürekli olarak dikkati üzerlerine çekmek istediklerinden iştahsızlık onlar için bir kazanç halini alabilir. Diğer yandan  küçük bir kardeşin varlığı ve annenin onun beslenmesi ile ilgilenmesi de çocuğun yemek yemeye karşı tavır almasına ve yemeğinin anne tarafından verilmesini  istemesine yol açabilir.
    · Anneleri ya da babaları tarafından dövülen ve sık azarlanıp eleştirilen çocuklarda da iştahsızlık görülebilir. Çocuk yemek yemeyerek büyüklerini cezalandırmak itiyor olabilir. Yemek yemediğinde anne ya da babasını üzüldüğünü gören çocuk bundan zevk alabilir ve kızdığında ebeveynlerini üzmek için bu yola başvurabilir.
    · Yemek sırasında olumsuz, üzücü ve rahatsız edici olaylardan söz etmek, onların yaramazlıklarını ve hoşlanmadığınız yanlarını dile getirmek, eleştirmek, ayıplamak ya da suçlamak çocukların lokmalarını boğazlarına dizebilir. Yemek sırasında rahatsız edici  durum ve konuşmalardan kaçınmak gerekmektedir.
    · Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koymak, bazen de azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğin her  bitişinde çocuğu takdir etmek onun yemek yeme davranışının pekişmesine yardımcı olabilir.
    · Çocukların iştahlı olmalarını sağlamada bir yol da onların açık havada zaman geçirmelerini sağlamaktır. Temiz hava ve dışarıda yapılan gezinti ya da oyun çocukların iştahını artırılmasına yardımcı olabilir.
    · Çocuğun süt içiyor olması ve süt ile doymuş olması nedeniyle yemek yemeye fazla istekli olmadığı durumlar  iştahsızlıkla karıştırılmamalıdır. Bu durumda verilen süt miktarını biraz azaltmak sorunun çözümüne yardımcı olabilir.
    · Yemeklerin lezzetli ve iyi pişirilmiş olmalarına özen göstermenin yanında soğuk ve aşrı sıcak olmamalarına da dikkat etmek gerekir.
    · Yemek sırasında yemek yeme usul ve kurallarına ilişkin uzun konuşmalar yapmamak,ikazları müşfik ve sempatik bir biçimde yapmak  çocuğun yemek yemeye karşı daha olumlu davranmasını sağlayabilir.


    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    Yumurta ve Et - 22.08.2005 16:56:47 ( #66 )
    Çocuk Ek Besinleri : Yumurta ve Et




    Hazırlayan: Dr. Nurten Budak
    Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü Beslenme ve Diyet Uzmanı
    Bir civcivin gelişmesi için bütün besin öğelerini içeren yumurta, örnek protein kaynağıdır. Bu da büyümekte olan bir organizma için önemli bir özelliktir. Yumurta proteini, amino asitlerin hepsini yeterli oranda içeren ve kolay sindirilen ve %100 vücut proteinlerine dönüşebilen  "üstün kaliteli" proteindir. Bir adet yumurtada  6 gram kadar protein, 5.5 gram kadar yağ ve çok az karbonhidrat vardır. Ayrıca A vitamini ve bazı B vitaminIerinden de zengindir. Yumurtanın sarısı akına oranla daha fazla yağ, protein ve demir içermektedir ve iyi bir çinko kaynağıdır.
    Yumurta sarısı yüksek kolesterol içermesine karşın yağı doymamış olduğundan kolesterolü yükseltici etkisi kırmızı etten daha düşüktür. Yumurta ülkemizdeki en ucuz  iyi kaliteli protein kaynağıdır.
    Altı aylık olana kadar sadece anne sütü ile beslenmiş bir bebeğe yoğurt, meyve suyu, sebze çorbasının ardından ek besin yumurta sarısı verilmeye başlanır. 1 çay kaşığı kadar(1/4 yumurta sarısı), iyi haşlanmış yumurta sarısı çorbalarının ya da sütünün içine katılarak verilir ve 3 günde bir miktarı arttırılabilir. Dolayısıyla bebek 15 gün sonra tam yumurta sarısı alır. Daha sonra yumurta, beyazı ile verilmeye başlanır. Yine yumurta beyazı da ¼ tam yumurtanın beyazı olarak sarısıyla beraber verilmeye ve 3 günde bir miktarı arttırılır. Sekiz aydan sonra bebek gün aşırı 1 adet yumurta yemelidir. Yumurta verildiği ilk günden itibaren bebek alerji yönünden izlenmelidir.
    Bebeğe verilen yumurta taze olmalı ve iyi pişirilmelidir. Pişirme ile yumurtanın sindirimi kolaylaşır. Çiğ yumurta B vitaminlerinden biotinin vücut tarafından kullanılmasına engel olduğundan zararlıdır. Sarısının katılaşıncaya kadar pişmesi mikrobiyolojik açıdan da önem taşımaktadır. İyi pişmemiş yumurtadan salmonella gibi mikroorganizmalar insana geçebilmektedir. Ancak, uzun süre pişirildiğinde de lezzeti azalmakta ve sarısının etrafında oluşan yeşil halka kötü görünmesine ve kötü kokmasına daha da önemlisi besin değerinin azalmasına neden olmaktadır.
    Bunları önlemek için, bebeğin tüketeceği yumurta yıkanır, hafif buharlaşmaya başlayan ancak kaynamayan suda, 8-10 dakika kaynatılır ve derhal soğuk suya tutularak soğutulur.
    Yumurta, bebeklere süt, çorba gibi yiyeceklerle karıştırılarak ya da omlet yapılarak ve ıspanak, kabak, domates, patates gibi sebzelerle pişirilerek de çocuğa yedirilebilir. Bunun için önce sebzeler yıkanır, doğranır ve pişirilir. Pişmesine yakın içine yumurta kırılır. Yumurta, çökelek ya da peynirle karıştırılarak  pişmiş makarnaya eklenir. Böylece besleyici değeri yüksek ve görece ucuz yemekler elde edilir.
    Etler de biyolojik değeri yüksek, iyi kaliteli protein kaynağıdırlar. Ayrıca yumurta gibi B grubu vitaminler, vücuda iyi kullanılabilen demir ile çinkodan zengindirler, aynı zamanda bir enerji kaynağıdırlar. Ülkemizde genellikle koyun, sığır, kümes hayvanlarının etleri ve balık tüketilmekte ve sucuk, pastırma, salam gibi et ürünleri de yapılmaktadır.
    Bu gruptan bebeğin 7 aylık olduğunda aldığı ilk ek besin tavuk etidir. Haşlanmış tavuk eti, çorbaların içine katılarak ya da ekmek, pilav ve makarna ile birlikte bebeğe yedirilir.
    Bebeğe et, kıyma şeklinde verilir. Kıyma hafif ateşte kendi verdiği suyu çekene kadar pişirilip(kavrulmaz) çorbaların ya da yemeklerin içine konarak ya da ızgara köfte yapılarak bebeğe yedirilir. Bebeğe köfte hazırlanırken; yağsız iri çekilmiş dana kıyması, ıslatılmış çok az ekmek içi ve yıkanmış, ince doğranmış çok az maydanoz ile yoğrulur, ısıtılmış fırında ya da tavada pişirilir. Ekmek yerine haşlanmış pirinç konularak sulu köfte olarak da pişirilebilir.  Bebek için etli sebze yemeği hazırlarken; ıspanak, kabak, domates, patates, biber ve semizotu gibi bir sebze yıkanır ve tencereye doğranır. Bir  köfte kadar kıyma, 1 yemek kaşığı pirinç, mercimek ya da bulgur ile 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ve az su konulup pişirilir. Sebzenin türüne göre dolma ya da kıymalı sebze yemeği olarak yedirilir. Bebeğe verilen bu besinlerin hiçbirisine tuz konulmaz. Bebek bir yaşına geldikten sonra yemekleri iyotlu tuz kullanılarak pişirilir.
    Bebeğe verilmesi gereken önemli bir besin de balıktır. Balık ve diğer su ürünleri “elzem yağ asitleri” olarak bilinen linoleik ve linolenik asitlerden zengindir. Bu yağ asitlerinin diyette yer alması koroner kalp hastalığının önlenmesi, beyin ve retinanın gelişimi ve sağlığı için gereklidir. On bir aylık olan bebek haftada bir kez taze balık tüketmeye başlar
    Bebeklere verilecek balık, ızgara ya da buğulama olarak ve kılçıkları ayıklanarak yedirilir.
    Bebeklere verilecek tek sakatat karaciğerdir. Karaciğer suda, hafif sıcaklıkta pişirilip, ezilerek verilir. Beyin, börek ve yürek gibi sakatatlar bebeğe yedirilmez.
    Kırmızı et veya kümes hayvanlarının etlerinden yapılan ve katkı maddesi içeren pastırma, sucuk, salam ve sosis bebek ve çocuk beslenmesinde hiçbir şekilde yer almaması gereken besinlerdir. Ayrıca acılı, baharatlı, tuzlu, çiğ veya iyi pişmemiş ve mangalda pişmiş et yemekleri ve köfteler bebek ve çocuklara yedirilmemesi gereken besinlerdir.


    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    Beyni çalıştıran besinler - 22.08.2005 16:57:50 ( #67 )
    Beyni çalıştıran besinler

    Bazı yiyecekleri daha fazla yiyerek hafıza, algılama yeteneği ve dikkati artırıp, daha hızlı düşünebilmenin mümkün olduğunu belirten uzmanlar, sınavlara hazırlanan öğrencilerin beyinlerinin daha iyi çalışması için zencefil, kimyon, havuç, ceviz, fındık, fıstık, lahana, karides gibi besinleri almalarını öneriyor.
    Diyetisyen Ferin Batman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşan sınav günleri öncesinde, ilköğretim ve liselerin son sınıflarında okuyan öğrenciler için "beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olacak yiyecekler" hakkında bilgi verdi.
    Batman, öğrencilerin sınavlar için son hazırlıklarını yaptıklarını, ancak pek çoğunun, "konsantre olamamaktan, öğrendiklerini çabucak unutmaktan, dikkatini veremeyip aynı sayfayı tekrar tekrar okuduklarından" yakındıklarını söyledi.
    Vücudun küçük bir bölümünü oluşturan beynin, yiyeceklerle alınan enerjinin yüzde 20’sini harcadığını, beynin, kanın taşıdığı oksijen ve glikozla beslendiğini kaydeden Ferin Batman, "Araştırmalar, belirli yiyecekleri daha fazla yiyerek hafızanızı, algılama yeteneğinizi, dikkatinizi artırıp, daha hızlı düşünebileceğinizi gösteriyor" diye konuştu.

    ODAKLANMA İÇİN CEVİZ, FINDIK

    Batman, bir konuya "odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık, soğan ve karides gibi yiyeceklerin yenmesini önerdi. Batman, şunları söyledi:
    "Ceviz, fındık, fıstık gibi yiyecekler konferanslarda, konserlerde, uzun araba yolculuklarında, sinirleri kuvvetlendirirken, beyindeki haber alma maddelerinin oluşumunu hareketlendirirler.
    Soğan, aşırı yıpranmaya, fiziksel yorgunluğa karşı kanı sulandırır, beyin oksijeni daha iyi alır.
    Karides, beyin besinidir. Vücuda önemli omega 3 yağ asitleri sağlar. Dikkat verme süresini daha uzatır."

    STRESSİZ ÖĞRENME İÇİN LAHANA

    Öğrenmenin artırılması için çeşitli önerilerde bulunan Batman, şunları kaydetti:
    "Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar. Stresin getirdiği atıştırma krizlerinde, düşük kalorisi sayesinde bol bol çiğ olarak yenebilir.
    Limon- Portakal, C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır. Çalışma ve sınav öncesi, limonata veya portakal suyu için.
    Yaban mersini, beynin kanla daha iyi beslenmesi için, uzun süreli bir öğrenmede ideal bir meyvedir."

    EZBER İÇİN HAVUÇ

    Hafızayı güçlendirmek için de havuç, ananas, avokado, zencefil, kimyon gibi yiyecek ve baharatların tüketilmesini isteyen Ferin Batman, bu besinlerin yararlarını şöyle anlattı:
    "Havuç, beyin metabolizmasını canlandırarak, hatırlama yeteneğini arttırır, bir şey ezberlerken bir küçük tabak sıvı yağlı havuç salatası yiyin.
    Uzun bir metin ezberleyebilmek için fazla miktarda C vitaminine ihtiyaç vardır. Ananas bunu sağlar, ayrıca önemli bir element olan mangan içerir.
    Avokado, kısa süreli hafıza içindir. Fazla miktarda yağ asidi içerir. Çalışırken yarım avokado yeterlidir."

    YENİ FİKİRLER ÜRETMEK İÇİN ZENCEFİL

    Yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneren Batman, zencefilin içerdiği maddelerin beynin yeni fikirler üretmesini sağladığını söyledi. Batman, "Zencefil alındığı zaman kan sulandığı için vücutta daha serbest akar, beyin oksijenle beslenir" diye konuştu.
    Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen Ferin Batman, "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" dedi.

    MUTLULUK

    Ferin Batman, küçük bir kase çileğin, stresi gidererek mutluluk verdiğini, muzun da "serotonin" maddesi içerdiği için mutluluk verdiğini kaydetti. Batman, kırmızı biberdeki aroma maddelerinin de vücudun mutluluk hormonu salgılanmasına neden olduğunu belirterek, çiğ ve acı olan kırmızı biberin en etkilisi olduğunu bildirdi.

    SINAV ÖNCESİ STRESE KARŞI

    Batman, sınav öncesi strese karşı da öğrencileri uyararak, "Gerginken yenmek istenen çikolata, hamur işi, tatlı gibi besinler, kola, kahve gibi içecekler çok miktarda şeker ve kafein içerdikleri için sinirleri bozar. Doğru bir beslenme, stresli zamanların üstesinden gelmemizde bize yardımcı olacaktır" diye konuştu.
    Bunun için yanlış alışkanlıkların değiştirilmesini isteyen Batman, öğrencilere şu beslenme önerisinde bulundu:
    "-Kahvaltı etmeden güne başlamayın. Sabahları vücudun ve beynin enerji deposu boştur. Bu nedenle sinirli ve dikkatsiz olunabilir. Okul çocukları ile yapılan bir araştırmada iyi bir kahvaltı edenlerin daha verimli oldukları ortaya çıkmıştır. Kahvaltıda karbonhidrat ile protein doğru bir karışımdır. Örneğin, kepek veya çavdar ekmeği ile peynir veya yulaf ezmesi ile meyve veya yoğurt, süt yenebilir.

    STRESE KARŞI BALIK

    -Stres, vitaminlere ve minerallere olan ihtiyacı arttırır. Önemli anti-stres maddeleri mineral olarak kalsiyum (süt ürünlerinde, yeşil sebzelerde) ve magnezyumdur (kepek, çavdar, baklagiller, bal kabağı ve ayçiçeği çekirdeği). B vitaminleri grubu aynı zamanda sinir vitaminleri olarak adlandırılır. B vitaminleri ette, balıkta, kepek çavdar ürünlerinde ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Haftada en az 2 kez balık tüketilmelidir.
    -Çikolatayı seyrek, meyveyi sık yiyin. Arada bir az miktarlarda çikolata yenmesi stresi azaltır ama fazla yendiğinde kan şekeri önce artar, sonra hemen düşer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı istek ortaya çıkar. Buna karşılık meyve veya kepek, çavdar ürünleri organizma tarafından daha yavaş enerjiye dönüştürülür, kan şekerinin dengesi bozulmaz.
    -Yemekleri küçük porsiyonlarda, sık yiyin. Birden aşırı miktarda ve yağlı yemekler uykunuzu getirir. Enerjinizi uzun süre korumak ve aynı düzeyde tutmak için günde en az 6 öğün ve az miktarlarda yenmelidir.
    -Kahveyi ve kolayı azaltın. Sabahları bir iki fincan kahve uyku sersemliğinizi gidermede yardımcı olur. Fazlası ise kalp çarpıntısına, huzursuzluğa, geç saatlerde de uykusuzluğa, korku ve endişeye neden olur. Kolalı içeceklerde bol miktarda kafein içerir. Alkol ise ertesi sabah unutkanlığa neden olur."

    (milliyet)

    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    BALIK ETİNİN DEĞERİ - 22.08.2005 16:58:37 ( #68 )




    BALIK ETİNİN DEĞERİ



     



    Balik eti sindirimi kolay vitamince zengin ve lezzetli bir ettir. Bünyenin kolay kabul ettiği ve güçlendirici bir etkiye sahiptir. Onarıcı bir besin türüdür. Balık eti A, D ve B vitamini bakımından zengindir. Kalsiyum ve fosfor da diğer et ürünlerine göre fazla bulunur. Yağlı balıkların Enerji değeri yağsız balıklardan daha çoktur. Kılçıkları ile yenilen türlerin (hamsi, gümüş, paparina) kalsiyum değeri daha çoktur.



    Bir porsiyon balikta 149 kolari, 19 gr. Protein 8gr. Yag,50 mg. Kalsiyum,1.1mg. demir 100 1.u vitamin a,0.14 mg. Vitamin b,0.37 mg b 2 vitamini alinir. Vitamin a diger hayvan etlerinde yoktur. Balik etinde en çok bulunan vitamin a vitaminidir. A vitamini balik etinde ve yağında bulunan ve yagda çözülen bir alkoldür. Görme islevinde a vitamini önemli görevler yapar. A vitaminin bol olanlarin gözleri güçlü ve saglikli olur. A vitamini eksikliginde gözde ve deri dokularin da çesitli hastaliklar ortaya çikar.



    Canlilarin metabolizmalarini sürdürebilmeleri için b grubu vitaminler son derece önemlidir. Bu grup vitaminlerin eksikliginde de dudaklarda çatlama,dilde iltihaplanma gözlerde asiri kanlanma gibi belirtiler ortaya çikar. D vitamin özellikle çocuklar da kemik gelisiminde önemli bir rol oynar,eksikliginde rasitimz denilen kemik hastaligi ortaya çikar. Kalp hastaliklarinda hastalara diger etler yasaklanirken balik etinin serbest birakilmasinin nedeni de balik etinin kalp damar sistermi üzerinde zarafli bir etkisi olmadigi gibi onarici etkisi olmasindandir. Çünkü balik eti en az kollesterol ve yag içeren ettir.



    Etinin disinda baliklarin yumurtalarin yumurtalari da son derece besleyici özellik tasik ve yenmesi de ayni derecede lezzetlidir. Balik yumurtalari daha çok disi baliktan alinir. En ünlüsü olan mersinbaligindan çikan yumurtalara sert balik yumurtasi denir. Erkek baligin spermalarindan olusan balik yumurtalarina da yumusak balik yumurtasi denir. Balik yumurtalari tuzlanip,ya da tütsülenip yenir. Morinanin yumurtalari süstülenmis olarak ve meze gibi yenir. Tarama olarak bildigimiz mazede sazan yumurtasindan yapilir. Yumusak balik yumurtalari ya haslanarak,ya kavrularak ya da yagda pisirilerek yenir yumurtasi degerli yumurtalardandir.



    BALIGIN TAZELİGİ:



    HANGİ BALIKLAR NE ZAMAN YENİLMELİDİR



    Her baligin gelisimini tamamladigi,etinin lezzet kazandigi dönemler vardir. Bu zamanlamalar göz önünde bulundurularak balik seçilmelidir. Aylara göre balik seçimi söyle yapilmalidir.



    Ocak: Hamsinin en lezzetli oldugu dönemdir hamsi yagli oldugundan izgarasi nefis olur. kefalda hamsi gibi yagli dönemindedir ve hertürlü yemegi yapilir. Ayrica palamut,lüfer,uskumruda iyi dönemlerindedir.



    Subat: bu ay genel olarak kalkan baliginin ragbet gördügü bir aydir. Ayrica uskumru,lüfer,palamut bugulama olarak yenir. Kabuklardan midye ve karidesin de zamanidir. Istavrit,izmarit kivamindadir.



    Mart: Kalkan iyice lezzet kazanmis,eti olgunlasmistir. Tekir ve barbunyada bu ayin baliklarindandir.



    Nisan: kalkanin ortaliktan kalkacagi ve son turfanda zamanidir. Yumurtalarini dökme zamani gelmistir. Kirlangiç,levrek,tekir,barbunya yenilecek baliklardandir. Kabuklulardan midye ye karides gene geçerlidir.



    Mayis: Dip baliklarindan iskorpit,dil,tekir,kirlangiç ile levrek,mezgit ve kabuklularin zamanidir. Mercan da tat kazanmistir.



    Haziran: Gerek balik yasaginin baslamasi ve gerekse göçmen baliklarin göç etmesi nedeniyle baligin azaldigi bir aydir. Bulunan baliklar yenir. Istavrit, mezgit, izmarit lezzetli olur. Mercan güzel olur.



    Temmuz: Sardalya ve paparinanin çok bol çiktigi dönemdir. Her iki balikda tam yagli zamanindadir ve izgaralari nefis olur. Yavas yavas kolyoz ve uskumru görünmege baslar. Izmarit lezzet kazanir.



    Agustos: Palamut türü baliklar,önce çingene palamutdan baslayarak görünür ve çok lezzetli olur. Izmarit,pavurya ve karides bu ayda güzel olur.



    Eylül: Palamutun saltanatı olan bir aydir. Kolyoz,izmarit ve kirlangiç yenilecek baliklar arasindadir.



    Ekim: balik yasaginin kalktigi,baligin bollastigi bir aydir. Lüfer en güzel dönemindedir. Çinekop da öyledir. Tekir,barbunya,palamut,izmarit,sardalya gibi baliklar yenir.



    Kasim: uskumrusun saltanat sürdügü aydir. Onunla birlikte ekimde çikan baliklarda yenilecek baliklar arasindadir.



    Aralik: Uskumru bu ayda da geçerlidir. Lüfer,levrek ve hamsi çok lezzetli olur. Bu listede yayilmayan baliklar hemen her mevsimde tatlari ayni olan baliklardir. Yukaridakiler oldukça onlar tercih edilmemelidir.



    BALIK YEMEKLERİNE ÖZEL



    1-) tüm baliklarin yemekleri yapilirken tuz atilmaz. Çünkü tuz su tutucudur. Baligin özsuyunun tutulmasina neden olur. Tüm deniz canlilarinin tadi ise saldiklari özsuyundan kaynaklanir. Bazi özel balik yemekleri hariç baliklara tuzu ocaktan indirmeden 2-3 dakiska önce,ya da servise verildikten sonra atilmasi gerekir.



    2-) Balik yemeklerine limon sikilmaz. Özellikle natüre olarak pisirilmis balik yemeklerine limon sikmak iskoç viskisine madensuyu katmaya benzer. Limonun baligi ekleyecegi bir tad yoktur. Ancak sebzeli,ganitürlü yemeklerde sebzelere tad verebilmek için sikilabilir.



    3-) deniz kabuklulari çabuk bozulur. Zehirlenmesi mantar zehirlenmesine benzeyen ciddi sorunlar ortaya çikarir. Onun için kabuklulari elirken tazesini seçmelidir. Pavurya,istakoz ve böcek gibi kabuklular daha çok canli satilir. Midye ise bozuldugunda kolayca anlasilan pis bir koku salar. Bunlara dikkat etmek gerekir.



    4-) Bayat balik zehirlenmesi ciddi sorun yaratmaz. Alinacak ilaçlarla ya da kendiliginden 24 saat içinde belirtileri geçer. Kusma,bas dönmesi gibi belirtileri olur.
     
    Besin degerinin cok yuksek olmasi, Omega 3, kalsiyum yonunden cok zengin olmasi, ucuz ve hep taze bulunabilmesi tabiki birde lezzeti yonunden Hamsi one cikiyor

     Hangi balığı nasıl tercih edersiniz? Hangi balık nasıl olursa olsun hem çok lezzetli hem de çok besleyicidir.Şiddetle herkese tavsiye edilir.

    Bütün balıkların hemen hemen bütün besin değerleri birbirlerine yakındır. İçlerinde A, D, E ve B grubu bazı vitaminlerle potasyum, fosfor, kalsiyum (özellikle kılçıklarında ve kuyruğunda), protein (%3’ü oranında), çinko, civa, iyot, kükürt, selenyum, gibi madenlerle mineralleri içermektedir.

    Yağların yapı taşlarından olan Dokosa Heksaonik Asit yani DHA ve EPA hücre sağlığı açısından çok önemlidir ve sadece balıkla anne sütünde bulunur.
    İşte bu yüzden yağlı balık daha faydalıdır. Yine bir kaynakta hamsi ve sardalyanın kalp ve damar sağlığı açısından çok önemli olduğu yazmaktaydı. Çünkü onlar en yağlı balıklar sınıfına girmektedirler. Kasım ayından itibaren mayısa kadar balıkların hepsinin en yağlı olduğu dönemdir. Yalnız ilkbahar yaz aylarında yumurta bırakma zamanları olduğundan içerdikleri değerler açısından zayıf olurlar.

       Balıkla birlikte süt ya da süt türevlerinin bir arada alınması balıkta bulunan bazı değerlerin vücut tarafından alınmasını etkilediğinden birlikte tüketilmesi sakıncalıdır.
    Hamilelerin ton,somon,midye,karides gibi bazı deniz canlılarını fazla yemeleri sakıncalıdır. Çünkü bu canlılar diğer balıklara oranla daha fazla civa –ki ağır metaller arasındadır-içerdiğinden sağlık açısından sakıncalara yol açtığı söylenmektedir.
    Uzmanlar haftada 2-3 kez balık tüketilmesi gerektiğini belirtmektedir.

       Bayat balık zehirler. Peki taze balığı nasıl anlarız? Bayat balık çok kötü kokar, midenizi kaldırmak istemem ama içinde minik kurtçuklar üremiş olabilir. Gözleri mat ve donuk,solungaçları kahverengidir. Suya batırıldığında su yüzeyinde kalır. Oysa ki taze balık size göz kırpar yani gözleri canlı ve ışıl ışıldır, solungaçları kırmızı, pulları parlaktır. Balığı dik tuttuğunuzda diri durur ve tırnağınızın minik bir darbesi onda etki bırakmaz. Birde balığı mümkün olduğu kadar sabah erken saatte balık güneşte fazla kalmadan almanızda fayda vardır.
    E-e bu kadar balık bahsinden sonra birde balık tarifi vermeden olmaz değil mi? (gurmelere benzedim sanırım)
    Minik bebeklerimize her balık ağır gelebilir işte size hafif bir tarif ama her yiyecekte olduğu gibi alıştıra alıştıra vermeniz faydalıdır.
     
    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    SORULAR SORULAR SORULAR - 22.08.2005 17:00:14 ( #69 )
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]1. Hazırladığım mamayı nasıl saklamalıyım?


    Taze olarak hazırlanan bebek mamaları mümkün olduğunca 45 dakikadan fazla biberon ısıtıcısında saklanmamalıdır. Böylelikle, besin değerlerinin kaybını ve mikrobiyolojik riskleri engellenmek için önlem almış olursunuz. Bu nedenle, buzdolabında muhafaza edilmiş olsalar dahi, hazırlanan biberon mamalarının tekrar ısıtılmasını tavsiye etmemekteyiz. Bunun yerine şöyle bir işlem uygulayabilirsiniz: İhtiyaç duyulan toz mama miktarını sterilize edilmiş kuru biberonlara aktarıp, kapağını kapatınız. Bir miktar su kaynatıp termosta muhafaza ediniz. Mama saati geldiğinde önceden biberonda saklanan toz miktarı ile yine önceden kaynatılıp saklanan sudan gerekli miktarda alarak taze olarak mamanızı hazırlayınız[color=#333333 style="font-size: 9pt"].
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]2. Başlangıç mamasını takiben geçiş ve devam mamalarını bebeğime nasıl vermeliyim?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]1. kademedeki mamadan 2. kademedeki mamaya geçişte, bunu biberon bazında yapmanızı tavsiye etmekteyiz. Örneğin; akşamları bir biberon ..........Adapte Geçiş Maması ile başlanıp, diğer öğünlerde ise ..........Adapte Başlangıç Maması ile devam edilmesi gibi. 2 - 3 gün sonra günlük öğünlerden her ikisi devam sütü 2 ile değiştirilerek tamamen geçiş sağlanana dek (arzu edildiği takdirde) devam edilir. Böylece çocuğunuz yavaş yavaş yeni mamaya alışabilecek ve hazmedip hazmedemediği kolayca anlaşılacaktır. .
    3. Biberon mamasını hazırlarken kullanacağım su nasıl olmalı?


    Humana bebek mamalarının yüksek hijyenik güvenliliği ancak ambalaj üzerindeki talimata uygun ve beslenmeden hemen önce hazırlanmaları halinde korunabilir. Suyu sadece 50°C’ye veya daha düşük dereceye kadar ısıtmak yeterli olmaz, aksine mikrobiyolojik bir risk teşkil eder - Bebekler henüz mikroplara alışık değillerdir! Bu nedenle lütfen sadece, sonradan yaklaşık 50°C’ye kadar soğutacağınız, taze kaynamış su kullanınız. Bu ısı seviyesi mamanın en iyi şekilde çözülmesini sağladığı için de çok uygundur.
    4. Başlangıç maması nedir?


    Başlangıç Maması; protein bileşimi geniş ölçüde anne sütü proteinine uygun hale getirilmiş olan yenidoğan biberon mamasıdır. ...........Adapte Başlangıç maması yalnız protein yapısı olarak anne sütüne adapte olmakla kalmayıp aynı zamanada karbonhidrat bileşimi olarak da, aynen anne sütünde olduğu gibi, sadece süt şekeri (=laktoz) içermektedir. Bu özelliklerinden dolayı doğumdan (ilk biberondan) itibaren verilebildiği gibi ilave beslenme için de idealdir.
    5. Adapte mama ne demektir?
    Anne sütü, hayvansal protein içerir. Sütte bulunan proteinler; whey proteini ve kazein proteini olarak ikiye ayrılmaktadır. Mamalarda bulunan protein türleri de süt proteini gibi whey protein ve kazein protein şeklindedir. Anne sütünde bulunan bu proteinlerin oranı 60/40 whey - kazein oranı şeklinde olup inek sütündeki oranları ise 20/80 whey - kazein oranı şeklindedir. Bir mamanın adapte olarak tanımlanabilmesi için whey / kazein proteini oranının anne sütündeki oranlarda olması veya whey proteini oranının en az % 50 ve daha yukarı olması gerekmektedir. Bu bakımdan .........Biberon Mamalarının tümünün whey proteinin oranları bu şartlara uygun olduğundan Adapte Biberon Mamaları olarak adlandırılırlar.
    4647. Bebeğimde inek sütü hazımsızlığı var ne yapmalıyım?


    [color=#333333 style="font-size: 9pt"] İnek sütüne karşı hazımsızlık sürekli bir problem haline geldiyse lütfen doktorunuza danışınız çünkü bu durum inek sütü proteini ya da süt şekerini (laktoz) hazmedemeyen çocuklarda görülen bir tablodur.
    58[font=tahoma style="font-size: 9pt"]59. Bebek mamaları mikro dalga fırında ısıtılır mı?
    Mikro dalga ile ısıtma işleminde gıda maddelerinde eşit olmayan ısı dağılımı meydana gelebilir, yani aynı anda hem soğuk hem de çok sıcak noktalar oluşur (haşlanma tehlikesi!). Biz bu nedenle, buzdolabında muhafaza edilmiş olsalar dahi, bebek mamalarının tekrar ısıtma yerine daima taze olarak hazırlanmasını tavsiye etmekteyiz. Ayrıca hazırlanan mama mümkün olduğunca 45 dakikadan fazla biberon ısıtıcısında tutulmamalıdır. Bu besin değeri kaybına karşı bir emniyet, mikrobiyolojik risklerin engellenmesi için bir önlemdir.
    6465. Sadece sebze yiyerek yeterli miktarda demir ihtiyacının karşılanması mümkün mü?
    Prensip olarak bitkisel kaynaklı demir, hayvansal gıda maddelerindeki demire nazaran vücut tarafından daha zor değerlendirilmektedir (ayrıştırılmaktadır). Bunun sebebi ise, örneğin bitkisel gıda maddelerinde bulunan ve demir alımını önleyen asit phytin veya asit oksaliktir. Yani, bu maddeler vasıtasıyla demir vücut tarafından emilemez olmaktadır. Buna karşın hayvansal gıda maddelerindeki demir çok daha rahat alınabilmektedir. Kaşık maması yaşındaki bebek ve küçük çocukların beslenmesi yönündeki tavsiyeler sebze ve meyvenin yanı sıra et de içeren karışık bir beslenme şeklidir. Bu nedenle sebze-patates püresini, püre haline getirilmiş et ile sunmak uygun olacaktır.
    12. Çocuğum kabız oluyor (5 aylık) sıvı alımı yeterli mi?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]Lütfen birinci derecede yeterli sıvı alımına dikkat ediniz. 4 ile 12 ay arasında günlük sıvı alım miktarı toplamının (gıdalar ve içeceklerden) yaklaşık 1000 ml’ yi bulması gerekmektedir. Bu nedenle çocuğunuza içecek olarak ilaveten su veya şekersiz çaylar verin. Sıvı alım miktarının yeterli olup olmadığı gün içerisindeki ıslatılmış bez adedinden belli olacaktır.
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]13. Kabızlık ek besinden dolayı meydana gelebilir mi?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]Daha katı gıdalar verildiği zamanlarda çocuğunuzun ilave içecek ihtiyacı doğacaktır. Bu gibi durumlarda, örneğin, biraz kaynatılmış su veya şekersiz çay verebilirsiniz. Ek besinlere geçiş döneminde dışkının yumuşak kalması için biraz elma püresi verilebilir (gereğinde biraz su ile seyreltilmiş olarak). Dışkı halen katı devam ediyorsa lütfen doktorunuza danışınız.
    14. Çocuğum 8 haftalık doymuyor, doymasını nasıl sağlayabilirim?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]8 haftalıkken öğün başına 130 ml civarında mama miktarı tavsiye etmekteyiz. Ambalaj üzerindeki bilgiler asgari mama miktarlarını vermektedir. Kişisel miktarlar (ambalaj üzerinde de açıklandığı üzere) az ya da çok farklılık arz edebilirler, bu husus özellikle kilo ve boya bağlıdır. Bu nedenle bebeğinizin yeterince doymaması halinde, tablodaki bir üst miktarı hazırlayabilirsiniz. Öğün araları 3 ile 4 saat olmalıdır, bu da günlük 5 - 6 öğün demektir. Bu miktarlar da yeterli olmadığı takdirde, su miktarını biraz daha artırabilirsiniz: Mama aynı enerji ve besin değerini muhafaza edecektir, fakat içim miktarı artacak ve doyma uzatılacaktır. Lütfen tavsiye edilen dozaj miktarını değiştirmeyiniz (yani 150 ml için tavsiye edilen 5 kaşık yerine 6 kaşık koymayınız), çünkü bu takdirde mama çok katı olacaktır.
    15. Bebekler için suyun sertliği ve kalitesi önemli midir?
     “Sert suyun“ sorumlusu suyun içerisindeki kalsiyum karbonat ve magnezyum karbonat mikatrıdır. Beher litre içme suyunda en fazla 400mg kalsiyum ve 50mg magnezyum olabilir. Esasen sert su bebeklerin sağlığı açısından bir sorun teşkil etmemektedir. Yalnız bazen bebek mamalarının çözünürlüğü etkilenebilir. Bebek mamasının hazırlanmasında kullanılan normal içme suyun iyice kaynatılması gerekmektedir. Daha sonra yaklaşık 50°C’ ye kadar soğutulmalı ve ........bebek mamaları bu sıcaklıkta hazırlanmalıdır.
    108[color=#333333 style="font-size: 9pt"]109. Altıncı ayından itibaren bebeğime kalsiyum takviyesi yapmalı mıyım?
    6 - 12. aylar arasında günlük tahmini kalsiyum ihtiyacı 400 mg civarındadır. 6 - 7. aylar arasında, iki bebek maması veya anne sütü öğünü tavsiye edilmektedir.
    17. Çocuğum (6 aylık) yeterince demir alıyor mu?
    6 aylıkken bebeğinizin günlük demir ihtiyacı 8mg’dır.
    18. Bebek mamalarında yeterli miktarda iyot var mı yoksa balık takviyesi yapmalı mıyım?
    Ek gıdada balık dahil edilecekse bunun tamamen kılçıksız olduğuna dikkat edilmelidir. Balık proteinine karşı hassasiyetin engellenebilmesi açısından alerji riskli bebeklerde birinci yaşına kadar balık hiç verilmemelidir. Ayrıca bebek beslenmesinde balık, et karşısında kayda değer bir avantaj sağlamamaktadır. Sebze-patates-balık öğününün ilavesi bebeğin iyot alımında sadece takriben % 10’luk bir takviye gerçekleştirmektedir. Daha sık balık öğünleri beslenme fizyolojisi açısından daha az tavsiye edilmektedir, çünkü bu durumda etten alınacak olan demir azaltılmış olacaktır.
    19. Bebeğime içme suyu verirsem fazla/düşük florür alır mı?
    0 ile 4 ay arasındaki bebekler için günlük 0,25 mg florür alımı, 4 – 12 aylık bebeklerde günlük 0,5 mg florür alımı önerilmektedir. Kaynatıldıktan sonra 50˚C’ye kadar ılıtararak vereceğiniz içme suyu içinde bulunan normal florür seviyesi bu ihtiyaca cevap vermeye uygundur.
    140141. Yüksek alerji riski olan çocuklara hangi ek besin verilmelidir?
    [color=#333333 style="font-size: 9pt"]Bebeğinize bir yaşına kadar alerjilerden korumak amacıyla turunçgiller, balık, ceviz ve fındık verilmemelidir. Her seferinde sadece bir yeni gıda maddesi ilave ederek hazmını kontrol ediniz. Böylece hızlı bir şekilde hangi gıda maddesinin dokunup dokunmadığını tespit edebilirsiniz.

    21. Kristal şekerin zararları nedir,
    Kristal şeker içeren mamalar anne sütüne nazaran daha tatlı oldukları için bebeğinizin anne sütünü reddetmesine yol açar, farklı tadlara sahip ek besinlere geçişi güçleştirir, bebeğinizin dişlerinin çürümesine ve kof şişmanlığa sebep olur. Bebeğiniz genetik olarak kalp ve damar hastalıklarına yatkın ise erken dönemde kristal şeker alımı ileriki yıllarda ciddi risklere yol açabilir.
    22. Bebeğim bir yaşına bastı, nasıl bir beslenme yöntemi izlemeliyim?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bir yaşına basan çocuğunuz giderek aile fertlerinin yemek saatlerine alıştırılmalıdır. Bu, çoğu durumlarda günde üç ana ve iki ara öğün demektir. Kahvaltı ve ara öğünleri isteğinize göre çeşitlendirebilirsiniz. Tavsiye edilenler besin maddeleri; süt ve ekmek, tahıllar, mevsim meyvesi ve et’tir. Sabahları ‘günaydın’ ve akşamları “iyi uykular içeceği“ olarak bir biberon ........Adapte Devam Maması’nı kullanabilirsiniz. Ara öğünler olarak yine ......... kaşık mamaları verilebilir, tabii ki irmik veya meyve püreleri de hazırlayabilirsiniz. Öğlen yemeği olarak genelde sebze-patates püreleri önerilmektedir, ki bunlar da haftada birkaç kez olmak üzere et içermelidir. Çocuğunuzun ikinci yaşında yemek listesine yavaş yavaş balık da ekleyebilirsiniz. “Aile tenceresinden“ verilen yemekler henüz tuzlu veya baharatlı olmamalıdırlar. Yemeklerin yanında veya ihtiyaca göre aralarda şekersiz içecekler de sunmalısınız (su, maden suyu, meyve veya bitki çayları).

     23. İshal hakkında..
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Bebeğimin ishal Olduğunu Nasıl Anlarım?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bebeğinizin bezi sulu, hafif köpüklü, kötü kokulu rengi yeşil ise ve günde 3-4 defa bu şekilde dışkısını yapıyorsa bu durum bebeğinizin ishal olduğu anlamına gelir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Akut İshal Nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]7- 10 gün arasında süren ishallere akut ishal denir. Akut ishal enfeksiyon veya diğer nedenlere bağlı olarak gelişebilir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Kronik İshal nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]İki hafta ve daha uzun süren ishallere kronik ishal denir.Emilim bozuklukları, beslenme bozuklukları gibi çeşitli nedenlerden meydana gelebilir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Enfeksiyöz İshal Nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bazı enfeksiyonlar ishale  neden olur.Akut ishallerin yaklaşık % 90’ı enfeksiyonlara bağlı olarak gelişir. Genellikle kusma, ateş ve karın ağrısı gibi belirtileri de beraberinde gözükebilir. Akut ishallerin geri kalan kısmı ise toksik madde alımına ve diğer nedenlere bağlı olarak gözükür.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]İshal Tehlikeli midir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Evet; ishal çeşidine ve nedenlerine bağlı olarak, gerekli tıbbi tedbirler alınmaz ise öldürücü olabilir.Bilhassa bebeklerde çok dikkatli davranmalı ve vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Bebeğime Antibiyotik Kullanıyorum İshale Neden Olur mu?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Bazı  antibiyotikler barsak florasını bozdukları için   ishale neden olabilir. Bu durum bünyeye göre değişebilir. Bu tür antibiyotikler kullanılmaya başlandıktan birkaç saat  sonra bile akut  ishale neden olabilir. Hatta antibiyotik tedavisi kesildikten sonra ishal bir süre devam edebilir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]Antibiyotiklerden Kaynaklanan İshalde Neler Yapabilir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Antibiyotiklerin neden olduğu ishallerde  barsak florasını düzenleyen (prebiyotikli) ishal mamaları kullanılmalıdır.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]ORS Nedir?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Özellikle bebekler ve çocuklarda ishallerde sıvı kaybı ile birlikte görülen elektrolit kayıplarını  önlemek için önerilen tuz ve şeker karışımlarına  ORS denir.
    [color=#ff0000 style="font-size: 9pt"]ORS’yi Nasıl Temin Edebilirim?
    [font=tahoma style="font-size: 9pt"]Eczanelerde satıldığı gibi, bazı Ana Çocuk  Sağlığı  Merkezleri ve Sağlık Ocaklarından ücretsiz temin edebilir.
    (Not mama markasi ....... olarak duzeltilmistir yazilarda reklam olmamasi aicisindan . Eger gozden kacan yer varsa afola)  

    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    Ek Gıdaların Hazırlanması - 22.08.2005 17:01:23 ( #70 )
    Ek Gıdaların Hazırlanması

    YoğurtYoğurt günlük olarak evde yapılır. Süzülen süt ateşe konur. Süt kabın içinde kabarınca, bir kaşıkla karıştırılarak 5 dakika daha ateşte tutulur, soğuması için bırakılır. Süt elinizin dayanabileceği sıcaklığa kadar ılıdıktan sonra bir yemek kaşığı yoğurt sütün içine katılır. Daha sonra kabın üzeri örtülür ve yaklaşık 6 saat oda sıcaklığında bekletilir. Mayalanan süt bu süre içerisinde yoğurda dönüşür. Oluşan yoğurt bir gün buzdolabında bekletilir ancak ondan sonra bebeğe verilebilir.









    Yoğurt cam kasede veya bardakta yapılır ve saklanır!
    Piyasada satılan hazır yoğurdun kaymak tabakası bebeklere verilmez!

    Muhallebi1 çay bardağı süt ile 1 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılır. Yavaş ateşte karıştırılarak pişirilir. 1 tatlı kaşığı pekmez veya şeker, muhallebi ocaktan alınırken eklenir.

    İnek Sütüİnek sütü pastörize olmalıdır. Eğer pastörize süt bulunamıyorsa, süt önce süzülür daha sonra ateşe konur. Kabarıncaya kadar beklenir. Kabarınca 5 dakika karıştırılarak kaynatılır. Cam bir kapta soğutularak buzdolabında saklanır. Anne sütü alan bebeğe ayrıca inek sütü verilmez. İnek sütü; kahvaltı, muhallebi ve sütlü çorbalar gibi ek gıdaların hazırlanmasında kullanılır.

    Sütlü Çorba1 çay bardağı süt tencereye konur. 1 silme yemek kaşığı pirinç unu, yarım çay bardağı domates suyu veya ezmesi eklenip pişirilir. 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilerek bebeğe yedirilir. Çok az ekmek içi ufalanıp verilebilir.

    Yoğurtlu Çorba1 kepçe yoğurt bir tencereye konur, az su ile sulandırılır. 1 yemek kaşığı ayıklanıp iyice yıkanmış pirinç eklenerek pişirilir. Piştikten sonra 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilir.






    ANNE SÜTÜ ALAN BEBEĞE AYRICA İNEK SÜTÜ VERİLMEZ.
    İNEK SÜTÜ; KAHVALTI, MUHALLEBİ VE SÜTLÜ ÇORBALAR GİBİ EK GIDALARIN HAZIRLANMASINDA KULLANILIR.

     


    Sebze Çorbası
     



















    • Birinci Hafta:
      1 küçük patates
      1/2 havuç
      1 dal ıspanak
      Malzemeler çok iyi yıkanır, soyulur, doğranır. 2 bardak su ilave edilerek küçük bir kapta ateşe konur. Kapağı kapalı olarak pişirilir. İyice pişen sebzelere 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ekleyerek tahta bir kaşık yardımı ile iyice ezilir. Sebzeler, eğer tahta kaşıkla iyice ezilemezse bir süzgeç yardımı ile iyice süzülür.

    • İkinci Hafta: Yukarıdaki listeye 1 tatlı kaşığı bulgur, mercimek veya pirinç eklenir ve sebze çorbası yukarıdaki tarife göre yapılır. Her gün, o mevsimde kolayca ucuza bulunabilen bir sebze bu çorbaya katılabilir. Örnek; 1/2 domates veya 1/2 küçük kabak.














    Tarhana ÇorbasıI yemek kaşığı tarhana, I bardak su küçük bir kaba konur. Kaşıkla karıştırılarak ateş üzerinde pişirilir. Piştikten sonra 1 tatlı kaşığı yağ ilave edilir.

    Mercimek ÇorbasıBir tencereye 1 yemek kaşığı ayıklanıp yıkanmış kırmızı mercimek, 1 su bardağı su konur. İyice yıkanıp soyulmuş 1 küçük boy havuç ile 1 küçük boy patates ve bir küçük baş soğanın dörtte biri rendelenir. ,1 yemek kaşığı sıvı yağ ilave edilerek pişirilir.

    Kahvaltı
    • 1/2 dilim ekmek
    • 1 tane kaynamış yumurta sarısı ( ilk önce sarısının 1/8'i ile başlanır ve her gün yavaş yavaş artırılarak devam edilir) ve veya
    • 1 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir (peynir bir gece önceden suya konur, tuzu alınır ve ertesi sabah bebeğe verilir).
    • 1 çay kaşığı üzüm pekmezi

    Yukarıda belirtilen malzemeler 1 bardak sütün içerisinde, kaşıkla iyice ezilerek bebeğe verilebilir.

    Meyve SuyuMevsimine göre; elma, şeftali, portakal veya mandalina iyice yıkanır ve dikkatli bir şekilde soyulur. Cam rende ile rendelenip süzülerek meyve suyu elde edilir. Bebekler için kış aylarında; elma, havuç, portakal, ve mandalina, yaz aylarında ise; şeftali meyve suyu ve püresi için uygun meyvelerdir. Havuç iyice yıkandıktan sonra soyulur ve makinadan geçirerek püre yapılır. Eğer bu püre süzülürse havuç suyu elde edilir.










    Izgara Köfte60 gr. yağsız çift çekilmiş kıymaya, az miktar ekmek ufalanıp yoğurulur. 2 küçük köfte haline getirilir. İçinin iyi pişmesine dikkat edilerek ızgarada pişirilir. Ufak parçalara ayrılarak ezilip bebeğe verilir. Ekmek yerine pirinç konularak sulu köfte olarak da yedirilebilir.

    Karaciğer30 gr ( 1 köfte kadar) karaciğer iyice yıkanır. Izgara yada haşlama tarzı pişirilir. İyice piştikten sonra karaciğerin zarı soyulur. Karaciğer kaşıkla ezilir. Sebze çorbası veya püresi ile karıştırılıp ezilerek bebeğe verilir. Haftada bir kez verilmesi yeterlidir.

    BalıkBebeğe verilecek balık çok taze ve kılçıksız olmalıdır. Izgara veya haşlama yöntemiyle pişmiş balığın beyaz etli kısmı verilebilir. İlk başlangıçta bir tatlı kaşığını geçmeyecek şekilde verilmelidir. Daha sonra miktar yavaş yavaş artırılır. Eğer balık etinden dolayı herhangi bir allerji söz konusu olursa kesinlikle balık etinde ısrarcı olunmamalıdır.

    TavukTavuğun göğüs eti haşlanarak bebeğe verilebilir. Ayrıca, sebze çorba ve yemeklerine, kıyma veya tavuğun göğüs eti çiğ olarak konulup birlikte pişirilebilir.






    BEBEĞE HERHANGİ BİR EK GIDA HAZIRLAMADAN ÖNCE ELLERİMİZİN VE ALETLERİMİZİN TEMİZLİĞİNE ÇOK DİKKAT ETMELİYİZ
     

     




















  • Yemek hazırlanmadan önce mutfak malzemeleri iyice yıkanmalı ve durulanmalı
  • Et kesme tahtaları ve masaları sabunla iyice fırçalanmalı, yıkanmalı ve durulanmalı
  • Çöpler, mutfakta biriktirilmemeli
  • Eller, mutfak malzemeleri ve yiyeceklere temas etmeden önce sabunla çok iyi yıkanmalı
  • Yemek konan tabak, kaşık ve bardaklar sabunlu su ile yıkanmalı, iyice durulanmalı, sıcak sudan geçirilmeli.
    Bebeklerin Ek Beslenmeleri Hakkında Önemli İp Uçları

    1. Besinler bebeklere kaşık ile verilmeli, biberon kullanılmamalıdır.
    2. Bebekler ek gıdayı ilk defa verildiğinde reddedebilirler. Ek gıdaya başlanacağı zaman yiyecekler küçük miktarlarda verilmeli, bu miktarlar yavaş yavaş artırılmalıdır.
    3. Sebze, meyve, pirinç, mercimek iyice yıkandıktan sonra kullanılmalıdır.
    4. Bebeğin ek gıdalarını, doğal ve taze ürünler kullanarak hazırlayın. Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinleri bebeğe vermeyin.
    5. Ek beslenmeye her zaman tek bir gıda çeşidi ile başlayın.
    6. Ek gıdayı bebek her zaman aç iken verin.
    7. Bebek 6 aylıkken ilk başlanacak ek gıda yoğurttur.
    8. Eğer bebek yeni başlanan bir ek gıdayı almazsa ısrarcı olmayın. zorlamayın 1-2 gün sonra tekrar deneyin. Bebek tekrar bu gıdayı almazsa, o zaman bu ek gıdayı bebeğin sevdiği başka bir gıda ile karıştırarak verin.
    9. Ek besinleri bir öğünlük veya yoğurtta olduğu gibi bebeğin bir gün içinde tüketeceği kadar hazırlayın.
    10. Ek gıdaları aile bütçesine uygun ve mevsimine göre; en taze, en bol, en ucuz sebze ve meyvelerden seçin.
    11. Bebekleri 3 ana ve 3 ara öğünde besleyin,
    12. Bebeğe verilecek yiyeceklere tuz eklemeyin. 1 yaşından sonra yemeklerde iyotlu tuz kullanın.
    13. Bebeğe verilecek yiyeceklere acı ve baharat koymayın
    14. Bebeğe verilecek yemekler yağda kızartılmaz, sulu pişirilir.
    15. Yemeklerin yalnız suyunu değil, taneli kısımlarını da suyu ile ezerek bebeğe verin.

    Ek Gıdaların Saklama Kuralları

    • Eğer buzdolabınız yoksa yiyecekleri; soğuk ve havadar yerlerde saklayın.
    • Böcekleri ve benzeri haşaratı yiyeceklerden uzak tutmak için temiz ve üzeri kapalı kaplar kullanın.
    • Bebeklerinizin yemeklerini öğünlük hazırlayın.
    • Yiyecek maddelerini, haşere ve tarım ilaçlarından, her türlü temizleyici ve kimyevi maddelerden uzakta saklayın.







    ----------------------------------------------------------------------------------------
    -----------------------------------------------------------------------------------------
    Valla baligi esasinda iki turlu tuketmek en iyisini sanirim. 1. buglama yapmak 2. de Balik corbasi 3. Izgara... (Ozellikle yakininizda Balikla ilgili yerler varsa ve guvenilirse temin edilebilir. Evde biraz zahmetli olabilir) Ama buglama  hic sorunsuz, kizartmaya gore hem daha az risksiz hemde daha saglikli...  Izgarada ortam ve kullanilan yontem onemli...

  • reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    GIDA ALERJISI - 22.08.2005 17:02:18 ( #71 )
    Gıda Alerjisi




    Hazırlayanlar : Prof. Dr. A. Fuat Kalyoncu
    Türk Akciğer Hastalıkları Vakfı

    Zannedildiğinin aksine gerçek gıda alerjisi çok ender görülen bir durumdur. Çocuklarda % 1 veya en çok %2 oranında görülürken, erişkinlerde bu sayı 1000'de 1-2 dolayındadır. 1985'te İngiltere'den yapılan bir araştırmada High Wycombe'de 30.000 kişiye gıda. alerjileri olup olmadığı sorulmuş, sonuçta araştırmaya katılanların %7'sinin kendisinde herhangi bir gıdaya karşı alerjisi olduğuna inandığı görülmüştür. Ancak daha sonra bu grup incelendiğinde gerçek gıda alerjisinin ancak 10.000'de 23 oranında olduğu bulunmuştur. Peki bu insanların zaman zaman yaşadığı kaşıntılar, nefes darlığı, ishal, karın ağrısı gibi yakınmaların sebebi nedir ve hiç gıdalarla ilgisi yok mudur? Elbette ki vardır, ancak klasik olarak bilinen alerji yolu dışında da gıdalar intolerans yolu ile de insanları etkileyebilirler. Ülkemizde yapılan az sayıdaki araştırmalar da toplumun %5'inin kendisini herhangi bir gıdaya karşı aIerjik olarak değerlendirdiğini ortaya koymuştur.
    GIDA ALLERJİSİ
    Hipersensitivite veya aşın duyarlılık reaksiyonu olarak da bilinir. Burada gıdaların bazıları vücuttaki immün sistem tarafından alerjen olarak tanımlanır ve bunlara karşı antikorlar,yani özel immün sistem molekülleri oluşturulur. Alerjen tabiatındaki gıdalar ile vücudun askerleri olan antikorlar karşılaşınca ortaya bir çok kimyasal maddeler salınmaktadır. Örneğin histamin bunlardan biri olup bazı alerjik reaksiyonların da sebebidir. Kişinin gıdalara karşı alerjik olup olmaması bazı faktörlerce belirlenir (alerjinin ailesel geçişi, yaş, yeme alışkanlıkları ve kişinin geçirdiği bazı infeksiyon hastalıkları gibi). Gıda alerjisine en sık olarak yol açan gıdalar; elma, kuruyemiş, domates, süt, yumurta, ıspanak, üzüm, muz, bezelye, Hindistan cevizi, kabuklu deniz mahsulleri, salyangoz, ananas, soya fasulyesi, bazı balıklar ve tavuktur.
    TEDAVİ
    En etkili tedavi yöntemi, elbette ki diğer alerji hastalıkları tedavisinden farksız olarak duyarlı olunan gıdadan uzak durmak, onu yememektir. Tabii bunu söylemek kolay ama günlük pratikte uygulanması pek o kadar da kolay bir iş değil. Özellikle ülkemizde dışarıda yenen veya hazır olarak alınan gıdalarda bu ayırımın nasıl yapılabileceği önemli bir sorun. Hangimiz bakkaldan aldığımız çikolatanın içinde nelerin ve hangi miktarda olduğunu biliyoruz ki. alerjik olan kişiler her şeyden önce bir alerji kliniğinde incelenmeli ve nelere karşı duyarlı oldukları kesin olarak ortaya çıkmalıdır. Bu ancak bir uzman denetiminde yapılan bazı deri / kan ve oral provokasyon testleri ile olmaktadır. Kişiler bu esnada yedikleri her gıdayı ve olmuşsa alerjik reaksiyonları bir not defterine kaydederek doktoruna yardımcı olur. Eğer alerjinin sebebi tespit edilebilirse belki de kişiler ömür boyu bunlardan uzak duracaktır.
    Tabii duyarlılık zamanla da kendiliğinden düzelebilmektedir: Eğer diet tedavisi etkisiz ise veya hasta uyamıyorsa o zaman bazı antialerjik ilaçlar devreye girmektedir. Bazı dış ülkelerde sadece gıda alerjisi olan kişiler için özel danışma merkezleri bulunmaktadır. Örneğin Hollanda'da LIVO (The Duch İnfonnation Center for Food Hypersensitivity) veya Avrupa için ALBA (Databank for Food Hypersensitivity). Ayrıca sadece gıda alerjisi olan hastaların kendi aralarında kurduğu dernekler de bu alanda faaliyet göstermektedir.
     
    BAZI ÖZEL TÜR GIDA ALLERJİLERİNE ÖRNEKLER
    İNEK SÜTÜ ALLERJİSİ
    Belirtileri hayatın ilk aylarında (genellikle ilk 6 ayda; ishal, kusma, kanlı dışkılama, huzursuzluk, ağlama şeklinde) kendini gösterir. İnek sütü yüksek derecede alerjenik proteinler içermektedir. Bu proteinler ısıya dayanıklı olduğundan yapılan ve alerjenik etkileri kaynatıldıktan sonra da devam eder. İnek sütüne alerjisi olan çocukların erişkin hayatlarında da sütü tolere edememeleri sık rastlanan bir durumdur. İnek sütü çocuğun diyetinden çıkarılıp, bunun yerine keçi sütü veya soya içeren gıdalar verilebilir. Ne yazık ki inek sütüne aIeljik olan çocukların bazıları bu gıdaları da tolere edememektedir. Alerjik çocuklar için en iyi gıda hiç şüphesiz anne sütüdür. Bazen bu çocuklar anne sütüne karşı da reaksiyon gösterebilir. Ancak bunun en sık rastlanan sebebi, annenin o esnada inek sütü içmesi ve çocuğa kendi sütü ile bu yabancı proteinleri vermesidir. Yani çocuk aslında anne sütüne değil annesinin sütüne karışmış inek sütü proteinlerine karşı reaksiyon vermektedir.
    YUMURTA ALLERJİSİ
    Bu alerji kendi başına olabileceği gibi, inek sütü alerjisi ile beraber de olabilir. Bazı çocuklar bir yaşından sonra sadece yumurtanın sansını yiyebilir. Bu alerjinin önemi; kızamık veya kabakulak aşılarının tavuk embriyosunda hazırlanması nedeniyle, eğer bilinmeden aşılanma yapılırsa hayatı tehdit edici alerjik reaksiyonların başlayabilmesindendir. Çünkü hayvan proteinlerine karşı alerjilerde çok sık çapraz reaksiyonlar görülmektedir. Hayvan proteinlerine alerji, çocuklar büyüdükçe kendiliğinden azalıp, kaybolabilir.
     
    BALIK ALLERJİSİ
    Alerjik kısım balığın adalelerinde yani etindedir. Bazı kişiler bütün balıklara alerjikken bazıları da sadece belli balıklara karşı alerjiktir. Bu kişiler en der olarak mektup pullarını yaladıklarında bazı alerjik yakınmalar ortaya çıkabilir. Çünkü pulların arkalarındaki zamklar balık kemiklerinden yapılmaktadır.
    KABUKLU DENİZ HAYVANLARINA ALLERJİ
    Bunlara alerji sadece bir türe karşı olabileceği gibi hepsine birden de olabilir.
     
    SEBZE ve MEYVE ALLERJİSİ
    En belli başlıları; elma, ve armut, sert çekirdekli meyveler (kiraz, vişne, kayısı, şeftali vs), ceviz, fındık, badem, ıspanak, domates, maydanoz, kereviz ve bezelyedir. Ülkemize son yıllarda gelmeye ve tüketilmeye başlayan egzotik meyvelere karşı da alerji gelişebilmektedir. Örneğin Kiwi'ye duyarlı kişiler sadece yemek değil ellemek veya keserken bile aIerjik reaksiyonlar başlayabilir .
    Meyve ve sebzelere alerjisi olanların çoğunluğu pollen alerjik kişilerdir. Örneğin kuzey Avrupa'da pek yaygın olan Huş ağacı polenine (birch, birke, björk, betula verrucosa) alerjik olanların yarısında elma alerjisi bulunur. Çimen polenine aIerjik olanların belli bir bölümünde de maydanoz alerjisi vardır. Huş ağacı ülkemizde pek yaygın olmadığı için bunun polenlerine karşı alerji, genelde kuzey Avrupa'da çalışan işçilerimizde görülmektedir. Meyve ve sebze proteinleri termolabil olup ısıtıldıklarında bozulurlar, alerjik kişiler tarafından da yenebilirler.
    Önemli bir noktayı tekrar vurgulamakta yarar olduğu kanısındayım. Gıda alerjisi olan çocuklar büyüdükçe, duyarlı oldukları gıdaları, daha iyi tolere etmeye başlarlar. Gıda alerjilerinin çoğu 2 ile 4 yaş arasında kaybolur. İnek sütü veya yumurta alerjisinin zamanla kaybolmasına rağmen neden balık veya bezelye  alerjisinin yıllarca sürdüğü henüz bilinememektedir.

    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    NE ZAMAN KATI GIDALARA GECECEGIZ? - 22.08.2005 17:03:00 ( #72 )
    Bebeğiniz katı gıdalara geçmeye hazır olduğunda size şu ipuçlarını verecektir:

    ·Sık sık anne sütü ister ve ağlar.

    ·Bebeğiniz artık başını dik tutabilmektedir. Süzülmüş mamalar bebeğiniz destekle otururken başına tutabilene kadar verilmemelidir. Koyu gıdaları vermek için ise yardımsız oturması beklenmelidir.

    ·Dil itme refleksi kaybolmuştur. Eğer kaşıkla verdiğiniz gıda dil ile beraber geri geliyorsa ve bu sürekli oluyorsa bebeğiniz katı gıdaya geçmeye hazır değil demektir.

    ·Eğer sizin yediğiniz yemekle ilgileniyorsa, onlara uzanmaya çalışıyor ya da çatalı elinizden alıyorsa size katı gıdalara geçmek için istekli olduğunu gösteriyordur.

    ·Kaşıktan mamayı alabilecek şekilde alt dudağını içeri doğru çekebilmektedir.

    ·Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmektedir.
    Bebeğiniz bu hareketlerle katı gıdaya geçmeye hazır olduğunu gösteriyor olsa bile sizin bir konuyu daha araştırmanız gerekiyor: Alerji. Uzmanlar eğer ailede bu problem varsa, alerji hakkında yeterli bilgiye sahip olana kadar bebeğin ilk yılın büyük bir kısmında anne sütü ile beslenmeye devam etmesini daha sonra da katı gıdalar verilirken her seferinde bir çeşit verilmesini öneriyorlar. Örneğin bebeğinize başlangıçta pirinç gevreği verdiyseniz birkaç öğün sadece gevrek vermeye devam edin. Bebeğiniz gıdaya karşı olumsuz bir tepki vermiyorsa, aşırı şişkinlik ya da gaz, ishal, kusma, yüzde kızarıklık, geceleri uyuyamama, gündüzleri huysuzlanma gibi, bebeğinizin bu gıdaya karşı herhangi bir alerjisi yok demektir. Eğer bir tepki veriyorsa bir hafta beklemeli ve gıdayı tekrar vermeyi denemelisiniz. Aynı tepki tekrarlanıyorsa bu alerjisi olduğunun bir işaretidir. Yeni bir gıda verirken her defasında aldığınız tedbirleri, gıdanın çeşidini ve bebeğinizin bu gıdaya karşı olan tepkisini not alın. Bebeğiniz iki ayrı gıdayı bir sorun yaşamadan alabiliyorsa bunları beraber verebilirsiniz. Denediğiniz her gıdada da sorun çıkıyorsa katı gıdalara daha sonra tekrar başlamak için doktorunuza danışmalısınız. İlk 12 ayda bağırsak geçirgenliği fazladır ve inek sütü alerjisi bu dönemde daha fazla görülür. Bu yüzden de bebeğinizin günlük süt ihtiyacını tam inek sütü ile karşılamanız asla önerilmez. İnek sütünün, yoğurt ya da muhallebi olarak verilmesi sindirim sistemi için daha doğru olur.
    Evet, her şey yolunda ve bebeğiniz katı gıdalara geçmeye hazır. Peki hazır mama seçerken nelere dikkat etmeniz gerekir, ona hangi besinleri vermeniz doğru olur?
    Hazır mama seçerken öncelikle içeriğine dikkat etmeniz gerekir. Mamanın içeriği anne sütüne en yakın olmalı, anne sütünden daha tatlı olmamalı ve vanilya kokusu içermemeli. Fazla tatlı ya da vanilya kokusu içeren mamaları bebekler daha çok tüketir. Bu durum da ileri yaşlarda bebeklerde tatlıya düşkünlüğe ve bu yüzden de şişmanlamaya, besinlerde seçici davranmaya ve diş problemlerine neden olur. Mama, anne sütünde olduğu gibi bebeğin henüz yeterince olgunlaşmamış böbreklerine fazla yük bindirmemek için uygun protein düzeyinde olmalı ve gerekli olan Kalsiyum, Demir, C Vitamini ve D Vitamini başta olmak üzere, gerekli tüm vitamin ve mineralleri içermelidir. Kullanıldıktan sonra artan mamanın tekrar kullanılmamasına dikkat etmeniz gerekir. Mamayı kutusunun üzerinde belirtildiği ölçülere göre hazırlamalısınız ve asla mikrodalgada ısıtmamalısınız. Sıcaklığını bileğinize damlatarak kontrol etmelisiniz.
    Bebeğinize verdiğiniz besinlerin kıvamı ilk başta çok yumuşak, püre haline getirilmiş ya da iyice ezilmiş olmalıdır. Kıvamı bebek büyümeye başladıkça, altıncı-yedinci aydan itibaren, koyulaştırabilirsiniz. Bebeğinize verilecek ilk gıda seçimi konusunda tam bir fikir birliği yoktur. Eğer doktorunuzun özel bir önerisi yoksa ilk gıdalar elma, muz, şeftali, armut püresi, pirinç, arpa, yulaf gevreği, kabak, havuç, tatlı patates, bezelye,yeşil fasulye, yoğurt, sığır eti, piliç, kuzu olabilir.
    Bir yaşına kadar bal, inek sütü, domates gibi kırmızı yiyeceklerin çocuk yemeklerine katılması önerilmez.

    İki yaşından önce verilmesi önerilmeyen bazı gıdaları da şöyle sıralayabiliriz: Az pişmiş yumurta, çiğ yumurtadan yapılan mayonez ya da dondurma, hazır pişmiş tavuk, pastörize sütten yapılmamış peynir ve midye.
    Bunları bir kenara bırakırsak, çocuğunuza artık verebileceğiniz çeşit çeşit yemekler var. Bunların bir kısmını bayıla bayıla yiyecek, bir kısmında ise epey nazlanacaktır. Siz sabrı elden bırakmayın; unutmayın ki bu zamanda edinilen yeme alışkanlıklarını hayat boyu üzerinde taşıyacaktır...


    Dikkat edin!

    ·Pirinç gevreği kolaylıkla sindirilir ve gerekli olan demiri bebeğinize sağlar. Ancak gevreği meyve püresi veya meyve suları ile karıştırmak yoğurtta olduğu gibi bebeğinizi tatlı gıdalara alıştırır ve diğer her şeyi reddetmesine neden olur.

    ·Bebeğinize yoğurt verirken şeker veya meyve ile karıştırıp vermeyin. Çünkü bu tadı sevecek olan bebeğiniz daha sonra ekşi ya da tatlandırılmış gıdalara yemek istemeyecektir.

    ·İlk gıda olarak muz veya elma püresi gibi tatlı gıdaları tercih etmek pek ideal bir seçim değildir. Çünkü yoğurtta olduğu gibi, bebeğiniz daha sonra sebze ve gevrek gibi daha az tatlı gıdaları yemek istemez.

    ·Besleyici ve tatlı olmayan sebzeleri meyvelerden önce vermek daha doğru bir seçim olur.

    ·Bekletilen sebze pürelerinde vitamin kaybı olacağı için, pürenin günlük tüketilmesi gerekir.

    ·Kullandığınız sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanmış olmasına dikkat edin.

    ·Katkı maddeleri içeren, konserve gıdaları asla kullanmayın.

    ·Gıdayı her zaman muhallebi kıvamında vermeyin, arada sırada küçük taneli gıdalar vererek onu alıştırın.

    ·Besin değeri düşük, sadece kalori içeren nişasta gibi gıdalar kullanmayın.

    ·Sık sık su içirmeyi unutmayın. Emerken suya ihtiyacı olmayan bebeğinizin şimdi suya ihtiyacı olacaktır.

    ·Meyve suları özellikle çok verildikleri taktirde dışkıyı asidik yaparak cildini tahriş edebilir.

    ·Baharatları asla kullanmayın.

    ·Bebeğinizi katı gıdalarla tanıştırmak için onun genellikle uyanık ve keyifli olduğu saatleri belirleyin. Yorgun ve huysuz olduğu zamanlarda onu yeni bir şey ile tanıştıramazsınız.

    ·Katı gıda vermeden önce bebeğinizin iştahını bilin. Açılışı dolu bir mide ile yapmayın.

    ·Mama sandalyesinde ya da kucağınıza otururken yemeğini yedirerek mamanın boğazına kaçmasını önleyebilirsiniz.

    ·Mamayı biberon ile değil kaşık ile vermeyi tercih edin. Çünkü anne sütüne devam eden bebek biberonun rahatlığına alışırsa sizi emmek istemez.

    ·Bebeğinizin dişetleri açısından rahatlık sağlaması için küçük bir oyuğu olan, plastik bir kaşık kullanın.

    ·Bebeğiniz ilk başta yarım çay kaşığından daha az alır ancak kısa zamanda 2-3 kaşık alabilecek duruma gelir.

    ·Bebeğinizin yiyebileceği miktarı yaklaşık olarak doktorunuz söyler. Ancak alacağı kesin miktarı bebeğiniz belirler.

    ·Bebeğiniz yemek sırasında ağzını açmıyor, kafasını sallıyor ve başka yöne çeviriyorsa artık yemek istemiyor demektir ve ona zorla yedirmenin bir anlamı yoktur.

    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    DOGRU BESLENME - 22.08.2005 17:03:49 ( #73 )









    1 - Her yaşa göre doğru süt:


    Doğumdan önce bile, bebek nasıl emeceğini bilir ve süt gereksinimi, doğumdan bir kaç dakika sonra ortaya çıkar. Annesinin sütü, bebek için en iyi gıdadır, ama mamayla değiştirilebilir. Geçen yıllarda, diyet araştırmaları, büyük kısmı inek sütünden türetilen ve bebeğin yaşına uyarlanan komple bir mama serisi geliştirdi.

    - NEDEN BEBEK VE ÇOCUK MAMASI?
    Bebek mamasının bileşimi, doğru sindirim ve bebeğin bedenin mükemmel biçimde özümsenmesini garantilemek için tasarlanmışıtr. Böylece başlangıç maması, 0-4 aylık bebeklere ve takip maması da 5-12 aylık bebeklere uymaktadır. Kısa bir süre önce de, çocuk diyetisyenleri 1-3 yaş için büyüme sütü geliştirdiler.

    - BEBEK SÜTÜ: Farklı mama seçenekleri mevcuttur ve özellikle, düşük protein, düşük mineral tuzları ve kalsiyum ve hayvansal ve bitkisel yağ karışımı içeren ve anne sütüne yakın mamalar vardır. Diğer yandan, beyin gelişimi için önemli olan linoleik asit içeriği artırılmıştır. Bazı mamalar, alerjik, özellikle inek sütü alerjisi olan çocuklar için hazırlanmıştır.

    - ÇOCUK SÜTÜ: Çocuk sütü, tümüyle değişen gıda gereksinimlerine göre ayarlanmıştır. Anemi sorunlarını önlemek için neredeyse hepsi demir açıdan zengindir.

    - BÜYÜME SÜTÜ: Büyüme sütü, inek sütüne yumuşak bir geçiş sunar. Proteinler açısından düşük, lipitler (yağlar) açısından dengeli, D Vitamini açısından zenginleştirilmiş olarak, genellikle kahvaltı ve akşamüstü verilmektedir.

     




    2 - Biberon nasıl hazırlanlanmalı:


    Bütün anneler bebekler için sıvı süt alabilirler, bir çok mama ise toz halindedir. Bu nedenle yeniden oluşturulmalıdır. İlk öneri, bebeğinizin yaşına uygun miktarlara dikkat etmenizdir. Çok güçlü bir doz, sindirim sorunları yaratabilirken çok zayıf doz da düzgün gelişimi yavaşlatabilir. Süt tozu, kutu içinde verilen ölçü kaşığıyla ölçülmelidir: her zaman tepeleme doldurulmalıdır. Bir bıçakla fazla tozu atın ve kaşık içindeki tozu düzleştirin. Kullanılacak su miktarı, toz miktarıyla orantılıdır. Çocuğun yaşına uygun su miktarını biberona koyun ve biberonu, ........... biberon ısıtıcısına koyun ve sonra süt tozunu ekleyin. Ardından biberonu avuçlarınızın içinde yuvarlayarak karıştırın. Elbette, 4 aya kadar bebekler için daha önceden sterilize edilmiş biberon kullanılması önerilir. Farklı memeler vardır. Bazıları fizyolojik olarak adlandırılır, başka deyişle annenin meme ucu biçiminde şekillendirilmişlerdir. Memeler, zamanla bozulmayan şeffaf malzemeden yapılmıştır. 4 aylığa kadar olan bebekler için, sonra da daha büyük bebekler için memeler vardır. Bazı memelerde, sıvının akış hızını mamanın koyuluğuna ve bebeğin iştahına göre değiştiren açıklıklar bulunur. Çocuk doktoru, bebek için ilk mamayı ve düzgün gelişimi için gereken miktarları belirtir.

    Kaç yaşa kadar bir bebek biberondan içer?

    Genellikle, annesinin kaşıkla başka gıdalar vermeye başlamasına kadar. Çocuk, kaşığın ucunu emmerek başlar ve bir kaç hafta içinde dilini kullanmayı öğrenir. Bütün bebekler bu yeni beslenme biçimine kolayca uyum sağlayamazlar ve yaşları daha büyük olsa da biberon hoşlarına gider, özellikle kahvaltılarda.

     




    3 - Değişik mamalara geçiş:


    Doğumdan sonraki ilk aylarda, anne bebeğine yeni tatları tanıtabilir. Sebze suyu (pişmiş sebzenin suyu) ya da bebekler için özellikle hazırlanmış meyve suyu tattırabilir.

    3/4 AYLIKKEN, bebek biraz bebek pirinci alabilir. Bir kaç hafta sonra ilk meyve püresinin tadına bakabilir.

    4/5 AYLIKKEN, akşam yemeği mama biberonunun yerine ....... biberon ısıtıcısında ısıtılan ev yapımı meyve/sebze püreleri alabilir.

    5/6 AYLIKKEN, bebek sebzelerle karıştırılmış küçük balık ve et miktarları alabilir. Ancak yedi aylıkken, ilk dişler çıktığında bebek farklı dokulardaki gıdaları yiyebilir. Süt diyetinden çeşitlendirilmiş bir diyete, yavaş yavaş geçilmelidir. Çocuk herhangi bir yeni gıdayı reddediyorsa, ısrar etmemek en iyisidir: ikinci bir deneme ya da hatta üçüncü bir deneme belki başarılı olur. Bebeğin gelişimi için yeni gıdaların tadına bakmak çok önemlidir. Kemik yapısını ve kaslarını geliştirmek için, mamayı tamamlayan besleyici gıdalar almak zorundadır. Çocuk için sebze, et, balık ve meyve yemek, gelişmenin ve yetişkin dünyasına katılmanın önemli bir parçasıdır.

     




    4 - Neden sterilize etmeli?


    Sterilizasyon, çocuğunuz için tehlikeli olan mikropları öldürür. Süt, biberonun içinde ve dışında çoğalan mikropların hızlı üremelerini teşvik eder.Sterilizasyon, bebeğin ilk dört ayı boyunca önerilir. Etkili olabilmesi için sterilizasyonun bazı önkoşulları vardır.

    Bir biberon hazırlarken ellerin temiz olması gereklidir: biberon ve mamayla uğraşmaya başlamadan önce ellerinizi yıkayıp tırnaklarınızı temizleyin. Ayrıca, süt tozunun ve biberonun hazırlanması için kullanılan kaynak suyunun tozdan uzak kuru bir yerde saklanması önerilir. Önerilen sterilizasyon süresine uymak, mükemmel sterilizasyon gerçekleştirmek için, çok önemlidir. Eğer yüksek sıcaklıklara dayanabiliyorlarsa bebeğin ağzına koyduğu küçük nesneler de sterilize edilebilir, . Yere düşen kaşıklar, ilaç ölçüleri, özellikle yapışkan halde kalan şuruplar için kullanılan ölçü kaşıkları ve bebeği her yere izleyen çıngıraklar ve emzikler de sterilize edilebilir.


     




    5 - Kusursuz biberonlar:


    Bebeğiniz biberonu tam bitirmemişse, bir ipucu: hemen kalan mamayı boşaltın ve ağzına kadar suyla doldurun. Sonradan yıkaması daha kolay olacaktır. Biberonları sterilizatöre yerleştirmeden önce, onları iyice yıkayın. Biberonun içini ve kapağını, memesini ve halkasını bir biberon fırçasıyla sabunlu suda yıkayın. Sonra da akan suyun altında iyice çalkalayın. Biberon fırçası, yalnızca bu amaç için ayrılmış bir gereçtir ve her zaman mükemmel biçimde temiz olmalıdır.

    Biberonlar ve aksesuarları, sterilizasyondan önce bulaşık makinesine konabilir, ama biberonla memeler ve halkaları ayrılmış olmalıdır. Sterilizatöre yerleştirilmeden önce, biberonlar sıçramalardan ve tozdan korunmak için başaşağı saklanmalıdır. Sterilizasyondan sonra, biberonlar 24 saate kadar buzdolabında saklanabilir. Onları yukarı bakacak, memeleri içeri bakacak biçimde tutabilirsiniz. Havageçirmez biçimde kapakları kapatılmış olmalıdır. Kullanmadan önce, mamayı hazırladığınız suyla biberonları çalkalamanızı öneriyoruz.






    7 - Bebeğin uyku düzeni:


    Uyumak doğal ve gerekli bir eylemdir. Yaşamımızın uyuyarak geçirdiğimiz üçte birinde, uyanıkken yaptığımız etkinliklerden gelen yorgunluğumuz giderilir.

    Bebeğiniz doğmadan önce, yaptığı hareketlerden dinlenmek için uzun uzun uyuyordu. Dahası, büyüme hormonu uyurken salgılandığı için, bebeğiniz bu süreyi büyümek için kullanıyordu ve hala kullanıyor. Yeni doğan bebekler günde 22 saate kadar uyurlar. Doğumdan iki hafta sonra bebeğiniz hala 20 saatlik uykuya ihtiyaç duyar. Üç aylıkken, bebekler 18 saat uyku isterler. Bu yaşta, beşiklerindeki bebeklere baktığınızda, onların uyanık mı yoksa uyuyor olduklarını mı zor anlarsınız. 16 haftalıkken bebeğin uykusu daha düzenli hale gelir. Altı aylıkken artık uyanık olduğu dönemlerle uykudaki dönemleri kolayca ayırabilirsiniz.

    Bebekler, iki ile dört saatlik dönemlerde uyurlar. Beyinlerinin ve zekalarının gelişmesi için, çocuklar etraflarındaki dünyayı gözlemlemek ve deney yapmak için keşfetmek zorundadırlar. Doğa öyle bir biçimde tasarlanmış ki, bebeğinizin uyku ihtiyaçları, gece ve gündüz ritmine uyarlanırlar. Sekiz aylıkken, çocuğunuz dokuz saati gece olmak üzere günde 14 saat uyur. Gece uykusundan kalan uyku zamanı iki ya da üç uyku dönemine ayrılır. Bir yaşından itibaren yetişkinliğe kadar uyku ihtiyaçları değişmez. Küçük çocukların günde 12 saat uyku ihtiyaçları vardır. Ancak 12 yaş civarında günlük sekiz saatlik uyku ritmi yerleşir. Hem çocuklar hem de yetişkinler için uyku aşamaları her zaman aynı değildir. Sakinlik ve huzursuzluk dönemleri birbirini izler. Sakinlik döneminde, bebeğin gözleri sıkıca kapalıdır ve nefes alış verişi düzenlidir. Ara sıra parmaklarının ve ağzının hareket ettiğini görürsünüz. Uygun biçimde huzursuzluk dönemi diye adlandırılan dönemde bebek hareket edecektir, kişiliğine bağlı olarak bu hareket hafif ya da güçlü olabilir. Titreyen göz kapakları, gülümseyen bir ağız, hareket eden kollar ve bacaklar, bebeğinizin uyanmak üzere olduğu izlenimini verir. Çocuğunuzun rüyasına devam etmesine izin verin. Görünüşlere rağmen, hala derin uykudadır. Anne babayı şaşırtan bir başka bebek hareketi de, bebeklerinin gözleri kocaman açıkken uyuya kalmasıdır, onlar gerçekten çok çabuk uykuya dalar!






    8 - Doğru ağırlık.


    Doğduğunda, bebekler ortalama 3,25 kg ağırlığındadır. Elbette bu ağırlık ortalamadır. Bebekler arasında bir çok farklılığın olduğunu biliyoruz. Genel olarak, doğum ağırlığı kalıtsal etkenlere ve annenin yaşam biçimine bağlıdır. Ağırlık artışı, boy artışından daha az düzenli bir eğri izler. Bir çok etken yeterli ağırlık artışını engelleyebilir, hatta kesebilir. Küçük bir burun/boğaz enfeksiyonu ya da günlük düzende bir değişiklik, örneğin çocuk bakım merkezine gitmek ya da tatile gitmek, bebeğin iştahını kesebilir. Genellikle, bebek hastalığı bittikten sonra ya da günlük düzendeki değişikliğe alıştıktan sonra, ağırlık artışı rayına girer. İlk aylarda bebeğinizin artışına dikkat etmek, basit bir önlemdir. Ağırlık artışındaki bir yavaşlama ya da daha önemlisi düşüş durumunda hemen doktorunuza haber vermelisiniz.

    Ortalama olarak bebekler, altı aylıkken 7 kg ve bir yaşındayken 9 kg tartarlar, bu da önemli bir ilerlemedir. İkinci yaşta ağırlıkta artışı haftada 30-60 gr ortalamadır ve üçüncü yılda en çok 2,5 kg. Sonradan, ağırlık artışı çocuk beş yaşına gelinceye kadar yılda 2 kg kadardır. Bu ağırlık artışında birbirine koşut iki süreç bulunur. Çocuklar uzamakla kalmazlar, aynı zamanda kas da geliştirirler. Zaman zaman aşırı kilolu çocuklar görürüz. Bazılarının iştahları çoktur, bazı durumlarda da anneler verdikleri yemek konusunda biraz fazlaca cömerttir. Dengeli bir diyet, uygun boyda porsiyonlarla ve bebeğin ağırlığının düzenli bir biçimde kontrölü, bu tür bir sorunu önlemek için iyi bir yoldur.





    9 - Masajın hoş yanları:


    Tartım işlemi, genellikle bebek yıkandıktan sonra yapılır. Çıplak bebek, sarılmalara, öpmelere ve gıdıklamalara karşı açıktır. Bu nedenle, ona masajın avantajlarını öğretmenin tam zamanı. Bebeği sırtüstü yatırın. Gövdesine masaj yapmak için, bebeğin sağ omuzundan sol kalçasına, sol omuzundan sağ kalçasına ellerinizi kaydırın, hareketlerinizi değiştirerek buna devam edin. Karnına masaj yapmak için, yavaşça dairesel hareketlerle okşayın. Bu özellikle gazlı bebekler için önerilir. Bebeğin kollarına ve bacaklarına masaj yapmak için, elinizi hafifçe omuzdan ya da kasıktan parmaklara doğru kaydırın sonra parmaklarınızın altındaki derisini fırçalar gibi geri dönün. Ayaklarının üstünü dairesel hareketlerle ovarak, sonra da bileklerini ileri geri hareket ettirerek masajı bitirin.





    10 - Hızla uzamak:


    Bir çocuğun fiziksel gelişimi şaşırtıcıdır. Yaşamının ilk altı ayında bir bebeğin boyu ikiye katlanır. Yenidoğan bir bebeğin ortalama boyu 50 cm'dir. Ama boyun uzaması düzenli bir hızda gerçekleşmez. Bebek, ilk üç ayında önce her ay 3 cm'den fazla uzar. Sonra yıllar geçtikçe, uzama yavaşlar. Örneğin, bir çocuk üçüncü yaşında boyuna 9 cm eklerken, sonra beş yaşına kadar ancak yılda 6,5 cm uzar. Yalnızca bir kaç milimetre farkla erkeklerle kızlar aynı biçimde uzar. Uzama bir çok etken altındadır: kalıtım, hormonlar, duygular, beslenme ve çevre. Her zaman beyindeki hipofiz bezininin salgıladığı büyüme hormonuna bağlıdır. Bilimadamları, uyku sırasında özellikle çok bol olduğunu keşfettiler. Kıkırdakları nedeniyle son hızla büyüyen iskelet kemiklerinin büyümesini uyarır. Günümüz çocukları, geçmiş dönem çocuklarına göre 2-3 cm daha uzunlar, özellikle bacakları. Araştırmalar, bu farkı beslenmeye ve değişen günlük alışkanlıklara bağlıyorlar. Yavaş uzama, genellikle raşitizm ve hormon salgılama sorunlarına bağlıdır, günümüzde bu iki sorun kolaylıkla tedavi edilebiliyor. Bir çocuğun boyunu düzenli biçimde ölçmek ve aynı yaştaki çocukların boyuyla karşılaştırmak, bir tabloda verildiği gibi, bu sorunların kolayca keşfedilmesini sağlayabilir.
    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    VITAMINI BILEREK ALIN - 22.08.2005 17:04:37 ( #74 )
    Vitamini bilerek alın

    Her insan sağlıklı bir yaşam sürdürmek için vitamine ihtiyaç duyar. Ancak belirli yaşlarda kimi vitamin ve mineralleri daha çok tüketmeli

    AYŞEGÜL AYDOĞAN

    Vitamin ve mineraller vücudumuzun fonksiyonlarını sağlıklı sürdürmesi için gerekli. Ancak görevleri bununla sınırlı değil. Enerji ve hafıza fonksiyonlarından stresle savaşa, adet gerginliğinden cilt ve saç sağlığına kadar pek çok önemli rolleri var. Vitamin ve minerallerin önemi, belli yaş gruplarına ve çalışma hayatımıza göre de değişiyor.

    Dr. Yasemin Bradley "Her yaşta her vitamine ihtiyaç var ama belli yaşlarda bazı vitamin ve mineralleri daha çok tüketmekte fayda var" diyor. İşte Bradley'in yaşlara göre vitamin ve mineral önerileri:
  • 20'li yaşlarda: Bu dönemde enerji ve hafıza fonksiyonunu artırıcı preparatlar alınmalı. Dozu çok yüksek olmayan iyi bir vitamin takviyesi yeterli. B grubu vitaminler, C vitamini, demir, magnezyum, kalsiyum, çinko, krom içeren besinler alınmalı. Adet öncesi sendromuna karşı da çuha çiçeği yağı (Vücutta hormonal dengeyi sağlıyor. Adet sendromunu tamamen ortadan kaldırıyor, her gün bir gramlık kapsül alınabilir, adet döneminde artırılabilir), B6 vitamini, magnezyum, doğum kontrol hapları.
  • 30'lu yaşlarda: Eğer stresli ve çok yoğun iş hayatına sahipseniz ve özellikle büyük şehirde yaşıyorsanız 30'lu yaşlardan sonra mutlaka vitamin takviyesinde yarar var. Orta yaşlardan itibaren antioksidan denen vücudu serbest radikallerden (kanser yapıcı) koruyan maddeler azalmaya başlar. A, C ve E vitaminleri ile çinko ve selenyum içeren besinler ve haplar 35 yaşından itibaren her gün alınmalı. Bunlar strese karşı da etkili.
  • 40'lı yaşlarda: Kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu vitamin haplarının yanı sıra balık yağı, sarmısak, E vitamini, magnezyum içeren besinler tüketilmeli. Günlük alınan vitamin haplarının dozu artırılmalı.

    Vitamin ve minerallerin yararları

     B5: Beyin, sinirler, cilt ve saç sağlığı için önemli. Strese karşı hormonların yapımında görevli. Karaciğer, böbrek, yumurta, buğday, mantar, baklagiller, fasulye, domates, kereviz, fıstık ve cevizde bulunur.
    B6: Seks hormonlarını dengeler, depresyona karşı etkili. Baklagiller, börülce, karaciğer, ıspanak, bamya, fasulye, pancar, badem, ceviz, fındık ve mısırda bulunur.
    B12: Saç ve cilt sağlığı ile gerginliğe karşı etkili. Tavşan, koyun, tavuk, hindi, böbrek, karaciğerde; somon, ton, sardalya, uskumru gibi yağlı balıklarda ve peynirde bulunur.
    Folik asit: Hamilelikte bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için hayati önemli. Yetişkinlerde kansızlık, egzama, dudaklarda çatlaklar, saçların erken beyazlaşması, bellek zayıflığına karşı etkili. İçerdiği besinler B6 vitaminiyle aynı.
    Biotin: Sağlıklı cilt, saç ve sinirler için gerekli. Yumurta, süt, bezelye, marul, badem, mısır, karpuz, lahanada bulunur.
    C vitamini: Bağışıklık sistemini, kemikleri, cildi ve eklemleri güçlendirir. Hastalıklarla savaşır. Yeşil ve kırmızı biber, maydanoz, kivi, domates, portakal, greyfurt, karnabahar, lahana, limon, soğanda bulunur. Sigara içenler daha fazla almalı.
    D vitamini: Kemik ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Balık yağı, somon, ton, uskumru, yumurta, karaciğerde bulunur. Güneş ışığından da bolca yararlanılmalı.

    E vitamini: Kansere karşı korur, damar sertliğini engeller, cildi güzelleştirir. Eksikliği seks isteğinde azalma, varisler ve gevşek kaslara yol açar. Buğday, mısır, ayçiçeği, fıstık, susam, soya yağları, zeytinyağı, balık yağı, fındık, badem, ton balığı, sardalya, somon, patates, yumurta sarısında bulunur.
    Kalsiyum: Kemik, diş sağlığı, kasların kasılması için gerekli. Eksikliği uykusuzluk, sinirlilik, osteoporoza neden olur. Süt, peynir, yoğurt, küçük kılçıklı balıklar, koyu yapraklı yeşil sebzeler, midye, istiridye, karides, badem, kuru incirde bulunur.
    Demir: Soluk cilde, halsizliğe, soğuğa dayanıksızlığa karşı etkili. Et, sakatat, kuru üzüm, kuru erik, kuru baklagiller, maydanoz, badem, fıstıkta bulunur.
    Magnezyum: Adet öncesi sendromunu hafifletir. Eksikliğinde yüksek tansiyon, kalbin düzensiz atması ve kabızlık görülür. Tüm yeşil sabzeler, kakao, badem, fıstık, susam, bulgur, baklagiller, kuru incir ve kayısıda bulunur.
    Potasyum: Kasların, sinirlerin ve kalbin sağlıklı çalışmasını sağlar. Bağırsak hareketlerini artırır. Eksikliği dikkati toplayamama, selülit, ishal ve kas güçsüzlüğüne yol açar. Muz, kuru meyveler (kayısı, incir, üzüm), hurma, baklagiller, ceviz, yağlı balıklar, mantar, domates, patates, meyve sularında bulunur.
    Çinko: Yaraların iyileşmesi, yumurtalıklardan salınan hormonların kontrolü, stresle savaş, kemik ve diş sağlığı, saç ve kılların uzamasında rolü var. Eksikliği sık hastalanmaya, sivilcelere, yağlı cilde, doğurganlığın azalmasına, depresyona neden olur. İstiridye, koyun ve dana eti, peynir, yumurta sarısı, buğday ürünleri, karaciğer, susam, bezelye, turpta bulunur.
    Krom: Açlık duygusunun bastırılmasını, yiyeceklere duyulan aşırı isteğin törpülenmesini, hücre yapısının korunmasını sağlar. Eksikliği sık yeme ihtiyacına, uyuklamaya ve tatlıya düşkünlüğe neden olur. Yeşil biber, çavdar ekmeği, elma, tereyağı, tavuk, yumurta ve koyun etinde bulunur.
    Selenyum: Kansere karşı koruyucudur. Erken yaşlanmayı önler. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kalp sağlığında etkilidir. Deniz ürünleri, susam, mantar, lahana, tavuk, karaciğer ve kabakta bulunur.
    İyot: Kronik yorgunluk, kilo alma ve tiroide karşı etkili. Deniz ürünleri, süt ve süt ürünlerinde bulunur.
  • reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    COCUK: BUYUK SORUMLULUK - 22.08.2005 17:05:46 ( #75 )
    Çocuk yetiştirmek başlı başına büyük bir sorumluluk… O büyürken, tıpkı bir heykeltraşın hamuruyla oynaması gibi siz de çocuğunuzun hayatına şekil veren kişi konumunda oluyorsunuz. Hatta karakterinin oluşmasında da en büyük paya anne olarak siz sahipsiniz hiç kuşkusuz.Üstelik erkek ve kız çocuklarının hem biyolojik hem de ruhsal açıdan birbirlerinden oldukça farklı olması işinizi biraz daha zorlaştırıyor. Bu nedenle erkek çocuklarının neler hissettiğini ve onlara karşı nasıl davranılacağını bilmekte yarar var.Bu bilinmezlik içinde bocalamamak için onları daha iyi tanımalısınız. İşte size erkek çocukları hakkında işinize çok yarayacak ipuçları;
    Erkek çocukları, kızlara göre daha fazla enerjiye sahiptir.
    Erkek çocukları kızlara göre %30 daha fazla kaslı bir yapıya sahiptir. Bu da erkek çocuklarının daha güçlü olduklarını ve daha fazla hareket etmeye ihtiyaç duyduklarını gösterir. Erkek çocuklarının sahip oldukları diğer hormonlar da hareket etme isteklerini arttırmaktadır.

    Etrafı dağıtan ve herkese sataşan bir çocuk aslında karmaşayı bilinçli olarak yaratmaz. Bu onun doğasında vardır… Bu durumda size büyük görevler düşmektedir. Ona kendini kontrol etmeyi öğretmek, sıkıntı ve sinirlerini başka bir şeye yönelerek gidermeyi göstermelisiniz. Kısacası içindeki enerjiyi daha yararları şeylere harcamasını sağlamalısınız.

    Erkek ve kız çocuklarının beyni aynı şekilde gelişmez.
    Yapılan birçok araştırmada erkek ve kız çocuklarının beyinlerinin doğumdan itibaren aynı şekilde gelişim göstermediği görülmüştür. Beyin, cinsiyete özgü farklıklar göstermektedir.

    Kızlarda her iki beyin yarımküresi erkeklere oranla daha fazla iletişim halindedir. Bunun sonucunda da kız çocukları daha çok analiz yapmaya ve soru sormaya eğilimlidirler. Erkek çocuklarında ise sağ beyin yarımküresi daha belirgin ve keskin kararlar alma özelliğine sahiptir. Psikologlar bunun, erkek çocuklarının matematik ve uzay problemlerinde daha başarılı oluşunu açıkladığı görüşünde. İki beyin yarımküresinde konuşmayı sağlayan alan, kız çocuklarında % 30 oranında daha büyüktür. Bunun sonucunda da erkek çocukları genellikle daha geç konuşmaya başlarlar. Hatta daha az soru sorar ve konuşurlar. Bu nedenle erkek çocukları daha erken konuşmaya başlamak için teşvike gereksinim duyarlar. Bu noktada onunla devamlı konuşmanız, duygularını dile getirebilmesi için onu cesaretlendirmeniz gereklidir. Ona masallar anlatın ve onu dinlemek için zaman ayırın… İsteklerini elde etmek için güç kullanmak yerine dilini kullanması konusunda onu özendirin. Erkek çocukları dövüşmeyi sever.

    Erkek çocukları, doğaları gereği dövüşçü bir yapıya sahiptirler. Bu agresif davranış biçimi erkeklik hormonuyla yakından ilgilidir. Bu yüzden de erkek çocukları bir kavga sırasında hemen dövüşmeye eğilim gösterir ve saldırganlaşırlar. Onlara, bu güdülerini kontrol altında tutmayı öğretmek gerekir.

    Kız çocukları ise daha çok dilin gücüne güvenirler ve konuştukları takdirde olaya egemen olacaklarını düşünürler. Ancak erkek çocukları gibi dövüşen kız çocukları da yok değildir.

    Erkek çocukları, kızlara göre daha kırılgandır.
    Erkek çocuklarının kız çocuklarına göre daha kırılgan olduğu, uzmanlarca ispatlanmıştır. Ayrıca yapılan araştırmalar, erkek çocuklarının kızlara göre daha sık hasta olduğunu göstermektedir. Bu fiziksel zayıflıklara ek olarak psikolojik zayıflıklar da söz konusudur çünkü psikoloğa giden erkek çocukların sayısı kızlara oranla daha fazladır. Bu nedenle onların da hassas olduğu kabul edilmeli ve onlara "küçük adam" muamelesi yapılmamalıdır. Küçük birer çocuk oldukları unutulmamalıdır.

    Ayrıca ağlayan bir kız çocuğunu nasıl kucağınıza alıp, ona sarılıyor ve öpüyorsanız erkek çocuğuna da aynı şekilde davranmalısınız. Erkek çocuklarına çok şefkat gösterip, yumuşak davranıldığı takdirde onların zayıf kişilikli biri olacakları düşünülür. Hatta bazı ebeveynler, oğullarıyla ufakken oynayıp, çok sevgi gösterirlerse onun korkak bir çocuk olmasından çekinirler. Psikologlar bunun yanlış bir düşünce ve inanış olduğunu, erkek çocukların da kız çocukları kadar sarılmaya, öpüşmeye ve sevgiye ihtiyaç duyduklarını söylüyorlar.
    Oğlunuzun maço olmasını engellemek için…
    Özellikle ataerkil toplumlarda erkek çocuklarına kızlardan daha farklı davranılır. Onların yeri ayrıdır her zaman. Tabii ki erkek ve kız çocuklarının birbirlerinden farklı oldukları yadsınamaz bir gerçek. Kız çocuklarının güzellikleri övülüp, ön plana getirilirken, erkek çocuklarına daha çok cesaret aşılanır.

    Ancak erkek çocuğunu cesarete ve güçlü olmaya teşvik etmek onu bir maço haline getirmek demek değildir. Bunların yanısıra oğlunuzun ev işlerinde yardım edip, kadınlara karşı saygı duymasını öğretmek de sizin görevinizdir. Özellikle bu konuda babaya büyük görevler düşer. Çünkü erkek çocuklar genellikle babalarını örnek alırlar. Baba eğer kadınlara karşı saygısını ve davranışlarını oğluna da aşılayabiliyorsa, sorumluluklarını yerine getiren bir çocuk yetiştiriyorsunuz demektir.

    Oğlunuzu tek başınınıza büyütürken…
    Bir erkek çocuğunu tek başına büyütmek hiç kolay değildir. Ancak başarılmayacak bir şey olduğu da söylenemez. Örneğin; Bill Clinton ve Tom Cruise, babaları hiçbir zaman yanlarında olmadan, anneleriyle büyümüşlerdir. Güç gerektiren bu durum için size birkaç öneri;
    Oğlunuzdan "evin hakimi"ni yaratmayın! Oğlunuz bir çocuk ve size güvence sağlamak veya sizi teselli etmek onun görevi değil. Oğlunuz size ait değildir. Bir erkek çocuğa sahip olmak her anneyi mutlu eder ancak onu kısıtlayıcı davranışlardan kaçının. Ona, dayı, amca ve enişte gibi örnek alabileceği erkek modelleri gösterin. Ancak onu kimseye benzetmeyin. Onun dünyasına (arabalar, spor vs.) ilgi gösterin. Bu dünya her ne kadar size çok uzak olsa da oğlunuzla yakınlaşmanızı sağlayacaktır. Sınırlar koyun. Çocuğunuza bu gerekli! Psikologlar, çocuğunuza koyduğunuz kurallar yüzünden onun size günde birkaç kez kızıp, tepki göstermesini normal karşılamanızı ancak taviz vermemenizi söylüyor çünkü bu kurallar onun gelişimi açısından gerekli.

    Erkek çocuğun yetiştirilmesinden babanın rolü…
    Baba, erkek çocuğun hayatında son derece önemli bir role sahiptir. O, erkek çocuk için bir örnektir. Psikologlar, bir erkek çocuğunun babaya duyduğu gereksinmeyi şu şekilde açıklıyorlar;
    Erkek çocuk güreşmek gibi fiziksel iletişimlerden çok hoşlanır. Erkek çocuk, babasıyla macera yaşamaya bayılır. Bu sayede babasını güçlü görür ve kendisini onunla daha güvende hisseder. Erkek çocuk, babasıyla sohbet etmekten, hayata bakışını, yaşadıklarını ve yaptıklarını dinlemekten son derece keyif alır.
    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    FINDIK YAGI VE BALIK - 22.08.2005 17:06:43 ( #76 )




    Fındık yağı tercih edilmeli








    İngiltere Lincoln Üniversitesi Gıda ve Biyokimya Bölümü öğretim görevlisi ve Fındık Araştırma Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, fındık yağının, piyasada bulunan diğer yağlardan daha kaliteli olduğunu savundu. Doç. Alaşalvar, tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu da bildirdi. Giresun Meslek Yüksek Okulu (MYO) Fındık Eksperliği Bölümü öğrencilerine konferans veren Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, yaptıkları araştırmalar sonucunda, en kaliteli fındığın, Giresun'a has tombul fındığın olduğunun ortaya çıktığını kaydetti. Tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu söyleyen Doç. Alaşalvar, "Giresun tombul fındığının yüzde 80'i yağdan oluşuyor. Diğer fındık çeşitlerine göre yağ bakımından daha fazla. Yıllardır zeytin yağının en kaliteli yağ olduğu söyleniyor. Ancak, yaptığımız araştırmalar, fındık yağının en kalitelisi olduğunu ortaya çıkardı" dedi. Fındık yağının damarlarda tıkanmalar yapmadığını, zeytin yağı veya diğer katı yağların ise damar tıkanıklıklarına sebep olduğunu öne süren Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, "Günde yenilen 50 gram fındık, 1 adet yumurta veya 1 bardak süte eşdeğer vitamine sahiptir. Ayrıca fındık, kalp ve damar rahatsızlarını, tümör ve ur gelişimini, prostat kanserini ve diğer kanserleri önlüyor" diye konuştu. Alaşalvar ayrıca, olgunlaşma dönemi, işlenme, iyi depolama ve hava sıcaklığının da fındığın kalitesini arttıran sebepler olduğunu belirtti.




    Balık mutlu ediyor








    Ağırlıklı olarak balıkla beslenen toplumlarda, et ve sebze ağırlıklı beslenenlere kıyasla ortalama yaşam süresinin daha uzun olduğu, insanların daha çok fiziksel direnç gösterdikleri belirlendi. Uzmanlara göre işin sırrı, tuzlu su balıklarının etinde bulunan Omega-3 yağlarından kaynaklanıyor. Genetik beslenme uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre, Omega-3 yağları total kolesterol seviyesini düşürüp kalp-damar sisteminin daha iyi çalışmasını sağlıyor. Omega-3 yağlarının, kalp-damar sistemi üzerindeki koruyucu etkilerinin 6 hafta boyunca günde 100 gram balık tüketimiyle kendini gösterdiği belirtiliyor. ABD'li genetik beslenme uzmanı Doktor Artemis Simopoulos, Omega yağlarının enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sistemini güçlendirdiğini, beyin ve hücre gelişimine katkıda bulunduğunu belirterek, "Eğer yaşlanmayı yavaşlatmak istiyorsanız Omega-3'ü artırmanız gerekir" diyor. Dr. Simopoulos, "İtalya'da yapılan bir araştırmada, İtalyan diyetlerinin üzerine 1 gram balık yağı verildi ve bu kişilerde kalp krizinden ölüm oranının çok az olduğu gözlendi. Ayrıca çok miktarda balık tüketen ülkelerde depresyonun da azaldığı belirlendi" diye ekliyor. Dr. Simopoulos, özellikle 65 yaşın üzerindeki insanlara daha fazla balık yemelerini öneriyor. Yapılan araştırmalar Omega-3 yağının yetersiz alımıyla kandaki serotonin seviyesinin düşük olması arasında bağlantı olduğunu gösteriyor. Mutluluk duygusu üzerinde etkili olan serotoninin düşük olması ise depresyon nedeni olarak vurgulanıyor. Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının az tüketildiği ülkelerde depresyon oranı yüzde 5 iken Japonya ve Tayvan gibi yeterli dengede Omega-3'ün tüketildiği ülkelerde bu oran yüzde 1 civarında. Amerika'da 44 kişi üzerinde yapılan araştırma, günde 100 balık yağı alımının 4 ay sonra depresyonu azalttığını ortaya koyuyor. Bir başka araştırmaya göre, kandaki yüksek Dha seviyesi (omega-3 yağının bir komponenti) beyin sıvısındaki serotonin seviyesine katkıda bulunuyor. Serotonin 'rahatlık, mutluluk' hisleriyle bağlantılı önemli bir sinir iletkeni. 11 ülkede yürütülen araştırmalar, depresyon oranıyla tüketilen balık miktarının ters orantılı olduğunu gösteriyor. Amerika'da 12 yıl süreyle 80 bin hemşire üzerinde yapılan bir diğer araştırma, haftada bir balık yiyen kadınların enfraktüs geçirme olasılığının, ayda bir kez balık yiyenlere oranla yüzde 22 daha az olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre, haftada beş kez balık tüketimi ise enfarktüs riskini yarı yarıya azaltıyor. Avustralya'da geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir araştırma, beslenmenin cilt yaşlanmasıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Özellikle de bol sebze, zeytinyağı, balık yiyen insanların cildinin daha az yaşlandığı, kırışık sorunuyla daha geç tanıştığı görüldü. Balığın cilt yaşlanmasını önleyici etkisi, güneşin ultraviyole ışınları gibi atmosfer etkenlerinin neden olduğu zararları hafifleten antienflammatuar özelliğine bağlanıyor.
    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    BALIK BALIK BALIK - 23.08.2005 12:03:19 ( #77 )
    HANGİ BALIK NASIL YENİR
    BALIK SAĞLIKTIR
    Balıkta şeker, karbohidrat yok denecek kadar azdır. Protein açısından ise son derece zengindir. Bu özellikleri nedeniyle son derece sağlıklı bir yiyecektir. 100 gram yağlı balık yaklaşık 22 gram, yağsız balık ise 10 gram protein içerir. Balık aynı zamanda proteininden en çok faydalanılan besin türüdür. İnsan vücudu bu proteinin %93’ünden faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde ve diğer beyaz etlerde çok düşüktür.
    Balık az karbohidrat içermesinin yanı sıra madensel tuzlar ve mineraller açısından son derece zengindir, bol miktarda fosfor, kalsiyum, iyot ve flor içerir. Balık eti A, B1, B2 ve D vitaminleri açısından da zengindir.
    SİYAH ETLİ-BEYAZ ETLİ BALIKLAR
    Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine rağmen balık çeşitleri açısından son derece zengin bir ülkedir. Deniz balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli ve göçmen olarak sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları mevsimlerde de ızgarası yapılır. Bunlara örnek olarak barbunya, tekir, levrek, kefal, lüfer, kalkan, mercan, çipura, dil, pisi ve kırlangıçı gösterebiliriz.
    Torik, palamut, uskumru, kolyos, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş gibi balıklar da siyah etli balıklar sınıfına girerler. Bu balıklar beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar ve daha az jelatin içerirler. Bu nedenle haşlamaya uygun değildirler ve hazımları daha zordur.
    BARBUNYA
    Denizlerimizin bu tatlı balığı genellikle Ege ve Akdeniz’de bulunur. Yerli bir balık türü olan barbunya sıcak ve ılık denizlerin kıyıya yakın olan kumlu ve çamurlu deniz diplerinde, az olmakla beraber kayalık yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20 cm arasında olup nadiren 40 cm’ye kadar çıkar. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası, Ot barbunyası ve Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en makbulu kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın kısmı beyaz olan kaya barbununun sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri ile kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında, çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir ile çok karıştırılan bu balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile Ekim ayları arasıdır. Bu süre zarfında tavası, ızgarası ve kağıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden en büyük farklılığı kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve çene altında iki adet sakalı bulunur.
    TEKİR
    Barbunyaya çok benzeyen ve yakın akrabası olan bu balık bütün denizlerimizde avlanır. Karadeniz ve Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm arasındadır. Ege ve Akdeniz’de ise boyları Barbunya’yı yakalar. Çene altı bıyıklarının uzunluğu, küt kafası ve birinci sırt yüzgeçindeki sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan ayrılır. Dört mevsim yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı, aynen Barbunya’da olduğu gibi Temmuz-Ekim ayları arasıdır. Tavası ve kağıt kebabı çok güzel olur.
    ÇİPURA
    Ege’nin meşhur yerli balığı olan ve küçük sürüler halinde gezen Çipura son yıllarda çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura Elips biçiminde yassı vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı ve pembemsi yanakları ile tanınır. Atlas Okyanusu, Kuzeybatı Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara Denizi’nde de yakalanan ve Alyanak adıyla tanınan bu balığın maalesef nesli tükenmiş bulunmaktadır. Genelde 20 ila 35 cm arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya varanlarına da rastlanmıştır. Her mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası, buğulaması, çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük 250 ila 350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin fırında pişirilmesi tercih edilmelidir.Buğulama ve çorba için her boyu kullanılabilir. Tadı nefis olan bu balığı katkısız, yani ızgara veya fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz ve lidaki bu türün küçük çeşitleridir.
    KARAGÖZ
    Çipuranın yakın akrabası olan Karagöz, elips şeklinde, yassı, gümüşi pulları olan yerli bir balıktır. Baltabaş, Sivrigaga, Sargos ve Mırmır gibi çeşitleri vardır. Ortalama 20-25 cm, en 50 cm boyunda olur. Yazın taşlık ve yosunluk, midyesi bol yerlerde yaşar. Kışın derin sulara çekilir. Her mevsimde yenebilen bu balık, özellikle Mayıs-Temmuz ayları haricinde daha yağlı ve lezzetlidir. Aynen Çipura gibi ızgarası, buğulaması, fırını ve çorbası çok güzel olur. 1 kg ve daha büyüklerinin fırını tercih edilmelidir.
    DİL BALIĞI
    Dil balığı da yerli balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. Her mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ila şubat ayları arasıdır. Tavası çok güzel olur. İrilerinden fileto çıkarılıp şiş veya salçalı fileto yapılabilir.
    HAMSİ
    1988 yılında 310.000 ton ile toplam balık avcılığımızın yaklaşık üçte ikisini meydana getirmektedir (40.000 ton tatlı su üretim ve avcılığı dahil, 1988 yılında toplam 480.000 ton). Gözlerinin gerisine kayan ağzı ve yivrilmiş burnu ile yakın akrabası Sardalya’dan kolaylıkla ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler ve çok büyük sürüler halinde gezerler.
    Karadeniz hamsisi Azak ve Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye, bizim Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda da kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere Kasım’dan Şubat’a kadar Trakya kıyılarına ve Marmara’ya göç eder. Nisan ayında da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca Marmara Hamsisi denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç etmeyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu hamsinin sırt rengi daha açıktır.
    Hamsi özellikle Karadeniz yöremizin temel gıdası, temel protein kaynağıdır. Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler tarafından tüketilir.Hamsinin hemen her türlü yemeği yapılır. Izgara, tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama, pilaki, yahni gibi. Siyah etli balık olmasına rağmen buğulamaya son derece uygundur.Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tava veya buğulaması tercih edilmelidir. Kış aylarında yakalanan hamsi tuzlanıp saklanır. Buna ançovi tabir edilir. Ayrıca balık yağı ve balık unu üretiminde de kullanılmaktadır.
    SARDALYA
    Hamsinin yakın akrabası sardalya sürüler halinde yaşar ve kıyılar boyunca göç eder. Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988 yılında 90.000 ton ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak, tuzlanarak hatta balık yağı ve balık unu elde etmekte kullanılır. Sardalya adı konserve işleminden dolayı konserve ile özdeşleşmiştir. Hatta ringa konservesine de aynı ad verilir.
    Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Okyanusta ise 30 cm’ye kadar büyürler. Hamsi Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz, İspanya’nın Atlas Okyanusu kıyıları, Sicilya ve Malta için de aynı şeydir. Bu ülkelerde birçok yemek sardalya üzerine kurulmuştur. Ülkemizde Kuzey Ege’de bolca yakalanan sardalyanın en lezzetli mevsimi Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli ızgaraları, fırını ve kağıt kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir. Kasım-Haziran arasında ise ancak pilaki ve buğulaması yapılabilirse de bir önceki döneminki kadar lezzetli olmaz.
    Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir; ayıklamadan yemeği yapılır. Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalya kadar lezzetli değildir.
    USKUMRU
    Kolyosa çok benzeyen ve sürüler halinde dolaşan göçmen bir balıktır. Denizlerimizde 30 cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi’nde 50 cm’ye kadar büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül ve Ekim aylarında Marmara’ya iner ve kışı burada geçirip yumurtlar. Mart ila Haziran aylarında da Karadeniz’e döner. Uskumru büyüklüğüne göre üç değişik ad ile adlandırılır. En küçüğü kalinarya’dır. 20-25 cm civarında ve yağlı olanları uskumru, dönüş uskumrusu ise çiroz olarak adlandırılır. Yazın yakalananlara ise lipari denir. En lezzetli olduğu dönem Eylül ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna kadardır. Bu süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi ve tuzlaması çok güzel olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan tavası tavsiye edilmez. Şubat’tan itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalananlar ise pilaki ve tava için uygundur. İlkbaharda Karadeniz’e dönüş yapan çirozlar kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan bu kurutulmuş balığa geçen zaman içinde ismi kısaltılarak yalnızca çiroz denmeye başlanmıştır.
    . Uskumrunun kolyostan önemli farklılıkları aşağıdadır.
    . Uskumru ile kolyosun sırt desenleri birbirine benzemekle birlikte kolyosun rengi koyu, uskumrunun ise açıktır.
    . Uskumrunun kuyruk çatalının içi boş ve iki çizgiden ibaret bir “V” harfi tarzındadır. Kolyosunki ise doludur.
    . Uskumrunun gözleri neredeyse toplu iğne başı kadar küçük, kolyosun ise oldukça iridir.
    KOLYOS
    Uskumruya çok benzeyen bu balık uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder. Ayrıca Marmara ve Ege Denizi’nde yerli türleri de bulunur. Tadı uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası yapılır. Ocak ayı en yağlı zamanı olduğundan tuzlama için en ideal zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.
    LÜFER
    Akdeniz,Karadeniz, Marmara, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’nda sürüler dolaşan lüfer pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde yaşayanları daha yağlı olduğundan daha da lezzetli olur. Ülkemizde Karadeniz’de ve İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’nde yakalananların tadı muhteşemdir. Daha güney denizlerimize inildikçe yavanlaşır ve kendisine mahsus o güzel tad ve kokuyu kaybeder.
    Eylül ortasından Ocak sonuna kadar olan zamanı en yağlı ve lezzetli zamanıdır. Bu devre içinde ızgarası tavsiye edilir. Çinekopun da ızgarası çok iyi olur, ancak mevsimi lüfere göre kısadır. Kasım sonundan itibaren azalmaya başlar. Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre pilakisi, buğulaması, kağıt kebabı ve tavası olur. İlkbaharada son derece yağsız olduklarından tava, pilaki ve buğulaması tercih edilmelidir.
    Lüfer büyüklüğüne göre en çok isim alan balıktır.
    Lüfer çeşitleri şöyledir:
    . 10 cm’ye kadar................... yaprak (20 adet/kg)
    . 11-13 cm arası.................... çinekop(16-19 adet/kg)
    . 14-16 cm arası.................... kabaçinekop (10-15 adet/kg)
    . 17-20 cm arası.................... sarıkanat (9-14 adet/kg)
    . 21-30 cm arası ................... lüfer (4-8 adet/kg)
    . 31-35 cm arası.................... kaba lüfer(2-3 adet/kg)
    . 35 cm’den büyük................ kofana ( yaklaşık 1 kg/adet veya daha büyük).
    PALAMUT
    Uskumru,torik ve orkinosu içeren bir familyadandır. Sürüler halinde yaşayan pulsuz, siyah etli bir göçmen balıktır. Sırtı çizgili, karnı gümüş rengindedir. Uzunluğu 1 metreye kadar varır. Bu familyanın çeşitleri bütün denizlerimizde görülmekle birlikte en lezzetlileri Karadeniz ve Marmara’da avlanılan tipleridir. Karadeniz ve Marmara palamutunda baştan kuyruğa doğru muntazam çizgiler halinde giden, dördü koyu, üçü açık menevişli yedi adet bant bulunur. Ege’de yaşayan, Tombik, Benekli Orkinos ve Yazılı Orkinos isimleri alan yakın akrabasında ise sırttan karına doğru dalgalar halinde inen en az 16 adet alacalı bant ile karın civarında en az üç adet siyah benek bulunur. Bu cinsin etinin tadı, hakiki palamuta nazaran hiç güzel değildir. Ama çok kişi bu özelliği bilmeyip “palamut” diye aldanır ve sonra palamuttan soğur.
    Palamut avı Ağustos ayında başlar. Önce Karadeniz’den sürüler halinde vanoz ve çingene palamutu, Eylül’den itibaren de palamut gelmeye başlar. En lezzetli zamanı da Eylül başından Şubat ortalarına kadar olan zamandır. Bu mevsimde çok yağlı olduğundan tavası biraz ağır kaçar. Bu nedenle ızgarası ve fırını tavsiye edilir. Aynı mevsimde yahnisi de harika olur. Diğer mevsimlerde tavası yapılabilir. Palamut siyah etli bir balık olduğundan buğulaması ve çorbası tavsiye edilmez.
    Palamutun boyuna göre isimlendirilmesi aşağıdaki gibidir:
    . 20 cm’ye kadar........................ palamut vanozu
    . 20-30 cm arası..........................çingene palamutu
    . 31-40 cm arası..........................palamut
    . 40-50 cm arası..........................kestane palamutu
    . 51-60 cm arası..........................torik
    . 61-65 cm arası..........................sivri
    . 65-70 cm arası..........................altıparmak
    . 70 cm’den büyük......................zindandelen
    Torik ve toriğin büyük boyları palamuttan daha çok yağlıdır. Bu nedenle tuzlama ve lakerdası tercih edilir.

    LEVREK, MİNEKOP, EŞKİNE
    12 değişik türden meydana gelen bu familya ılık ve tropik sukarın sığ kesimlerinde yaşar. Vücutları iğ biçiminde ve yandan hafif basıktır. Pulları oldukça iri olan levreklerin yanları genelde beyaz, alt bölümleri gümüşi, alt yüzgeçi ise sarımsıdır. En irileri 1 metreyi geçebilir. Ülkemiz denizlerinde 20 ila 60 cm arasında olurlar. Bayağı levrek ve benekli levrek olmak üzere iki tipi mevcuttur. Sırtlarındaki çok sayıda benek ile ayrılırlar. Benekli levrek Güney Ege ve Akdeniz’de, bayağı levrek ise bütün denizlerimizde görülür.
    Karadeniz’de kötek olarak ta bilinen minekop ta bu familyanın diğer bir türüdür. Eşkineye çok benzeyen minekoplar 30 ila 80 cm arasında olur. 1 metreden büyük ve 20-25 kg olanlarına da rastlanmıştır. Erişkinler kıyıya yakın kayalık dipleri, yavrular ise akarsu ağızlarını tercih ederler. Parlak mavimsi-gri renkteki vücudu sırttan karına doğru inen sarı menevişli çizgilerle bezenmiştir. Karnı gümüşi beyazdır.
    Eşkine ise bütün denizlerimizde görünen kıyıya yakın kayalık diplerde yaşıyan bir türdür. Ortalama 30 cm ve 600 gramdır. 3-4 kiloluk irilerine de rastlanmıştır. Sırtı kamburumsudur ve koyu kahve ile lacivert arası bir renktedir. Karnı ise sarı-beyaz menevişlidir. Başının içinde, gözlerinin arkasında herbiri 4-5 gram ağırlığında iki adet beyaz taş bulunur. Halk arasında bu taşların idrar söktürücü ve böbrek taşı düşürücü olduğuna inanılır.
    Genelde tek gezen, geceleri avlanan ve oyuklar arasından süzülürcesine dolaşan bu balığın başlıca besini karides ve yavru balıklardır.Yıl boyunca yenen levreğin çok lezzetli eti vardır. En güzel mevsimi kış ayları ve ilkbaharın başıdır. Her türlü yemeği yapılan levreğin buğulaması, fıfırnda kağıt kebabı ve mayonezlisi nefis olur. Levrek özellikle şaraplı ve mayonezli balık yemeklerine çok güzel gider.
    TRANÇA,SİNARİT
    Trança genelde sinaritlerin irisi için kullanılan bir isimdir. Lagos ve orfozla büyük benzerlik gösterirlerse de ayrı familyalara mensupturlar.
    İSTAVRİT
    İstavrit, Marmara ve Boğaz’da balık avlamaya başlayanların ilk tanıştıkları balıktır.Ağzı öne uzayabilen, dişleri ince, gözleri iri, kuyruğu derin çatallı ve vücudu iğ biçiminde olan göçmen bir balıktır. Marmara, Ege ve Karadeniz’de yaşayan yerli türleri de vardır. Marmara’da 15-20 cm, Ege’de 30 cm civarında olurlar. Marmara’da boyu 10 cm’nin altında olan küçük istavritlere kıraça tabir edilir. Karadeniz’in doğusunda istavritler palamut büyüklüğünde, yaklaşık 50 cm boyunda olurlar.Sarıkuyruk istavrit veya sarıkanat istavrit diye anılan tipi sularımızda en çok bulunan türüdür.
    İstavritler sonbaharda Marmara’ya iner, mayıs’tan itibaren de Karadeniz’e geri dönmeye başlarlar. Her mevsimde yakalanan istavritin en lezzetli olduğu zaman Kasım ila Şubat ayları arasıdır. Tavası ve fırını çok güzel olur.
    İZMARİT
    Ağzı körüklü, gözleri iri, sırt-göğüs ve anüs yüzgeçleri sert diken ışınlı bir balıktır. Sularımızda iki türü vardır: menekşe izmarit ve istargilos. İzmaritin erkekleri dişilerden daha iri olurlar. Dişiler 20 cm civarında olurken erkekler 25 cm’ye kadar uzayabilir.
    İzmarit midye, deniz solucanı ve balık yumurtaları ile beslenen bir dip balığıdır. Eti beyaz ve son derece lezzetlidir. Tavası güzel olur. Sonbahar ve kış aylarında ızgarası dahi yapılır. İzmaritler ızgara yapılırken ayıklanmaz. Olduğu gibi pişirilip bilahare derisi, bağırsakları ve kılçıkları ayıklanır. Üzerine limon ve zeytinyağı ile kıyılmış maydanoz eklenerek hazırlanır. Pulları kazındıktan sonra derisi tulum çıkarılarak yapılan tavası da çok güzel olur.
    KALKAN
    Karadeniz’in bu ünlü balığı bütün yassı, oval vücudu, bir tarafı siyaha yakın diğer tarafı beyaz rengi ve beyaz tarafındaki düğmeleri ile tanınır. Her iki tarafı siyah olan kaya kalkanı’na da nadiren rastlanır. Kaya kalkanı daha çok Sinop, Samsun yörelerinde çıkar. İstanbul Boğazı’nın kuzeyinde, Karadeniz’in batısında avlanan kalkan bir tarafı siyah, bir tarafı beyaz olan bayağı kalkandır. Kalkan karadeniz içinde, kışın kuzeyden güneye göç eder.
    Her mevsim avlanan kalkan bütün sene boyunca yenebilir. En lezzetli zamanı Ocak sonundan Mart ortalarına kadardır. Tavası çok güzel olur. Buğulaması ve kağıt kebabı da yapılır. İlkbahar sonlarından itibaren Ağustos ayına kadar yakalanan kalkan yavrularının tavası nefis olur.
    KEFAL
    Yaz ayları dışında lezzetli olan pullu ve göçmen olmayan bir balıktır. Bütün denizlerimizde yetişir. Sonbahar, Kış ve İlkbahar’da çok lezzetlidir. Kefalin buğulaması ve pilakisi çok güzel olur. Ayrıca likorinoz denilen tütsülüsü de çok makbuldur. Bir kefal türü olan haskefalin kurutulmuş yumurtaları çok aranan bir deniz ürünü, bir mezedir. Sarı kulak kefalin tavası ve fileto ızgarası da yapılır.
    Kefal alırken çok dikkat etmek, tercihan tanıdık balıkçıdan almak gerekir. Çünkü kefal kirli ve bulanık suları çok sever ve buralarda diğer balıklar yaşamazken o yaşar. Örneğin İzmir Körfezi’nde diğer balıklar yaşamazken kefal bol miktarda bulunmaktadır. Bu gibi sularda yakalanmış kefal insan sağlığı için büyük tehlike arzeder.
    KILIÇ
    Türkiye’mizi çevreleyen denizlerde artık nadir görülen çok lezzetli bir balık türüdür. Akdeniz ve Ege’de yıl boyunca, Karadeniz’de ise yalnız yaz ayları görülür. Kılıç gibi uzun üst çenesi, lacivert-siyah sırt rengi ile tanınan bu balığın akrabası marlin bizim sularımızda bulunmaz. Daha çok Atlas Okyanusu’nda Bermuda civarında bulunan bu balık pişince pembemsi et rengi, kafadan kuyruğa kadar uzanan sırt yücgeçi ve yuvarlak yerine enine yassı üst çenesiyle kılıçtan ayrılır.
    Her mevsimde yenebilen kılıçın en lezzetli zamanı Eylül-Şubat arasıdır. Bu balığın en güzel defne yapraklı şişi olur. Izgarası ve kağıt kebabı da yapılır.
    MEZGİT
    Tavuk balığı olarak ta bilinen mezgit bütün denizlerimizde bulunmakla beraber en çok Karadeniz’de bulunur. Yaz hariç devamlı yumurtalı durumdadır. Mezgitin yumurtalı tavası, domatesli sotesi güzel olur.
    KIRLANGIÇ
    Bütün denizlerimizde bulunan kırlangıç ortalama 25-30 cm olup nadiren 75 cm’ye kadar olanlarına da rastlanmaktadır. Sırt rengi kırmızı-pembe, karuın ise pembe veya beyazdır. Yakın akrabası olan öksüz’den, bu balığın pembe-gri veya komple gri sırtı, ve öksüzün ördek gagasını andıran ağız yapısı ile ayrılır. Her ikisi de lezzetli olup genelde kırlangıç tercih edilir. Çok gelişmiş solungaçları ve gırtlak yapısı medeniyle uğultu, inilti gibi değişik frekanslarda ses çıkarırlar. Bu ses nedeniyle bir birçok balıkçı tarafından inleyen balık diye adlandırılır ve uğursuz sayılır.
    Kırlangıç ızgara ve tavaya uygun değildir. Buğulaması, özellikle çorbası çok lezzetli olur. Haşlanmış kırlangıçın ayıklanmış etleri mayonezli veya zeytinyağ-limon sıkarak soğuk olarak ta meze olarak lezzetle yenebilir.
    İSKORPİT, ADABEYİ
    Kırlangıçtan bahsedince iskorpit ve adabeyini atlamak olmaz. Her ne kadar aynı familyadan olmamakla beraber etleri ve uygun oldukları yemekler açısından çok benzerlik gösterirler. İskorpit bütün denizlerimizde, adabeyi ise genelde Ege’e bulunur. İskorpitin sırt dikenleri zehirlidir. Bu nedenle balıkçıya ayıklattırılmalıdır.
    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    OMEGA NEDIR? NE ISE YARAR NEDEN YAGLAR ONEMLI - 23.08.2005 12:05:45 ( #78 )
    Yağlar, uzun yıllar kilo aldırmaktan tutun da cilt sorunlarına, kalp hastalıklarına ve kanser gibi ölümcül hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununun sorumlusu olarak suçlu sandalyesine oturtuldu. Bu nedenle bize söylenen hep sağlıklı ve uzun yaşamak için yağ tüketimini en aza indirgememiz hatta formda kalabilmek için tamamen uzak durmamız oldu.
         Oysa yaşam için ihtiyacımız olan en önemli besin kaynaklarından biri, yağlar. Yağlar olmadığı takdirde vücudumuz sağlık için çok gerekli olan A, D, E ve K vitaminlerini özümseyemiyor. Yağlar, önemli enerji kaynağı. 1 gram yağ, protein ve karbonhidratların iki katı kadar enerji sağlıyor ve vücudun enerji kıtlığında depolanabiliyor. Ayrıca sinir sistemi, beyin ve cinsiyet gibi hayati vücut işlevleri ve vücut ısısını dengeliyor. Yağların bir diğer artısı da kalp, böbrek ve sinirler gibi yaşamsal organların etrafını sararak zedelenmelerini önlemeleri. Yağlar ayrıca vücudumuzda yapılamayan ve ancak besinler yoluyla alınan “omega” denilen yağ asitlerinin vücuda alımını sağlıyor.
         
    OMEGA NEDİR?
         ‘Omega’ ismini kimyasal yapısından almış. Halk arasında “balıkyağı” olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. Bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlıyor.
         Bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları Omega-3 yağ asitleri olmadan “beden çöker” demek hiç de abartılı olmaz. Çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa, bedenin tümü de öyle işliyor. Hücrelerin her birindeki en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor.
         Omega-3, retina, beyin ve sperm hücrelerinin işlevlerini hatasız olarak yerine getirmeleri açısından gerekli. Eksikliği, retinada görme fonksiyonunun azalmasına yol açabiliyor. Ayrıca, ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına neden olabiliyor.
         Omega-3 doğanın en harika çok yönlü ilaçlarından biri. Kolesterol düşürücü ilaçlar kadar etkili. Yüksek trigliseridler için bilinen en iyi ilaç. Ayrıca damar sertliği ve tıkanıklılığı, enfeksiyon hastalıkları ve davranış bozuklukları üzerinde olumlu etkilere sahip.
         Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.
         Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 yağ asiti alımı Omega-3 yağ asitlerinin yararını baltayabiliyor.
         Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, Omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.
         Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.
         Omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar.
         
    OMEGANIN YARARLARI
         Omega yağlarının dengeli alımı vücudu pek çok hastalıklardan koruyor.
    Kalp hastalıklarına karşı koruyor
         Kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü artırıyor. Düşük kolesterol seviyesini normal değere çıkartıyor. Kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserid seviyesini azaltıyor. Kanın akışkanlığını sağlayarak, kalp tarafından kolayca pompalanmasına yardımcı oluyor. Böylece damar tıkanıklığı (tromboz) ya da damarlara yağ birikimini (arterioskelerosis) önlüyor. Kalp krizi riskini en aza indirgiyor. Kalp hastalıklarının bir sebebi de ırsidir. Bu nedenle ailesinde kalp hastalığı olanların küçük yaşlardan itibaren dengeli omega yağı almaları ilerki yaşlarda kalp riskini azaltabiliyor.
    Kansere karşı etkili
         Vücudumuzda bulunan kötü huylu hücreleri baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için bağışıklık sistemi omega yağlarından güç alıyor. Yapılan araştırmalarda göğüs, prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde omega yağ asitlerinin yararlı olduğu gözlendi.
    Kangreni önlüyor
         Kanı inceltip damarları koruyor ve pıhtılaşmayı önlüyor. Kanın tüm vücutta dolaşmasını sağlayarak parmak ucu hissizleşmesini, el ve ayak parmaklarının dolaşıma bağlı üşümesini önlüyor veya azaltıyor.
    Diyabeti geciktiriyor
         Yapılan son araştırmalar balıkta bulunan Omega-3 yağ asitlerinin insülinin işlevini artırarak ve diyabette özellikle de tip II diyabetlilerde hastalığı geciktirdiği ortaya çıktı.
    Yaşlanmayı durduruyor
         Omega yağ asitleri serbest radikallere karşı savaşarak cilt hücrelerinin yaşlanmasını engelliyor. Hücreleri yenileyip cildi güzelleştiriyor.
    Migrene iyi geliyor
         Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren tipi ağrıları önlüyor.
    İltihabi hastalıkları önlüyor
         Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega yağları çok önemli. Başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere, sedef, romatoit artartrit, astım ve alerji gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynuyor.
    Depresyonu tetikliyor
         Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının Omega-6 yağına oranla daha az tüketildiği toplumlarda depresyon vakaları, dengeli Omega-3 yağı tüketen Japonya’dan 5 kat daha fazla.
         
    OMEGA YAĞLARI EN ÇOK KİMLERE GEREKLİ?
    Hamile kadınlar ve bebekler
         Omega, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimi için elzem bir yağ asidi. Beyin, kalp, damarlar ve gözlerin sağlıklı gelişmesinde önemli rol oynuyor. İnsan beyni doğumdan önceki son üç ayda hızla büyür,doğumdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artıyor. Bu nedenle hamile ve emzikli annelerin Omega-3 ve Omega 6 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemli.Omega-3 ve 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin,sinir sistemi ve görme yetenekleri sağlıklı gelişiyor. Omega yağları ayrıca,çocuğun matematik zekasını geliştirip,okuma,telaffuz ve yazma beceresini arttırıyor. Eksikliği halinde çocuklarda davranış bozukluklarına (hiperaktivite,dikkat eksikliği gibi) yol açıyor.
    Yetişkinler
         Zamanla bu yağ asidinin azalması bellek kaybı, bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor. Bunama hastalığı olarak bilinen Alzheimer üzerinde yapılan araştırmalarda hastalığın balık yemeyen toplumlarda daha sık rastlandığı ortaya çıktı. Omega yağları ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok ölümcül hastalığın tedavisinde de önemli rol oynuyor.
    Omega-3 üzerine yapılan araştırmalar
         Değerli bir Omega-3 kaynağı olan balıkyağı, ilk kez 1752 yılında Dr. Samuel Kay tarafından romatizmal ağrılar ve kemik hastalıkları tedavisinde kullanıldı. Viktorya döneminde gut, verem, bronşit, kronik cilt hastalıkları ve raşitizm gibi hastalıkların iyileşmesinde etkili olduğu saptandı. Uzun yıllar balık yemenin sağlığımıza yararlı olduğu bilindi bilinmesine de hangi alanda iyileştirici etkisi olduğu henüz tam olarak saptanmamıştı. Ta ki 1912 yılında vitaminlerin sağlığımız üzerindeki önemi keşfedilene kadar. Balık yağının en zengin A ve D vitaminleri kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra bu konuda araştırmalar hızlandı. 1976 yılında Eskimolar üzerinde yapılan bir araştırma bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Aşırı hayvansal yağla beslendikleri halde Grönland Eskimolarının kanlarındaki kolesterol oranı çok düşüktü. Koroner kalp hastalıkları, kanser ve romatoit artrid hastalıklarının oranı diğer toplumlara göre çok azdı.
         Bunun üzerine eskimoların beslenme alışkanlıkları araştırıldı ve günde ortalama 400 gr yağlı balıklar ve deniz ürünleri yedikleri ortaya çıktı. Etkin faktörün bu hayvanlarda bulunan Omega-3 adlı yağ asitleri olduğu anlaşıldı. 1980’lerin ortalarında balıktaki kolesterol düşürücü maddelerden birinin Omega-3 yağ asitleri olduğu kesinleşti.
         Hollanda’da yapılan 20 yıllık bir araştırmada günde en az 28 gr balık yiyenlerde, hiç tüketmeyenlere göre kalp krizine bağlı ölüm oranının yarı yarıya azaldığı kaydedildi. 1983 yılında kalp krizi geçirmiş erkeklere Omega-3 içeren bir diyet uygulatarak sonraki atakların riski araştırıldı ve yağlı balık yiyenlerin yemeyenlere oranla ölüm oranının yüzde 29 azaldığı anlaşıldı.
         Araştırmalar, bol balıkla beslenen toplumlarda kanser oranının düşük olduğu görüldü. 32 ülke arasında yapılan bir incelemede en çok balık yiyen toplumlarda meme kanseri en düşük oranda görülmekte.
         
    OMEGA YAĞ ASİTLERİ HANGİ BESİNLERDE BULUNUYOR?
         Omega-3 (Alfa linolenik asit): Yağlı balıklar ve deniz ürünleri (özellikle uskumru, sardalye, hamsi ve somon gibi) ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.
         
    UZMANLARIN ÖNERİSİ
    Haftada en az 2-3 kez balık yiyin. Balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih edin. Eğer ailenizde kalp hastalığı varsa Omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. Dengeli omega yağ asidi alımı, sizi kalp krizi riskinden koruyacak.
    Hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. Balık yemediği günler Omega-3 yağ asitlerini içeren besinleri almalı.
    Her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. Balık kadar olmasa da değerli bir Omega-3 kaynağı olan ceviz, kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor.
    Orta yaşlılar ‘alzhemeir’ hastalığından korunmak için bol bol balık yemeli. Bu mümkün değilse doktora danışarak balıkyağı hapları almalı.
    ------------------------------------------------------------------




    Yağlar insan vücudu için gerekli olan enerjinin en önemli kaynaklarından biridir. her bir gram yağda 9 kalori bulunur. Diğer kalori kaynakları olan karbonhidrat ve proteinlerin bir gramında 4 kalori, alkolün ise bir gramında 7 kalori bulunur.
    Vücudumuz beslenme ile aldığı yağı depolar ,( vücudun yağ depolama kapasitesi sınırsızdır) enerjiye gereksinimi olduğu zaman bu depoları kullanır. Yağlar ayrıca A, D, E, K vitamini gibi yağda eriyen vitaminlerin emilimini sağlar, vücut ısısının korunmasını ve organların dış darbelerden korunmasını sağlar.

    Ancak yağın fazlası obezite, kalp hastalıkları ve kansere neden olabilir. Önerilen günlük yağ alımı günlük gereksinim duyulan kalorinin % 25-35 ini karşılayacak miktarlarda olmalıdır.
    Yağlar yağ asitleri denilen temel ünitelerden oluşur. Yağların tipleri çeşitli farklı özellikleri olan yağ asitlerinin değişik karışımı ile oluşur:
    Doymuş Yağlar:
    Genel olarak hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağlar fazla alındığında kolesterol düzeyini yükseltir, kalp hastalıkları, kanser ve şişmanlık için risk faktörleri oluşturur.Doymuş yağ asitlerinde yağ asidi zincirini teşkil eden karbonların zincir haricinde olan bağlarının hepsi Hidrojenle bağlanmıştır.Doymuş yağ asitleri insan vücudunda sentez edilirler.Hiç yağ yenmese bile bu tip yağ asitleri karbonhidrat ve protein metabolizması ile oluşan moleküllerden sentez edilebilir.
    Et, tam yağlı mandıra ürünlerinde (peynir, süt ve dondurma), kümes hayvanlarının derisinde ve yumurta sarısında bulunur. Hindistan cevizi, hurma yağı ve kakao yağı gibi bazı bitkisel besinler de doymuş yağ bakımından zengindir. Doymuş yağlar oda sıcaklığında katı haldedirler. Ancak zeytinyağ, ayçiçek yağı, kanola yağı, soya yağı, yerfıstığı yağı gibi sıvı yağlar da çok küçük miktarlarda olsa bile doymuş yağ içerirler.
    Doymuş yağlar vücutta hem toplam kolesterol, hem de kötü kolesterol olarak bilinen LDL (düşük yoğunluklu kolesterolün) yükselmesine neden olur.Bu da kalp hastalığı riskini arttırır.
    Günlük alınan toplam kalorinin en fazla % 7 sinin diyetteki doymuş yağlardan gelmesi önerilmektedir. Örneğin günlük 2000 kalori alan bir kişi en fazla 140 kaloriyi diyetindeki doymuş yağlarla alabilir. Yağın her bir gramında 9 kalori olduğu düşünülürse günlük alınacak maksimum doymuş yağ miktarı 15-16 gr civarında olmalıdır.
    Doymamış Yağlar:
    Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır.Oda sıcaklığında sıvı haldedirler ve büyük çoğunluğu bitkisel kaynaklıdır.Doymamış Yağ asitlerinde bir veya daha fazla karbonun birer bağı hidrojenle bağlanmamıştır.
    Doymamış yağlar tekli (monoansatüre) ve çoklu (poliansatüre) yağlar olarak ikiye ayrılırlar.Tekli doymamış yağ asitleri insan vücüdunda sentez edilebilir.Tekli doymamış yağların günlük kalori gereksiniminin maksimum % 15 ini, çoklu doymamış yağ asitlerinin ise maksimum % 10'unu karşılayacak şekilde alınması önerilmektedir.
    Tekli doymamış yağlar Zeytin ve kanola yağları, kabuklu yemişler ( fındık, fıstık, ceviz), kabuklu yemiş yağları (yer fıstığı ve badem yağları), avokado tekli doymamış yağları çok miktarda içerir. Bu yağlar oda sıcaklığında sıvı halde kalırken buzdolabına konduğunda yavaşça katılaşır.Çoklu doymamış yağlar gibi oksidasyona yatkın değildirler. Doymuş yağların yerine tekli doymamış yağların konması HDL kolesterol azalmasına karşı koyarken hem total hem de LDL kolesterolü azaltacaktır.
    Çoklu doymamış yağlar: Diyette doymuş yağ asitlerinin yerine çoklu doymamış yağların konmasiyle LDL'de düşme sağlanabilir. Çoklu doymamış yağ asitlerinin omega-3 ve omega-6 yağ asitleri olmak üzere iki ana grup vardır.
    Omega-6  yağ asitlerinden (major omega-6 yağ asidi Linoleik Asittir) zengin bitkisel yağlar mısır özü, ayçiçeği, soya fasülyesi yağıdır.Vücutta Linoleik asit araşidonik aside metabolize olur, bir kısmı da gamma linoleik aside dönüştürülür. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna yatkın olduğundan, diyette alınan linoleik asit miktarı total kalorinin %10'unu geçmemelidir.
    Omega-3 yağ asitlerinin major yağ asidi Alfa Linoleik Asittir. Alfa linolenik asit vücutta  eikosapentaenoik aside (EPA) ve dokosahexaenoik aside (DHA) metabolize olur.  Eikozapentanoik asit ve dokosahegzanoik asit soğuk su balıklarında ( somon, sardalya, uskumru, ton balığı vs.) bol miktarda bulunmaktadır. Balıklardaki bu yağ asidinin kaynağı beslendikleri deniz yosunlarıdır. Omega-3 yağ asitleri   trigliserid düzeyini düşürürler ve yemek sonrası trigliserid artışını da engellemekte çok etkindirler. Bu etki LDL- ve VLDL yüksekliği gösteren kombine hiperlipidemilerin tedavisinde yararlı olabilir. Bunların kalp koruyucu etkisi, ayrıca, koagülasyon eğilimini, aritmileri ve ani ölümü azaltmalarına bağlıdır . Omega-3 yağ asitlerini tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur . Yapılan çalışmalarda etkili bulunan omega-3 yağ asidi dozu 850 mg ile 1.5 g'dır. Günde yağlı bir porsiyon balık yenmesi ile yaklaşık 900 mg omega-3 yağ asidi alınabilmektedir. Bu nedenle haftada en az 2 defa balık yenilmesi (300 g) önerilmektedir. Diğer bir omega-3 yağ asidi, alfa-linoleik asitin de MI riskini azalttığını gösteren  çalışmalar vardır.  Bu nedenle omega-3 yağ asitlerinin diyetle alınımı arttırılmalıdır. Omega-3 yağ asitleri yağlı deniz balıklarından başka bazı bitkilerde keten-tohumu ve yağında, kanola yağında, soya yağında ve fındıkta bulunmaktadır. Günde 5-6 adet gibi az miktarda fındık yenmesinin küçük bir yararı sözkonusu olabilecekken, total kaloriyi ve omega-6 yağ asitleri alımını da arttıracak şekilde daha fazla tüketilmesinin bir itiyat haline gelmesinden, kaçınılmalıdır.
    Omega-6 ve Omega-3 yağ asitlerinin ne oranlarda alınması gerektiği konusunda henüz tam bir görüş birliğine varılmamıştır. Son zamanlarda diyetle alınacak Omega-6/Omega-3 oranının 3/1 olması gerektiği konusunda yoğunlaşılmıştır. Ancak 1/1 olması konusunda da görüş bildiren çalışmalar vardır. Kaba olarak diyetle alınan omega-3 ü arttırmak, omega-6 yı ise sınırlamak akılcı olacaktır.
    Trans Yağlar:
    Trans yağlar, sıvı bitki yağlarının hidrojenizasyonu ile oluşan yağlardır.Yağ ne kadar hidrojene ise oda sıcaklığında o kadar katı olacaktır.
    Hidrojenize bitkisel yağlar ile pişirilen yiyeceklerde bulunurlar. Krakerler, margarinler, patates cipsleri, patlamış mısır, kremalı-karamelli bisküviler, şekerlemelerde bulunur. Trans yağları bazı et ve mandıra ürünlerinde de doğal olarak bulunabilir.
    Trans yağlar en tehlikeli yağlardandır. Vücuttaki LDL(kötü kolesterol) düzeyini yüksellttiği gibi HDL (iyi kolesterol) düzeyini de düşürür.Ayrıca kanser riskini (özellikle göğüs kanseri) arttırdığı düşünülmektedir. Kaçınılması gereken yağlardır.
    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    Beslenme Yetersizliği Hastalıkları - 24.08.2005 13:15:51 ( #79 )
    Beslenme Yetersizliği Hastalıkları
    • KANSIZLIK (Demir yetersizliği) Demir yetersizliğine bağlı : 
    Besinlerle vücuda alınan demir mineralinin yetersiz alımına bağlı olarak kanda demirin (hemoglobinin) düşük olmasıdır. Kimlerde sık görülür?
    -Doğurganlık çağındaki kadınlarda 
    -Bebek ve çocuklarda Neden Görülür? 
    -Beslenmede demir mineralinin yetersiz alınması:
    Demir yönünden zengin besinlerin tüketilmemesi sonucu oluşur. 
    -Demirin vücutta iyi kullanılmaması:Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demirin vücutta kullanımı daha düşüktür. Bu nedenle C vitamini kaynağı besinlerle (Turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, domates vb.) birlikte tüketilmelidir. 
    -Demir ihtiyacının artması 
    -Kan kaybı (kanama, parazitler vb.) 
    Belirtileri Nelerdir? 
    -Yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi 
    -Nefes almada güçlük 
    -Bulanık görme, uykusuzluk, titreme, iştahsızlık 
    -Deride, göz kapaklarının iç kısmında, avuçta solukluk 
    -Çarpıntı -Bacaklarda ödem (parmakla basınca iz kalır) 
    -Kaşık tırnak 
    -Toprak yeme Oluşan Sağlık Sorunları 
    Bebek ve Çocuklarda 
    -büyüme etkilenir 
    -okul başarısı azalır 
    -fiziksel aktivite azalır hastalıklar sık görülür 
    Gebelerde 
    -anne ölümlerine neden olur 
    -bebek ölümleri artar 
    -düşük doğum ağırlıklı bebek doğar 
    -hastalıklar sık görülür 
    Yetişkinlerde 
    -işgücü azalır, yorgunluk görülür 
    -hastalıklar sık görülür 
    Önlenmesi 
    -Demir yönünden zengin kaynakların tüketilmesi gerekir. Et, tavuk, balık, karaciğer, yumurta, kurubaklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, tahin demir içerir. 
    -Kurubaklagil ve tahıl yemekleri C vitamini ile birlikte tüketilmelidir. 
    -C vitamini yönünden zengin turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, patates, domates, yeşil biber gibi besinler her öğün yemeklerle birlikte tüketilmelidir. 
    -Kansız olan gebelerin demir ilaçları kullanması önerilir. 
    -Demirin vücutta kullanımını engelleyen çay ve kahve yemeklerle birlikte tüketilmemelidir. Öğün aralarında, açık ve limonla birlikte tüketilmesi uygundur. 
    -Ekmek, diğer unlu besinler (börek ve çörekler) mayalandırılarak tüketilmelidir. 
    -Kişisel temizlik kurallarına uyulmalıdır. 
    • İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARI 
    İyot nedir? 
    İyot yaşam için büyük önem taşıyan bir mineraldir. Tiroid hormonlarının yapımını sağlar. İyot vücuda yeterli iyot içeren toprakta yetişen besinler, su ve deniz ürünlerinden sağlanır. İyot neden önemlidir? 
    -Normal büyüme ve gelişme 
    -Beyin ve sinir sisteminin normal çalışması 
    -Vücut ısısı ve enerjisinin düzenlenmesi için tiroid hormonlarının yapımı için gereklidir. Tiroid hormonu Tiroid hormonu, boyunda tiroid bezinde yapılır. İyot vücuda yeterli alınmazsa tiroid bezi çok çalışır ve büyür. Bu duruma guatr denir. Oluşan sağlık sorunları 
    Bebek ve Çocuklarda 
    -Büyüme geriliği 
    -Zeka geriliği 
    -Cücelik görülür 
    Gebelerde 
    -Düşük ve ölü doğum görülür. 
    *Guatr her yaşta görülebilir. İyot yetersizliğine bağlı hastalık sorunları İYOTLU TUZ kullanmakla önlenir. İyotlu tuz kullanımı 
    -Zeka geriliğini önler. 
    -Guatrı tedavi edemez, guatr oluşmasını ve ilerlemesini önler. 
    -İyotlu tuz serin, kuru ve güneş görmeyen yerde saklanmalıdır. PROTEİN – ENERJİ YETERSİZLİĞİ Neden görülür? Büyüme ve gelişme için gerekli olan enerji protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin yeterince alınmamasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Oluşan sağlık sorunları 
    -Çocuk ölümlerinin başlıca nedenidir. 
    -Ateşli hastalıklar sık görülür.
    -İshal oluşur. İştah azalır, az besin tüketilir. Bu durum hastalıkların ağır seyretmesine neden olur. 
    -Büyüme ve gelişmeyi önler, çocuğun boyu kısa kalır, ağırlığı yaşına göre düşüktür. 
    -Tedavi edilemezse zeka gelişimi bozulur. 
    Önlenmesi 
    -Anne sütü 4-6 ay tek başına verilmelidir. 
    -Büyüme izlenmeli, doğru ek besinlere zamanında başlanmalıdır. 
    -Çocuk hastalıklardan korunmalı, aşıları düzenli yapılmalıdır. 
    -Temizlik kurallarına uyulmalıdır. 
    • RAŞİTİZM (kemik hastalığı) Raşitizm: 
    Vitamin D yetersizliği sonucu görülen bir hastalıktır. D vitamini yeterince vücuda alınmadığından kemikleşme bozulur ve kalsiyumdan yeterince yararlanılamaz. 
    Kimlerde sık görülür? 
    Bebek ve çocuklarda Neden Görülür? 
    -Çocuğun yeterli D vitamini alamaması 
    -Çocuğun güneşe çıkarılmaması 
    -Annenin güneşten yararlanmaması 
    Annenin gebelik döneminde yetersiz beslenmesi Belirtileri Nelerdir? 
    -Doğumda bebekte kasılma 
    -Huzursuzluk 
    -Baş terlemesi, başın sürekli sağa ve sola çevrilmesi 
    -Kabızlık 
    -El-bilek genişliği (ağrısız ve 6 aydan sonra) 
    -Kaburgalarda yuvarlak çıkıntılar (tesbih tanesi gibi) 
    -Bıngıldakların kapanmaması (18 aydan sonra) 
    -Kafa kemiklerinde yumuşama ve eğrilme (baş alın ve yanlarında çıkıntı) 
    -Geç oturma ve yürüme 
    -Bacaklarda eğrilik 
    -Göğüs kemiklerinde bozukluk (göğüs içe veya öne doğru çıkar) 
    -Kamburluk, bel kemiğinde eğrilik Raşitizmin Önlenmesi 
    -Çocuğun her gün kalsiyum içeren besinler tüketilmesi sağlanmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve ürünleridir (yoğurt, peynir, çökelek vb).Pekmez de iyi bir kalsiyum kaynağıdır. 
    -Çocuk her gün güneşe çıkarılmalıdır. D vitamininin en iyi kaynağı güneştir. Besinlerde D vitamini yeterli miktarda bulunmaz. 
    -Güneşlenme cam arkasından olmamalıdır. 
    -Güneşin az olduğu sonbahar ve kış aylarında yeni doğan bebeğe ek D vitamini, ihtiyacı kadar verilmelidir. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI 
    -Sağlıklı beslenmemiz için gereklidir. 
    -Güzel görünmek ve güzel konuşmak için gereklidir. 
    Diş Çürükleri Nasıl Oluşur? 
    -Dişler iyi temizlenmez ise üzerlerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. 
    -Mikroplar besin artıklarını ve şekerleri kullanıp, dişleri eriten asit oluştururlar. 
    -Mikropların oluşturduğu asitler ile dişlerde çürük oluşur. 
    Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları nasıl önlenir? 
    -Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Süt ve ürünlerinin tüketimi yeterli olmalıdır. 
    -Şeker, yemek aralarında değil yemekle birlikte az tüketilmelidir. Fazla şeker ve şekerli besinlerin tüketiminden sakınılmalıdır. 
    -Anne sütü 4-6 ay süre ile tek başına verilmelidir. 
    -Dişler düzenli olarak florlu diş macunları ile fırçalanmalıdır. 
    -Çocuklarda flor uygulaması yapılabilir. 
    -Posa içeren besinler (elma, havuç vb ) tüketilmeli ve besinler iyi çiğnenmelidir. 
    -Şeker içermeyen cikletlerin yemek sonrası çiğnenmesinin olumlu etkileri vardır. 
    -Dişler belirli sıklıkla kontrol ettirilmelidir. 
    -Yemek sonrası dişler fırçalanarak temizlenmelidir.
    •  OSTEOPOROZ Osteoporoz:
               Kemiklerden kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolaylıkla kırılabilir hale gelmesidir. Kemiklerin mineral içeriği ve yoğunluğu azalır. 
    Kimlerde Sık Görülür? 
    -Menapoza girmiş kadınlarda 
    Yaşlılarda 
    -Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde 
    -Yatağa bağımlı hastalarda 
    Belirtileri Nelerdir? 
    -Bel kemiğinde ve bacaklarda eğrilikler 
    -Kolaylıkla oluşan kemik kırıkları. Kırıklar sıklıkla kalça kemiğinde, el bileğinde ve bel kemiğinde görülür. 
    Öneriler 
    -Çocukluk çağında kalsiyumdan zengin besinlerin tüketilmesi ve spor yapması yetişkinlik çağında osteoporozdan korunmayı sağlar. 
    -Güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalıdır. 
    -Aşırı tuz ve tuzlu besinler tüketilmemelidir, sofrada tuz kullanılmamalıdır. 
    -Aşırı yağlı ve şekerli besinler tüketilmemelidir. 
    -Sigara ve alkolden sakınılmalıdır. 
    -Fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Haftada en az 2-3 kez 45 dakika yürünmelidir. 
    -Süt ve ürünleri her gün en az 2 porsiyon tüketilmelidir.(İki su bardağı süt veya yoğurt, 2 kibrit kutusu peynir bir porsiyondur.) 
    -Menapoz döneminde beden kitle indeksinin (ağırlık/boy m2) 26-27 arasında olması osteoporoza karşı koruyucudur. Aşırı zayıflıktan kaçınılmalıdır. Kalsiyumun en iyi kaynağı: Süt ve süt ürünleridir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, pekmez de kalsiyumdan zengin kaynaklardır.
     Prof.Dr. Ayşe BAYSAL
    Kaynak : Diyetisyenim
    reıs

    • Tüm gönderiler : 233
    • Ödül puanları : 0
    • Katıldı: 01 January 0001
    • Durum: çevrimdışı
    EK BESİNLERE GEÇİŞ (4-6 AYDAN İTİBAREN BEBEK BESLENMESİ) - 24.08.2005 13:18:16 ( #80 )







    ::  EK BESİNLERE GEÇİŞ (4-6 AYDAN İTİBAREN BEBEK BESLENMESİ)::





    4-6. aylar bebek beslenmesinde çok önemli yer tutar. Çünkü artık bebeğiniz büyüdü, buna bağlı  olarak besin ve enerji gereksinimi arttı. Bebeğinize  bu dönemde ek gıdalar vermeye başlamalısınız. Beslenme otoritelerinin ortak görüşü  anne sütü veya  benzeri bir mamanın  4. aydan sonra bebeğinizin beslenmesinde tek başına yeterli olmayacağıdır. İlk  3-4 ay bebeğin emerek beslenme dönemidir. Bu süre içinde yutma refleksi zayıftır, kaşıkla beslenmekte zorlanır. İlk 4-6 ay anne sütü veya mama ile beslenen bebekler  bu zamandan sonra farklı besinlere de gereksinim duyarlar. Ek gıdalara başlama zamanı  4.aydan önce olmamalı ancak ek gıdaya geçiş zorlaşacağından 6.aydan sonraya da bırakılmamalıdır. Ek besinlerle birlikte anne sütü veya biberon maması mutlaka devam etmelidir.

    Ek gıdalara geçiş  dönemi yavaş ilerleyen bir süreçtir ve haftalar alır. 4.ayını tamamlayan bebekler daha çabuk acıkmaya başlar; anne sütü veya biberon maması aldıktan sonra halen aç olduklarını size hissetirirler. Bu bebeğinizin ek besinlere hazır olduğunun göstergesidir. Bu aylardan sonra bebeğinizin  sindirim sistemi ve böbrekleri çeşitli besinleri sindirecek ve atıkları vücuttan uzaklaştırabilecek olgunluğa ulaşmıştır.
    Gizli Açlığa Dikkat!
    İnsan beyni gelişiminin % 90’ını yaşamın ilk bir yılı içinde tamamlanır. Yeterli ve dengeli beslenemeyen bebekler hem fiziksel hem de zihinsel gelişim açısından geri kalabilirler. Bazı durumlarda bebeğin açlık sorunu yoktur, kilosu da normal sınırlar içindedir, ancak zihinsel gelişiminde bir aksaklık görülebilir. Bu ‘Gizli Açlık’ diye tanımlanan özel bir sorunu akla getirir. Bu sorunla karşılaşmamak için katı gıdalara geçildiğinde bebeğin yediklerinin sadece miktarına  ve bebeği doyurup doyurmadığına değil, içeriğine de önem vermek gerekir. Dengeli bir protein, karbonhidrat  ve yağ karışımı ile vücut için gerekli olan yağ asitlerini içeren, başta demir olmak üzere mineral ve vitaminler açısından zengin bir beslenme programı bebeğin sağlıklı gelişim göstermesinde yaşamsal öneme sahiptir.
    Ek Gıdalara Geçiyoruz:
    • Bebeğinize ilk vereceğiniz gıdanın onun tarafından kabul edilmesini kolaylaştırmak istiyorsanız  bu ilk adımı o açken atmalısınız. Vereceğiniz yiyeceği küçük bir çay kaşığına ya da parmağınızın ucuna yerleştirerek bebeğinizin dudaklarına değdirin. Bu yeni tattan hoşlanıp hoşlanmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Eğer yiyeceği diliyle iter ve bu tavrını ikinci denemeden sonra halen devam ettirirse onu daha fazla zorlamamanızı ve  bu yeni yiyeceği bir daha denemeden önce 3-4 gün beklemenizi tavsiye ederiz.
    • Yutma işlevinin gelişmemiş olması kaşıkla beslenmeyi güçleştirir. Bazı bebekler bu geçişi kolay yapamazlar ve kaşıkla beslenmeyi redderler. Geçiş döneminde çok sabırlı olmak gereklidir.
    • Yeni ve farklı gıdalara teker teker ve en az 3-5 gün ara ile başlanmalıdır. Yeni verilmeye başlanan gıdaların bebekte allerji ya da sindirim güçlüğü yaratmadığının  anlaşılabilmesi için  aynı anda birden fazla gıda başlanmamalıdır.
    • Yeni besinler önce az miktarda verilmeli  zamanla miktar bir öğün oluşturacak şekilde artırılmalıdır.
    • Her yeni gıdada bebeğinizin kakasında  bazı değişiklikler olabileceğini bilerek fazla telaşlanmamalısınız.
    • 12. ay sonuna kadar bebek için hazırlanan gıdalara tuz ve şeker ilave edilmemelidir.
    • Bebeğe verilecek bütün yiyecekler taze ve katkısız olmalıdır. Kimyasal koruyucu  madde içeren konserve  ve katkı maddeli hazır yiyecekleri  bebeğinizin beslenmesinde kullanmamalısınız.
    • Bebek için her öğün taze besin hazırlamalı ve bu besinleri oda sıcaklığında uzun süre bekletmemelisiniz.
    • Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde bebek anne sütü veya biberon mamasını daha fazla almak isteyebilir. Kaşığı reddetme, bu dönemde karşılaşılabilen bir problemdir, ısrarcı olmamak gerekir. Doktorunuzla görüşerek bebeğinizin günlük besin ihtiyacını karşılayacak kadar beslenip beslenmediğini  öğrenebilirsiniz.
    Ek Gıdalara Geçiş aşamasında başlangıç olarak pirinçli bir mama başlanmalıdır. Bu amaçla hazır pirinçli mama alabilir veya  kendiniz evde  kullandığınız biberon maması ile muhallebi yapabilirsiniz: 100 ml.(1 çay bardağı ) su ile bir tatlı kaşığı pirinç unu pişirilir. Ocaktan indirdikten sonra içine 3 ölçek devam maması ilave edilir. Muhallebiniz hazırdır. Muhallebinizi mısır unu ile de pişirebilirsiniz. Diğer tahılların (buğday, çavdar, yulaf vb.) kullanımına 6. ay sonunda başlanmalıdır.
    Pirinçli mamadan sonra bebeğinize sebze çorbası vermeye başlayabilirsiniz: Öncelikle patates havuç ve az miktarda  pirinç  haşlanarak tel süzgeçten geçirilir, salça ve tuz ilave etmeden (çok az miktarda sıvı yağ ilave edilebilir)bebeğe verilir. Yaklaşık 1 hafta sonra sebze çorbasına kabak, taze fasulye, bezelye ve enginar ilavesine  başlayabilirsiniz. Yerelması, kereviz, ıspanak ve patlıcan gibi gıdaları fazla nitrat içerikleri sebebiyle bu aylarda  kullanmamanızı öneririz.
    Meyve suyu ve meyve püresi de bu aylarda vermeye başlayacağınız ek gıdalardandır ve genelde ara öğünlerde tercih edilir. İlk olarak elma veya havuç denenmelidir. Meyveler cam rendeden rendelenir ve  ince bir tülbentten geçirilerek suyu bebeğe verilir. 6.aydan sonra muz,portakal ve kivi de başlanabilir. Fakat  bu meyveler alerji  yapabileceği için kontrollü bir şekilde verilmelidir.
    Bu gıdalardan sonra yoğurt verilmeye başlanabilir. Bebek için evde kendi yaptığınız yoğurdu kullanmalısınız. Devam mamaları ile yoğurt yapımı ise şöyledir:100  ml hazırlanmış devam maması içine  ılık iken 1 tatlı kaşığı yoğurt koyularak mayalanmaya bırakılır. Daha sonra buzdolabında dinlendirilmelidir. Bebeğin alabileceği sıcaklığa getirilip  bebeğe verilir.isteğe göre içersine meyve püresi de ilave edilebilir.
    Yine bu dönem için hazırlanmış sütlü kaşık mamaları, tahıllı kaşık mamaları ve kavanoz mamaları bebeğin beslenmesinde evde hazırlanan besinlere iyi bir alternatiftir.Tamamen bebeğinizin spesifik ihtiyaçlarına göre hazırlanmış olan bu ürünler hijyenik doğal ve katkısızdır.Hazırlanmaları son derece pratik olan bu ürünler komple bir öğün yerine kullanılabilir. Ayrıca bebeğin katı gıdalara ve pütürlü besinlere geçişini kolaylaştırır.

    Anneye Önemli Not: Sütlü kaşık mamalarının kullanımında inek sütü tozu yerine devam mamaları içeren ürünler tercih edilmelidir. Tahıllı kaşık mamaları hazırlanırken de ilk 1 yıl inek sütü yerine mutlaka devam mamaları kullanılmalıdır.

    6.ay sonunda ; bebeğinize sebzeleri püre halinde verebilirsiniz ve ince çekilmiş kıyma ilavesine başlayabilirsiniz. Yine 6.ay sonunda sabah kahvaltılarına başlanmalıdır. İyi haşlanmış yumurtanın sarısını  1 çay kaşığından başlayarak yavaş yavaş artırarak  gün aşırı verebilirsiniz. Yumurta proteininin biyolojik değeri yüksektir. Yumurtanın beyazı 12.ay sonuna kadar kullanılmamalıdır.Yumurta ile birlikte akşamdan suda bekleterek tuzu alınmış peynir verilebilir. Tahıl mamaları da bebeğin kahvaltısına ilave edilmelidir.
    7-8.aylarda ; tarhana şehriye gibi unlu çorbaları et, tavuk ve kıyma ilavesiyle vermeye başlayabilirsiniz.  Sıvı besinleri (meyve suyu, biberon maması) sulukta veya bardakta verebilirsiniz.
    9-12.aylarda ; artık bebeğinize verebileceğiniz gıdalar oldukça çeşitlenmiştir. Beslenme programına ek olarak haftada 1 kez ciğer ve 1-2 kez haşlanmış veya ızgara taze balık verilmeye  başlanabilir. Ayrıca baharatsız ve soğansız ızgara köfte verilebilir. Baklagiller besin değeri yüksek gıdalar olduğu için tercih edilmelidir,haşlayıp tel süzgeçten geçirilerek bebeğin çorbalarına ilave edilebilir. 11-12.aylarda bebeğe çok yağlı ve tuzlu olmamak şartıyla ev yemeklerinden iyice ezerek vermeye  başlayabilirsiniz.
    Anneye Önemli Not: Ek besin döneminde varsa anne sütü yoksa veya yetersizse devam mamaları kullanılmaya devam edilmelidir. Günde 300-500 ml. devam maması mutlaka bebeğe verilmelidir.

    İnek Sütü Yerine Devam Maması

    Bebek beslenmesinde inek sütü en az 1 yaş sonuna kadar kullanılmamalıdır. Fakat yapılan araştırmalar annelerin zamanından önce inek sütü vermeye başladıklarını göstermektedir.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ilk bir yıl inek sütünün kesinlikle kullanılmamasını önermektedir. Avrupa ülkelerinde 2-3 yaşına kadar inek sütü kullanılmamaktadır.

    İnek sütü ile Devam Mamalarını karşılaştırdığımızda şu farkları görürüz:
     
    - Demir kan oluşumu ve beyin gelişimi için çok önemlidir. Özellikle 4.aydan sonra demir ihtiyacı hızla artar. Yetersiz alımında demir eksikliği anemisi (kansızlık) görülür. 500 ml. inek sütü ile demir ihtiyacının ancak %4'ü karşılanabilirken, 500 ml devam formülü ile ihtiyacın %83'ü karşılanır.
    - İnek sütü bebeğin böbrek fonksiyonlarını zorlayacak değerlerde protein içerirken, devam mamaları gerektiği kadar protein içerir ve gerekli tüm amino asitleri sağlar.
     - Çinko bebeğin büyüme ve gelişmesi için çok önemlidir. 500 ml. inek sütü bebeğin çinko ihtiyacının ancak %35'ini karşılarken, 500 ml. devam formülü ihtiyacın %70'ini karşılar. 
    - İyot metabolik aktivite ve büyümeyi düzenleyen hormonların bir parçasıdır. Bebeğin sağlıklı fiziksel ve zihinsel gelişimi için son derece önemlidir. 500 ml. inek sütü bebeğin günlük ihtiyacının ancak %22'sini karşılarken, 500 ml. devam formülü ihtiyacın %110'unu karşılar.
    - Esansiyel yağ asitleri bebeğin sinir sistemi ve beyin hücrelerinin sağlıklı gelişimi için hayati önem taşırlar. Devam formüllerinin içeriklerinde inek sütüne kıyasla esansiyel yağ asitleri çok daha fazla miktarda mevcuttur.
    - D vitamini sağlıklı kemik ve iskelet gelişimi için çok önemlidir. 500 ml. inek sütü bebeğin günlük D vitamini ihtiyacının ancak %43'ünü karşılarken, 500 ml. devam maması ihtiyacın %90'ını karşılamaktadır.
    - İnek sütü, C vitamini açısından çok yetersizdir. Formüllerdeki C vitamini seviyelerinin yükseltilmesinde C vitamininin demir absorbsiyonu üzerindeki kuvvetli etkileri vardır.

    Tüm bu gerçekleri göz önünde bulundurarak bebeğinize en az 1 yıl sonuna kadar kesinlikle, 2 yıl sonuna kadar da mümkünse inek sütü vermemelisiniz. İnek sütü kullanmanız gereken her yerde (muhallebi, yoğurt yapımı gibi) devam mamalarını kullanabilirsiniz. İnek sütü ile hazırlamanız gereken hazır ek besinleri mutlaka devam maması ile hazırlamalı ve hazır besin olarak inek sütü tozu yerine devam maması içerenleri tercih etmelisiniz. Bebeğinizin sağlıklı fiziksel ve mental gelişimini sağlamak için ek besin döneminde günde en az 300 ml. ortalama 500 ml. anne sütü veya devam maması vermelisiniz. 

    Kaynak : www.bebegimveben.com
     
    Sayfayı değiştir: < 123456 > | Sayfayı gösteriyor 4 of 6, mesajlar 61 to 80 of 111

    Hızlı ulaşım:

    Şu andaki aktif kullanıcılar
    0 adet üye ve 1 misafir var.
    İkonların Anlamları ve İzinler
    • Yeni mesajlar
    • Yeni mesaj yok
    • Yeni Konu ve Yeni Mesajlar
    • Yeni mesajı olmayan yeni konu
    • Yeni mesajlarla kilitlendi
    • Yeni mesajlar olmadan kilitlendi
    • Mesajı oku
    • Yeni konu başlat
    • Mesaja cevap ver
    • Yeni anket gönder
    • Oy gönder
    • Post reward post
    • Gönderilerimi sil
    • Konularımı sil
    • Gönderiyi derecelendir

    © 2000-2009 ASPPlayground.NET Forum Version 3.4